Etiket: oran

  • İTO Başkanı Öztürk Oran: “Devletin eli ikinci el otomotiv ticaretinin içine girmeli”

    ‘İkinci El Otomotiv Ticaretinin Türk Ekonomisindeki Geleceği’ konulu toplantıda konuşan İstanbul Ticaret Odası Başkanı Öztürk Oran, “Birlikte öyle bir konuya parmak basalım ki bu ülkede ikinci el araç alanları da ilgilendirsin, alıcıları daha mutlu etsin, satıcıları da huzurlu etsin. Ben derim ki devletin eli ikinci el otomotiv ticaretinin içine girmeli” dedi.

    İstanbul Ticaret Odası (İTO), ‘İkinci El Otomotiv Ticaretinin Türk Ekonomisindeki Geleceği’ konulu bir toplantı gerçekleştirdi. İTO’nun Eminönü Merkez Binasında gerçekleşen toplantıda, İkinci El Otomotiv Satış Danışmanı Eğitim Programı’nı başarıyla tamamlayanlara da sertifikaları takdim edildi.

    Toplantıda bir konuşma yapan İTO Başkanı Öztürk Oran, ikinci el araç işinde en önemli hususun güven olduğunu ve bunun güvenilir bir şekilde yapıldığında ülke seviyesinin yükseleceğini belirterek, “Altıncı ve yedinci etapta eğitim alarak programı tamamlayan katılımcılar şuanda aramızda. Onlar, artık sektörde çok daha yetkin, çok daha deneyimli ve teorik düzeyi yükselmiş nitelikli insanlar olarak çalışıyorlar. Sizleri tebrik ediyorum. Başarılarınızın devamını diliyorum. Rektörümüzde burada diyorum ki inşallah bu eğitim sürekli devam eder ve bu eğitime teveccüh artar. Buna hem ülke hem de sektör olarak ihtiyacımız var. Eğitim programında edindiğiniz bilgi ve deneyimin çalışma hayatınızdaki verimi artırmasını sağlıyor. Yalnız şunu belirtmekte büyük fayda var; ikinci el araç işinde en önemli husus güven. Malumunuz, ‘ikinci el bir araç alacağım ama güvenebilir miyim?’ Sürekli başınıza gelen bir konu. Satış danışmanları aracın her türlü yönünü, avantajlarıyla birlikte eksiklerini ve kusurlarını da alıcılara iletmeli. Bunu yaptığımız an bu ülkenin seviyesini yükseltiriz” diye konuştu.

    “Pazar büyük, satışlar artıyor, piyasa canlı”

    İkinci el araç pazarının büyük, piyasanın ise canlı olduğunu ifade eden Başkan Öztürk Oran, şu ifadeleri kullandı: “İkinci el araç piyasası, Türkiye’de hakikaten çok büyük bir hacme sahip. Sadece rakamlardan dahi, bu hacmin büyüklüğünü anlayabiliriz. Ocak- Kasım döneminde Türkiye’de, 6 milyon 700 binden fazla araç el değiştirdi. Geçen yılsa bu rakam, 6 milyon 200 bin seviyelerindeydi. Yani yıllık bazda yüzde 10’un üstünde artış var. Veriler gösteriyor ki pazar büyük, satışlar artıyor, piyasa canlı. Dolayısıyla bu kadar büyük bir ekonomik hareketliliğin olduğu yerde nitelikli insan kaynağı ihtiyacı da bir o kadar güzel bir kriter olmalı. Böylesi önemli bir ticari hacim; gerekli eğitimlerin verilmesi ve bilgilendirmelerin yapılması ile beslenebilir. Nasıl ki hizmet sektörünün hemen her alanında nitelikli satış danışmanları, piyasaların sağlıklı işlemesi için elzemdir. Burada da net bir şekilde görüyoruz ki bu satış elemanları çok önemli. Onların nitelikli kişilerden oluşması ve güven verici olması lazım. İkinci el araç satışıyla ilgili olarak da bu hususu net şekilde görüyoruz”.

