Etiket: Onur

  • Onur Market’ten yılın en iyi kampanyası

    “Alışverişte Onur sözüyle” 37 yıldır her sabah güvenilir alışverişe kapılarını açan Onur Market’in, kuruluş yıldönümü sebebiyle geleneksel hale getirdiği “En Ucuz 5 Gün” kampanyası 26-30 Nisan tarihlerinde düzenlenecek.

    Onur Market’in yılda sadece bir kez düzenlediği ve tüm reyonlardaki ürünlerde geçerli olan özel indirim günlerinde tüketiciler 5 gün boyunca İstanbul, Bursa, Edirne, Tekirdağ, Kırklareli ve Bilecik’teki mağazalarında, başka hiçbir yerde bulamayacakları fiyatlarla alışveriş yapma avantajı yaşayacaklar.

    Tüketicilere “Yılın En İyi Kampanyasıyla Dükkan Sizin” çağrısında bulunan Özen Grup İcra Kurulu Başkanı Cemal Özen, yüzde 100 yerli sermayeli bir şirket olarak, perakende sektöründe 8. büyük marka haline geldiklerini belirterek, “Düzenlediğimiz birbirinden cazip kampanyalarla bizi bu noktaya getiren müşterilerimizin yanında olmaya çalışıyoruz. Yıl içindeki en iddialı kampanyamız da ‘En Ucuz 5 Gün’. Şirketimizin kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlediğimiz bu kampanya diğer bütün kampanyalardan farklı” dedi.

    “En ucuz 5 gün” kampanyasında sadece belli markalar ve ürünlerin değil, tüm reyonlardaki bütün ürünlerde çok cazip indirimlerin müşterilere sunulacağını kaydeden Cemal Özen, “Müşterilerimiz, 26- 30 Nisan arasında, aradıkları ne varsa, alışveriş listelerindeki her şeyi tam 5 gün boyunca başka hiçbir yerde bulamayacakları fiyatlarla almanın avantajını yaşayacaklar. Müşterilerimize, ‘Tüm reyonlardaki her üründe görülmemiş fiyatlarla alışveriş yapmanın keyfini çıkarın’ diyoruz” şeklinde konuştu.

    Özen Grup İcra Kurulu Başkanı Cemal Özen, “Müşterilerimiz, ‘En Ucuz 5 Gün’ ve yılın geri kalan tüm bölümünde en taze meyve sebzeden, şarküteri, et, tavuk ve unlu mamûllere, temizlikten kişisel bakıma, zücaciyeden kuru gıdaya kadar ihtiyaçları olan her şeyi tek bir çatı altında, hemen yanış başlarındaki mağazalarımızda bulabilecekler” dedi.

  • Türkiye Milli Pediatri Derneğinden Bakan Akdağ’a onur ödülü

    Türkiye Milli Pediatri Derneği tarafından Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a ‘Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Onur Ödülü’ verildi.

    Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Türkiye Milli Pediatri Derneği tarafından düzenlenen 2017 Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ödül Töreni’ne katıldı. Dernek tarafından Bakan Akdağ’a onur ödülü takdim edildi.

    Bakan Akdağ, Türkiye Milli Pediatri Derneğinden ödül almasının çok kıymetli olduğunu belirterek, “15 senelik siyasetle meşguliyet sürecinde yüzlerce plaket almışızdır, bunların bir kısmı çok kıymetli bir kısmı rutin olarak, samimiyetimle ifade ediyorum ki bunların en kıymetlilerinden birisi bugün verilen ödüldür. Çünkü sağlıkla ilgili ne varsa zihnimde bunların hepsini çocuk hekimliğimle beraber kazandım ben. Herhalde dünyada yaptığım en güzel şey çocuk hekimi olmaktır. Beni en mutlu eden iş çocuk hekimi olmaktır. Hekim olmanın kendisi güzel ama çocuk hekimi olmanın tadına doyulmuyor çünkü tamamen masum yavrularla alakadar oluyorsunuz” ifadesini kullandı.

