Etiket: Önerileri

  • Ergüney’den eleştiriler ve çözüm önerileri

    Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası Başkan adayı Zafer Ergüney, seçimlere 15 gün kala ilginç bir propaganda yöntemiyle seçmenleri için, sorunları tespit edip çözüm önerileri sunuyor. Sosyal medyada “15 gün, 15 eleştiri,15 çözüm” sloganıyla paylaşımlarda bulunan Zafer Ergüney, önemli tespitlerde bulunuyor.

    İlk iki eleştirisini ve çözüm önerisini paylaşan Ergüney, üçüncü ve dördüncü eleştiri ve çözüm önerisini de yayınladı.

    İşte Ergüney’in eleştiri ve çözüm önerileri;

    Erzurum’da hangi sektörlerde yığılma var? Ya da hangi sektöre yatırım daha avantajlı biliyor musunuz?

    ELEŞTİRİ: Bu soruya cevap olarak hepimiz “bilmiyoruz” cevabını veriyoruz. Aslında kimse bilmiyor. Çünkü, bu konuda da Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası’nın bir çalışması yok, şirket adlarının ve iş adamlarının yazılı olduğu, birbirine girmiş grupların yazılı olduğu kağıt parçalarını saymazsak!

    Örneğin; grup listelerine göz atacak olsanız “Ben nakliye grubuna bakıyordum, eczacının burada ne işi var?” diyebilirsiniz. Bu yüzden hangi iş kolunda ne kadar aktif iş yeri mevcut hiçbirimiz bilmiyoruz.

    Yoğun olan ve talep bulunmayan sektörlere yapılan her yeni yatırım, hem o iş kolunda bulunan bütün iş adamlarını olumsuz etkilemekte hem de o iş koluna giren müteşebbisin girişimini boşa çıkarmaktadır.

    ÇÖZÜM: Erzurum’da bir “Yatırım Haritası” oluşturacağız. Bu Yatırım Haritası’nda Erzurum’un hangi bölgesinde, hangi sektörde ne kadar aktif çalışan bulunduğu bilgisini, son yıllarda bu sektöre duyulan talep ve sunulan arzı grafiklerle, istatistiklerle vurgulanmış bir biçimde bulabileceksiniz. Böylece doygunluğa erişmiş bir sektöre yatırım yapılmayacak, o sektörde çalışan iş verenler zarar görmeyecek. Yeni yatırım yapmak isteyenler ise talebin fazla olduğu iş kollarına yönlendirilecek, böylelikle hem halkımız isteğine ulaşacak hem girişimcimiz kazanacak.

    Unutmayalım ki, boş yatırım yoktur, bilinçsizce yapılan yatırım vardır.

    Bizi sorumluluk almaya iten nedenlerden biri de; Erzurum halkının ve üye iş adamlarımızın kafasındaki şu soru işaretiydi: Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası ne iş yapar ki?

    Bu sorunun kafaları karıştırmasının nedeni, uzun yıllardır ETSO’nun sessiz sedasız işleyen, kendi yağında kavrulmaya çalışan bir kurum olmasıdır. Sadece aidat toplayan ve evrak alınan bir yer algısının yerleşmesidir.

    ELEŞTİRİ: ETSO’nun bir oda olarak kendi görev tanımının yanında bir sivil toplum kuruluşu olarak da sorumlulukları vardır. Erzurum ticaretini, iş dünyasını yönlendirmekle sorumludur. Ancak mevcut yönetim bırakın ek sorumlulukları, belirtildiği gibi kendi görevlerini bile kulak ardı etmektedir.