    “Devletin eli ikinci el otomotiv ticaretinin içine girmeli”

    Devletin ikinci el araç piyasasına el atması gerektiğini söyleyen İTO Başkanı Oran, “Birlikte öyle bir konuya parmak basalım ki bu ülkede ikinci el araç alanları da ilgilendirsin, alıcıları daha mutlu etsin, satıcıları da huzurlu etsin. Ben derim ki devletin eli ikinci el otomotiv ticaretinin içine girmeli. Devletin eli bu işin içine girmediği zaman siz kendiniz alıp kendiniz satıyorsunuz. Pazarı kendiniz oluşturuyorsunuz. Yeminli mali müşavirler gibi bu sektöründe ekspertizini yapacak, devletin de bir elemanının içinde olacağı bir sistem kuralım. Sektörünüzün büyümesini istiyorsanız, sektörünüzün kalitesini artırmak istiyorsanız bu işe günün birinde sıcak bakacaksınız” dedi.

    Açılış konuşmaların ardından ikinci el otomotiv ticaretinde KDV konusu ile ikinci el motorlu kara taşıtlarının ticareti hakkındaki yönetmelik sunumlarla ele alındı.

  • İTO Başkanı Oran: “İstanbul’un cazibesi mega projelerle katlanacak”

    MIPIM, Fransa’nın Cannes kentinde 29’uncu kez kapılarını açtı. İTO, 685 metrekarelik İstanbul Çadırı ile fuarda dördüncü kez yer alıyor. İTO Başkanı Öztürk Oran, “Yatırım deryasında İstanbul rüzgarı esiyor. MIPIM’de de bunu çok net şekilde görüyoruz. İstanbul’un cazibesi mega projelerle katlanacak” dedi.

    Dünyanın en büyük gayrimenkul fuarı MIPIM, Fransa’nın Cannes kentinde bugün 29’uncu kez kapılarını açtı. İstanbul Ticaret Odası (İTO), 685 metrekarelik İstanbul Çadırı ile fuarda dördüncü kez yer alıyor. İTO Başkanı Öztürk Oran, “Yatırım deryasında İstanbul rüzgarı esiyor. MIPIM’de de bunu çok net şekilde görüyoruz” dedi. Oran, MIPIM’in artık klasiği haline gelen İstanbul Çadırı’nın bu yıl da ikili görüşmelerin küresel adresi olacağını belirtti. Öztürk Oran, gayrimenkul endüstrisinin dünyayı küreselleştiren, toplumların yaşam biçimlerini yönlendiren yeni güç odağı olarak 300’den fazla sektörü harekete geçirdiğini vurguladı. Oran, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı’nın destekleriyle İstanbul’un yükselen değerlerini, Türkiye’nin inşaat ve gayrimenkuldeki deneyimini, büyüklüğünü MIPIM’de sergilemeyi amaçladıklarını söyledi.

    “İstanbul’un kapıları kazanca açılıyor”

    İstanbul olarak MIPIM’de önemli bir aktör olarak öne çıkıldığını belirten Oran, “İstanbul’u, eşsiz güzelliğine ve köklü tarihine en uygun şekilde tanıtıyoruz. İstanbul’un kapıları kazanca ve iyi bir yaşama açılıyor. Bu noktada, devletimizin ve kamu kurumlarımızın iş dünyasını teşvik etmesi sadece sektörü değil, Türkiye’yi büyütmeye devam ediyor” ifadelerini kullandı.

    “İstanbul Ticaret Odası olarak şehrimize değer katacak projeler inşa ediyoruz” diyen Başkan Oran, “700 bin metrekarede ve 500 milyon dolarlık yatırımla hayata geçecek İstanbul Dünya Ticaret Merkezi yeni fuar alanı projesi, dünyanın en büyük yayın kümelenmelerinden 2.8 milyon metrekarelik Kitap Kent projesi ve bölgemizin de en büyük Ar-Ge üssü olma iddiasındaki Teknopark İstanbul bunlardan birkaçı” dedi.

    2017’de yabancıya 22 bin konut satışı

    İstanbul’da geçen yıl 238 bin konut satıldığını belirten İTO Başkanı Öztürk Oran, “Türkiye’de satılan konut sayısı ise 1.4 milyon. Bunların 22 bin 234’ünü yabancı gayrimenkul yatırımcıları aldı. Diğer yanda şu anda, İstanbul’da kentsel dönüşüm ile de 7 milyona yakın konut ve işyeri yeniden inşa ediliyor. Yani İstanbul’un şehir haritası yeniden şekilleniyor. Diğer yandan özellikle İstanbul Uluslararası Finans Merkezi projesiyle birlikte yoğun bir ofis arz, kiralama ve satış işlemi de mevcut. Yapımı devam eden projelerle İstanbul’da 4.9 milyon metrekarelik A sınıfı ofis stoku var. Yılda 300 bin metrekareye ulaşan ofis alım ve kiralama işlemi yapılıyor. Tüm bu özellikler bize gayrimenkul sektöründe büyük bir cazibeyle birlikte tecrübe ve know-how kazandırıyor” diye konuştu.

