Etiket: Op.

  • (Düzeltme) Op. Dr. İlhami Beyaztaş: “Hemoroidal hastalıkların yüzde 90-95’i tıbbi tedaviyle düzelebiliyor”

    Özel Konya Hospital Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İlhami Beyaztaş, damar şişmesi olan ve halk arasında basur olarak bilinen hemoroidal hastalıkların yüzde 90-95’inin tıbbi tedavi ile düzelebilecek türden olduğunu söyledi.

    Hemoroidal hastalıkların toplumda sık olarak görüldüğünü anlatan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İlhami Beyaztaş, hemoroidin halk arasında basur olarak tanımlandığını belirterek, hemoroidal hastalıkların birçok sebepleri olduğunu söyledi. Vatandaşların diğer hastalıklardan korunması gibi bu hastalıklardan da korunma ve tedavi yöntemlerinin olduğunu ifade eden Op. Dr. Beyaztaş, “Hemoroid bir varis, yani damar şişmesidir. Makat bölgesindeki damarların çeşitli nedenlerle balonlaşmasıdır. Halk arasında ayakta görülen varisin makat bölgesinde şekline biz hemoroid diyoruz” dedi.

    “Kabızlık yapan durumlardan uzak durmamız lazım”

    Hemoroidin oluşmasında yaşayış şekilleri, kişilerin beslenme durumları, stres durumları, psikolojik faktörler ve birçok çevresel faktörlerin etkili olduğunu anlatan Op. Dr. Beyaztaş, “Tabi bizim için en önemli şey, hangi beslenme tarzları ve hangi çevresel faktörler bunun üzerinde daha etkili oluyor. Birinci derecede bu balonlaşmanın sebepleri nelerdir buna bakmak lazım. Bunun içerisinde en çok dikkat edilmesi gereken şey kabızlıktır. Kabızlık aslında bizzat kendisi buna sebep olmuyor. Hastanın kabızlıktan dolayı ıkınma refleksi nedeni ile bu bölgedeki damarlar etkileniyor ve şişiyor. Bu kabızlık problemini çözmek gerekir öncelikle. İkinci olarak hastanın çalışma ortamı, mesleği, sürekli oturanlarda, sürekli stres altında olanlarda bu çok daha fazla görülüyor. Demek ki biz bir defa gıda problemlerimizi halletmemiz lazım. Kabızlık yapan faktörlerden uzak durmamız lazım. Bunlar neler oluyor; gaytayı taşlaştıran en önemli faktör yani kabızlık dediğimiz beslenme bozuklukları. Lifsel gıdaları çok az tüketiyoruz. Daha çok et ağırlıklı yiyoruz. Aslında sebze meyve ağırlıklı gıdaları tüketsek bekli bu tür problemler daha az meydana gelecek” ifadelerini kullandı.

    “Yüzde 90 ya da 95’i tıbbi tedavi ile düzeltilebilecek türden”

    Hemoroidal hastalıkların yüzde 5’inin cerrahi müdahale gerektirdiğini belirten Op. Dr. Beyaztaş, “Yüzde 90 ya da 95’i belki tıbbi tedavi ile düzelebilecek türden. Cerrahi gerektirenleri ise, tabi biz hemoroidleri biz dört dereceye ayırdığımız için üçüncü ve dördüncü derecede olanlar yani ileri derecede olanları biz ameliyat ediyoruz. Öbürlerinde tıbbi tedavi ile ilaç tedavisi ile halk arasında paramedikal yöntemlerle tedavi edilebilir. Tedavinin başarısı tabi ki sadece verilen ilaçlarla değil aynı zamanda kişilerin bu ilaçları doğru kullanmaları ve zamanında dozajlarını doğru kullanmalarına önem göstermelidir. Bu şekilde davranılmadığı zaman tedavi tabi ki de başarısız olur. Biz Özel Konya Hospital olarak hemoroidal hastalıkları ve diğer ana bölgedeki makat bölgesi hastalıklarını bundan sonra hastanemizde cerrahi olarak müdahalelerini çok rahatlıkla yapabileceğiz” şeklinde konuştu.

  • Op. Dr. İlhami Beyaztaş: “Hemoroidal hastalıkların yüzde 90-95’i tıbbi tedaviyle düzelebiliyor”

    Medicana Konya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İlhami Beyaztaş, damar şişmesi olan ve halk arasında basur olarak bilinen hemoroidal hastalıkların yüzde 90-95’inin tıbbi tedavi ile düzelebilecek türden olduğunu söyledi.