    Örneğin; 2011’de biz münferit olarak Erzurum’da ilk güneş enerjisi santralini kurduğumuzda istedik ki Erzurum bu işin başkenti olsun. Eşimize dostumuza, tanıdığımıza tanımadığımıza, sokakta yakaladığımız herkese bunu anlatmaya çalıştık. Kah ulusal basında kah yerel basında “Yeter ki niyetiniz olsun, teknik destek ücretsiz olarak bizden.” diyerek Erzurum’un ve Erzurumlu’nun kazanmasını istedik. Ulusal basına çıkıp Türkiye’nin her yerinden müteşebbisleri Erzurum’a davet ettik.

    Ancak üzülerek söylüyoruz ki, bunu Erzurumlu girişimcilere anlatma fırsatı bizlere tanınmadı. ETSO yönetimi bir konferans yapıp, bizleri davet ederek, bu işi Erzurum’un evlatlarına bahsetme imkanı tanımadı.

    Ve yine üzülerek belirtiyoruz ki; Erzurumlu şu anda bu treni kaçırmışken, Alman ve hatta Yunan firmalar Erzurum’un çeşitli bölgelerinde bu işe girmiş bulunmaktadır.

    ÇÖZÜM: Kimseyle bir husumetimiz, kimseye karşı güttüğümüz olumsuz bir duygumuz yok. Kişisel ilişkilerimizin temsil ettiğimiz kurumla bir ilgisinin bulunmadığının farkındayız ve ikisini ayırmanın Erzurum’un menfaati için elzem olduğunu biliyoruz. Bu yüzden göreve geldiğimiz anda tutarlı her teşebbüsün tanıtımını yapmak için elimizden geleni yapacağız. Ya da üyelerimizden gelen talep üzerine istenen iş koluyla ilgili araştırmalar yapıp, bunların sonuçlarını paylaşacağız. Bu bağlamda aylık hatta haftalık toplantılar düzenleyerek arzu edenlerle konuyla ilgili bilgi paylaşımında bulunacağız.

    Çünkü biz şunun farkındayız: Erzurum’un kazanması için Erzurum ticaretinin kazanması, onun için de Erzurumlu iş adamlarının kazanması gerek.”

  • Emziren annelere beslenme önerileri

    Diyetisyen Güler Mercan Yılmaz, emzirmenin, bebeğin sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için en uygun beslenme yöntemi olduğunu söyledi. Yılmaz, emzirmenin önemine değinerek, “Anne ile bebeğin sağlığı üzerinde biyolojik ve psikolojik birçok etkiye sahiptir” dedi.

    Edirne İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Edirne Sultan 1. Murat Devlet Hastanesi diyetisyenlerinden Güler Mercan Yılmaz’ın emziren anneler için beslenme önerilerinde bulundu.

    Diyetisyen Güler Mercan Yılmaz, yaptığı yazılı açıklamada, “Annenin emzirme sırasındaki enerji ve besin öğesi ihtiyacı normal bir bireye göre daha fazladır. Annenin depolarını dengede tutması ve anne sütünün kalitesi bu dönemdeki beslenme ile yakından ilişkilidir. Sütü ile bebeğin ihtiyacını tamamen karşılayan bir anne, günde ortalama 700-800 ml. süt üretir. Bunun için günde 750-800 kcal ek kalori gereklidir. Bunun 500 kcal’si besinlerle alınırken, 250 kcal’si gebelikte kazanılan depolardan karşılanır. Bu, annenin gebelik öncesi ağırlığına dönmesini kolaylaştırır. Ancak emziren annenin özellikle ilk 3 ay kesinlikle zayıflama diyeti uygulamaması gerekmektedir” dedi.

    Diyetisyen Yılmaz, anne sütünün önemi ile ilgili konuşmasında, “Özel bir besin olan anne sütünün, annenin süt vermeye engel bir sağlık sorunu yoksa bebeğin gelişimi takip edilerek en az 6 ay tek başına; 2 yaşına kadar da ek besinlerle birlikte mutlaka verilmesi önerilmektedir” ifadelerini kullandı.

