Etiket: Önerisi

  • Başkan Serdar Berk’ten poşet önerisi: “Esnaflarda poşet 10 kuruş olsun”

    Aliağa Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Serdar Berk, gelecek yıldan itibaren poşetlerin tüm satış noktalarından ücretli olarak temin edileceğini hatırlatarak, “Çevremize bakıyoruz; yollar, dere yatakları, çöp tenekeleri poşet atıklarıyla dolu. Naylon poşetler parayla satılırsa bunun bir ölçüde önüne geçilebilir. Bir poşetin 25 kuruş olması öngörülüyor. 25 kuruş da esnaf için yüksek bir ücret. Esnafa poşette pozitif ayrımcılık yapılması, zincir marketlerde fiyat 25 kuruş olsa bile esnafta 10 kuruşta kalması gerektiğini düşünüyoruz” dedi

    Aliağa Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Serdar Berk, poşetlerde yapılacak düzenlemeye ilişkin bir açıklama yaptı. Berk, düzenlemeye desteklediklerini ifade ederek, “Çevremize bakıyoruz; yollar, dere yatakları, çöp tenekeleri poşet atıklarıyla dolu. Naylon poşetler parayla satılırsa bunun bir ölçüde önüne geçilebilir” dedi.

    İnsanların alışveriş merkezlerinde ihtiyaçlarından daha fazla poşet aldığını, bunun hem israfa hem de çevre kirliliğine sebebiyet verdiğini ifade eden Başkan Serdar Berk, bir poşetin fiyatının 25 kuruş olmasının beklendiğini; fakat bu rakamın esnafın için yüksek olduğunu söyledi. Berk, “Bir poşetin 25 kuruş olması öngörülüyor. 25 kuruş da esnaf için yüksek bir ücret. Esnafa poşette pozitif ayrımcılık yapılması, zincir marketlerde fiyat 25 kuruş olsa bile esnafta 10 kuruşta kalması gerektiğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

    “Naylonun ham maddesini dövizle ithal ediyoruz”

    Gelecek kuşaklara yaşanabilir bir çevre bırakmak ve sağlıklı yaşamak için alışverişlerde; kese kağıdı, file ve bez poşet kullanma alışkanlığının tekrar kazanılması gerektiğini vurgulayan Başkan Serdar Berk, şöyle devam etti:

    “Eskiden poşet yerine tamamen doğal olan kese kağıtları, file kullanılırdı. Pazara hasırdan örülmüş zembille giderdik. Bu sayede insanların yedikleri de içtikleri de sağlıklı kalmaktaydı. Poşetlerin kullanımı çevreye zarar verdiği gibi insanlarımızın sağlığına da zarar vermektedir. Plastikten üretilen ve yaşantımızın her anında kullandığımız sentetik ürünler sağlığımızı, daha sonra da doğayı ve çevremizi tehdit ediyor. Naylonun ham maddesini dövizle ithal ediyoruz. Çok ucuza mal edilen bu poşetler, kalitesine göre gerek kullanım anında gerekse bozulma anında, çevreye ve besinler üzerine yapısındaki kimyasallar sayesinde ciddi etkilere sahip. Ortalama 15 dakika kullandığımız bir naylon poşetin doğada tümüyle yok olması için bin yıl gerekir. Vatandaşlarımızı el birliğiyle poşet kullanımından uzaklaştırmalıyız. Uygulama başladıktan sonra file, bez torba gibi ürünler bir defaya mahsus olmak üzere işletmeler tarafından müşterilere hediye edilmeli. Oda olarak bu konuda katkı sunmaya hazırız” diye konuştu.

  • Hayvan hakları için “ombudsmanlık” önerisi

    İstanbul Aydın Üniversitesi’nde düzenlenen hayvan haklarıyla ilgili bir panelde “hayvan hakları için ombudsmanlık” önerisi sunuldu.

    Hayvanlara karşı son dönemlerde sıkça gündeme gelen şiddet olaylarının önlenmesine yönelik çözüm arayışları, İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ)

    Hukuk Fakültesi’nin düzenlediği ’Hukuki ve Psikolojik Boyutuyla Hayvan Hakları ve Korunması’ panelinde ele alındı. Panelin moderatörlüğünü yapan İAÜ Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erol Ulusoy, “hayvan hakları ombudsmanlığı” önerisinde bulundu.