    Hemoroidal hastalıkların toplumda sık olarak görüldüğünü anlatan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İlhami Beyaztaş, hemoroidin halk arasında basur olarak tanımlandığını belirterek, hemoroidal hastalıkların birçok sebepleri olduğunu söyledi. Vatandaşların diğer hastalıklardan korunması gibi bu hastalıklardan da korunma ve tedavi yöntemlerinin olduğunu ifade eden Op. Dr. Beyaztaş, “Hemoroid bir varis, yani damar şişmesidir. Makat bölgesindeki damarların çeşitli nedenlerle balonlaşmasıdır. Halk arasında ayakta görülen varisin makat bölgesinde şekline biz hemoroid diyoruz” dedi.

    “Kabızlık yapan durumlardan uzak durmamız lazım”

    Hemoroidin oluşmasında yaşayış şekilleri, kişilerin beslenme durumları, stres durumları, psikolojik faktörler ve birçok çevresel faktörlerin etkili olduğunu anlatan Op. Dr. Beyaztaş, “Tabi bizim için en önemli şey, hangi beslenme tarzları ve hangi çevresel faktörler bunun üzerinde daha etkili oluyor. Birinci derecede bu balonlaşmanın sebepleri nelerdir buna bakmak lazım. Bunun içerisinde en çok dikkat edilmesi gereken şey kabızlıktır. Kabızlık aslında bizzat kendisi buna sebep olmuyor. Hastanın kabızlıktan dolayı ıkınma refleksi nedeni ile bu bölgedeki damarlar etkileniyor ve şişiyor. Bu kabızlık problemini çözmek gerekir öncelikle. İkinci olarak hastanın çalışma ortamı, mesleği, sürekli oturanlarda, sürekli stres altında olanlarda bu çok daha fazla görülüyor. Demek ki biz bir defa gıda problemlerimizi halletmemiz lazım. Kabızlık yapan faktörlerden uzak durmamız lazım. Bunlar neler oluyor; gaytayı taşlaştıran en önemli faktör yani kabızlık dediğimiz beslenme bozuklukları. Lifsel gıdaları çok az tüketiyoruz. Daha çok et ağırlıklı yiyoruz. Aslında sebze meyve ağırlıklı gıdaları tüketsek bekli bu tür problemler daha az meydana gelecek” ifadelerini kullandı.

    “Yüzde 90 ya da 95’i tıbbi tedavi ile düzeltilebilecek türden”

    Hemoroidal hastalıkların yüzde 5’inin cerrahi müdahale gerektirdiğini belirten Op. Dr. Beyaztaş, “Yüzde 90 ya da 95’i belki tıbbi tedavi ile düzelebilecek türden. Cerrahi gerektirenleri ise, tabi biz hemoroidleri biz dört dereceye ayırdığımız için üçüncü ve dördüncü derecede olanlar yani ileri derecede olanları biz ameliyat ediyoruz. Öbürlerinde tıbbi tedavi ile ilaç tedavisi ile halk arasında paramedikal yöntemlerle tedavi edilebilir. Tedavinin başarısı tabi ki sadece verilen ilaçlarla değil aynı zamanda kişilerin bu ilaçları doğru kullanmaları ve zamanında dozajlarını doğru kullanmalarına önem göstermelidir. Bu şekilde davranılmadığı zaman tedavi tabi ki de başarısız olur. Biz Özel Konya Hospital olarak hemoroidal hastalıkları ve diğer ana bölgedeki makat bölgesi hastalıklarını bundan sonra hastanemizde cerrahi olarak müdahalelerini çok rahatlıkla yapabileceğiz” şeklinde konuştu.

  • Op. Dr. Şengül Yılmaz:

    Denizli Devlet Hastanesi’nde Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Op. Dr. Şengül Yılmaz, kış aylarında sık görülen sinüzit hastalığının kişinin yaşam kalitesini düşürdüğünü belirterek, 10 günden uzun süren burun tıkanıklığı, baş ağrısı, öksürük, burun ve geniz akıntısı gibi rahatsızlıklara dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