    MIPIM 2018’e bu yıl 100 ülkeden 250’si Türk olmak üzere 3 bin 100 firma katılıyor. Fuarda 24 bin 200 ziyaretçi ağırlanması planlanırken, 5 bin yatırımcı ve 3 bin 800 CEO ile üst düzey profesyonel yer alacak.

  • İTO Başkanı Oran: “Küresel ekonomi 2018’de son 7 yılın rekorunu kıracak gibi görünüyor. Türk reel sektörü, şüphesiz pivot bir yıl olacak 2018’deki fırsatları kaçırmayacak”

    İstanbul Ticaret Odası (İTO) Yönetim Kurulu Başkanı Öztürk Oran, “Küresel ekonomi 2018’de son 7 yılın rekorunu kıracak gibi görünüyor. Türk reel sektörü, şüphesiz pivot bir yıl olacak 2018’deki fırsatları kaçırmayacak” dedi.

    Yeni yılın ülkemizde ve dünyada fırsatlarıyla birlikte geldiğini belirten İTO Başkanı Oran, “Satın alma gücüne göre bu yıl global büyüme yüzde 3,7’yi bulabilir ki; 2011’den bu yana yeni bir rekor kırılması demek. Bu tablo Türk reel sektörünün yatırım ufkunu daha da açıyor” diye konuştu.

    Başkan Oran, sözlerine şöyle devam etti:

    “Dinamik iç tüketim yapımız, Kredi Garanti Fonu desteğiyle bankalarda kredi artışı, donuklaşan bazı firmaların harekete geçirilmesi, risklere direnç kabiliyetimiz ve reel sektöre güven aşılayan güçlü tedbir ve imkanlar, 2018’de Türkiye ekonomisinin büyüme adımlarını hızlandıracağına işaret ediyor. Hedeflenen yüzde 5’lik büyümenin çok daha üstüne çıkacağımıza şüphemiz yok.”

    Türk varlıklarının yabancı yatırımcı için büyük bir potansiyel oluşturmaya devam ettiğini kaydeden Oran, “Dünya ekonomisi pozitif seyrediyor. ‘En kötünün geride kaldığı’ konusunda artık herkes hemfikir. En önemlisi, ekonomik ve siyasi risklere karşı dünyanın en dirençli ülkelerinden biriyiz. Yaşanan her olayda bunu ispat etmeyi başardık” dedi.

    İTO Başkanı Öztürk Oran, döviz kurlarında son günlerde yaşanan gerilemeye dikkati çekerek, “Göreve başlar başlamaz dövizde gevşeme olacağını belirtmiştim. Şu anda gerileme oldu. Yeni yılda da devam edecek. Ümitvar olalım, TL’ye güvenelim” diye konuştu.

    İstanbul Ticaret Odası (İTO) Yönetim Kurulu Başkanı Öztürk Oran, algı operasyonlarının yapanların ellerinde patladığının görüldüğünü belirterek, kurların normal seyrine dönmesiyle, ihracatçıların yeni yılı ithal girdilerdeki üretim maliyeti avantajıyla karşıladıklarına dikkat çekti.

  • Memur-Sen İl Temsilcisi Kalkan: “Gelir vergisinde oran değil matrahlar artırılmalı”

    Memur Sen Kayseri İl Temsilcisi Aydın Kalkan; “Gelir vergisine ilişkin düzenlemede oranların artırılması yönünde ortaya konan iradenin geri çekilmesi ve gelir vergisine esas matrahların özellikle yüzde 15’lik dilim açısından geçmiş dönem kayıplarını da telafi edecek şekilde yükseltilmesi gerekmektedir” dedi.