    “Türkiye’nin hastalık yükü 2003 ile 2013 arasında yüzde 4 azaldı ve tamamen değişti”

    Bakan Akdağ, Türkiye Sağlıkta Dönüşüm Programı’na değinerek, “Bazıları siyasete biraz yanlış bir gözle bakıyor. Aslında siyaset müthiş bir araç, doğru ve iyi yerde kullanırsanız onunla inanılmaz güzellikler yaparsınız. Bir hekimin bu açıdan da zevk duyması memnun ama biz hekim olarak hastalarla ilgileniriz, hastalarımız vardır, onların tedavisini yaparız, takip ederiz, sağlık sistemini de böyle düşünebilirsiniz, ben böyle yaklaştığımı hissediyorum son zamanlarda. Hastalıklı bir yapı var, o hastalıklı yapıyı ele alıyorsunuz, bir teşhis koyuyorsunuz sonra bu teşhise göre yeni politikalar geliştiriyorsunuz onları uygulayıp takibini yapıyorsunuz. İşte bütün bu takipler 2017’ye geldiğimizde sağlıkta dönüşümün ikinci dönemini gerçekleştirmek zorunda olduğumuzu bize gösteriyor. Türkiye’nin hastalık yükü 2003 ile 2013 arasında yüzde 4 azaldı ve tamamen değişti. Bu çok enteresan bir veridir dünyanın çok az ülkesinde son 10-15 yılda hastalık yükünün azaldığına şahit oluyoruz. Türkiye’de hastalık yükü azaldı çünkü enfeksiyon hastalıklarıyla baş eder hale geldik çünkü anne bebek mortalitesi, mobilitesiyle, beslenmeyle ilgili profesyonel sorunlarla baş edebilir hale geldik. Buralardan dolayı hastalık yükümüz azaldı ama önümüzdeki yıllarda bulaşıcı olmayan hastalıklarla ilgili hastalık yükü anlamında çok ağır risklerimiz var. Başta şişmanlık, hareketsizlik, sigara kullanımı büyük bir muvaffakiyet elde ettik ama maalesef çok da geriledik yeni bir hamle gerekiyor. İşte bunun için yeni bir döneme giriyoruz. Bir taraftan insanların sağlık okuryazarlığının arttırılması gerekiyor öbür taraftan sağlıklı yaşam biçimlerinin promosyonunun yapılması gerekiyor, aile hekimliğini yeniden dizayn ediyoruz, hastaneciliğe yeni gözlerle bakıyoruz, şükürler olsun dünya da bizden öğreniyor bunu çok rahat söyleyebilirim. İnşallah bu güzelliğimizle bu ikinci dönemi de gerçekleştireceğiz” şeklinde konuştu.

    Konuşmaların ardından ödüle layık görülen katılımcılar birlikte fotoğraf çekildi.

  • KKTC Başbakanı Özgürgün’e “Yakın Doğu Altın Anahtar Onur Ödülü”

    KKTC Başbakanı Hüseyin Özgürgün’e Yakın Doğu Üniversitesi Kurucu Rektörü Dr. Suat İ. Günsel tarafından “Yakın Doğu Altın Anahtar Onur Ödülü ve Onur Belgesi” takdim edildi.

    Yakın Doğu Üniversitesi Büyük Kütüphane Salon 4’te yer alan tören, KKTC Başbakanı Hüseyin Özgürgün, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Kemal Dürüst, YDÜ Kurucu Rektörü Dr. Suat İ.Günsel, Mütevelli Heyeti Başkanı Doç. Dr. İrfan S.Günsel, YDÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Fahreddin Sadıkoğlu, Girne Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İlkay Salihoğlu, YDÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şenol Bektaş, Üniversite Dekanları, Bölüm Başkanları, öğretim üyeleri ve öğrencilerin yoğun katılımı ile yapıldı.

