Etiket: Op.

  • Op. Dr. Sadi Turkan, doçent unvanı aldı

    Özel Kastamonu Anadolu Hastanesi’nde Üroloji Uzmanı olarak görev yapan Op. Dr. Sadi Turkan, doçentlik unvanı oldu.

    Özel Kastamonu Anadolu Hastanesi’nde Üroloji Uzmanı olarak görev yapan Op. Dr. Sadi Turkan’a, Yüksek Öğrenim Kurumu tarafından doçentlik unvanı verildi. Uzun zamandır sürdürdüğü bilimsel araştırma ve çalışmalarının yanı sıra gerekli sınavları da geçerek, oldukça zorlu bir maraton sonrası doçent unvanı alan Dr. Sadi Turkan, “Bu unvanı aldığımız için çok mutlu oldum. Bilgi ve birikimlerimi bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrada hastalarım için kullanacağım” dedi.

    Dr. Turkan, çalıştığı kurumun özel bir hastane olmasına rağmen, etik ve bilimsel kriterlere uygun bir çalışma ortamı oluşturmasının bu unvanı almasında oldukça etkili olduğunu belirterek, “Bugüne kadar süren bu zorlu yolda bana şimdiye kadar destek olan herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum” diye konuştu.

    Op. Dr. Sadi Turkan’ın doçentlik almasıyla Özel Kastamonu Anadolu Hastanesinde Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Abdulkadir Yıldız ile birlikte doçent unvanıyla özel hastanede görev yapan doktor sayısı ikiye yükseldi.

    Özel Kastamonu Anadolu Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Sinan Altıkulaç ise, bugüne kadar Kastamonu halkına bilgi ve birikimleri ile hizmet veren Doç. Dr. Sadi Turkan’a başarılarının devamını diledi.

  • Op. Dr. Aslıhan Yazıcıoğlu: “Bebeğin bakımı önemli ama annenin bakımı da çok önemli”

    Doğumdan sonraki süreç bazı annelerde kolay geçebileceği gibi bazı annelerde ise bir takım sorunlar yaşadığını, Lohusalık döneminin doğumdan sonra ilk 40 günlük süreci kapsadığını belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslıhan Yazıcıoğlu “Lohusalık dönemi annenin gebelik esnasında meydana gelen bir takım hormonel ve fizyolujik değişikliklerin ortadan kaybolduğu ve annenin gebelik öncesindeki vücuduna tekrar adapte olduğu dönem olarak adlandırılıyor. Bu dönemde anne bir yandan eve yeni katılan bireye adapte olmaya çalışırken, diğer yandan da vücudunda meydana gelen değişikliklere uyum sağlamaya çalışıyor.” dedi.

    Lohusalık döneminde anne taburcu olduktan sonra evde de özel bakımları gerektiren bir dönem yaşaması gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Aslıhan Yazıcıoğlu, “Hem çevreden özellikle anne babalardan ya da yakın arkadaşlardan bazı iyi niyetli destekler sağlanmaya çalışılıyor. Ancak bu dönemde çevreden gelen bazı geleneksel bilgiler, bazı yanlış yönlendirmeler neticesinde kafa karışıklıkları da meydana gelebiliyor. Bu dönemde özellikle yeni anne babaların, bir profesyonelden, bu işi ciddi anlamda güncel bilgilerle donanmış kişilerden destek alması büyük önem taşıyor” diye konuştu. Lohusalık döneminde sıklıkla görülen problemler arasında emzirmeyle ilgili problemler ve bebeğin bakımıyla ilgili konuların olduğunu ifade eden Op. Dr. Aslıhan Yazıcıoğlu, bu dönemde annenin desteklenmesi ve ev ortamının buna göre yapılandırılmasının oldukça önemli olduğunu vurguladı.

