Etiket: Op.

  • Üroloji Uzmanı Op. Dr. İskender Nesimioğlu:

    Üroloji Uzmanı Op. Dr. İskender Nesimioğlu, kadınlarda idrar kaçırmanın kader olmadığını belirterek, “Herkeste ve her tip idrar kaçırmada her tedavi yaklaşımı etkili olmayabiliyor” dedi.

    Konya Hospital Üroloji Uzmanı Op. Dr. İskender Nesimioğlu, normal günlük işler sırasında, ani ve istemsiz olarak idrarın idrar yolundan dışarı çıkışının “idrar kaçırma” olarak tanımlandığını belirterek, “Bu durum pek çok kadında utanç ve sıkıntı çıkarır. Bazı kadınlarda günlük yaşamı sınırlandıracak kadar şiddetli olarak da kendini gösterebilir. Profesyonel, sosyal ve kişisel aktiviteleri etkileyebilen bu problemden kurtulup eskisi gibi özgür yaşama dönmek için ve hayat kalitesini artırabilmek için farklı çözüm olasılıkları vardır” diye konuştu.

    İdrar kaçırma nedenlerinin birçok sebebe bağlı olarak meydana gelebildiğini kaydeden Op. Dr. İskender Nesimioğlu, “Mesanede oluşabilecek enfeksiyonlar, vajina enfeksiyonları, mesane taşları, zorlu doğumlar, hormonsal değişimler, mesane tümörleri, sinirsel hastalıklar, mesane çıkışı tıkanıklıkları idrar kaçırmanın nedenleri olabilir. Herkeste ve her tip idrar kaçırmada her tedavi yaklaşımı etkili olmayabiliyor. Bu açıdan en doğru tedavinin idrar kaçırma tipine göre belirlenmesi gerekir. İdrarınız geldiği zaman sıkışma hissediyor musunuz? Tuvalete gidinceye kadar idrar kaçırıyor musunuz? Gülerken veya öksürürken idrar kaçırıyor musunuz? Ayağa kalktığınızda idrar kaçırıyor musunuz? Bu şikayetlerden herhangi biri var ise mutlaka çözümü vardır, muayene olunuz” şeklinde konuştu.

  • Op. Dr. İbrahim Ulusoy: “Doktorluk dünyanın en güzel ve en popüler mesleği.”

    İhlas Koleji tarafından düzenlenen “Büyüyünce Ne Olsam” projesi kapsamında Op. Dr. İbrahim Ulusoy öğrencilerle bir araya geldi.

    Özel Marmara Evleri İhlas İlkokulu tarafından düzenlenen “Büyüyünce Ne Olsam” projesi kapsamında Kamu Hastaneleri Genel Sekreterliği Fatih Bölgesi İdari Hizmetler Başkanı Op. Dr. İbrahim Ulusoy öğrencilerle bir araya geldi.

    İlkokul 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin katıldığı söyleşide Op. Dr. İbrahim Ulusoy, doktorluk mesleğini nasıl seçtiğini ve mesleğinin özelliklerini anlattı.

    Aynı zamanda genel cerrahi uzmanı olan Ulusoy, babasının da eczacı olduğunu, küçük yaşlardayken sürekli olarak sağlık sektörünün içinde fiilen bulunduğu için kendini bu sektöre yakın hissettiğini söyledi. “Hep doktor olmak istemiştim ve kendimi buna hazırlamıştım” diyen Ulusoy, bu hedefini gerçekleştirdiğini ifade ederek öğrencilerden de kendilerine hedefler koymalarını istedi.

    Ulusoy, her zaman insanlara en iyi şekilde hizmet etmeyi kendisine prensip edindiğini söyleyerek, “Hangi mesleğe sahip olursanız olun, o mesleği en iyi şekilde temsil etmelisiniz. İnsanlara en iyi hizmeti vermelisiniz” dedi.

    Doktorluk mesleğini çok sevdiğini belirten Ulusoy, “Doktorluk dünyanın en güzel ve en popüler mesleği. Dünyanın neresinde olursanız olun insanlar size çok saygı gösteriyorlar. Siz de doktor olmak istiyorsanız, düzenli ve sıkı çalışmalısınız” ifadelerini kullandı.

