Etiket: Onur

  • Oğlunun şehit sayılması için 17 yıllık onur mücadelesi

    İzmir’de 2001 yılında askerlik görevini yaparken Çanakkale’ye tank sevki sırasında elektrik çarpması sonucu hayatını kaybeden er Hasan Akçıl şehit sayılmadı. Anne Kerziban Akçıl, aradan geçen 17 yıla rağmen oğluna şehitlik unvanı verilmesi için mücadele veriyor.

    Çorum’un Kargı ilçesine bağlı Yeşilköy’de tek başına yaşayan Kerziban Akçıl, bankada memur olan evin tek çocuğu ve nişanlı olan oğlu Hasan Akçıl (21)’ı 27 Mayıs 2000 tarihinde askere uğurladı.

    İzmir Narlıdere Zırhlı birlikler Komutanlığında vatani görevini tamamlamak için gün sayan Hasan Akçıl, terhisine 2 ay kala İzmir’den Çanakkale’ye tren ile tank sevkıyatında muhafız asker olarak görevlendirildi. Sevkıyat sırasında Eskişehir garında mola verildiği sırada vagondaki tanka çıkan Hasan Akçıl, tankın kapağını açmaya çalışırken yüksek gerilime kapılarak yaralandı. Kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen Er Akçıl, olaydan üç gün sonra hayatını kaybetti.

    Anne Kerziban Akçıl, oğlunun İzmir Narlıdere’de vatani görevini yaparken, Çanakkale’de yapılacak olan 30 Ağustos Zafer Bayramı törenleri için trenle sevk edilen tankta muhafız olarak görevlendirildiğini belirterek, “Trenin Eskişehir’de mola verildiği sırada oğlum Hasan Akçıl tankın üzerine çıkmış, o sırada yüksek gerilim çarpması sonucu patlama meydana gelmiş. Oğlumu Eskişehir Hava Hastanesi’ne kaldırmışlar. Orada ilk müdahaleyi yapmışlar. Hastaneye kaldırıldığında oğluma sormuşlar olay nasıl oldu diye? Hiç bir şey hatırlamıyorum demiş. İkinci kez sorduklarında cevap verememiş. Daha sonra oğlumu ambulansla Ankara Yanık Merkezine sevk etmişler. Bize haber verdiler. Biz hemen babasıyla birlikte Ankara’ya gittik. Burada 3 gün sonra hayatını kaybetti. Cenazesini köyümüze getirerek toprağa verdik’’ dedi.

    “Acımızdan şehit sayılmadığını anlamadık”

    Bugüne kadar oğlunun şehit olarak bildiklerini ve oğlunun şehit sayılmadığını ise daha sonra tesadüfen öğrendiklerini anlatan, “Oğlumu defnettikten 17 gün sonra komşu köyümüz Halıköy’e de bir şehit geldi. Daha sonra Hacıhamza köyüne de bir şehit geldi. O cenazelerin ikisine de gittim. Orada askerler mezarlıkta şehide saygı atışı ve tören yaptılar. Bizim cenaze törenimiz böyle olmadı. Niye bu şehitlerin cenazesi böyle defnediliyor da benim oğlumun cenaze töreni böyle olmadı dedim. Ben acımdan oğlumun cenazesinde hiç bir şey bilemedim. Bunu araştırdığımda bana senin oğlun şehit sayılmadı, vazife malulü sayıldı dediler. Ben de o günden sonra her zaman sesim çıktığınca yetkililerle görüşmeye çalıştım’’ şeklinde konuştu.

    Konuyla ilgili görüşmek için Kaymakamlığa ve İlçe Jandarma Komutanlığına gittiğini ifade eden acılı anne Akçıl, “Kaymakamlığa ve komutanlığa gittim. Ben oğlumun hakkını arıyorum, ben devletten şehit sayılmasını istiyorum. Ben devlete 21 yaşında oğlumu gönderdim. Onlar bana beş harfi çok görüyorlar” şeklinde konuştu.