    Lohusalık döneminde annenin bebeği beslemesini nasıl yapacağını hastaneden çıkmadan anneye anlattıklarını belirten Dr. Yazıcıoğlu,”Biz Koru Hastanesi olarak anneleri taburcu etmeden önce lohusalık dönemi detaylı bir şekilde anlatıyoruz. Bu süreçte en önemsediğimiz şey annenin bebeğini beslemeyi öğretmek. Bu anlamda evdeki süreçte neyi nasıl yapacağını öğreterek gönderiyoruz. Fakat takibini yapmak pek kolay olmuyor. Ancak 5’inci gün bebeği kontrole getirdiklerinde doktorla bağlantıya geçiyorlar, hemşirelik bakımı anlamında bizim takibimiz bir şekilde devreden çıkmış oluyor. Bizim hedefimiz Koru Hastanesi olarak evdeki bakım süreçlerinde anneyi, bebeği, babayı ve ailedeki tüm bireyleri işin içine dahil etmek. Örnek verecek olursak, Türk toplumunda şöyle bir algı var; Baba dışarıda para kazanan, eve para getiren ve evin içerisine az dahil olan kişi olarak görülüyor. Ancak bizim hedefimiz, bebeğin, anne, baba ve çocukla birlikte büyüyor olmasını sağlamak. Bunun için lohusalık döneminde ev ziyaretleri, neleri nasıl kullanacağız, psikolojik olarak nasıl bir plan içerisine gideceğimizi planlayarak hareket etmemiz gerekiyor” diye anlattı.

    Lohusalara bir takım önerilerde bulunan Koru Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslıhan Yazıcıoğlu, “Aileler hep bebeğin üzerine odaklanıyor ama anne hep ikinci planda kenarda kalıyor. Hep bir kenarda bebeğin bakımıyla ilgilenmeye çalışıyor. Süt veren, uykusuz kalan, kendine bakamayan bir birey haline geliyor. Bu dönemde annenin psikolojik olarak desteklenmesi büyük önem taşıyor. Bebeğin bakımı önemli ama annenin bakımı da çok önemli. Bu dönem oldukça kıymetli bir dönem. Genelde anneler ikinci planda kalıyor. Bu aşamada da bebeğin üzerine odaklanma yaşanıyor. Bebeğin bakımıyla ilgili birden fazla kişi konuştuğunda kendini yetersiz hissedebiliyor. O yüzden onu pozitif cümlelerle başarılısın, iyisin diye desteklemek önemli. Erken dönemde çok ziyarette bulunulması. Dışarıdan gelen kişilerin bebekle temas etmemesi, bebeklerin öpülmemesi, el yıkamadan bebeklere dokunulmaması, yeni doğan bebeklerin dışarıdan gelen kişiler tarafından kucaklanmaması o bebeğin sağlığını da korumak açısından son derece önemlidir.”diyerek önerilerini sıraladı.(BA-

  • Op. Dr. Üstün’den Böbrek Taşı Uyarısı Yaptı

    NCR İnternational Hospital Üroloji Uzmanı Op. Dr. Abdulkerim Üstün, böbrek taşı hastalığına yol açan nedenler ve tedavisini anlattı.

    NCR İnternational Hospital Üroloji Uzmanı Op. Dr. Abdulkerim Üstün, böbrek taşı hastalığının son zamanlarda ülkelerinde sık rastlanan bir hastalık olduğunu kaydetti. Hastalığın nedenleri ve tedavisi hakkında da bilgi veren Üstün, “Yeterli sıvı tüketilmezse idrar içerisinde taş oluşumuna neden olan kimyasalların konsantrasyonu artar ve taş oluşum riski artar. Bundan dolayı sıcak iklimde yaşayan insanlarda taş oluşum riski daha fazladır. Bununla beraber ailesinde daha önce böbrek taşı olan insanlarda böbrek taşı oluşma riski daha fazladır. Yine böbrek taşı oluşmuş insanlarda önündeki 5 yıl içerisinde tekrar taş oluşma ihtimali tedavi olmazsa çok yüksek ihtimaldir” dedi. Op. Dr. Üstün, “Erkeklerde ve beyaz ırkda daha çok görülür. Böbrek taşı hastalığı özellikle 30-50 yaş arası ortaya çıkar. Buna bide yüksek protein ve düşük lif içeren gıdaları tüketmek taş oluşturma riski artırdığını da ekleyerek, fazla tuz tüketimi, hareketsiz kalmakla artırabiliriz” şeklinde konuştu.