    Söyleşinin sonunda öğrencilerin sorularını cevaplayan Ulusoy, bir öğrencinin sorusu üzerine, “Bizim mesleğimizde sabır çok önemli. Gelen hastalarınızı çok dinlemelisiniz ve sabırlı olmalısınız. Hiçbir işinizi acele ile yapmamalısınız” dedi.

  • Üroloji Uzmanı Op. Dr. Ahmet Cihan’dan ’sigara’ uyarısı:

    Denizli Devlet Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Ahmet Cihan, sigara kullanımının mesane ve böbrek kanserine bağlı ölüm riskini arttırdığını belirterek, her yıl 6 milyon insanın sigaranın sebep olduğu hastalıklar ile hayatını kaybettiğini söyledi.

    Denizli Devlet Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Ahmet Cihan, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü nedeniyle açıklama yaptı. Sigaranın insanlarda en sık görülen kanser sebebi olduğunu kaydeden Cihan, her yıl 6 milyon insanın sigara içmenin veya pasif içiciliğin sebep olduğu hastalıklar ile hayatını kaybettiğini söyledi.

    Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 1 milyar insanın sigara kullandığı hatırlatan Cihan, “İnsanlarda sigara sıklıkla kalp damar sistemi ve akciğer hastalıkları veya kanser gelişimi yolu ile ölüme sebep olur. Sigara içeriğindeki ‘Nitrozamin, Bifenil ve Arilamin’ isimli maddeler sebebi ile üriner sistem için toksin ve kanserojen etkiler gösterir. Sigara içiminin mesane kanseri oluşumu ile direkt ve güçlü bir ilişkisi olduğu, böbrek kanseri gelişimi ile de yine ilişkili olduğu bilinmektedir. Sigara içen ve içmeye devam eden kişilerde içmeyenlere göre mesane kanserine yakalanma riski 3,4 kat, mesane kanserinden ölüm riski 1,5 kat oranında artmaktadır. Sigara içmeyi bırakma durumunda ise bu risk oranları düşmektedir. Bu riskler aynı şekilde daha zayıf oranlarda da olsa böbrek kanserleri içinde geçerli olduğu gözlenmiştir” dedi.

    Sigara kullanımının mesane kanseri için en büyük tehlike olduğunun altını çizen Op. Dr. Cihan, “İdrarda kan görülmesi mesane kanserinin en yaygın belirtisidir. Mesane kanseri genelde ağrısız ve sinsi bir kanser türüdür. Eğer idrarda kan ya da idrar kahverengiye dönmüşse mesane kanseri olma riski yüksektir. Tütün kansere neden olan kimyasalları barındırdığından dolayı mesane kanserini tetikler. Uzun yıllar sigara kullanan kişilerde kansorejen maddeler kan dolaşımına geçer ve idrara böbrekler tarafından süzülür. İdrar için depo görevi üstlenen mesane art arda bu zararlı kimyasallara maruz kalır ve bu durum mesane kanserine yol açabilir” ifadelerini kaydetti.

    Mesane kanseri olan hastaların mutlak suretle sigarayı bırakması gerektiğini söyleyen Op. Dr. Cihan sigarayı bırakmanın mesane ve böbrek kanserine bağlı ölüm risklerini azaltacağını belirtti. Sigara içilen bir ortamda dumanı solumanın dahi sakıncalı olduğunu aktaran Op. Dr. Cihan, bu nedenle sigara içilen ortamlarda bulunmaktan sakınılması gerektiğinin altını çizdi.

  • Op. Dr. Zuhal Demirhan Yananlı: ’’Meme kanseri tedavi edilebilir bir hastalıktır’’

    Medicana Anne Çocuk Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Zuhal Demirhan Yananlı, ’’Meme Kanseri tedavi edilebilir bir hastalıktır, üstelik memeyi almadan tedavi şansı vardır’’ dedi.

    Op. Dr. Zuhal Demirhan Yananlı, meme kanseri ile ilgili önemli açıklamalar yaptı. Meme kanseri riskini arttıran faktörler, belirtileri, tedavi yöntemleri ve kendi kendine meme muayenesi nasıl yapılması gerektiği hakkında bilgiler verdi.