    KBB Uzmanı Op. Dr. Şengül Yılmaz, kış aylarında sık görülen baş ağrısı ve burun tıkanıklığı hakkında konuştu. Sinüzitin çocuklarda okul başarısını olumsuz etkileyebileceğini kaydeden Yılmaz, sinüzitlerin çeşitli belirtileri olduğunu kaydetti. Yılmaz, sinüzitlerin koku alma bozukluğu, geniz akıntısı ile sarı, yeşil veya kanlı burun akıntısının olması, göz çevresinde, yanaklarda ve başta ağrıların olması, kafada basınç hissi, öne eğilirken artan yüz ağrısı gibi çeşitli belirtileri olduğunu ifade etti. Yılmaz, “Kış aylarında nezle ve grip salgınlarının çok olduğu dönemlerde aklımıza sinüzitin de gelmesi gerekir. 10 güne kadar geçmeyen nezle, grip gibi durumlar aslında bir akut sinüzit belirtisi olabilir. Akut sinüzitlerde uygun tedavi yapılmazsa kronik sinüzite, enfeksiyonun beyin zarlarına ulaşmasıyla menenjite, iltihabi durum göze ulaştığında görme problemlerine, göz hareket bozukluklarına ve özellikle çocuklarda ortaya çıkan orta kulak iltihabına neden olur. Uzun süren belirtiler ise kronikleşmiş sinüziti akla getirmektedir. Kronik sinüzitlerde ise sinüzite neden olan olayın ortaya çıkartılması gerekir” dedi.

    “Sinüzit çocuklarda okul başarısını olumsuz etkileyebiliyor”

    Sinüzitin okul başarısını etkileyebileceğini kaydeden Dr. Yılmaz, “Çocuklarda bu şikayetlerin devam etmesi özellikle okulda konsantrasyon güçlüklerine ve okul başarısının düşmesine neden olabilmektedir. Bu çocuklarda burun tıkanıklığı yaratan nedenlerde, özellikle geniz eti, alerjik burun eti şişmeleri dediğimiz konka hipertrofisi durumları akla gelmelidir. Aileler bu konuda uyanık olmalı ve mutlaka uzun süre geçmeyen şikayetlerde bir hekime başvurmalıdırlar” diye konuştu.

    Yılmaz, sinüzit hastalığının kişinin yaşam kalitesini düşürdüğüne de vurgu yaparak, sinüzitten korunmak için önerilerde bulundu. Yılmaz, sinüzitten korunmanın öncelikle soğuktan korunması gerektiğini belirterek, ıslak saçla dışarı çıkılmaması, çıkılması halinde ise bir bere takılması gerektiğini söyledi. Grip ve nezlenin 10 günden fazla sürmesi halinde mutlaka doktora başvurulması gerektiğini belirten Yılmaz, gribal enfeksiyon durumunda burnun açık tutulması için ise lavaj yapılması uyarısında bulundu.

    (MT-SO-Y)

  • Op. Dr. Turay Yazıcı: “Son 20 yıldır meme kanserinde 2 katından fazla artış var”

    VM Medical Park Bursa Hastanesi’nden Op. Dr. Turay Yazıcı, son 20 yılda meme kanserinde 2 katından fazla artış olduğunu söyledi.

    VM Medical Park Bursa Hastanesi tarafından düzenlenen meme kanseri farkındalık paneli yoğun ilgi gördü. Hastanenin konferans salonunda gerçekleşen panelde katılımcılara seslenen Op. Dr. Turay Yazıcı, meme kanserinde erken teşhisle kanserden tamamen kurtulmanın mümkün olduğunu söyledi. Yazıcı, “Sağlık Bakanlığı’nın ve tüm dünyanın meme kanseri çalışmalarına rağmen evre sıfırda halen yüzde 5’lerde hasta yakalayabiliyoruz. Erken evre meme kanseri, evre 1 için yüzde 30’larda evre 2 için yüzde 70’lere kadar çıkmıştır. Bu durumda evre ne kadar düşükse yüzde yüzlere kadar tedavi yapma şansı yüksek. Çevremize ve kendimize bu şansı vermemiz gerekiyor” dedi.

    Son 20 yıldır meme kanserinde 2 katından fazla artış olduğunu belirten Yazıcı, “Türkiye’de meme kanseri görünme oranı yüzde 23’tür. Ortalama yaş 51 iken en çok artış ise 45 ile 49 yaş arasında artış vardır. Aslında erken tanı korunma açısından risk faktörlerini çok iyi bilmemiz gerekiyor. Yüzde 5-10 arasında meme kanseri aileseldir. Aynı aileden meme kanseri olanların ailesel kanser olma riskleri yüksek bunların daha özel takip, tedavilerinin yapılması gerekiyor. Evvela kadınlar kendi memelerini tanımalı, memelerini kontrol etmeliler. Memelerindeki değişiklikleri, kitleyi ilk kendileri fark edebilirler. Herhangi bir şey fark etmeseler de aralıklı periyotlarla doktor kontrolünden geçsinler. Yaş 35-40 olduğunda ise ilk mamografi çekilmeli, 40 yaşından sonra yıllık muayene, mamografi ve ultrasonografi kontrollerine devam edilmelidir” diye konuştu.