    Konuyu ilk defa bu panelde gündeme getirdiklerini belirten ve “hayvan hakları ombudsmanlığı” önerisi hakkında açıklamada bulunan Prof. Dr. Erol Ulusoy şunları söyledi:

    “Hayvan Hakları Ombudsmanı, sadece hayvan hakları konusunda görev yapacak ve Hayvanları Koruma Kanunu’nun uygulanmasını denetleyecek bir makam olarak düşünüldü. Hayvanlara karşı işlenen bir suçun yargılanmasında para cezası söz konusuysa, hayvan lehine dahil olacak. Eğer ceza kanuna giren bir suç varsa onunla ilgili bütün bilgileri toplayıp bir sicil halinde tutacak, cumhuriyet savcılığıyla irtibat halinde olacak. Bu öneri uygulanırsa hayvan hakları daha sıkı takip edilebilir.”

    “Hayvan sevgisi çocukken aşılanmalı”

    Aile mahkemelerinde boşanmayla sonuçlanan davalarda çiftlerin çocuklarının yanı sıra ortak hayvanlarıyla olan ilişkilerinin de düzenlenmeye başlandığını kaydeden Prof. Dr. Erol Ulusoy, “Hayvanlar sadece doğanın değil, aynı zamanda toplumumuzun da bir parçası. Hayvan sevgisi mutlu ve barışçıl bir toplumun ön koşuludur. Hayvan sevgisi olmayanın insan sevgisi de olmaz” diye konuştu. İnsana karşı işlenen suçlarda verilen hapis cezaları gibi hayvana karşı işlenenlerin de cezalandırılması gerektiğini savunan Prof. Dr. Ulusoy, “İnsanlara hayvan sevgisinin henüz çocukken aşılanması lazım. Çocuk bir hayvanın canını acıtmanın ne kadar kötü bir şey olduğunu o hayvan ailesinin bir parçası olduğunda daha iyi görebilir, hayvanın canını acıttığında aslında ailesinin canını acıttığını düşünür” dedi.

    İAÜ Rektörü Prof. Dr. Yadigâr İzmirli’nin de iştirak ettiği, moderatörlüğünü İAÜ Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erol Ulusoy’un yaptığı panelde, İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi Üyesi Av. Deniz Tavşancıl Kalafatoğlu, İAÜ Hukuk Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Zekiye Özen İnci ve Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üy. Şahide Güliz Kolburan, Hayvanları Doğal Ortamlarında Yaşatma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Yılmaz konuşmacı olarak yer alırken, Sivil Toplum Kuruluşları’nın (STK) üyeleri, baroların temsilcileri, hayvan severler, öğrenciler ve öğretim üyeleri katıldı. Panel konuşmacılarından Prof. Dr. Hüseyin Hatemi hayvanların denek olarak kullanılmasının kesinlikle yasaklanması gerektiğini ifade ederken, Av. Deniz Tavşancıl Kalafatoğlu ise hayvanlarla ilgili davalardan örnekler sundu. Panelde varılan sonuçlar, bilimsel bir rapor haline getirilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu’na gönderildi.

  • MHP’den mevduat önerisi

    Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Malatya İl Başkanı Ramazan Bülent Avşar, Türkiye’de mevduat hesaplarında bekleyen yaklaşık 400 milyar doların reel sektöre 1 yıl vadeli olarak verilebilmesinin sağlanması durumunda ekonomik problemlerin hızlı bir şekilde atlatılacağını ifade etti.

    MHP İl Başkanı Bülent Avşar, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada ekonomik problemlerin atlatılabilmesi adına önerilerde bulundu. 2017 yılında Türkiye’de kullandırılan toplam kredi tutarının 2,1 trilyon TL (yaklaşık 500 milyar dolar) olduğunu kaydeden Avşar, bankalarda var olan vadeli ve vadesiz mevduat toplamının ise 1,7 trilyon TL ile yaklaşık 400 milyar dolara tekabül ettiğini söyledi. Türkiye’de 2017’de Borsa İstanbul’un ekonomik değerinin ise yaklaşık 280 milyar dolar olduğunu kaydeden Avşar, “Bu verilerin, ülkemizdeki mevduat sahiplerinin, büyük bölümünün borsada işlem yapmadıklarını, reel sektöre destek vermediklerini ve paralarını vadeli-vadesiz mevduat olarak değerlendirdiğini gösteriyor” ifadelerine yer verdi.