    Sendika binasında basın toplantısı düzenleyen Kalkan gelir vergisi ile ilgili kısa bilgiler vererek, “Bilindiği üzere gelirini ücretle elde eden çalışanların kazançlarının vergilendirilmesinde ölçüt olarak kullanılan tarifeler, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 103. maddesinde yer almaktadır. Maddede yer alan tarife tutarları ise her yıl güncellenmektedir. Ücret gelirinin vergilendirilmesinde iki temel parametre olduğu görülmektedir. Birincisi oran, ikincisi ise oranın uygulanacağı matrahtır. İçinde bulunduğumuz süreçte her iki parametre açısından ücretli çalışanlar aleyhine sonuçlar doğuracak gelişmeler söz konusudur. Bunlardan birincisi oranla ilgilidir ki; yüzde 27 oranının uygulandığı ikinci dilimde oran yüzde 30’a çıkarılmak istenmektedir. İkinci sorun geçmişten bugüne gittikçe derinleşen matrah sorunudur ve bu sorun oran artışına denk gelecek mağduriyetler üretmiştir ve eğer gereken müdahale yapılmazsa üretmeye de devam edecektir” dedi.

    Ücret kazancına dayalı olarak gelir vergisi mükellefi olan kişiler için uygulanması gereken endeks, tüketici fiyat endeksi olması gerektiğini vurgulayan Kalkan, “Verginin hesaplanmasına esas matrah, her yıl güncellenmektedir. Bu güncelleme Vergi Usul Kanunu’nun 298’inci maddesine göre hesaplanan ’Yeniden Değerleme Oranı’ üzerinden yapılmaktadır. Yeniden Değerleme Oranı, ticari kazanç erbabının kazançlarının vergilendirilmesinde amortismana tabi olan kıymetlerin yıllar itibari ile kıymetlerini belirlemek için Maliye Bakanlığı’nca kulanılan bir katsayıdır. Yeniden Değerleme Oranı’nın, hesaplanıp belirlenmesine ilişkin ayrıntılı bir açıklamaya girmeksizin, temel parametresinin üretici fiyat endeksi olduğunu belirtmekle yetinelim. Esasen gelir vergisi matrahlarının belirlenmesine ilişkin sıkıntı ya da bizim ifademizle matrah oyunu da burada başlamaktadır. Gelir vergisi matrahlarının belirlenmesine etki eden yeniden değerleme oranında, TÜFE (bir anlamda tüketici enflasyonu) değil ÜFE (üretici kesimin enflasyonu) esas alınmakta bu yolla, gelirleri üretici fiyatlarına göre vergilendirilen fakat giderleri TÜFE’ye göre artan çalışan-ücretli kesim tablosu ortaya çıkmaktadır. Bu tablonun özeti ise gelir vergisine esas matrahlarda cari enflasyondan daha düşük artış ve buna dayalı olarak da daha yüksek vergi ödeme yükümlülüğünün oluşmasıdır. Bu anlamda, gelir vergisi noktasında yapılacak ilk değişiklik ve mağduriyeti gidermeye dönük hamle, gelir vergisi matrahlarının, ÜFE’ye göre değil TÜFE esas alınarak belirlenecek yeniden değerleme oranıyla artırılmasıdır. Özellikle, ücret kazancına dayalı olarak gelir vergisi mükellefi olan kişiler için uygulanması gereken endeks tüketici fiyat endeksi olmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Düzenlemenin sadece memurlar için geçerli olmadığını, neredeyse asgari ücret ile çalışan herkesi kapsadığını sözlerine ekleyen Kalkan, “Matrah oyununu ve matrahların TÜFE üzerinden güncellenmesi teklifimizi somutlaştırmak amacıyla; yıllık gelir vergisi tarifelerini güncellenme olayını belirli bir endekse tabi tutarak hesaplamak ve ortaya çıkan sonucu değerlendirmek yararlı olacaktır. Örneğin; 2010 yılını temel baz yıl olarak alırsak; yüzde 15 oranının uygulandığı vergi diliminde matrah 2010 yılında 8 bin 800 TL idi. O tarihten bu güne yeniden değerleme oranı esas alınsaydı 2017 yılında yüzde 15’lik vergi dilimi matrahı 14 bin 132 TL olacaktı. Oysaki 2017 yılı yüzde 15’e tekabül eden vergi dilimi matrahı 13 bin TL’dir. Aynı dönemde yeniden değerleme oranı ÜFE yerine TÜFE üzerinden belirlenseydi 2017 yılında yüzde 15’lik dilimde uygulanacak matrah 15 bin 62 TL olacaktı. Peki, yüzde 15’lik vergi diliminin 13 bin TL yerine 14 bin 132 olsa ne olacaktı? Gelir vergisi artan oranlı olarak uygulandığından 13 bin TL den sonraki her kazanç için alınan yüzde 20’lik oran, eğer yıllık güncelleme yeniden değerleme oranına göre yapılmış olsa 14 bin 132 olacak ve ücretli çalışan da 1 bin 132 TL için yüzde 5 az vergi ödemiş olacaktı. Kısaca, devlet geliri 2017 yılı içerisinde 14 bin 132 TL olan herkesten 56 bin 60 TL fazla vergi almış oldu. Aynı hesaplama bir de tüketici fiyat endeksine tabi olarak yapılırsa; (15 bin 62 – 13 bin =2 bin 62 TL) vergi dilimi 2 bin 62 TL daha az hesaplanmış ve sonucunda da devlet ücretli çalışandan aynı hesap ile 103 bin 10 TL fazla vergi tahsil etmiştir. Sadece alınan bu fazla vergi ya da aleyhe düzenleme, sadece memur için mi geçerlidir? Tabi ki hayır, yıllık kazancı 15.000 TL olan her bir çalışanı kapsamaktadır. Yani neredeyse asgari ücret ile çalışan herkesi kapsamaktadır. Toplamda 3 milyon memur olduğu düşünülürse meselenin ciddiyeti anlaşılır” şeklinde konuştu.