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Dr. Fazıl Küçük, Rauf R.Denktaş ve tüm şehitlerin anısına bir dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan törende Başbakanı Hüseyin Özgürgün’ün öz geçmişinin okunmasının ardından açılış konuşmasını YDÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Fahreddin Sadıkoğlu yaptı.

    “Suat Hoca’nın KKTC dışında hiç bir yatırım yapmaması Kıbrıs Türk insanına, ülkesine bağlılığını gösteren bir simgedir”

    Prof. Dr. Fahreddin Sadıkoğlu konuşmasında ilk olarak Kurucu Rektör Dr. Suat İ. Günsel’in “Yaptıklarımla övünmem, yapmadıklarımla övünürüm” sözünü anımsattı. Sadıkoğlu, Kurucu Rektör Dr. Suat İ. Günsel’in 1988 yılında üniversiteyi kurduktan sonra 1990’lı yıllarda Suat hocaya böyle bir üniversiteyi kurması için ABD’den teklif geldiğini, istediği eyalette istediği yerde bir arazi ve istediği yardımın kendisine verilerek böyle bir üniversite kurmasını teklif ettiklerini ancak, Suat hocanın bu teklife “hayır” dediğini söyledi. Daha sonra 2000’li yıllarda Türkiye’den de böyle bir teklifin gündeme geldiğini, Türkiye hükümetinin İstanbul’da istenilen yerde bir üniversite kurması için teklif getirdiğini belirten Sadıkoğlu, “Son yıllarda benim de katıldığım bir konferansta Suat hocaya Azerbaycan’da da benzer bir üniversite ve bir hastane yapması teklifi geldiğini belirtti. Prof. Dr. Fahrettin Sadıkoğlu, hatta yatırımın sadece yüzde 10’u kadar katkıda bulunarak kurmasını istemelerine rağmen Suat Hoca her türlü yardıma ve desteğe açık olduğunu ancak, KKTC dışında bir yatırımın olmasını istemediğini ve bu davranışın KKTC halkına olan bağlılığının simgesi olduğunu söyledi” dedi.

    Sadıkoğlu aynı zamanda, “Bu hükümet devletine, halkına, milletine bağlılığıyla seçilen bir hükümettir. Bundan dolayı da Mütevelli Heyeti Başkanımız Doç. Dr. İrfan S. Günsel’in kararıyla Yakın Doğu Üniversitesi’nin vereceği en yüksek ödül olan Yakın Doğu Altın Anahtar Onur ödülü bugün Başbakan Hüseyin Özgürgün’e takdim edilecektir” dedi.

    Konuşmanın ardından Altın Anahtar Onur Ödülünü vermek üzere Yakın Doğu Üniversitesi Kurucu Rektörü Dr. Suat İ.Günsel sahneye davet edildi.

    “Başbakanımız konu eğitim olduğunda hem yüreğini hem aklını harekete geçirir”

    Dr. Suat İ. Günsel, “Başbakanımı yürekten kutlarım, o devleti yönetirken aklıyla ve zekasıyla, dostluk ilişkilerinde ise yüreğiyle hareket eder, ancak mesele, eğitim olduğunda hem yüreğini hem aklını harekete geçirir. Bu bakımdan layık görülen bu ödülü yüreğiyle ve aklıyla hareket eden Başbakanımıza takdim eder ve kendisini kutlarım” diyerek ödülü Başbakan Özgürgün’e takdim etti.

    KKTC Başbakanı Hüseyin Özgürgün ödül takdiminin ardından öğrencilere seslenerek; “Burada Kıbrıs diye bir mesele var ama siz Kıbrıs’ta yaşıyorsunuz ve Uluslararası İlişkiler, Siyaset Bilimi, Uluslararası Hukuk okuyorsunuz. Şöyle düşünün aslında Kıbrıs dendiği zaman, şuanda Birleşmiş Milletler’in elindeki en eski sorundur, en eski ve en büyük sorun. Uluslararası ilişkiler dediğimiz zaman en büyük sorun nedir? Kıbrıs. Dolayısıyla tam yerinde bir konferans. Zaten siz yaşayarak görüyorsunuz. Bu konferansın amacı benim yorumlarımı katmak değil. Tamamen gerçekler, tamamen olanlar, bizim aktaracaklarımız ve sizin değerlendirmeleriniz olacaktır” şeklinde konuştu.