    “Cumhurbaşkanımızdan destek bekliyorum”

    Daha sonra ilçe kaymakamıyla birlikte Jandarma Komutan’ının kendisini ziyarete geldiğini kaydeden Keziban Akçıl, “Kaymakam bey ve komutan ziyaretime geldi. Kaymakam bey bana herhangi bir ihtiyacın var mı, kömürün var mı? diye sordu. Ben de kendisine benim her şeyim var. Hiçbir şeye ihtiyacım yok. Ben sadece evladımın şehitliğini istiyorum. İhtiyacı olanlara verin. Benim alacak gücüm var dedim. Beni unutmayın beni ziyaret edin bu bana yeter dedim. Benim maddi olarak hiçbir beklentim yok. Ben sadece evladımın şehitliği istiyorum dedim” diye konuştu.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmek istediğini belirten acılı anne, “Kaymakam beye Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da yanına gitmek istiyorum, keşke oraya da ulaşabilsem ama ulaşamıyorum. Geçenlerde Çorum’a geldi dediler fakat nereye ulaşayım, nereye gideyim. Gitsem yanaşamazdım. Bu konuyu kendisine anlatmak isterdim. Benim oğlum neden şehit sayılmasın? Askeriyenin emriyle tankın üzerinde gitmiş. Askeriyenin hastanesinde vefat etmiş. Böyle olur da nasıl şehit sayılmaz. Onlar şehit saysa da saymasa da benim oğlum Allah katında yine şehit ama resmiyette de neden şehit olmasın. Benim şimdi başka çocuklarım olsa askere gönderirken düşünürüm. Siz olsanız düşünmez misiniz?’’ diye isyan etti.

    “Oğlumun şehit sayılmamasında ihmaller var”

    Oğlunun şehit sayılmamasında ihmallerin bulunduğunu ve bu ihmallerin ortaya çıkmaması için de oğlunun şehit sayılmadığını iddia eden anne Kerziban Akçıl, “Benim oğlum yoğun bakımda ifade veremeyince, kazada diğer görevliler kendilerini kurtarmak için bir şeyler yaptılar. Oğlumun konuşma imkanı olmadı. Ben bir anne olarak oğlumu 3 gün ekrandan izledim. Yanına bile giremedim. İlk gece sadece bir kez el salladı. Sonra zaten vefat etti. Çok acı bir şey. Allah bu acıyı kimseye yaşatmasın. Evlat acını ben yaşadım hiç kimse yaşamasın. Ben şimdi korkumdan televizyon bile açamıyorum. Afrin’de şehit olur duymayayım diye. Ben aradan 17 yıl geçmesine rağmen bu yanlışlığın düzeleceğine inanıyorum. Yetkililere sesleniyorum sesimi duysunlar” ifadelerini kullandı.

  • Jeofizik mühendislerinden Demirel’e onur plaketi

    Jeofizik mühendisleri vatan borcunu ödeyebilmek için 3 ayda verdiği 32 kiloyla Türkiye gündeminde büyük bir övgüyle adından söz ettiren Gümüşhaneli genç Jeofizik Mühendisi Sercan Demirel’e onur plaketi verdi.

    Geçtiğimiz günlerde medyaya yansıyan ve ülke genelinde büyük yankı uyandıran haberin ardından Gümüşhane Jeofizik Mühendisleri Odası öncülüğünde meslektaşları Jeofizik Mühendisi Sercan Demirel’e vatani görevini yerine getirme hususunda gösterdiği azminden dolayı onur plaketi takdim etti.

    Jeofizik Mühendisleri odası Gümüşhane İl temsilciliği, Jeofizik Mühendisleri odası Trabzon şubesi, Gümüşhane Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim üyeleri ve Araştırma Görevlileri, kamuda çalışan jeofizik mühendisleri ve özel sektör temsilcilerinin katılımları ile plaketini alan Demirel, meslektaşlarına teşekkür etti.