  • Tekstil sektörünün sorunları ve çözüm önerileri

    Giresun’da, istihdama en fazla katkı sağlayan yatırımcılardan birisi olan tekstilci Ertan Güler, sektörün teşvikle taşındığı bölgelerde kalıcı olması için uzun vadeli çözümlere ihtiyaç olduğunu söyledi.

    Bölgesel teşvik kapsamına alınmasıyla Giresun’a yönelen tekstil yatırımcılarından Nuss Tekstil firması sahibi Ertan Güler, sadece bölgesel teşvikin yeterli olmadığını belirterek bölgesel teşvikin geçici çözüm olabileceğini ancak kalıcı ve uzun vadede sektörün bir takım yeni sorunları da beraberinde getirebileceğini ifade etti.

    Giresun’da binlerce kişiye istihdam sağlayan tekstil sektörüne kalıcı çözümler getirilmesi için uzun vadeli planlama yapılması gerektiğini kaydeden Güler “Ucuz iş gücü gibi bir takım imkanları fırsat görerek teşvik kapsamındaki bölgelere tekstil yatırımı gidiyor olabilir. Ancak başka maliyetleri de beraberinde getirmektedir. Bunların başında ebetteki nakliyat gelmektedir. Düşünün ki İstanbul’da Giresun’a gelen bir firma teşvik kapsamında bazı maliyetleri düşürürken nakliyat, makinaların bakım onarımı, yedek parçası gibi bir çok yeni maliyet ve dezavantajları da yaşamaktadır. Bu nedenle tekstil yatırımcılarının yöneldiği şehirlerde kalıcı olmaları sağlanabilecek yeni imkanlar sağlanmalıdır. Bu imkanlar sağlanamazsa bir süre sonra tekstilciler önce cazip gelen imkanların dezavantajının giderek artmasıyla tekrar geldikleri şehirlere ya da yeni teşvik imkanı doğan yerlere taşınabilirler” dedi.

    “Üniversiteler, özel sektörle AR-GE işbirliği yapmalı”

    Türkiye’nin tekstilde dinamik bir ülke olmasına rağmen çok fazla bir marka üretemediğine dikkat çeken Güler “Ülkemizdeki tekstil sektörü daha çok Avrupalı firmaların fason üretimini yapmaktadır. Ülkemiz bu konuda oldukça dinamik ve üretkendir ancak buna rağmen kendi markasını ne yazık ki yeterince üretememiştir. Bunun nedeni ise Avrupa’da üniversiteden mezun olan Tekstil Mühendisi her türlü bilgi ve donanıma sahip oluyor. Ülkemizde ise üniversitelerdeki tekstil bölümleri tercih edilmediği gibi tercih edenler ise mezun olduklarında makas tutmasını dahi becerememektedir. Dolayısıyla sadece teorik eğitim var ama uygulama ve pratik bulunmamaktadır. Bu da kalifiye eleman ihtiyacını doğurmaktadır. Bir bakıma önemli istihdama katkı sağlayan bir sektör ne yazık ki ciddiye alınmamaktadır. Oysa üniversitelerimizle tekstilcilerimiz AR-GE çalışmaları yapabilirler, uygulama noktasında işbirliğine gidebilirler” diye konuştu.

    “Yerli pamuk üretimi desteklenmeli”

    Döviz yükselişinin de tekstil sektörünü olumsuz etkilediğini ifade eden Güler “Ülkemiz tekstilcileri her ne kadar Avrupa’ya ihracatta artan ülkemize döviz girdisi sağlıyormuş gibi görünse de aslında pek öyle değil. Çünkü tekstilde hammadde olarak henüz kendi kendine yeten bir ülke değiliz. Çünkü ihracatımızdaki döviz kazancımızı, maliyetlere harcamaktayız.2,5 liraya aldığımız ipliği bugün 4 liranın üzerinde aldığımızı söylesek diğer maliyet yükselişlerini düşünmek lazım. Tekstildeki kendi kendimize yeterli hammadde üretimini temin edebilmeliyiz. Yerli pamuk üreticileri desteklenmeli ki dışa bağımlı hale gelmeyelim. Bunu uzun vadede başarabilirsek işte o zaman tekstilde tam anlamıyla ülkemize döviz girdisi sağlayan bir sektör haline geliriz. Şimdi bir taraftan satarken diğer taraftan almak zorundayız” şeklinde konuştu.