    Özgürgün konferansa şu açıklamalarla devam etti:

    “Kıbrıs sorunu nedir? Kıbrıs’ın stratejik konumu neden bu kadar problem yaratmaktadır? Neden dünyanın tamamı Kıbrıs’a karışmaktadır ve neden Kıbrıs aslında sahibi olmayan bir adadır? Kıbrıs Türkiye’ye mi ait, Yunanistan’a mı ait, Kıbrıslı Türklere mi ait, Kıbrıslı Rumlara mı ait yoksa, çok büyük iki üssüyle, hala egemen İngiliz topraklarında bulunan İngilizlere mi ait? 1571 yılından itibaren Ada Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğine geçiyor. Tam 307 sene ve en önemli eserler de o zamana yani Osmanlıya ait.”

    “Kıbrıs davası Türkiyesiz halledilemez”

    Başbakan Hüseyin Özgürgün, bugün dahi Yunanistan’ın “Megali İdea” fikrinden vazgeçmediğini; Güney Kıbrıs’ın 1950 Enosis plebisitini kutlama kararının da Kıbrıs’ın geleceğine yeniden karanlık ve kan getirecek bir karar olduğunu söyledi.

    Özgürgün, Kıbrıs davasının Türkiyesiz halledilemeyeceğini, Kıbrıs’ta eğer bir adım atılacaksa bu adımı Türkiye ve Kıbrıs Türk halkının birlikte atacağını belirtti.

    Başbakan Özgürgün aynı zamanda, “Bunu, Kıbrıs’ı Türkiye’den ayırarak ya da Türkiye’yi uzaklaştırarak kimse çözemez. Bunu anlamaları lazım, Yunanistan’ın da anlaması lazım” diye konuştu. Özgürgün yine aynı şekilde KKTC’nin anavatan Türkiye’nin yardımları ve hibeleri ve Kıbrıs Türk halkının 1930’lu yıllarda başlayan direnişiyle bugünlere geldiğini kaydederek, mücadelenin bitmediğini, bitmesinin de çok zor göründüğünü dile getirdi.

    “Kıbrıs BM’nin en eski sorunu”

    Başbakan Özgürgün, ağırlıklı Uluslararası İlişkiler Bölümü ve Kamu Yönetimi Bölümü öğrencilerinin izlediği konferansta, görseller eşliğinde Ada’nın İngilizlerce işgalinden bugüne Kıbrıs sorununu değerlendirdi.

    Başbakan Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs’ın Birleşmiş Milletler’in (BM) en eski ve en büyük sorunu olduğunu, Kıbrıs’ın uluslararası ilişkilerde de en eski sorun olduğunu kaydetti.

    Başbakan Özgürgün, Kıbrıs sorununun 7 BM Genel Sekreteri eskittiğini, hepsinin de çok uğraştığını ancak, Kıbrıs sorununun çözülemediğini belirtti.

    Bugün dahi Yunanistan’ın “Megali İdea” fikrinden vazgeçmediğini söyleyen Özgürgün, Güney Kıbrıs’ın 1950 Enosis plebisitini kutlama kararının Kıbrıs’ın geleceğine yeniden karanlık ve kan getirecek bir karar olduğunu kaydetti.