    Jeofizik Mühendisleri Odası Trabzon Şube Başkanı Prof.Dr. Hakan Karslı, vatan uğrunda gözünü kırpmadan şehadete erişmiş tüm şehitleri ve gazileri saygı ve minnet ile andığını belirterek, “Odamız üyesi Sercan Demirel’in vatani görevini yerine getirmek amaçlı göstermiş olduğu bu azimli davranışı takdire şayandır. Halen daha ortalama 150 bin kişinin çürük raporu ile askerlik görevini yapmamak için birçok yolu ve koşulu zorladığı bilinmektedir. Zor koşulların hakim olduğu bir dönemde önce vatan diyerek, askerlik koşullarına uygun olmadığı halde azmi ile kendisini askeri koşullara uygun hale getirip akabinde kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir neferi olmayı başarması, bugün olduğu gibi gelecekte de genç kuşaklara örnek teşkil edecek bir davranıştır. Kendisine TMMOB Jeofizik Mühendisleri Trabzon Şubesi VIII. Dönem Yönetim Kurulu adına tüm yaşantısı boyunca başarılar ve şimdiden hayırlı teskereler dilerim” dedi.

    Jeofizik Mühendisleri Odası Gümüşhane İl Temsilcisi Rasim Taylan Kara ise Gümüşhane’nin bir evladı olmasından ve meslektaşı olmaktan onur duyduğu Sercan Demirel’e bu özverili davranışından dolayı tebrik ve teşekkürlerini ileterek, “Vatanına, doğduğu topraklara yakışan bu tutum ve davranışı bizleri oldukça gururlandırmıştır. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin, zorlu fakat her dem zafer ile sonuçlanan operasyonlarının devam ettiği bu süreçte kendisinin azmi gelecek kuşaklara da örnek teşkil edecektir. TMMOB Jeofizik Mühendisleri Gümüşhane il temsilciliği olarak kardeşimize şimdiden hayırlı teskereler dilerim” diye konuştu.

    Gümüşhaneli genç mühendis Sercan Demirel, okulunu bitirdikten sonra vatan borcunu ödemek için önüne çıkan fazla kilo engelini 3 ayda 32 kilo vererek aşmış ve bu davranışı geçtiğimiz günlerde hem Gümüşhane hem de ülke gündemine düşmüştü.

  • Belediye Başkanları Birliği’nden Başkan Alıcık’a büyük onur

    Nazilli Belediye Başkanı Haluk Alıcık’ın 2011 yılında hayata geçirdiği ‘Alzheimer Gündüz Bakımevi’ projesi, Belediye Başkanları Birliği tarafından ödüllendirildi.

    Belediye Başkanları Birliği tarafından düzenlenen ‘1. Geleneksel Belediye Başkanları Ödülleri’ töreni ile Türkiye’nin en iyi belediye başkanları ödüllerini aldı.

    Belediye Başkanları Birliği 1. Geleneksel Belediye Başkanları Ödülleri töreni, Ankara’daki MEB Şura Salonu’nda yapıldı. Çok sayıda davetlinin katıldığı törende 61 belediye başkanı ödüle layık görüldü. Törenin açılış konuşmasını yapan Belediye Başkanları Birliği Genel Başkanı Hüseyin Erer, “Şehirlerimiz hızla gelişiyor. Bunları gerçekleştiren en başta belediye başkanlarımızdır. Başkanlık biter, hesap verme bitmez. Başkanlarımızın aldığı üç kuruş maaş, düğünde takılan takıya yetmez. Belediye başkanları halka en yakın insanlardır. Bu yarışma Facebook üzerinde gerçekleştirildi ve tamamen halkımızın oylarıyla seçilmiştir. Burada en beğenilen belediye başkanı seçilmiştir” dedi.

    İç Anadolu Bölgesi’nin en beğenilen Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tuna oldu

    Coğrafi bölgelerde en beğenilen belediye başkanları kategorisinde İç Anadolu Bölgesi’nden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tuna, Akdeniz Bölgesi’nden Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, Ege Bölgesi’nden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün, Marmara Bölgesi’nden Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çiftçi, Doğu Anadolu Bölgesi’nden Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır ve Karadeniz Bölgesi’nden Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Orhan Feyzi Gümrükçüoğlu ödüle layık görüldü.