    “Gelir vergisi matrahının tespitinde statüler arası farklılıklarla vergi adaletsizliği zirve yapıyor” diyen Kalkan sözlerini şöyle sürdürdü;

    “Kamu görevlisi noktasında ortak sıfata sahip olmalarına karşın farklı statülerde istihdam edilen kamu görevlilerinin varlığı, gelir vergisi uygulamasında da farklılıklara yol açmaktadır. Aynı unvan altında ama farklı statülerde çalışan kamu görevlileri arasında, gelir vergisi matrahı ve dolayısıyla ödedikleri gelir vergisi tutarı yönüyle küçümsenmeyecek farklılıklar bulunmaktadır. 657 sayılı Kanuna tabi mühendis ile 399 sayılı KHK’ye tabi olarak KİT’lerde görev yapan mühendisin ’eşit işe eşit ücret’ anlayışıyla gelirleri eşitlenmeye çalışılırken ’aynı unvana ya da eşit gelire eşit vergi’ yaklaşımının ortaya konmasından ısrarla kaçınılmaktadır. Herhangi bir kamu iktisadi teşekkülünde 399 sayılı KHK hükümlerine tabi bir mühendisin Ocak ayı vergiye tabi matrahı; 4 bin 246,68 TL iken 657 sayılı Kanuna tabi olarak çalışan mühendisin ise 1 bin 282,26 TL’dir. Aralık ayında ise KİT personeli olan mühendisin kümülatif vergi matrahı 46 bin 713,48 TL, dolayısıyla yıl bazında kendi kazancından kesilen vergi tutarı 8 bin 472,46 TL’dir. Ayrıca gelir vergisi oranında yüzde 27’lik olan oranın yüzde 30 olarak uygulanması durumunda da 399 sayılı KHK kapsamında çalışan mühendis için ayrıca 501,40 TL ek vergi yükü gelmektedir. Aynı hesaplama 657 sayılı Kanuna tabi olan aynı şartlarda sahip mühendis için yapılsa aylık vergiye tabi matrahı bin 282,26 yıllık matrahı ise 15 bin 919,46 TL olacaktır. 2017 yılı içerisinde ödediği gelir vergisi ise bin 903,90 TL olacaktır. Aynı hesaplama büro memuru için yapılacak olsa; KİT personeli olan memurun aylık gelir vergisi matrahı, 3 bin 116,64 ve yıllık matrahı ise 34 bin 283,04 TL, 657 sayılı Kanuna tabi olan memurun ise aylık gelir vergisi matrahı bin 302,35 TL yıllık ise 16 bin 168,92 TL’dir. Yıl boyunca ödenen gelir vergisi ise sırasıyla, 3 bin 991,50 ve bin 953,78 TL’dir. KİT personeli olan memur vergi matrahına kazançlarının çoğunun dahil edilmesi nedeni ile ayrıca yüzde 27’lik dilimden vergilendirilmeye de başlanmıştır. Yeni düzenleme ile ayrıca 2017 yılı verileri esas alındığında 30 bin TL’nin üzerindeki kazancı için ekstra yüzde 3 vergi daha ödeyecektir.”