    BM’nin 186 Sayılı Kararı

    Başbakan Hüseyin Özgürgün, BM’nin 186 sayılı kararının Kıbrıs sorununun 1963’te başladığının, 1974’te bir işgal durumu olmadığının kanıtı olduğunu ifade etti.1974 Barış Harekatı’nı Normandiya da dahil olmak üzere tarihin en başarılı çıkarmalarından biri olduğunun altını çizen Özgürgün, Türkiye’nin Garanti ve İttifak Antlaşması’nın 4. maddesine dayanarak haklı ve meşru müdahalede bulunduğunu vurguladı.

    KKTC’nin İlanı

    Başbakan Özgürgün, Kıbrıs Türk halkının self determinasyon hakkını kullanarak KKTC’nin ilanını gerçekleştirdiğine dikkat çekerek, Rum tarafının, AB üyeliğinin, Garanti Antlaşması’nın, birinci maddesine aykırı olduğunu söyledi.

    Annan Planı

    Özgürgün, Annan Planı’nın KKTC’nin topraklarının neredeyse üçte birinin elden gideceği ciddi toprak tavizi olduğunu, ancak Rumların bununla da yetinmeyip KKTC’nin topraklarının tamamını istediklerini dile getirdi.

    Özgürgün, konferansta Kıbrıs tarihini anlattıktan sonra son olarak, bu mücadeleyi Anavatan Türkiye ile birlikte verdiklerini, dolayısıyla bu mücadelenin bitmediğini, bitmesinin de çok zor göründüğünü kaydetti. Özgürgün, “Ben hem bugün bana Yakın Doğu Altın Anahtar Onur ödülünü vererek beni onurlandıran sevgili Suat hocama, Yakın Doğu Üniversitesi’ne, siz değerli öğrencilerimize, hocalarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Beni çok mutlu ettiniz, benim için de çok büyük onur oldu” şeklinde konuştu.

  • Muratpaşa Belediyesi’nden Zülfü Livaneli’ye Onur Ödülü

    Muratpaşa Belediyesi’nin düzenlendiği 2’nci Antalya Edebiyat Günleri Onur Ödülü, Zülfü Livaneli’ye verildi. Livaneli, “Türkiye’de yüzyıllardır birbiriyle boğuşan aydınlık ve karanlık bugün de mücadele ediyor. Bu alanda en önemli silah kültürdür. Muratpaşa’da edebiyat günleri yapılıyor, şairlerimiz geliyor, konuşuyor ve böyle güzel şeyler ortaya çıkıyor” dedi.

    Muratpaşa Belediyesi’nin düzenlediği 2’nci Antalya Edebiyat Günleri, bir kuşaktan bir kuşağa uzanan 300’ün üzerinde bestesi, 40 dilde yayımlanan romanları, dünyada barış ve demokrasinin kökleşmesi, gelişmesi için verdiği mücadeleler dolayısıyla geleneksel olarak verilen Onur Ödülü’nün bu yılki sahibi Zülfü Livaneli’ye ödülünün takdim edildiği geceyle sona erdi.

    Salon yetmedi

    Belediye Kültür Salonu’nda düzenlenen geceye Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal, eşi Ümran Uysal’la birlikte katılırken, gecede yazın dünyasının önemli isimleri, şair Ahmet Telli, aynı zamanda Edebiyat Günleri kapsamında verilen ‘Muratpaşa Öykü Ödülleri’nin seçici kurulunda da yer alan Feyza Hepçilingirler, öykü dalında yılın en iyileri seçilen Belma Fırat, Kamil Erdem gibi çok sayıda isim gecede yer aldı. Eski Gençlik ve Spordan sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün de yer aldığı gecede Muratpaşa Belediyesi’nin 600 seyirci oturma kapasitesine kültür salonu tarihi günlerinden birini yaşadı. Salon hıncahınç dolarken, çok sayıda Muratpaşa sakini geceyi belediye fuayesinde kurulan ekrandan izledi.