    ‘En Beğenilen İl Belediye Başkanı’ ödüllerine Doğu Anadolu Bölgesi’nden Erzincan Belediye Başkanı Cemalettin Başsoy, İç Anadolu Bölgesi’nden Çankırı Belediye Başkanı İrfan Dinç, Akdeniz Bölgesi’nden Isparta Belediye Başkanı Yusuf Ziya Günaydın, Ege Bölgesi’nden Kütahya Belediye Başkanı Kamil Saraçoğlu, Marmara Bölgesi’nden Bilecik Belediye Başkanı Selim Yağcı, Güneydoğu Bölgesi’nden Kilis Belediye Başkanı Hasan Kara ve Karadeniz Bölgesi’nden Bayburt Belediye Başkanı Mete Memiş layık görüldü.

    Türkiye’nin en beğenilen belediye başkanı Erzincan Belediye Başkanı Cemalettin Başsoy oldu

    ’Türkiye’nin En Beğenilen Belediye Başkanları’ ödüllerine layık görülen isimler ise Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çiftçi, Erzincan Belediye Başkanı Cemalettin Başsoy, Sarıkaya İlçe Belediye Başkanı Ömer Açıkel ve Kuşu Belde Belediye Başkanı Türker Çağatay Halim oldu.

    Erzincan Belediye Başkanı Cemalettin Başsoy Jüri Özel Ödülü’ne de layık görüldü

    Jüri Özel ödüllerinde Bolu Belediye Başkanı ‘Yılın Su Projesi’ kapsamında ödüle layık görülürken, ‘Atık Toplama ve Geri Dönüşüm Projesi’ kapsamında En İyi Belediye ödülünü Erzincan Belediye Başkanı Cemalettin Başsoy aldı. ‘En İyi Su Kanal Projesi’ ile Tokat Belediye Başkanı Eyüp Eroğlu ödüle layık görülürken, Nazilli Belediye Başkanı Haluk Alıcık ‘Alzheimer Gündüz Bakımevi Projesi’ kapsamında ödül aldı. Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak ise ’Gümüşdere Ihlamur Vadisi Projesi’ ile ödüle layık görülen isimler arasında yeri aldı.

  • Başkan Özgüven: “Bu şehrin belediye başkanı olmak büyük onur”

    Konya’nın Ereğli İlçe Belediye Başkanı Özkan Özgüven’in gerçekleştirdiği ev ziyaretleri, davetlerle çığ gibi büyüyor. Takdir toplayan ziyaretler sıcak bir sohbet ortamı oluştururken hizmetler konusunda istişare imkanı da sunuyor.

    “Bu şehrin belediye başkanı olmak büyük onur” diyen Başkan Özgüven, “Çat kapı misali başladığımız ev ve mahalle ziyaretlerimize gösterilen ilgi ve hemşehrilerimizin misafirperverliği bizi mutlu ediyor. Her zaman vatandaşlarımızla bir araya gelmeye özen gösteriyoruz. Esnaf ziyaretlerimizde, ev ve mahalle ziyaretlerimizde hemşehrilerimiz bizi samimi karşılıyor. Göreve geldiğimizde halkın başkanı olma prensibimizi gerçekleştirdiğimizi hissetmek bizleri ziyadesiyle mutlu ediyor. Bu ilgiye ve vatandaşlarımızın bize olan desteğine layık olmak için elimizden geleni yapıyoruz. Onlarla istişare ederek istek ve talepleri doğrultusunda hizmet rotamızı belirliyoruz. Makamlar, mevkiler gelip geçici. Bu nedenle, şehrimize daha fazla eser bırakabilmek adına gece gündüz demeden çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ereğlimizi gelişen, büyüyen ve cazibe şehir hüviyetine kavuşturmaya devam edeceğiz. Bu noktada en büyük gücümüz vatandaşlarımızın bize olan desteğidir. Bize inanan ve her zaman desteğini esirgemeyen tüm hemşehrilerimize saygılarımı sunuyor, ziyaretlerimizde bize gösterdikleri güler yüzleri ve misafirperverlikleri için teşekkür ediyorum” dedi.