    Gelir vergisinde yeniden değerleme oranında ÜFE yerine TÜFE’nin esas alındığı sistemin hayata geçirilmesi tekliflerini karşılayacak düzenlemeler gerçekleştirilmesi gerektiğini kaydeden Memur-Sen İl Temsilcisi Aydın Kalkan sözlerini şöyle noktaladı; “Bu örneklerden hareketle şunu ifade etmek gerekiyor; aynı unvanla farklı statülerde kamuda görev yapan ve kamu hizmeti sunan kamu görevlileri arasında vergi kaynaklı farklılığın, bir tarafın aleyhine gelir kaybının oluşturulmasının hukuki açıdan dayanağını bulmak ve üretmek de imkansızdır. Sosyal güvenlik hakkı yönüyle aynı ölçütlere, emekli maaşı ve ikramiyesi açısından yanı oran ve tutarlara, ek ödeme noktasında birbirlerine eşitlenmeye çalışılan bu kamu görevlilerinin konu vergi olduğunda farklı matrahlara tabi tutulması kesin bir adaletsizliktir. Bu adaletsizliğin de bir an önce giderilmesi gerekmektedir. Yöntemi çok basittir. Gelir vergisi matrahına dahil edilecek gelir kalemleri boyutuyla, KİT personelinin 657 sayılı Kanuna tabi kamu görevlileriyle aynı duruma getirilmeleri gerekmektedir. Daha açık bir ifadeyle, gelir vergisi matrahında KİT personelinin matrahı, 657 sayılı Kanuna tabi personelin tabi olduğu tutara göre belirlenmelidir. Tıpkı, ek ödemede olduğu gibi, tıpkı emekli maaşı ve ikramiyesinde olduğu gibi. Bu noktada, gelir vergisine ilişkin mevcut adaletsizliklerin giderilmesi yönünde adım atılmasını beklerken, aksi yönde bir irade ile yüzde 27’lik oranın yüzde 30’a yükseltilmesi yönünde düzenleme yapılması; adaletsizliğin sona ermesine değil derinleştirilmesine çaba sarf edildiği kanaati uyandırmaktadır. Bu çerçeve, gelir vergisine ilişkin düzenlemede oranların artırılması yönünde ortaya konan iradenin geri çekilmesi ve gelir vergisine esas matrahların özellikle yüzde 15’lik dilim açısından geçmiş dönem kayıplarını da telafi edecek şekilde yükseltilmesi gerekmektedir. Bu yöntemle, gelir vergisinin, kamu görevlileri başta olmak üzere emekleriyle gelir elde edenler açısından ’gelir azaltıcı’ vasfı önemli oranda sona erecektir. ’Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır’ sloganının yanına ’vergide adalet esastır’ afişinin eklenmesi için içinde bulunduğumuz süreç iyi değerlendirilmeli; yüzde 27’lik oranın 3 puan artışla yüzde 30’a çıkarılması yanlışından vazgeçilmeli ve gelir vergisinde yeniden değerleme oranın da ÜFE yerine TÜFE’nin esas alındığı sistem hayata geçirilmeli tekliflerimizi karşılayacak düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.”

  • Memur-Sen’den gelir vergisi oran artışına tepki

    Memur-Sen Adana İl Başkanı Mehmet Sezer, gelir vergisinde yapılan oran artışına tepki gösterdi. Sezer, gelir vergisinde oranların değil matrahların artırılması gerektiğini söyledi.

    Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen Adana Şubesi gelir vergilerinde yapılan değişikliklerle ilgili bir basın toplantısı düzenledi.

    Başkan Mehmet Sezer, salt ücret sendikacılığı yapmadıklarını belirterek, özellikle emek kavramını en geniş anlamda değerlendirip, sosyal maliyetin üzerinde durduklarını ve çözüm odaklı sendikacılık anlayışlarını da bu ilkenin belirlendiğini söyledi.

    Sezer, gelir vergisine ilişkin tarifelerin, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 103. maddesinde yer aldığını ifade ederek, “Söz konusu maddede gelirin vergilendirilmesinde iki temel parametreye yer verilmiştir. Bunlardan ilki oran, ikincisi ise oranın uygulanacağı matrahtır. İçinde bulunduğumuz süreçte her iki parametre açısından ücretli çalışanlar aleyhine sonuçlar doğuracak gelişmeler söz konusudur. Teknik ayrıntıdan uzak durmaya özen göstermekle birlikte bir husus ifade etmeden gelir vergisinde matrah üzerinden oynanan oyunu anlatamayız, anlayamayız” dedi.