    Son yaşanan ekonomik dalgalanma sonrası bankalarda bulunan vadeli-vadesiz mevduat hesaplarındaki 400 milyar doların reel sektöre 1 yıl vadeli olarak verilebilmesinin sağlanması durumunda ekonomik krizin hızlı bir şekilde atlatılacağını ifade eden Avşar, “Sadece imalat yapan, reel sektördeki firmalara aktarılmak amacıyla, bankaların vadeli- vadesiz mevduat sahiplerine, ticaret kanununda yapılacak küçük bir değişiklikle, yıllık, hazine garantili, sadece şirkete sermaye ortağı olabilme hakkının verilmesine yönelik kanuni düzenlemeler yapılmasını talep ediyoruz. Bu sayede hem ekonomik krizi atlatmış oluruz, hem de bundan sonraki süreçte halen ülkemizde 60 bin adet olan fabrika sayısının da,1 yıl içinde rahatlıkla 100 bin adet seviyesine çıkarılması da sağlanmış olacaktır” ifadelerini kullandı.

    Son 4 ay içinde Türkiye’de konkordato talep eden şirket sayısının 3 bine yaklaştığını kaydeden Avşar, açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “Malatya firmalarının da, artan döviz kurları sebebiyle iflas erteleme talebinde bulunmaya başladıkları görüyoruz. İŞKUR verilerine göre, son 1 ay içerisinde Malatya’da işsizlik verilerine 7 bin işsizin daha ilave olduğu, reel sektörün işlerini sevk ve idare edecek finansmanı bulamadıkları için iflas erteleme talebinde bulunarak işçi çıkarmaya başladıklarını görüyoruz. 2017 yılı kurumlar vergisi rekortmenleri incelendiğinde, ilk 8 kurumun sadece bankalar olduğu, bu çalışma ile hem işadamlarının finans maliyetlerinin düşecek, hem de iş adamlarımıza daha kolay finansman bulma imkanın da sağlanacaktır. Ülkemizin bu önemli probleminin çözümü için, bankalarımızda var olan mevduatın, kar payı ile birlikte reel sektöre aktarılmasının, kurtuluş savaşı mücadelesi kadar önemli olduğunu belirmek istiyorum. Konu ile alakalı olarak Ekonomi ve Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ile Malatya Ticaret ve Sanayi Odası yetkililerinden, bu önemli çalışmaya katkı sağlamalarını ve mağdur durumdaki iş adamlarına destek olmalarını talep ediyoruz.”

  • ‘Milli Savunma Bakanlığı’nın adı Harbiye Bakanlığı olsun’ önerisi

    Türkiye’nin özellikle son dönemlerde sıçrama yaptığı savunma alanıyla ilgili isim değişikliği önerisi geldi. Araştırmacı-Yazar Elvan Küçük, Milli Savunma Bakanlığı’nın adının Türkiye’nin geldiği son noktayı tam olarak anlatmadığı gerekçesiyle değiştirilmesini talep etti. Sesini sosyal medyada paylaştığı mesajla duyurmaya çalışan Küçük, Milli Savunma Bakanlığı yerine ’Harbiye Bakanlığı’ isminin daha uygun olduğunu kaydetti.

    Milli Savunma Bakanlığı’nın adının değiştirilmesini istediğini dile getiren emekli subay aynı zamanda da Araştırmacı ve Yazar olan Elvan Küçük,bakanlığının mevcut isminin yanlış olduğunu düşündüğünü aktardı. Savunmanın harp türleri içerisinde, sadece bir tanesi olduğunu ve bu yüzden Savunma Bakanlığı’nın adının değişmesini istediğini söyleyen Küçük, son zamanlarda sosyal medya hesaplarında paylaşmış olduğu yazılarıyla dikkat çekti.

    “Harbiye istenmezse ‘Savaşa Hazırlık Bakanlığı’ da olabilir”

    Küçük, “Milli Savunma Bakanlığının isminin yanlış olduğunu düşüncesindeyim. Çünkü harp türleri içinde, savunma sadece bir tanesi. Taarruz da bir harp türüdür, savunma harp türüdür, geri çekilme harp türüdür. Ordular, silahlı kuvvetler hangisi o ülkenin o an için stratejik durumuna uygunsa onu tercih ederler, onu uygularlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Osmanlı’dan sonra Müdafaa-i Milliye Vekaleti kurtuluş savaşı sırasında kurulması yani Savunma Bakanlığı’nın Osmanlıca ismi ile ve daha sonra onun isminin 1945 yılında Savunma Bakanlığı’na çevrilmesi ile biz hala devam ediyoruz. Şu anda dünyada gelinen noktada Türkiye Cumhuriyeti’nin hala savunma ismini kullanması bence yanlış. Türkiye zaten savunma sistemini değiştirdi. Bu konu ile ilgili dünyaya verdiği mesajlar açık ve net olarak söyleniyor. Tehdit ülkemize karşı nereden geliyorsa, o tehdidin geldiği yerde bertaraf edilmesi ile ilgili uygulanan bir icraat var. Benim teklifim bunun artık bütün dünyada ilanının istenmesi. Osmanlı kelimesi olmasından dolayı Harbiye istenmezse adı Savaşa Hazırlık Bakanlığı olabilir o bile Harbiye Nezareti ifadesini tam karşılamıyor” diye konuştu.