  • Onur Öymen: “Afrin sebep değil bir sonuçtur”

    Eski diplomat ve siyasetçi Onur Öymen, “Afrin bir sebep değil, bir sonuçtur. Afrin’den bahsetmeden önce Afrin’de ne oluyor. İşin esası şu; Bu iş Arap Baharı ile başladı. ABD’li uzmanlar bunu yazdı. Bölgenin siyasi coğrafyası değişecek. 1. Dünya Savaşı’nda çizilen sınırlar değişecek” dedi.

    Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) İznik Şubesi, “Türkiye’nin Dış Politikası ve Afrin Operasyonu” konulu panel düzenledi. Panele konuşmacı olarak, eski diplomat ve siyasetçi Onur Öymen, ADD Genel Kurul Üyesi Gürhan Akdoğan katıldı. Panelin açılış konuşmasını yapan ADD İznik Şubesi Başkanı Ergün Balaban, “Karanlık bir süreçteyiz. Toplum olarak ümidimizi yitiriyoruz. ADD olarak, yeni doğan güne merhaba diyoruz. Gözlerdeki inançsızlığı silmek için Atatürkçü düşünceye merhaba diyoruz. Bu yol da umut var, ışık var. Bu yolda Mustafa Kemal Atatürk var” dedi.

    “O Oyunlardan bir tanesi Cargill’di”

    ADD Genel Kurul Üyesi Gürhan Akdoğan, “1946’dan itibaren birçok olumsuzluğu yaşamış olan Türkiye maalesef son 10-15 yılda çok büyük deformasyona uğradı. Bu deformasyonun içinde de dünyanın en iyi bölgelerinden en önemli tarım ve su havzalarından birisi olan İznik’in üzerinde oturuyoruz. Aslında bu miras Anadolu toprakları olarak, büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu yaşamasını bize sonsuza kadar emrettiği bir toprağın üzerinde oturuyoruz. Zaman zaman uluslararası güçler, uluslararası sermaye, silah tüccarları, emparyel yaklaşımlarıyla Türkiye’yi bölmek, parçalamak için ellerinden geleni sarf ettiler. Türkiye’de oynanan oyunlarından bir tanesi İznik gölünün kenarında, Orhangazi’ye de sınır olan Cargill meselesiydi. Topraklarımızı silahla alamayacağını düşünen emparyel güçler, ekonomik olarak bu toprakların üzerine çöreklenerek, tüm varlıkları elde etmek için mücadele ediyorlar. Cargill bunlardan en önemli olanlardan bir tanesiydi. 1998 yılından itibaren son 15 yıldan beri mücadelesi yapılıp da ancak, hukukun yerle bir edildiği, maalesef o gün de öyleydi bugün çok daha hukukun üstünlüğünün kalmadığı, yargı bağımsızlığının işlemediği, hukukun en değerli özellik olmaktan çıktığı bir ortamda Cargill, belki de hukuk fakültelerinde okutulacak en önemli tezlerden bir tanesi olacaktır. Sadece çevreyi yok etmesi ve onun değerlerini ortadan kaldırması noktasında değil. Bir ülkenin hukuk sistemini de deforme etmek, onu ortadan kaldırmakla ilgili en önemli örneklerden bir tanesi” dedi.

    Afrin sorunu ve Türkiye’nin dış politikasını ele alamadan önce İzniklileri kutlayan Onur Öymen, “İznik Gölü kıyısına yapılan müdahalelere karşı nasıl direndiğinizi biliyorum. Sizleri gerçekten tekrar kutluyorum. İznik’te bu mücadele ruhu oldukça hiç kimse burada olumsuz bir şey yapamaz” dedi.