    Maliye Bakanlığı’nın gelir vergisine yönelik değişiklik çalışmalarında iki teknik bilgiyi de kamuoyuyla paylaşan Mehmet Sezer, “Bunlardan birincisi oranla ilgilidir ki yüzde 27 oranının uygulandığı üçüncü dilimde oran yüzde 11 arttırılmak istenmektedir. İkinci sorun geçmişten bugüne gittikçe derinleşen matrah sorunudur ve bu sorun oran artışına denk gelecek mağduriyetler üretmiştir ve eğer gereken müdahale yapılmazsa üretmeye de devam edecektir. Gelir vergisinde oranların uygulanmasına esas alınan matrahları artırırken cimri davranılmakta ve böylece kamu görevlilerinin gelir vergisi ödemelerinde cömert davranma dayatması yapılmaktadır. Matrahtaki bu oyunun üzerine de şimdi yüzde 27’lik oran yüzde 30 çıkarılmak suretiyle emek kesiminin vergi kaynaklı gelir kaybı artırılmak istenmektedir” diye konuştu.

    Başkan Sezer, gelir vergisi matrahlarının, her yıl “yeniden değerleme oranı” üzerinden artırıldığını hatırlatarak bu oranın temel parametresinin üretici fiyat endeksi olduğunu söyledi.

    Memur-Sen İl Başkanı Sezer, gelir vergisi matrahlarının belirlenmesine etki eden yeniden değerleme oranında, TÜFE değil ÜFE’nin esas alındığını kaydederek, “Gelirleri üretici fiyatlarına göre vergilendirilen fakat giderleri TÜFE’ye göre artan çalışan-ücretli kesim tablosu ortaya çıkmaktadır. Bu tablonun özeti ise gelir vergisine esas matrahlarda cari enflasyondan daha düşük artış ve buna dayalı olarak da daha yüksek vergi ödeme yükümlülüğünün oluşmasıdır. Enflasyona bağlı olarak harcamaları artan, matrah artışındaki cimriliğe bağlı olarak gelirleri azaltılan ücretle çalışan kesimin, vergi yükünü yansıtma imkanı bulunmamaktadır. Bu nedenle, vergi kaynaklı gelir kaybını gidermek ve gelir vergisi noktasında adaleti tesis etmek, sosyal maliyeti minimize etmek için son derece önemlidir. Yapılacak ilk değişiklik ve mağduriyeti gidermeye dönük hamle, gelir vergisi matrahlarının, ÜFE’ye göre değil TÜFE esas alınarak belirlenecek yeniden değerleme oranıyla artırılmasıdır. Özellikle, ücret kazancına dayalı olarak gelir vergisi mükellefi olan kişiler için uygulanması gereken endeks tüketici fiyat endeksi olmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Başkan Sezer, kendi hesaplarını yaptıklarını ve Maliye Bakanlığı’nın matrah oyununu açık seçik ortaya koyduklarını iddia ederek, “2010 yılını baz alır ve o yıldan bugüne değin matrah artışları ÜFE’ye değil de TÜFE’ye dayalı olarak yapılsaydı 2010 yılında yüzde 15’lik oran için geçerli olan 8 bin 800 TL’lik matrah 13 bin TL değil 15 bin 62 TL olacaktı. Bunun doğal sonucu olarak da başta kamu görevlileri olmak üzere ücretli çalışanların yüzde 20’lik ikinci vergi dilimi üzerinden gelir vergisi ödeme yükümlülüğü yılın sonuna doğru gerçekleşecek ve yüzde 20 oranından gelir vergisi ödeyen kamu görevlisi sayısı daha az olacaktı. Somut rakamlarla ifade edersek; TÜFE’ye dayalı vergi matrahı artışı yapılmamasıyla ilk dilim için 2.62 TL tutarında düşük matrah belirlenmiş ve bunun sonucunda da ücretli çalışanlardan sadece ilk dilim açısından 103,10 TL fazla vergi tahsil edilmiştir” şeklinde konuştu.

    Toplantıya Memur-Sen ve Eğitim Bir-Sen yönetim kurulu üyeleri ile sendikaya bağlı kuruluşların temsilcileri ve basın mensupları katıldı.