    Elvan Küçük’ün sosyal medya hesabında ’Harbiye Bakanlığı’ başlığıyla paylaştığı yazısı:

    “Milli Savunma Bakanlığının adı Osmanlı’da olduğu gibi Harbiye Bakanlığı olmalıdır. Savunma ile taarruz edene cevap veremezsin. Hep savunmada kalmak güçsüz, basiretsiz, edilgen devletlere yakışır. Türkiye’ye yanlış yapmak değil, yapmayı aklından geçirenin artık iki kere düşünmesi lazım. Savunma Bakanlığı adının değiştirilmesi bile savunmanın harpte tek alternatif olmadığının ilanıdır.”

  • Daha verimli vergi takibi için ‘Ombudsman’ önerisi

    Yeterliliğe Tabi Gelir Uzmanları Derneği (YGUD) Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Serdar Nişancı, “Gelir uzmanlarının, idarenin ve vergi mükelleflerinin is ve işlemlerini sürekli kontrol ederek vergi mevzuatının doğru şekilde uygulanmasını sağlayacak, mükellef haklarını koruyacak, inceleme yapmaya yetkili vergi ombudsmanı olarak istihdamının sağlanması, Gelir İdaresi Başkanlığının etkinliğini ve verimliliğini artıracaktır” dedi.

    Vergi denetimlerinin daha etkin yapılabilmesi amacıyla ‘Vergi Ombudsmanı’ önerisi getirildi. Vergi Denetim Kurulu’nun (VDK) kurulmasından sonra Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesinde inceleme yapmaya yetkili kariyer kadrosu kalmadığını söyleyen Yeterliliğe Tabi Gelir Uzmanları Derneği (YGUD) Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Serdar Nişancı, “Gelir uzmanlarının, idarenin ve vergi mükelleflerinin is ve işlemlerini sürekli kontrol ederek vergi mevzuatının doğru şekilde uygulanmasını sağlayacak, mükellef haklarını koruyacak, inceleme yapmaya yetkili vergi ombudsmanı olarak istihdamının sağlanması, Gelir İdaresi Başkanlığının etkinliğini ve verimliliğini artıracaktır. Mükellefle doğrudan iletişim kuran Yeterliğe Tabi Gelir Uzmanlarının doğru şekilde istihdamı maliye politikasının etkinliğini ve verimliliğini de ortaya koyacaktır” ifadelerini kullandı.

    Gelir uzmanlarının, tüm Türkiye’de vergi tarihi, tahakkuku ve tahsilatı yapmakla görevlendirilmiş durumda olduğunu belirten Nişancı, “Bu işlemlerin yerine getirilmemesi durumunda hazine zararından doğrudan sorumlu tutulanlar ise yine Gelir uzmanları oluyor” diye konuştu.

    “Yeterliğe Tabi Gelir Uzmanlarının maaş, özlük ve statü haklarının diğer kariyer mesleklerle eşitlenmelidir”

    Gelir uzmanlarının bu ağır sorumluluğun yanında mesleki sorunlarla da baş etmeye çabaladığına değinen Nişancı, kariyer meslekler arasında son yıllarda oluşturulan merkez ve taşra uzmanı ayrımı nedeniyle uzman unvanlı meslektaşların arasında dahi maaş farkları meydana geldiğini söyledi.

    ‘‘Binlerce gelir uzmanı yeni dönemde sorunlarının çözülmesini bekliyor’’ diyen Nişancı şöyle konuştu: ‘‘Mesleğe alınma, yetiştirilme ve yeterlik bakımından tüm kariyer mesleklerle aynı statüde olan Yeterliğe Tabi Gelir Uzmanları, diğer kariyer mesleklerin yararlandığı özlük ve statü haklarından yararlanamıyor ve kariyer planlarının dışında bırakılıyor. Yeterliğe Tabi gelir uzmanlarının yarısına yakını, karşılaştıkları bu sorunlar nedeniyle büyük bir özveri ile başladıkları mesleklerinden ayrılmak zorunda bırakıldı. Bu durum insan kaynağı israfına yol açıyor. Yeterliğe Tabi Gelir Uzmanlarının maaş, özlük ve statü haklarının diğer kariyer mesleklerle eşitlenmelidir.’’