    Serenad sahnede

    Gece, yazarın ‘Serenad’ romanından 50 dakikalık bir bölüm 12 kişilik keman orkestrası ve piyano eşliğinde tiyatro ve modern dansla yeniden yorumlanarak ilk defa bir sahne performansına dönüştüğü gösteriyle başladı. Livaneli’nin ilgiyle takip ettiği performansın yönetmenliği Çiğdem Bulut üstlenirken, orkestra şefliğini de Mehmet Çalış yaptı. Oyuncular Merve Nur Bay, Uğur Satır, Serhat Kurt, Abdullah Adlığ ve dansta Berkalp Üler, Cansel Büşra Kuşçu performanslarıyla göz doldurdu.

    Performansın ardından ödülünü almak üzere unutulmaz Livaneli besteleri arasında sahneye gelen Zülfü Livaneli, Antalya Edebiyat Günleri kapsamında ödül alıp, yapacağı bir konuşmanın ardından sahneden inmeyi beklerken Serenad romanının ilk sahne uyarlamasıyla karşılaştığını söyledi. İzlediği performans için “Gerçekten ilginç bir şey. Müzikle, baleyle, tiyatroyla Hepsini birleştirmiş. Arkadaşlarımızın emeğine çok teşekkür ederim ve gerçekten harika bir sürpriz oldu benim için. Çünkü romanda yazdığınız karakterleri sahnede görmek ilginç bir şey” değerlendirmesinde bulundu.

    Serenad film oluyor

    Serenad’ın film olacağını ilk defa açıklayan Livaneli, “İlk defa bugün söylüyorum, Serenad’ın, roman dışında sanatsal çıkışı bir filmle olacak. Almanlar ve Amerikalılar bu romanın haklarını aldılar, çok büyük bir prodüksiyon yapıyorlar. Arkadaşlar ellerini çabuk tuttular, Amerikalılardan önce sahneye koydular tebrik ediyorum. Ama iyi bir film çıkarsa, hepimizin göğsünü kabartır. Çünkü Türkiye’den ilk defa bir roman bu kadar büyük bir uluslararası bir prodüksiyonun konusu oluyor. Çok teşekkür ederim beni onurlandırdınız” diye konuştu.

    “En büyük gücümüz sanat”

    Dünyada toplumları değiştirmede en büyük gücünün sanat olduğunu belirten Zülfü Livaneli, “Sanatı elimizden almak istiyorlar, biz bunu biliyoruz. Ancak bu sanatın arkasında çok güçlü bir gelenek bulunuyor. Bizim arkamızda Yunus Emreler, Pir Sultanlar, Karacaoğlanlar, Dadaloğulları, Nazım Hikmetler, Yaşar Kemaller, Ahmet Arifler, öyle zamanlar geliyor ki bunların karşısına çıkardıkları şairler çok cılız ve zayıf kalıyor” şeklinde konuştu.

    “Türkiye şiirle değişti”

    Türkiye gibi ülkelerde toplumların şiirle değiştiğini belirten Zülfü Livaneli, “Namık Kemal, vatan şiiri yazıyor. İnsanları o kadar etkiliyor ki, Namık Kemal ve arkadaşlarının şiirleri bunu Manastır Askeri İdadisi’nde okuyan genç çocuklar da bundan etkileniyorlar. Bundan etkilenen birisi de Mustafa Kemal. O kadar etkileniyor ve Namık Kemal şiirleriyle yetişiyor. Hatta kendisi de şair olmak istiyor ama hocası diyor ki ‘askerlikle çok fazla bağdaşmaz, sen bunu bırak.’ Ama o şiir duygularıyla o büyük devrimi kurtuluş savaşını ve hürriyet mücadelesini yapıyorlar. Yine Cumhuriyet’in yerleşmesi yine şiirlerle oluyor. Daha sonra Nazım Hikmetler geliyor. Daha sonra Yaşar Kemaller geliyor daha sonra Türkiye’nin sol hareketi yeşeriyor” dedi.