    “Afrin sebep değil bir sonuç”

    Onur Öymen, “Afrin bir sebep değil, bir sonuçtur. Afrin’den bahsetmeden önce Afrin’de ne oluyor. İşin esası şu; bu iş Arap Baharı ile başladı. Tunus’ta başladı. Çünkü otoriter, totaliter bir denetim vardı. Bu yönetime karşı kendisini yakan bir seyyar satıcının tepkisiyle başladı bu direniş. Niçin böyle bir direnişe ihtiyaç duyuldu çünkü; 1990 yılında soğuk savaş sona ererken bütün Avrupa’yı orta ve doğu Avrupa’yı, Uzzak Doğu’yu, Latin Amerika’yı kapsayan büyük bir demokratikleşme süreci başladı. Bir tek bölge bunun dışında kaldı. O da Orta Doğu. Büyük devletlerin politikası bu bölgeye demokrasi getirmemek üzere kuruldu. Hiçbir zaman bu bölge de tek bir ülkenin bile demokrasi içinde gelişmesine razı olmadılar. Nerede bir demokratikleşme hareketi olduysa bastırdılar. Tek istisnası Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan laik, demokratik Türk Cumhuriyetidir. Türkiye’nin dışında nerede bir demokratikleşme çalışması olduysa mutlaka engellenmiştir” ifadelerini kaydetti.

    “Terörü büyük devletler başlattı”

    Orta Doğu’da terörü başlatanın büyük devletler olduğunu söyleyen Öymen, şöyle devam etti:

    “Bizim bugün bildiğimiz, duyduğumuz, okuduğumuz Filistin terörü, İslami terör. Esas terörü başlatan Yahudiler. 1900’ün başında Filistin’de nüfusun sadece yüzde 3’ü Yahudi. Savaş daha bitmeden 1917’de İngiliz Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, çıkıyor diyor ki orada bir Yahudi yurdu, devleti kuracağız. Onun için bütün dünyada Yahudilerin oraya göç etmesini sağlayacaklar. Nasıl olacak bu; o insanları terör ile göç ettirerek. Yahudiler, üç tane terör örgütü kurdu. Ve bunları İngiltere, para ve silah ve istihbaratla destekledi. Bugüne gelirsek gördüğümüz tablo şu. İngiliz eski Başbakanı Tony Blair, ’Bu bölgeye El Kaide’nin ve diğer terör örgütlerinin gelip yerleşmesi bizim Irak’a yaptığımız askeri müdahalenin sonucudur. Bundan biz de sorumluyuz’ diyor. ABD Dışişler Bakanı Hillary Clinton, aynı şeyleri söylüyor. ’Bugün bildiklerimi bilseydim. Irak’a müdahale için oy kullanmazdım’ diyor. El Kaide nasıl oluyor da Afganistan’dan kalkıyor, Irak’a geliyor.”

    “Bölgede çok sayıda oyuncu var”

    “Orta Doğu bölgesinde çok sayıda oyuncu var” diyen Öymen, “Sanıldığı gibi gaddar bir Suriye hükümeti var. Karşısında da sanıldığı gibi insan hakları için mücadele eden guruplar var. Çaresiz kalmışlar, silahlanmışlar. Suriye hükümeti ile mücadele ediyorlar. Böyle değil tabi bu. Tabloda görünen birden çok oyuncu var. Her oyuncunun birden çok hedefi var. Sorun buradan kaynaklanıyor. Kim bu oyuncular; en önemli ikisi İsrail ve İran. İki ülke arasındaki menfaat çatışması bu yaşananların en önemli sebeplerindendir. Çünkü, İsrail en büyük düşmanı olarak İran’ı görüyor. Amerika ve Avrupa ülkelerinin İran ile imzaladıkları nükleer silahları sınırlama ve denetleme anlaşması İsrail’i çok rahatsız etti. Daha önce Irak bir nükleer santral inşa ediyordu. Gitti İsrail uçakları vurdu. Suriye’de nükleer santral kuruldu gittiler onu da vurdular. İran’da bunu yapamıyorlar. Hem İsrail’e uzak ikincisi de toprağın altında dağınık yaygın aynı işi orada yapmaları mümkün değil. O zaman bir suçlama tahtanız olacak. İran’ın hemen yanında bir sıçrama tahtanız olacak. Neresi orası Kuzey Irak. Barzani, ben bağımsızlığımı ilan edeceğim dediği anda Netenyahu dedi ki, ’Derhal bu Kürt devletini tanıyacağız’ çünkü orayı ikinci İsrail gibi görüyor. Amerika da buna taraftar. Yani orada devlet içinde devlet oluşuyor, bağımsız Kürdistan devletinin temelleri atılıyor” ifadelerini kaydetti.