    Op. Dr. Üstün, hastalığın belirtileri hakkında, “İlk başta hastalarda hiçbir belirti vermeyebilir. Ama bununla beraber ağrı, idrardan kan gelmesi, bulantı ve kusma gibi belirtiler meydana gelirse Böbrek Taşı Hastalığı’na yakalandığı anlamına geliyor diyebiliriz” diye konuştu.

    Böbrek Taşı Hastalığı’na yakalan hastalar ilişkin ise NCR İnternational Hospital Üroloji Uzmanı Op. Dr. Abdulkerim Üstün, tedavi olmaları konusunda önerilerde bulunarak, “Küçük boyutlu olan taşlar (4 mm kadar olanlar), böbrekte hasara ve hastada şikayete neden olmuyorsa 4 haftaya kadar kendiliğinden düşmesi beklenebilir. Bu sebeple idrar yolunda taşı olan hastalarda taşın boyutunun ve lokalizasyonunun tespit edilmesi öncelikli amaç olmalıdır. Kendiliğinden düşebilecek boyutta olduğunu karar verilen taşlarda ağrıyı geçirip bol sıvı alınması, bol hareket yapılması hastaya önerilmektedir. Eğer hastanın tansiyon değerleri normal ise alt uç taşlarında taşın düşmesi kolaylaştırıcı ilaçlar verilebilmektedir. Ayrıca Böbrek taşı tedavisinde yaygın olarak kullanılan 3 yöntem vardır. Bunlardan birisi ESWL yani şok dalgaları ile taş kırma yöntemidir. Bu yöntemde vücut dışından gönderilen şok dalgaları ile idrar kanalındaki ve böbrekteki taşların kırılmasını sağlayan bir yöntemdir. Böbreğin orta ve üst kısmında yerleşen 2 cm’e kadar olan taşlarda etkilidir. Tedavinin bir veya birkaç seansta yapılması gerekebilmektedir. Hastaların ayaktan gelip tedavilerini yaptırıp günlük işlerine devam edebildikleri bir yöntemdir. Büyük boyutlu taşlarda taşın kırılıp tamamen temizlenmesi için 3-4 seans yetmeyeceği için kullanımı tercih edilmemektedir. Böbrekte her taş kırma seansında belli bir miktar böbrek hücresi (nefron) kaybı olur. Bu sebeple taş kırma seansları 4 ile sınırlı tutulmalıdır. İkinci yöntem ise Endoskopik üreter taşı tedavisidir. Bu tedavi ise Böbrek ve İdrar kanalındaki taşlarda ESWL yönteminin uygulanamadığı veya başarılı olmadığı durumlarda idrar yolundan endoskopik aletlerle girerek taşların lazer teknolojisi ile yok edildiği veya küçük parçalar haline getirilip dışarı alındığı bir yöntemdir. Acil durumlarda yani taşın idrar yolunu tam olarak kapattığı ve ilaçlarla ağrısı geçirilemeyen hastalarda en çok kullanılan yöntemdir. Spinal anestezi altında yapılan operasyonda hiçbir kesi olmadığı için hastalar günlük işlerini rahatlıkla yapabilmektedir. Taş tamamen ortadan kaldırıldığı için hastaların ağrısı da olmamaktadır. En son ve üçüncü tedavi ise Perkütan Nefrolitotomi’dir. ESWL yöntemi ile kırılamayan ve boyut olarak büyük taşlarda böbreğe dıştan endoskopik aletlerle küçük bir delik açıp taşların parçalanarak dışarı alındığı bir yöntemdir. Bu yöntem çok büyük boyutlu taşlarda kullanılan genel veya spinal anestezi altında uygulanan bir operasyondur. Hastaların 1-3 gün arasında hastanede kalmaları gerekmektedir. Hastalar taburcu olduktan sonra çok rahatlıkla günlük işlerini yapabilmektedirler. Vücudun sırt tarafında böbrek lokalizasyonunda yaklaşık işaret parmağı kalınlığı kadar bir delikten bu operasyon yapılmaktadır. Kesinin çok küçük olması ameliyat sonarsı ağrının çok az olmasına ve iyileşmenin çok daha hızlı olmasına yardım etmektedir” diye konuştu.