    Yaklaşık her 8 kadından birinde hayatı boyunca meme kanseri görülmektedir diyen Op. Dr. Yananlı, ’’Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur. Bu süt bezleri ve kanalları döşeyen hücrelerin, kontrol dışı olarak çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine giderek çoğalmaya devam etmelerine meme kanseri denir. Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanserdir. Batı toplumlarında yaklaşık her 8 kadından birinde hayatı boyunca meme kanseri gelişmektedir. Meme kanserinin en sık bulgusu memede kitledir. Bu nedenle her kadın ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapmalı ve memesini tanımalıdır. Memesinde farklılaşma hissettiğinde mutlaka muayene için cerraha başvurmalıdır’’ şeklinde konuştu.

    Meme kanseri riskini arttıran faktörler

    Op. Dr. Yananlı meme kanserini arttıran faktörler hakkında şu bilgileri verdi: ’’50 yaş üzerinde olmak. Yakın akrabalardan biri meme kanseriyse, (anne veya kız kardeş meme kanseri ise,2-3 misli fazla) bu kadınlar daha sık ve dikkatli izlenmelidir. Adet görmeye 12 yaşından önce başlamış iseniz, hiç gebe kalmamışsanız, ilk gebelik yaşı ne kadar geç ise meme kanseri riski de o kadar yüksek olur. Adet görmeniz 50 yaşından sonra da devam ediyor olması. Radyasyona maruz kalma meme kanseri riskini artırır. Önceden meme kanseri olanlarda yeni meme kanseri gelişme riski daha yüksektir. Bağırsak, yumurtalık ve rahim kanseri olan hastalarda da meme kanseri gelişme riski daha fazladır. Uzun dönem hormon (östrojen) tedavisi almış olma (örneğin menopoz için) riski artırır. Menopoz sonrası dönemde fazla kilo alma meme kanseri riskini artırır. Fazla miktarda alkol alımı riski artırır. Uzun süre emzirmenin meme kanserinden koruyucu olduğu düşünülmektedir.’’

    Meme kanserinin belirtileri

    Erken evre meme kanserinde hastanın hiç şikayeti olmayabileceğini ifade eden Op. Dr. Yananlı, ’’En sık gördüğümüz belirtiler memede ele kitle gelmesidir. Memeden akıntı gelmesi (bulanık ya da kanlı), meme başında çekilme, meme derisi üzerinde çekilme, memede büyüme, ödem, kızarıklık, meme derisinin portakal kabuğu görünümünde olması, meme başında iyileşmeyen yara, memede daha önceden olmayan, gözle fark edilebilen herhangi bir değişiklik gibi durumlar meme kanserini belirtileridir’’ dedi.

    Op. Dr. Yananlı, meme kanseri teşhisinin, meme muayenesi (kendi kendine ve uzman doktor muayenesi), görüntüleme yöntemleri (USG, mamografi, MRI) kullanılarak memedeki lezyonların tespit edilmesi ve biopsi(iğne biopsisi (İİAB, tru-cut), cerrahi biopsi) ile konulduğunu belirtti.

    Erken tanının avantajı

    Erken tanı ile tespit edilen meme kanserleri için birkaç avantajın söz konusu olduğunu vurgulan Op. Dr. Yananlı, ’’Memenin tümü alınmaksızın sadece tümörlü doku çıkarılması yeterli olabilmekte, meme yerinde kalabilmektedir. Aksiller (koltuk altı) lenfnodlarının tamamı alınmaksızın örnekleme yapmak amacı ile alınan sadece 1 veya 2 adet lenf nodu(sentinel lenf nodu) biopsisi yeterli olabilmektedir. Erken tanıyı koymak için meme ile ilgili şikayet olsun veya olmasın, oluşabilecek kanseri mümkün olan en erken devrede tespit edebilmek için her kadının; 20 yaşından itibaren ayda bir kez kendi kendini muayene etmesi, 20-40 yaş arası en az 2 yılda bir uzman doktor muayenesi ve meme USG kontrolü, 40 yaşından sonra her yıl uzman doktor muayenesi, mamografi ve meme USG kontrolü gerekmektedir. Meme kanserlerinin tedavisi; cerrahi (ameliyat), kemoterapi (ilaç tedavisi), radyoterapi (ışın tedavisi) ve hormonal terapi (hormonal ilaç tedavisi) şeklindedir. Meme kanserinin tipi, evresi, kişinin yaşı ve özelliklerine göre bu tedavilerin biri, bir kaçı veya hepsi yapılabilir’’ dedi.