  • Diyalize giren hastaların fistüllerinin tıkanması veya daralması sorununda ameliyatsız çözüm önerileri

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Girişimsel Radyoloji Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Fahrettin Küçükay, diyalize giren hastaların fistüllerinin tıkanması veya daralması sorunu ve ameliyatsız çözüm önerileri hakkında bilgilendirici bir açıklama yaptı.

    Hemodiyalizin böbrek yetmezliği olan hastalarda uygulanan bir kan temizleme yöntemi olduğunu söyleyen Doç. Dr. Küçükay, “Hastalara hemodiyaliz uygulayabilmek için damar giriş yolu ve damar çıkış yolu bağlantılarının olması gerekmektedir. Bu da başlıca 3 yöntemle sağlanır. Bunlar; büyük toplardamarlara ince borular bırakma, cerrahi olarak; sentetik greftlerle; cerrahi olarak atardamar ile toplardamar arasında direkt bağlantı kurmakla geliştirilen arteriovenöz fistül ile sağlanabilir. En sık kullanılan yöntem arteriovenöz fistül oluşturmaktır fakat arteriovenöz fistül oluşturmak cerrahi olarak mümkün değilse bu bağlantı sentetik greftler yardımı ile yapılır. Santral venözkatater bırakma ancak kısa dönem uygulamalar için yapılmaktadır. Bunun nedeni uzun süre kateter bırakmaya bağlı komplikasyonlardır. Oluşturulan arteriovenöz fistül ve sentetik greft bağlantıların nedeni toplardamardaki kan akımını ve basıncını arttırarak damarın güçlenmesini ve duvarının kalınlaşmasını sağlamaktır. Böylece hemodiyaliz için tekrar tekrar yapılması gereken toplardamar girişleri daha güvenli ve komplikasyonsuz bir şekilde oluşturulabilecektir” dedi.

    “Fistüllerdeki darlık ve tıkanıklıklar hastanın hemodiyalize girmesine engeldir”

    Fistülün sürecinden bahseden ESOGÜ Tıp Fakültesi Girişimsel Radyoloji Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Küçükay, sentetik greftlerin zamanla daralma gösterebileceğini ya da tıkanabileceğini bildirdi. Bu durumun hastanın hemodiyalize girmesine engel olacağına dikkat çeken Küçükay açıklamalarını şöyle sürdürdü:

    “Oluşan pıhtıların, daralmaların ve tıkanıklıkların tedavisi için girişimsel radyolojik olarak tromboliz (pıhtı eritilmesi), trombektomi (pıtının dışarı çıkarılması), balon uygulama ve stent uygulama yapılabilir. Bunlardaki temel amaç hemodiyaliz yolunu açık tutmaktır. Oluşturulan fistüllerdeki darlık ve tıkanıklıklar hastanın hemodiyalize girmesine engeldir. Çünkü bu patolojiler kan akımında ciddi azalmaya neden olabilirler. Bu girişimlerin bir başka amacı ise fistüllerin ve sentetik greftlerin uzun ömürlü olabilmesini sağlamaktır. Cerrahi prosedürleri tekrarlamaktansa oluşan patolojiyi ortadan kaldırıp fistül ve sentetik greft açıklığını ve uzun süre dayanıklılığını sağlamak daha güvenli-etkin ve tercih edilen bir yöntemdir. Hastaya uygun pozisyon verdikten ve sterilizasyondan sonra pıhtı varsa ince boru kateter ve teller yardımı ile girilerek pıhtı eritici tedavi bu ince borular yardımı ile uygulanır. Bir başka yöntem ise pıhtıların mekanik olarak eritilmesi ve dışarı çıkarılmasıdır. Bunlar için özel tasarlanmış kateterler (borular) mevcuttur. Bazen pıhtının içinden ince bir telle geçip balon uygulandıktan sonra bu yöntemler tekrarlanabilir. Darlıklar içinse öncelikle farklı özelliklerde balonlar kullanılır. Bu balonlar yüksek dirençli ve yüksek basınçlara çıkabilen balonlardır. Bazen yan tarafında ince kesici bıçaklar olan balonlar da kullanılabilir. Bunlar yeterli olmazsa hemodiyaliz yolunu açmak için stent uygulanabilir. Nadir de olsa işleme bağlı kanama, enfeksiyon, pıhtı oluşumu, damarlarda zedelenme, kontrast maddeye bağlı komplikasyonlar ve ağrı oluşabilir.”