  • Op. Dr. Kenan Kalı’dan İzmirliler’e konut uyarısı

    Gözde Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Op. Dr. Kenan Kalı, İzmir’de inşaat sektörünün geleceğine ilişkin önemli açıklamalarda bulunan ve İzmir’e yatırım yapma çağrısında bulunan Kalı, İzmir’in bu kente yatırım yapanlara önümüzdeki dönemde de kazandırmaya devam edeceğini söyledi.

    İzmir’in başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin diğer illerinden nitelikli göç aldığını vurgulayan Op. Dr. Kenan Kalı, ’’İzmir’e başlayan nitelikli göç önümüzdeki yıllarda da artarak sürecek. İzmir’e geçtiğimiz sürede İstanbul’dan yaklaşık 60 – 70 bin kişi göç etti. Özellikle İstanbul’daki yoğunluktan ve keşmekeşten bunalmış üst gelirli vatandaşlarımız yaşamak için İzmir’i tercih ediyor. İstanbul’un nüfusu, tarihinde ilk kez azaldı. Bu çok önemli bir gelişme ve başlangıç. İzmir’in hem İstanbul’un vaat ettiği sosyal olanakları barındırması, hem de daha ferah ve yaşanabilir bir kent olması tüm Türkiye’yi kendine çekiyor. Bu da İzmir’in bir cazibe merkezi olmasını sağlıyor’’ diye konuştu.

    “Fiyat artışı sürecek”

    İzmirlilerin geçen yıl almadığı evleri bu yıl alamadığına dikkat çeken Kalı, konutlardaki fiyat artışı trendinin ise süreceğini kaydetti.

    Yatırımda bulunmak isteyenlere, ellerini çabuk tutmaları konusunda uyarıda bulunan Op. Dr. Kenan Kalı, şunları söyledi: “Geçtiğimiz yıllarda satış yaptığımız kesimin yalnızca yüzde 1 ya da 2’si İstanbullular’dı. Ancak bu yıl konut alanların yarısı İstanbullu. İstanbullular, İzmir’in geleceğini gördükleri için hızlı bir yatırım içindeler. İzmir’in kent merkezinde yeni arsalar üretemiyoruz. Göç ve arsa üretim hızını göz önünde bulundurduğumuzda İzmir’deki konut fiyatlarının artışı sürecek.’’

    “İzmir’de kötü lokasyon yok”

    İzmir’de kötü lokasyonun olmadığını, fakat bulunduğu lokasyonla uyumsuz yanlış projeler üretildiğinin de altını çizen Kalı, ’’Gözde Grubu olarak en büyük özelliğimiz doğru lokasyonda doğru projeyi üretmemiz. Bu yüzden de projelerimiz çok hızlı bir şekilde alıcısıyla buluşuyor. Maalesef, sektörde çoğu kez önceden yapılan başarılı projeler başarısız bir şekilde taklit ediliyor. Bu da hem arsaların zayi olmasına, hem de sektörün yara almasına neden oluyor. İzmir’de doğru lokasyonda doğru proje üretilirse satış sorunu yaşanmaz ve sektör olumlu yönde büyür’’ ifadelerini kullandı.