    “Kültür barış eylemidir”

    Bunun karşısında bir kültür mücadelesinin başladığını, çok büyük para harcanıp yarışmalar düzenlendiğini kaydeden Livaneli, “Binalar yapıyorlar, caddelere isimler vererek kendi kültürlerini bu Türkiye’deki halk kültürünün yerine yerleştirmeye çalışıyorlar” diye konuştu.

    Ancak bunun boşuna bir çaba olduğunun altını çizen Livaneli, “Çünkü kültür başlı başına bir barış eylemidir, zaten kültür dünyada soldur. İnsan sevgisidir hümanizmdir. Sağın aklı paraya çok iyi erer, paradan çok iyi anlarlar, çıkarlardan çok iyi anlarlar, kısa vadede çıkarlardan çok iyi anlarlar. Ama insanlığın büyük düşünü kurmak hümanizmin büyük türküsünü söylemek bizim işimizdir, solun işidir” ifadelerine yer verdi.

    Başkan Uysal’a teşekkür

    Türkiye’deki mücadelenin kültür mücadelesi olduğunu, siyasetin bu buzdağının üstünde kalan bir kısmı olduğunu dile getiren Livaneli, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Türkiye’de yüzyıllardır birbiriyle boğuşan aydınlık ve karanlık bugün de mücadele ediyor. Bu alanda en önemli silah kültürdür. Kültür de bizim en usta olduğumuz alandır. Onun için Belediye Başkanı Ümit Uysal’a çok teşekkür ederiz. Muratpaşa’da edebiyat günleri yapılıyor, şairlerimiz geliyor konuşuyor ve böyle güzel şeyler ortaya çıkıyor. Bundan dolayı çok mutluyuz. Bugün Cumhurbaşkanı da Antalya’daymış. Keşke buraya davet etseydik o da ilgiyle izlerdi ama bale bölümünü değil. Bale bölümünde ayağa kalkar ‘hayır’ diye bağırırdı. Biz de o yüzden, 16 Nisan’da ayağa kalkıp ‘hayır’ diye bağıracağız.”

    “Sizlerle yönümüzü bulabiliyoruz”

    Zülfü Livaneli’ye ödülünü takdim eden Başkan Uysal, “Bu ödülü, siz, kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz” dedi. Henüz 5 – 6 yaşlarında bir çocukken ilk gittiği konserin Antalya Şehir Stadı’nda Zülfü Livaneli konseri olduğunu belirten Başkan Uysal, “Babamla beraber gittik. Venceremos diye bir türkü babama sordum, bir harita açtı Türkiye’yi gösterdi ve Şili’yi. Anadolu’da bir müzisyen, bir ozan, bir sanat insanı Şili’yle ilgili bir türkü söylüyor. Film yapıyor en güzelini, roman yazıyor en güzelini yazıyor, 350 bin okuyucuya ulaşıyor, müzik yapıyor bazen Nazım’ı besteliyor bazen Orhan Veli’yi besteliyor. Sınır tanımıyor. Onunla gurur duyuyoruz. İyi ki sizin gibi insanlar var da biz yönümüzü bulabiliyoruz” diye konuştu.

  • Onur Karan ’Aşk Baba’ ile iddialı

    İlk şarkısı “Delilik” ile çıkış yakalayan şarkıcı Onur Karan’ın 2. single çalışması “Aşk Baba”, dijital platformlarda ve ekranlardaki yerini aldı.

    Beşiktaşlı olduğu bilinen genç şarkıcı Onur Karan, “Aşk Baba” şarkısının sözlerini şampiyonluğa adım adım yaklaşan siyah-beyazlı takım için uyarladıklarını söyledi. Yurt içi ve yurt dışında birçok festival ve organizasyonlarda yer alan şarkıcı, yeni single çalışmasının tanıtımı kapsamında önümüzdeki günlerde imza günü ve konserleriyle dinleyici ile buluşacak. Söz ve müziği Kerem Güneş’e, aranjesi Serkan Balkan’a ait olan şarkının video klibini ise ünlü yönetmen Erkan Nas çekti.