    Maksatlarının meme kanserini erken yakalamak olduğunu belirten Yazıcı, “O zaman meme kanseri yüzde yüz tedavi edilebiliyor. ’Yakınlarımda meme kanseri yok, bende olmaz’ demek yanlıştır. Çünkü meme kanseri yüzde 90 oranında tesadüfen olur. Ailevi meme kanseri ise yüzde 10’u geçmez. Aynı soyda birden fazla meme kanseri, ailede genç yaşta meme kanseri var ise bu kişilerin dikkat etmesi gerekiyor. Özellikle ailelerinde genç yaşta meme kanseri olan kişilerin kanser taramalarına o ailede çıkan kanser yaşından 10 yıl önce başlamak gerekiyor” şeklinde konuştu.

  • Op. Dr. Özdemir: “GKD’de de ilk kız bebekler daha fazla risk altında”

    Edirne Sultan 1. Murat Devlet Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Hüsamettin Özdemir, Gelişimsel Kalça Displazisi’nin (GKD), kalçayı oluşturan yapıların, anne karnında oluşumları sırasında normal olmalarına karşın çeşitli nedenlerle sonradan yapısal bozulma gösterdiği dinamik bir hastalık olduğunu söyleyerek ilk kız bebeklerin daha fazla risk altında olduğunu belirtti.

    Edirne Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreterliği Basın ve İletişim Birimi aracılığıyla, Gelişimsel Kalça Displazisi Hastalığı, sebepleri ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgiler veren Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Hüsamettin Özdemir, “Sağlıklı bir kalça olması için uyluk kemiği ile leğen kemiğinin tam bir uyum içinde olması gerekir. Bozuk yapısal gelişim tedavi geciktikçe daha da kötüleşir” dedi.

    GKD’nin sebepleri

    Uzm. Op. Dr. Özdemir, hastalığın oluşmasında pek çok faktörün rol oynadığını belirterek, “Ailesinde kalça çıkığı öyküsü olma, doğum öncesi bebeğin anne karnında ters durması ya da ters doğum öyküsü, çoğul gebelik öyküsü, anne karnında suyun az olması durumu, bazı ayak problemleri, eğri boyun hastalığı ve kundak uygulanan bebeklerde Gelişimsel Kalça Displazisi daha sık görülmektedir. İlk kız bebekler daha fazla risk altındadırlar” ifadelerini kaydetti.

    Nasıl teşhis edilir?

    Yapılan son çalışmaların Gelişimsel Kalça Displazisi’li (GKD) çocuklarda yürüme gecikmesi olmadığını gösterdiğini hatırlatan Uzm. Dr. Özdemir, “Yürüyen çocukta tek taraflı çıkıkta, etkilenen taraf kısadır ve parmak ucunda yürüme mevcuttur, gövde karşı tarafa doğru devrilir. Tedavi edilmeyen olgularda ileri dönemlerde kalça ağrısı ve işlevlerde bozulma görülebilir. Yeni doğan kalçası ağırlıklı olarak kıkırdak yapıda olduğu için en iyi değerlendirme yöntemi kalça ultrasonografisidir (USG) ve ilk 6 ayda altın standart tanı yöntemidir. Bu yöntem x-ışını içermediğinden zararlı değildir ve hızlı tanı koyma imkanı sağlar” ifadelerini kullandı.

    Tedavi yöntemleri

    Uzm. Dr. Özdemir, söz konusu hastalığın tedavi süreci ile ilgili de bilgiler vererek, şunları kaydetti:

    “Tedavide amaç kalça eklemini en kısa sürede anatomik olarak yerine oturtmak ve bunun devamını sağlayarak yaşam boyu işlevsel bir kalça eklemi elde etmektir. Kalçayı uygun pozisyonda tutan birtakım ortopedik cihazlar erken dönemde kullanılır. Bol ara bezi uygulamanın tedavide yeri yoktur. Erken dönemde yardımcı cihazlarla tedavisi yapılamayan hastalar ise ameliyathane ortamında alçılama yöntemiyle ya da cerrahi müdahale ile kalçaların yerine yerleştirilmesi sağlanır. Unutmamalıdır ki Gelişimsel Kalça Displazisi önlenebilir bir rahatsızlıktır. Yeni doğan döneminde erken tanı ve tedavinin uygulanması başarıda anahtar rol oynamaktadır.”