    “Kentsel dönüşümü acilen tamamlamalıyız”

    Irak Süleymaniye merkezli 7.3 şiddetindeki depremin de, İzmir’e yeniden deprem gerçeğini hatırlatması gerektiğine değinen Op. Dr. Kenan Kalı, İzmir’in tüm gücüyle el ele verip bir an önce kentsel dönüşümünü tamamlaması gerektiğini vurguladı.

    “Aynı deprem İzmir’de gerçekleşse kaç bina ayakta kalır?” diye soran Kalı sözlerini şöyle sürdürdü:

    ’’İzmir maalesef alışkanlıklarını oldukça güç değiştiriyor. 60 yıllık binalarda yaşayan insanlar alışkanlıklarından vazgeçemedikleri için dönüşüme sıcak bakmıyor. Oysa hepimizin can güvenliği açısından alışkanlıklarımızı bir kenara bırakıp, birlikte kentsel dönüşümü hızlı bir şekilde modern ve çağdaş kentlere yakışır şekilde tamamlamalıyız’.”

  • Op. Dr. Uğur Değer: “Lohusalık döneminde ayakta duş almak önemli”

    Kadın Hastalıkları ve Doğum ile Tüp Bebek Merkezi Bölümü’nden Op. Dr. Uğur Değer, doğumu takip eden üçüncü günde annenin banyo yapabileceğini belirterek, lohusalık dönemi boyunca ayakta duş alınması uyarısında bulundu.

    Memorial Dicle Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ile Tüp Bebek Merkezi Bölümü’nden Op. Dr. Uğur Değer, lohusa annelere önerilerde bulundu. Doğum sonrası, özellikle yeni anne olmuş kadının en hassas dönemi olduğunu anlatan Değer, “Doğum bile tek başına anne için müthiş bir deneyimken, hemen sonrasında başlayan yeni bir yaşam, ilk günlerin şaşkınlığı ve fiziksel çekinceleri ile zorlaşabilir. Bu süreci doğru ve sağlıklı bir şekilde atlatmak mümkündür. Özellikle doğum sonrası aşırı ve pıhtılı kanama, akıntının renginin değişmesi, doğum sezaryen olarak gerçekleşmişse ameliyat kesisi yerinde ağrı, sızı, kızarıklık, şişlik, ısı artışı, kanama, yüksek ateş, kötü kokulu akıntı, memelerde geçmeyen ağrı, şişme, ısı artışı, bulantı, kusma, idrar yaparken ağrı ve yanma belirtileri varsa mutlaka doktora başvurulmalıdır” dedi.

    “Doğum sonrası ilk hafta kanama görülebilir”

    Doğum sonrası ilk bir hafta kanamanın, adet kanaması kadar sık görülebileceğini anlatan Değer, “Daha sonra kanama yerini daha çok akıntıya bırakır, akıntının rengi kahverengi, sarı, beyaz olmak üzere giderek açılır ve ortalama loğusalık süresi boyunca yani 40 gün devam eder. Bu süreçte herhangi bir antiseptik solüsyon kullanmaya gerek yoktur. Pedler sık değiştirilmeli, genital bölge duru su ile yıkanarak temiz ve kuru tutulmalıdır. Bu süreç takip edilmeli ve dikkati çeken bir farklılık görüldüğü takdirde doktora başvurulmalıdır” diye konuştu.

    “Oturarak banyo yapmak enfeksiyon riski oluşturur”

    Doğumu takip eden üçüncü günde annenin banyo yapabileceğine dikkat çeken Değer, şunları kaydetti:

    “Lohusalık dönemi boyunca ayakta duş alınmalıdır. Oturarak ve küvete girerek banyo yapmak enfeksiyon riski açısından sakıncalıdır. Sezaryen ile doğum yapanlar doğumun ikinci gününde banyo yapabilir ve banyo sırasında ameliyat bölgesini kapatmasına gerek yoktur. Banyo sonrası ise ameliyat bölgesi tahriş edilmeden temiz bir havlu ile tampon yapılarak kurulanmalıdır. Ancak 40 gün boyunca yapılacak banyo ayakta duş şeklinde olmalı, oturarak veya küvete girerek yapılmamalıdır.”

