Etiket: Öneriler

  • Bel ağrısından korunmak için öneriler

    Bel ağrısının hemen hemen herkeste belli dönemlerde ya da sürekli gerçekleşen ve çok rahatsız edici bir ağrı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, “Bel ağrısı pek çok kişinin ortak şikayetlerinden birisidir ve bel ağrıları sosyal hayatı ve iş yaşamını olumsuz etkilemektedir” dedi.

    Koru Ankara Hastanesi Nöroloji ve Ağrı Uzmanı Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, bel ağrısının nedenleri, tedavisi ve korunma yolları hakkında bilgi verdi. Bel ağrısının kişinin yürümesini, koşmasını, eğilip kalkmasını, ayakta durmasını, hatta ve hatta oturmasını, kısacası hareket yeteneğini kısıtladığını belirten Prof. Dr. Erdemoğlu, bel ağrılarının nedenine bağlı olarak bu ağrının şiddetinin de kişiden kişiye de çok farklı olduğunu ifade etti.

    Toplumun yüzde 80’inden fazlasının hayatında en az bir kere bel ağrısı çektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, “Bu sebeplerle doktorlara başvuran hastaların sayısı oldukça fazladır. Sıklıkla orta yaşlarda görülmektedir. Fakat her yaşta ortaya çıkması mümkündür” diye konuştu.

    Bel ağrısının nedenleri

    “Tüm bel ağrıları aynı değildir” diyen Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, bel fıtığının bel ağrısının sebeplerinden sadece birkaçını oluşturduğunu belirtti.

    Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, “Bel ağrısının nedenleri arasında; bel kaslarının güçsüzlüğü, bel kaslarının aşırı zorlanması, bel fıtığı, bel kayması, hamilelik, doğum, çok fazla oturma eylemi, hareketsizlik, aşırı kilo, bel eklem ve kemiklerinde kireçlenme, bel kemiği erimesi, bel kemiğinde kırık-çatlak, AS denilen belde iltihaplı romatizma, sinir-stres durumu, genetik faktörler, ağır spor yapma, ağır kaldırma, duruş bozuklukları, yatış bozuklukları, ters hareketler, rüzgar ya da soğuk hava, geçirilen kazalar gibi daha birçok neden vardır” ifadelerini kullandı.

    Bel bölgesinin bütün vücuda bağlı çok karmaşık bir yapısı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, “Başın hemen bitiminden başlayıp kuyruk sokumuna kadar devam eden bir omurga sisteminin 31 adet omurun en alt grubunda yer alan son 5 omur bel bölgesini oluşturmaktadır. Bu kemiklerin arasında hareketi kolaylaştırmaya yarayan, omurganın dayanıklı olmasını sağlayan ve darbelere karşı koruyucu görev üstlenen disk biçiminde olan özel bir bağ dokusu bulunmaktadır” şeklinde konuştu.

    Bel ağrısının tedavi edilmediğinde ve ağrıya yol açan nedenler ortadan kaldırılmadığında sorunun kronikleştiğini söyleyen Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, bu durumun tedavi sürecinin de uzamasına yol açtığına işaret etti. Bu nedenle, ağrının kronikleşmeden önlenmesi gerektiğini vurgulayan Erdemoğlu, “Kadınlarda duruş bozukluklarına ek olarak yüksek topuklu ayakkabı tercihi de ağrıların artmasında etkili olabilir” dedi.

    Ağrıdan korunmak için yapılması gerekenler

    Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, bel ağrısından korunmak için neler yapmak gerektiğini ise şöyle sıraladı;

    “Hastaların kesinlikle iki kiloyu aşan ağırlık kaldırmaması gerekmektedir. Önlere ve yanlara doğru eğilmek, belin bükülmesi sınırlandırılmaldır. Ağır bir şeyler kaldırması gerekli ise çömelerek alınmalı dizlere yük bindirilmelidir. Bel bölgesi terli nemli tutulmamalıdır. Açık pencere ya da havalandırmaların önünde durmaması hatırlatılmaktadır. Stres bel ve bacak ağrısı artırır ve hastaların mutlaka stresten kaçınması gerekir. Hastaların evde kaldığı süre içerinde mutlak yatak istirahati yapması gerekir.”

    Bel ağrısı çeken kişilerin yapması gereken ilk şeyin istirahat etmek olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, “Çeşitli bel kaslarını gevşetici ve ağrı kesici kremler ve ilaçlar kullanmak, ve birkaç gün ağrıyı gözlemektir. Bel bölgesini zorlayıcı hareketler yapılmamalıdır. Kimi zaman bel korseleri kullanmak ya da sıcak veya soğuk kompres yapmak da faydalı olabilir. Ağrıyı hafifletici ve pozisyonlar veya hareketler yapmak da o bölgenin iyileşmesi için faydalıdır. Alınan bu tedbirlere rağmen ağrı artıyor ya da hiç azalmıyorsa mutlaka ağrı uzmanına başvurulmalıdır” önerisinde bulundu.

    Hastanın durumu değerlendirilerek gerekli görülmesi durumunda girişimsel ağrı tedavisi, fizyoterapi veya cerrahi müdahale yapılabileceğini de sözlerine ekleyen Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, “Cerrahinin ilk planda düşünülmediği, istenilmediği ve ilaç ile iyileşmeyen ağrı söz konusu olduğunda girişimsel ağrı tedavisi bu konudaki uzman hekimlerce uygulanmalıdır. Ağrıların hiç bir şekilde geçmediği ve yaşam kalitesinin düştüğü durumlarda, muayene bulguları ve görüntüleme sonuçları ile birlikte değerlendirilerek girişimsel ağrı tedavileri yapılmalıdır” dedi.