    “Bölgenin siyasi coğrafyası değişecek”

    “ABD’li uzmanlar bunu yazdı. Bölgenin siyasi coğrafyası değişecek. 1. Dünya Savaşı’nda çizilen sınırlar değişecek diyen Öymen”, “ABD Kara Kuvvetleri Dergisinde bu haritalar yayınlandı. Kürdistan’ın kuzey ucu Hopa-Rize, güney ucu Bağdat’ın kuzeyinde, batı ucu Urfa-Mardin, doğu ucu Tebriz’in batısında. Böyle bir alanda büyük bir Kürdistan kuracak. Başka, Irak’ta bir Sünni bir Şii devlet olacak. İran’da bir Berücistan kurulacak. Suudi Arabistan’da küçük bir din devleti olacak. Yani bütün bölgenin coğrafyasını sınırını dilediği gibi değiştirecek. Condalisa Rica da aynı şeyleri söylemişti. ’Orta Doğu’da coğrafyayı değiştireceğiz’ demişti. Bir NATO başkomutanı şunu diyor, ’önümüzdeki beş yıl içinde 7 ülkenin hükümetini Orta Doğu’da silahlı kuvvet kurarak değiştireceğiz.’ Kim bu 7 hükümet? İran, Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Sudan, Somali. Esas mesele şu. Kürt devletinin denize sıfır bağlantısı yok. Onun için bir Kürt koridoru kuracaksınız. Kuzey Irak’tan başlayacaksınız. Suriye-Türkiye sınırı boyunca ilerleyeceksiniz ve ucunda Akdeniz’e çıkacaksınız. İşte bugün görüştüğümüz Afrin konusu bu koridorun en batı ucu. Afrin’den önce 3 tane kanton var. Afrin’e kadar gelecek ve güneyinden Akdeniz’e bağlanacak. Böylelikle Kuzey Irak’ta kurulacak devletin petrolü de Türkiye’den geçmeden doğrudan doğruya bu topraklardan denize dökülecek. Bir de buna siyasi zeminler hazırlıyorlar. ABD basınında üst üste Kürt devletinin kurulması gerektiği makaleler yazılıyor. Kürt devletinin kurulma zamanı geldi diye. Ne onlar, ’Irak’ın kuzeyinde yetmez, Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye’de yaşadığı bir bölge de, İran’da yaşadığı bölge de bir Kürt devleti kurulacak.’ Ve sonunda büyük Kürt devleti ortaya çıkacak. En tehlikelisi ise Suriye’de yeni bir anayasa hazırlıyorlar. Suriye içinde bir otonom bölgesel yönetim kuracaklar. ABD’nin PYD ile içli dışlı olmasının sebebi bu. Kurulacak olan bu devletin askeri gücü olarak düşünüyor. Bunun için de büyük paralar harcıyorlar” diye konuştu.

