Etiket: Önlemenin

  • Yazın artan sıvı kaybını önlemenin yolları

    Terleme nedeniyle su kaybının daha fazla arttığı yaz mevsiminde günde en az 2 litre su tüketilmesi gerektiği bildirildi.

    Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Akgül, yaz aylarında sıvı tüketimini artırmanın yollarını anlattı.

    Yaz aylarını serin tatil beldelerinde veya klimalı ortamlarda geçiren kişilerin, yaşadıkları serinlik hissi nedeniyle susuzluk hissetmeyebildiğini belirten Dyt. Gizem Akgül, “Bu yanılsama kişinin sıvı kaybettiği gerçeğini değiştirmiyor. Vücudun kaybettiği su kendini halsizlik hissi ile gösteriyor; ayrıca kişiyi gergin ve sinirli yapıyor, sebep olduğu cilt kuruluğu ile de erken yaşlanmaya yol açıyor. Bu nedenle özellikle yaz aylarında sıvı almak için susamayı beklemek kesinlikle önerilmiyor” dedi.

    Özellikle kronik rahatsızlığı olan bireylerin ve kalp damar rahatsızlığı olan hastalarının düzenli sıvı tüketimine önem vermeleri gerektiğinin belirten Dyt. Akgül, yetersiz sıvı tüketimi sonucunda tansiyon hastalarında tansiyon yükselmesine bağlı sıkıntıların görülebileceğini anlatıyor. Kişinin tükettiği suyun yeterli olup olmadığı ise idrar renginden anlaşılabiliyor. İdrar renginin koyu sarı olması, vücudun yeterli sıvıyı almadığını gösteriyor.

    Spor yapanlar bol su tüketmeli

    Yetersiz su tüketiminin metabolizmanın yavaşlamasına ve sindirim enzimlerinin aktivitelerini yeterince gerçekleştirememesi sonucu kilo artışı ile sindirim sistemi rahatsızlıklarına da neden olabileceğini anlatan Dyt. Gizem Akgül, spor yapan kişilerin su tüketimi hakkında şunları kaydetti:

    “Kasların büyük bir kısmının sudan oluşması ve egzersiz sırasında terlemeyle birlikte su kaybının artması kişilerin sıvı ihtiyacını daha da artırıyor.Yetersiz su tüketimi bu gibi durumlarda performansın düşmesine de neden oluyor. Bu nedenle spor yapan kişilerin su tüketimine dikkat etmesi gerekiyor.”

    Sıvı tüketimini artırmak için tüyolar

    Yazın artan sıvı kaybının önlenebileceğini söyleyen Dyt. Gizem Akgül, sıvı tüketimini artırmanın yollarını anlattı:

    “Güne dinç başlamak için sabah uyandığınızda 1 bardak su için.Sıvı ihtiyacını en iyi karşılayan suyun yerini tutacak başka bir içecek yoktur. Bu nedenle günde en az 2 litre su tüketin. Tüketilen suyun metabolizmaya daha kolay karışması ve bağırsakların daha düzenli çalışmasını sağlaması için öğün aralarında da su içmeye özen gösterin. Çay, kahve, kola gibi kafeinli içecekler idrar söktürücü özellik taşıyarak suyun vücuttan daha kolay atılmasına neden olarak sıvı kaybını hızlandırır. Bu nedenle farklı sıvılar tüketilmek istendiğinde soğuk olarak tüketilebilecek meyve çaylarını veya sıvı kaybı ile birlikte kaybedilen minerallerin de yerine koyulmasına yardımcı olan ayran ve mineralli su karışımı tercih edin. Her çay-kahve tüketiminiz sonrasında 1 bardak su içmeyi ihmal etmeyin. Tokluk hissi vererek daha küçük porsiyonlarla doymayı sağlaması ve kilo kontrolüne yardımcı olması için yemeklerden 10 dakika önce 1 bardak su için. Suyu tat açısından zenginleştirmek için içerisine nane, tarçın, karanfil gibi aromalı bitkiler veya meyve parçacıkları ekleyin. Gün içerisinde içeceğiniz su miktarını belirleyip buzdolabına koyun. Bu şekilde günlük su tüketim miktarınızı gözlemleyin.”

  • Arınç, Kamuda İsrafı Önlemenin Yollarını Anlattı

    Eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Sakarya Üniversitesi’nde kamu kurumlarında israfı önlemenin yollarını anlattı.

    Eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ekonomik ve Sosyal Araştırma Merkezi (ESAM) tarafından Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen ‘Kamu Kurumlarında İsraf ve Önleme Yolları’ konulu konferansa katıldı. Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programda konuşan Arınç, kamudaki israfın hükümetler ve bürokrasinin muhatabı olan bir konu olduğunu söyledi. Arınç, kamudaki israfla mücadelenin kolay olduğunu belirterek, “Hükümetimiz israfla mücadele konusunu, tasarrufa yönelme konusunu acil bir eylem planı ile ortaya koymuşsa hükümet bu konuda kararlıdır dersin. Bürokraside de herkes üzerine düşeni yaparsa mesele kalmaz” dedi.

    İsrafla mücadelenin bir de sanıldığı kadar kolay olmadığının altını çizen Arınç, “Çünkü o mücadeleyi yapacak olanda nihayetinde bir insandır. Yapmazsa ne kadar genelge gönderirseniz gönderin yapmaz, gene bildiğini yapar. İnsanlar yaşadıkları gibi inanmaya, yaşadıkları gibi bu işi sürdürmeye niyetlilerse sizin genelgeleriniz çoğu zaman kar etmez” diye konuştu.

  • Erken Doğumu Önlemenin Yolları

    Memorial Diyarbakır Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Aydın Ilgın, 17 Kasım Dünya Prematüre Günü öncesi erken doğumun nedenleri ve önlemenin yolları hakkında uyarılarda bulundu.

    Anne adaylarının, gebelik öncesi mutlaka doktor kontrolünden geçmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Ilgın, bu sayede erken doğuma neden olabilecek hastalıkların saptanarak tedaviye başlandığını söyledi. Normal gebeliğin yaklaşık 40 hafta sürdüğünü kaydeden Op. Dr. Ilgın, “Ancak gebeliğin 37. haftasından önce olan doğumlara erken doğum, doğan bebeklere de prematüre denilmektedir. Özellikle 32’inci haftadan önce gebeler dikkatli davranmalı ve doktor kontrollerini ihmal etmemelidir” dedi.

    “32. HAFTA ÖNCESİ DOĞUMA DİKKAT”

    Birçok prematüre bebeğin yeni doğan yoğun bakım ünitesinde özel bakıma ihtiyaç duyduğunu ifade eden Op. Dr. Aydın Ilgın, “Özellikle 32. haftadan önce doğan bebeklerde, büyüme ve zeka geriliği, beyin felci, körlük, solunum ve bağırsak problemleri görülebilir. Prematüre bebek ölümlerinin başlıca nedenleri arasında solunumla ilgili problemler, enfeksiyonlar, beyin ve bağırsak kanamaları, gebeliğin son haftalarında görülen idrar yolu enfeksiyonu ve vajinal enfeksiyonlar, çoğul gebelikler, bebeğin suyunun fazla olması, doğumsal rahim kusurları, miyomlar, hamilelikte görülen vajinal kanamalar, anne adayında ortaya çıkan kansızlık, tansiyon yüksekliği, önceki gebelikte erken doğum hikayesi olup olmadığı, 17 yaş altı 35 yaş üstü gebelikler, kilonun normalin altında olması, stres altında yoğun şekilde çalışılması, iki gebelik arası geçen sürenin 1 yılın altında olması, sigara, alkol kullanımı sayılabilir” diye konuştu.

    “ERKEN DOĞUM RİSKLERİNE KARŞI ÖNLEM ALINMALI”

    Gebeliğin 24. haftasında ultrason ile anne adayının rahim ağzı uzunluğuna bakılması gerektiğine dikkat çeken Op. Dr. Ilgın, şunları söyledi:

    “Çünkü rahim ağzı uzunluğu ne kadar kısa ise erken doğum riski o kadar fazladır. Rahim ağzı 2,5 santimetreden az olan gebelerin yakın takibe alınması ve uygun tedavinin başlanması erken doğum riskini ortadan kaldıran önlemler arasındadır. Ayrıca annenin kilosunun ideal aralıkta tutulması, çalışıyorsa çalışma şartlarının iyileştirilmesi, iki gebeliğinin arasındaki zamanın 1 yıl üzerinde olması, sigara ve diğer risk faktörü oluşturan alışkanlıklardan uzaklaşması erken doğumu önlemede önemli kriterlerdir.”