    Kendi kendine meme muayenesi

    Her kadının ayda bir kez kendi memesini kontrol etmesinin altını çizen Op. Dr. Yananlı, ’’Her kadının meme yapısının farklı olduğunu unutmamak gerekir. Hasta kendi kendini muayene ederken fark ettiği değişiklikleri hemen doktoruna bildirmelidir. Kadınların belli aralıklarla memelerini kontrol etmeleri, meme kanserini ileri aşamalara ulaşmadan fark etmenin ve kolay tedaviye başlangıcın ilk adımını oluşturuyor. Her kadın kendini ayda bir kez muayene etmeli. Bu muayene, adet başlangıcından 5-7 gün sonra yani hormon etkisinin en az olduğu dönemde yapılmalı. Menopozdaki bayanların ise her ay aynı günlerde meme muayenesi yapmaları uygundur. Kendini düzenli olarak muayene eden her kadın belli bir süre sonra kendi memelerini tanıyor ve normal meme dokusunun özelliklerini öğreniyor. Böylece yeni ortaya çıkan kitleleri erken dönemde fark edebilecek duruma geliyor’’ ifadelerini kullandı.

    ’’Muayeneye önce ayna karşısında başlanır’’

    Muayeneye önce ayna karşısında başlandığını dile getiren Op. Dr. Yananlı, ’’Memeler gözle değerlendirilir; memelerinizde belirgin şişlik, asimetri, meme cildinde içe doğru çekilme alanları, renk değişiklikleri, kızarıklık, yüzeysel damarlarda önceden var olmayan bir belirginleşme hali, ciltte ’portakal kabuğu’ manzarası (cilt yüzeyinde lenf kanalı tıkanıklıklarına bağlı olarak portakal kabuğu görünümünü andıran değişiklikler) gibi bulgular aranır’’ diye konuştu.

  • Op. Dr. Demiralp’ten yaşa göre estetik tüyolar

    Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. C. Özerk Demiralp, hangi yaşın hangi estetik müdahaleye uygun olduğuyla ilgili merak edilen soruları yanıtladı.

    Uzm. Dr. Demiralp, gelen talepler doğrultusunda yaş gruplaması yaparak en uygun estetik tüyoları paylaştı:

    “20-30 yaş arası: Botoksa olan talebin en yoğun olduğu 20-30 yaş aralığı, gelecekte kırışıklık olmasını istemeyen ve şimdiden önlem almak isteyen gruptan oluşuyor. ’Botoks benim için erken mi’ diye bize soruyorlar. Bunun değerlendirmesi için öncelikle cilt analizi yapıp hastanın kırışık bir cilde meyilli olup olmadığını değerlendiriyoruz. Bazı ciltler kırışıklığa eğilimli olduğundan, 30 yaşına gelmeden ciltte derin çizgiler oluşabildiği için bu grupta uygun dozlarda botoks uygulaması, geleceğe hazırlık konusunda büyük avantaj sağlıyor. 20-30 yaş aralığındaki kişilerin en yoğun taleplerinden bir diğerini ise dudak dolgusu oluşturuyor. İnce dudaklara sahip kişilere yapılan dolgu, bir sene boyunca hacimli dudaklara sahip olunmasını sağladığı için, kişiyi mutlu ediyor ve öz güvenini artırıyor. Botoks ve dudak dolgusunun yanında, burun ameliyatı oldukça revaçta. Burnun gelişimin tamamlandığı 18 yaş dikkate alınacak olursa, burnundaki şekil bozukluğundan ve nefes alma probleminden rahatsızlık duyan gençler, burunlarının düzeltilmesini istiyorlar. Artık eskisi gibi ameliyat sonrası morarma şikayetinin çok olmaması, tamponların kolay çıkarılabilmesi, burun ameliyatı korkusunu ortadan kaldırıyor. Kişi bir ay sonunda güzel bir buruna kavuşabiliyor. Talep edilen ikinci ameliyat ise meme büyütme ameliyatı. Meme estetiği, güzel bir vücuda sahip olmak isteyen kadının öz güvenini de tamamlıyor. Meme büyüklüğü yeterli olmayan kadınlar eğer doğum düşünmüyorlarsa, bu dönem içerisinde ameliyat olabilirler. Hamilelik ve emzirme döneminde memede büyüme olacağı için, tam şeklin oluşturulması açısından bu ameliyatı emzirme sonrasına ertelemek çok daha mantıklı olacaktır.