    “ABD kongresinde istihbarat başkanı çıktı açıkça bu PYD’nin PKK’yla ilişkisi olduğunu anlattı”

    ABD’nin, Kuzey Irak’a yılda 415 milyon dolar para verdiğini dile getiren Öymen, “16 bin Peşmerge’yi eğitiyorlar. 26 bin Peşmerge’nin bütün ihtiyaçlarını karşılıyorlar. 38 bin Peşmerge’ye de her ay maaş ödüyorlar. Suriye’ye ne kadar veriyorlar. Geçen yıl 515 milyon dolardı bu yıl 550 milyon dolar ödediler. Kime işte bu PYD’ye. Suriye demokratik güçleri diye bir kılıf oluşturdular ama esas adı PYD. PYD tek başına mı hayır. PKK’yla birlikte. Nereden biliyoruz bunu, ABD kongresinde istihbarat başkanı çıktı açıkça bu PYD’nin PKK’yla ilişkisi olduğunu anlattı. ABD’nin eski Şam Büyükelçisi Robert Ford, bu PYD’yi de PKK kurdu Kandil dağında ve bunu da Osman Öcalan resmen açıkladı dedi. Şimdi bunlar hem Türkiye’de hem de Suriye’de beraber savaşıyorlar. ABD diyor ki, ’Bizim en büyük hedefimiz DAEŞ onun için PYD’ye ihtiyacımız var’ diyor. DAEŞ’in merkezi ise Rakka. Havadan bombardıman ettiler ve sonunda ne yaptılar, orada kalan DAEŞ mensuplarını PYD silahları ile birlikte Rakka’dan serbestçe çıkmasını sağladı. Hani siz düşmandınız bunlara. Hani siz bunlarla savaşıyordunuz. Bunların hepsini BBC bir rapor halinde yayımladı. Türkiye’nin bütün bunlara karşı hazırlıklı olması lazım. Bizim hedefimiz ülkemizin güvenliğini korumak. İktidarda kim olursa olsun. Birinci görev ülkenin güvenliğini sağlamaktır. Biz bunu vaktiyle mecliste de çok anlattık. Dedik ki, terörle müzakere edilmez mücadele edilir. Aynı büyük devletler o zaman, Türkiye’yi ikna etmeye çalışıyorlardı. ’Gidin Oslo’da bunlarla konuşun. Habur açılımını yapın. Sınırdan geçenleri serbest bırakın.’ Bir rapor hazırladılar. O raporda ne yazıyor biliyor musunuz, PKK’yı nasıl halledecekmişiz. Madde 1 savaşmayacaksınız, madde 2 müzakere edeceksiniz, madde 3 af çıkaracaksınız, madde 4 yeni bir anayasa hazırlayacaksınız, madde 5 bu yeni anayasada Türk kelimesi geçmeyecek. Resmen bunu yazdılar. Ben bunu mecliste anlattım çok rahatsız oldular. Şimdi buradan Afrin’e nasıl geliyoruz. Kürt koridorunun ucu Afrin. Afrin’in batısında Fırat Kalkanı Operasyonu sonunda El Bab’a kadar gittik bir bölgeyi kontrol altına aldık. Onun için Afrin’e bağlantı sağlanamadı. Güneyden bağlantı sağlanabildi. Bunun sağlanamamasının nedeni Afrin’i bu teröristlerden temizlemek. Deniz Baykal Dışişleri Bakanı iken ben müsteşardım. Biz bunlara çok ağır bir nota yazdık. Ardından Suriye Öcalan’ı sınır dışı etti. PKK kamplarını kapattı. Nasıl çözdük bunu diplomasiyle. Bir kurşun atmadık. Daha sonra da Adana mutabakatı imzalandı. Terör konusunda işbirliği yapıldı Suriye ile. Yakaladıkları teröristleri Türkiye’ye iade ettiler. Bu mekanizma gayet de iyi işliyordu. Bu meseleyi çözmüştük. Biz mecliste vaktiyle dedik ki biz Suriye’de böyle yaptık siz niye iktidarken Irak’ta bunu yapamıyorsunuz. Aynı şeyi etkili güçlü diplomasi kullanarak Irak’tan tasfiye de edebilirdik. Sonra neden çıktı tüm bunlar ortaya yeniden. Arap Bahar’ı adı altında büyük devletlerin menfaatinin girdiği çatışmalar ile gele gele bu noktaya geldik” dedi.