    “Kabızlığı önlemek için bol sıvı alımı şart”

    Lohusalık döneminde kadınların özel bir diyet uygulanmasına gerek olmadığını vurgulayan Op. Dr. Değer, şunları söyledi:

    “Yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmeli, protein, karbonhidrat, sebze ve meyvelerin yeteri kadar tüketilmesi yeterli olacaktır. Gaz yapıcı besinlerden kaçınmak, anne ve dolayısı ile bebek için çok önemlidir. Annenin kendisi ve bebeğin kabızlığını önlenmek, süt üretimini artırmak için bol sıvı tüketmesi önemlidir.”

    Süt akışını kolaylaştırmak için pratik öneriler

    Doğumdan sonra süt yapımının başlamasına bağlı olarak memelerde ikinci ve yedinci günler arası şişlik ve gerginlik oluşabileceğini de kaydeden Değer, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu his anneler tarafından bir rahatsızlıkmış gibi algılanır. Ancak bu durum süt oluştuğunun bir belirtisidir. Bu şişlik ve gerginliğin meme iltihabına yol açmaması için bebek sık sık emzirilmelidir. Memelerin aşırı derecede sertleşmesi sonucu bebek memeyi tutamıyorsa veya tutmasına rağmen yeterli şekilde boşalma sağlanamıyorsa memelerdeki süt elle veya pompa ile sıkılarak sağılmalıdır. Süt sağma işlemi öncesi, ılık nemli havluyla kompres yapılması ve yine ılık bir duş alınması süt kanallarının genişlemesini sağlayacaktır. Böylelikle süt akışı kolaylaştıracaktır. Annenin emzirmeye başlamadan önce bir miktar anne sütü ile meme başını ıslatması önerilir. Her emzirme sonrası temizleme gerektirmeyen bebeğin emmesinde sakınca olmayan, sadece lanolin maddesi içeren bir krem sürülerek meme başı çatlakları önlenmelidir. Süt üretimi arttıkça ve meme ucundan süt akmaya başladıkça göğüs petleri kullanmak yararlı olacaktır. Meme ucunu, bebeğin emmesini kolaylaştırmak için dışarı çıkarmak amacıyla emzirme aralarında ve emzirmeden 10 dakika kadar önce göğüs ucuna masaj yapmak en pratik yöntemdir. Eğer etkili olmuyorsa ucu çıkarmak için bebek mağazaları ve eczanelerde kolayca bulunabilecek özel aparatlar kullanılabilir. Başka bir çözüm yolu da meme ucu çıkana kadar bebeği silikon meme ucu ile emzirmektir. Bebek emdikçe birkaç gün içinde meme ucu kendiliğinden belirginleşecektir. Doğumdan sonra 40 gün sonra anne cinsel hayatına dönebilir

    Lohusalık döneminde kadınlarda, özellikle de emzirirken salgılanan oksitosin hormonu nedeniyle annenin uykusunun gelmesi gayet normaldir. Annenin normal cinsel hayatına dönmesi için de ortalama 40 gün geçmelidir. Çünkü lohusalık döneminde rahim içi henüz eski haline dönmediğinden cinsel ilişki kesinlikle önerilmemektedir. Doğum yapmış olan her kadının lohusalık dönemi bittikten sonra doktoruna başvurup gebelik sonrası normal jinekolojik muayenesini olması çok önemlidir. Bu dönemde smear testi yapılabilir ve korunma yöntemleri hakkında bilgi alınması gerekir. Herhangi bir problem görülmediği takdirde jinekolojik muayene doktorun belirleyeceği aralıklarla tekrarlanmalıdır.”