    30-40 yaş arası: Bu yaş grubunda en çok talep edilen işlem, özellikle yanak ile burun arasında oluşan nazolabial bölge adını verdiğimiz derin çizginin giderilmesi için oluyor. Gerilmiş ve genişlemiş yüz hatlarına, uygun dozlarda dolgu uygulamalarıyla, hastalarımızın kendi tabiri ile ’maske gibi görünüm’e neden olmadan, bu hatları rahatlatmak mümkün. Cildin nemlenmesini, kalitesini ve kollajen miktarını arttırmak için ’PRP’ adını verdiğimiz kök hücre tedavisi en çok önerdiğim ve en çok talep edilen ikinci işlem. Bu uygulama sonrasında çok daha canlı ve genç görünümlü bir cilde sahip olabilmeniz mümkün. Bize başvuran hastaları değerlendirdiğimizde, en sık talep edilen ameliyatların başında liposuction ve meme düzeltme operasyonları geldiğini söyleyebiliriz. Hastalarımız, lazer liposuction yöntemi ile fazla yağ birikintilerinden kısa sürede kurtuluyorlar. Klasik yöntemlere göre daha kısa sürede sosyal hayata dönebilen hastalarımız, böylece estetik bir vücut görünümü elde edebiliyorlar. Doğumlara bağlı meme şeklinin bozulduğu durumlarda, tek başına meme dikleştirme operasyonu gerçekleştiriyoruz. Eğer doğum sonrası memede hacim kaybı da söz konusu olmuşsa, silikon desteği yaparak daha iyi sonuçlar alıyoruz.

    40-50 yaş arası: Bu yaş grubunda, yüzde ve ellerde artan lekelenmeler ile karşılaşıyoruz. Özellikle güneşin radyoaktif etkisi, bazı ciltleri bölgesel olarak melanin artışına maruz bırakıyor. Bu gibi durumlarda yeni nesil kimyasal peeling uygulamaları ve lazerler ile başarılı sonuçlar alabiliyoruz. Atrofiye uğramış yani hücreleri zayıflamış bölgelerin doldurulması amacıyla yağ enjeksiyonu ve dolgu uygulamaları bu dönemde sıkça talep edilebiliyor. 40-50 yaş arasındaki hastalarımıza en sık yaptığımız ameliyatların başında, sarkmış bölgeleri düzeltme operasyonları geliyor. Karın, yüz ve kolda meydana gelen sarkıklıkları, yer çekiminden ve yaşla beraber gevşeyen derileri germe işlemlerinden sonra, hastalarımız kısa sürede bu sarkmaların toparlandığı genç bir vücuda sahip olabiliyorlar.

    50-60 yaş arası: Bu yaş grubunda en çok tercih edilen işlemi, göz kapağı ameliyatları oluşturuyor. Sarkmış ve göze baskı yapan üst göz kapağı derisinin alınması ve yağ fıtıklaşmalarının tedavi edilmesi ile kişi daha canlı bir görünüme kavuşuyor. Sarkan deriden kaynaklanan görme sıkıntısı da böylece giderilmiş oluyor. Yapılacak bu uygulamaları uygun steril şartlar altında, alanında tecrübeli ve yetkin doktorlara yaptırmanızı, her işlemin bir riski olduğunu, bir komplikasyonla karşılaştığınızda bunun üstesinden gelebilecek bir plastik cerrahi uzmanına kendinizi emanet etmenizi öneriyorum.”