  • Seyahat edenlere özel beslenme önerileri

    Acıbadem Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Merve Güler, özellikle sık seyahat eden, iş yoğunluğu yüksek, sürekli stres altında olan kişilerin düzensiz ve kötü beslenmesinin kilo kontrolünü de zorlaştırdığını belirtti.

    Seyahat edenlere beslenme önerilerinde bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Merve Güler, “Gün içinde ziyaret edeceğiniz yerlere mümkün olduğunca yürüyerek gitmeye çalışın. Dolaşım ve bağırsak sisteminin sağlıklı ve düzenli çalışabilmesi için seyahat boyunca günde en az 1.5 litre su içmeye özen gösterin. Gittiğimiz yerlerin yöresel tatlarından mutlaka yemek istiyorsanız, tatlınızı birlikte seyahat ettiklerinizle paylaşabilir ya da aldığınız porsiyonu küçültebilirsiniz” dedi.

    Tatil ya da iş nedeniyle yapılan seyahatlerde beslenmelere dikkat edilmesi gerektiğini belirten Güler, “Seyahatlerde yapılan beslenmeler metabolizmanın bozulmasına neden olabiliyor. Özellikle de sık seyahat eden, iş yoğunluğu yüksek, sürekli stres altında olan kişilerin düzensiz ve kötü beslenmesi kilo kontrolünü de zorlaştırıyor. Bunun en önemli nedenlerinin başında da yolculuklar sırasında ilginç şekilde abur cubur yemek isteğinin artmasının yanı sıra normal tüketimimizden çok daha fazlasını yeme ihtiyacımız geliyor” ifadelerini kaydetti.

    “Açık büfe kahvaltılardan mümkünse uzak durmaya çalışın”

    Alışılan beslenme rutinlerinin dışına çıkılmasının seyahat boyunca sağlıksız yiyecekleri tercih etme anlamına gelmeyeceğini kaydeden Güler, “Tabi ki de küçük kaçamaklar konusunda özgür olsak da bunları diğer öğünlerde daha dengeli beslenerek telafi etmek gerekiyor. Günün en önemli öğünü olan kahvaltıyı hiçbir şekilde atlamayın. Bu sayede hem gün içinde daha zinde olabilir hem de fazla kalorili besinlere daha az rağbet edersiniz. Açık büfe kahvaltılardan mümkünse uzak durmaya çalışın. Peynir, zeytin, domates, salatalık, yeşillikler, tam tahıllı ekmek, meyveleri içeren Akdeniz tarzı bir kahvaltı tercih edin. Eğer bunları bulamıyorsanız şöyle bir kombinasyon yapabilirsiniz; meyve ve süt yanına omlet ya da sütle tahıl gevreği yiyebilirsiniz. Sucuk, salam, jambon, sosis, pastırma gibi mümkün olduğunca işlenmiş et ürünlerinden kaçının. Protein ihtiyacınızı diğer öğünlere saklayın. Kahvaltının yanında açık çay veya kahve içebilirsiniz tabii şekersiz olmak kaydıyla” diye konuştu.

    Öğünlerde protein ağırlıklı beslenmenin gün içerisinde tok kalmaya yardımcı olacağını, bu nedenle mümkünse ızgara, haşlama veya fırında pişmiş etlerin tercih edilmesi ve yağda kızartılmış ürünlerden kaçınılması gerektiğini hatırlatan Güler, “Hava değişikliği ve sürekli oturma pozisyonu gibi nedenler bağırsak hareketlerini yavaşlatıyor. Bu da hem seyahatler sırasında çok ciddi sıkıntı yaratıyor, hem de uzun dönemde kilo almanıza neden olabiliyor. Bunu önlemek için öğünlerden bir tanesinde mutlaka sebze yemeğe gayret göstermek gerekir. Beyaz ekmek yerine esmer ekmeği tercih edin. Ayrıca gün içinde ziyaret edeceğiniz yerlere mümkün olduğunca yürüyerek gitmeye çalışın. Bunun yanında eğer imkanınız varsa bir kupa yeşil çay içmek, öğün aralarında kayısı, erik ve incir yemek de bağırsak hareketlerinizi hızlandırmaya yardımcı olacaktır” ifadelerini kullandı.

    “Fast food besinlerden uzak kalın”

    Güler, özellikle seyahatlerin fast food restoranları en sık ziyaret ettiği noktalar olduğunu ve gerek uzun süre tokluk sağlamaması, gerekse içeriğindeki sağlıksız gıdalar nedeniyle pizza, hamburger tarzı fast food besinlerden uzak kalınmasının önemini ifade ederek, “Ne kadar uzak kalırsanız kendine o kadar çok iyilik edersiniz. Eğer tüketmek zorundaysanız ya da canınız istiyorsa akşam öğünü yerini öğlen öğünlerini tercih edin. Ama hareket etmeyi de unutmayın. Aynı gün içerisinde veya ertesi günü daha aktif olarak daha çok enerji harcamaya çalışın. Genelde seyahat halindeyken sık tuvalete çıkmamak için sıvı tüketimi azalıyor. Bu durumda vücudumuz susuz kalabiliyor. Ağız ve burunda kuruluk ve idrarın koyu renk alması vücudun susuz kaldığının göstergesidir. Dolaşım ve bağırsak sisteminin sağlıklı ve düzenli çalışabilmesi için seyahat boyunca günde en az 1.5 litre su içmeye özen gösterin. Seyahatte su içmek aklınıza gelmiyorsa telefonunuza belli aralıkla alarmlar kurabilirsiniz veya su içmeyi hatırlatacak uygulamalarda kullanabilirsiniz. Eğer suyun tadı hoşunuza gitmiyorsa içerisine limon, kabuk tarçın, salatalık veya taze nane atarak farklı tatlar elde edebilirsiniz. Ayrıca, enfeksiyonlardan korunmak için kesinlikle musluk suyu içilmemesi ve kapalı şişe sularının tercih edilmesi çok önemli” dedi.

    Seyahatlerin vazgeçilmezleri arasında tatlıların da bulunduğuna işaret eden Güler, “Gittiğimiz yerlerin yöresel tatlarından mutlaka yemek istiyorsanız, tatlınızı birlikte seyahat ettiklerinizle paylaşabilir ya da aldığınız porsiyonu küçültebilirsiniz. Tatlının yanında sade kahve içebilirsiniz. Kahve kan şekerinizin hızlı yükselmesini engeller. Tatlı yerine meyve tercih edebilirsiniz. Meyvenin glisemik indeksi tatlıya göre daha düşük olduğundan kan şekerimiz çok hızlı yükselmesini engeller. Meyvenin yanında da süt veya yoğurt tercih ederek içindeki şekerin kana daha yavaş karışmasına yardımcı olursunuz” şeklinde konuştu.