  • Diş sağlığı ve ağız kokusuna karşı öneriler

    Kula Devlet Hastanesi Diş Hekimi Enver Kuray Erten, diş sağlığı ve ağız kokusuyla ilgili, “Düzenli olarak temizlenmeyen diş taşları görsel olarak kötü bir görünümün yanı sıra diş eti iltihabı ve diş eti hastalıklarına da neden olur, ağız kokusuna yol açar” dedi.

    Kula Devlet Hastanesi Diş Hekimi Enver Kuray Erten, diş, diş eti ve ağız kokusu sorunlarına karşı açıklamalarda bulundu. Diş temizliğine dikkat edilmediği takdirde ağızda bakteri üremesi, plak oluşumu ve iltihaplanın olabileceğini ifade eden Erten, diş hassasiyetinde sıcak, soğuk, şeker veya ekşi yiyecek-içecekler ağza alındığı zaman dişlerde ani bir tepki ve sızlamaların oluşacağını söyledi. Diş hassasiyetine karşı özel diş macunu ve yumuşak kıllı fırçaların kullanılabileceğini belirten Erten, fazla asit içeren yiyeceklerin sık tüketilmesi sonucu mine tabakasının da çözünebileceğini hatırlattı.

    Diş çürüğünün Türkiye’nin en büyük sağlık problemlerinden bir tanesi olduğu kaydeden Erten, Avrupa ülkelerinde birey başına düşen çürük sayısı birken, Türkiye’de birey başına düşen çürük sayısının 6 olduğunu söyledi. Erten, “Bu da büyük bir problemdir. Bunun çaresi düzenli diş hekimi kontrolü yanında iyi ağız bakımı ve iyi beslenmeden geçmektedir. 6 ayda bir diş hekimi kontrolü, sabah ve gece üçer dakikamızı ayırarak dişlerimizin her yüzeyini fırçalamamız ve öğünlerimizi yoğurt, peynir gibi yiyeceklerle bitirmemiz bize çürük oluşumunu sıfıra kadar indirerek sağlıklı bir ağız sunacaktır” dedi.

    “Dişeti çekilmeleri düzeltilebilir”

    Dişeti çekilmelerinin çözümünün olduğunu ifade eden Erten, “Dişeti çekilmeleri belirli bir boyutu aşmadıysa bazı özel dişeti operasyonları ile dişeti çekilmeleri düzeltilebilir. Dişeti operasyonu ile düzeltilemeyecek kadar çok çekilmiş olan dişeti çekilmelerini de pembe renkte dolgu materyalleri ile düzeltmemiz mümkün olabilir” ifadelerini kaydetti.

    Diş beyazlatmanın çok basit bir yöntemle diş hekimleri tarafından kısa sürede dişe zarar vermeden gerçekleştirilebildiğini aktaran Erten, şunları söyledi:

    “Diş hekimi korkusu olanlar için dahi garanti edebiliriz ki canları acımadan dişleri daha beyaz bir tona kavuşacak. Bunun yanı sıra halk arasında yaygın olarak bilinen bir diş temizleyicisi karbonat. Uzun vadede ideal diş beyazlatıcısı olmasa da kısa vadeli olarak tercih edilebilecek bir beyazlatıcı. Diş taşları, tükürüğünüzdeki minerallerin dişlerde oluşan bakteri plaklarının üstüne çökmesiyle meydana gelir. Düzenli olarak temizlenmeyen diş taşları görsel olarak kötü bir görünümün yanı sıra diş eti iltihabı ve diş eti hastalıklarına da neden olur, ağız kokusuna yol açar. Diş hekiminizden alacağınız yarım saatlik bir randevu ile diş taşlarınızı temizlettirip hem sağlıklı hem de daha temiz görünen dişlere kavuşabilirsiniz.”

    Ağız kokusu hakkında da bilgi veren Erten, “Bilindiği üzere soğan, sarımsak, alkol bir numaralı ağız kokusu nedenidir. Bunları tüketmek mutlaka ağız kokusu sebebi olacaktır. Baharatlı yiyecekler de ağız kokusu sebebidir. Yaz aylarında bu ve benzeri besinlerden uzak durmak hem hafif beslenmenizi hem de ağız kokunuzu kontrol etmemizi sağlayacaktır. Bunun yanında düzenli diş hekimi kontrolü bizi sıkıntısız bir yaza girmemize sağlayacaktır. Hafif besinler ve düzenli ağız bakımı bizi temiz bir ağza ulaştıracak, koku gibi tatsız durumlardan uzak tutacaktır” ifadelerini kullandı.

  • Faturalarda yüzde 30 tasarruf sağlayan öneriler

    Ülkede tüketilen enerjinin yaklaşık yüzde 40’ının konutlarda kullanıldığını bunun da yüzde 85’inin ısıtma ve soğutma harcamalarına gittiğini belirten Yaşar Üniversitesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Arif Hepbaşlı, konutlarda enerji tasarrufu sağlayacak öneriler sundu.

    Enerjide yüzde 73, doğalgazda ise yüzde 99 oranında dışa bağımlı olan Türkiye’de hane halkı alışkanlıklarının değişmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Arif Hepbaşlı, konutlarda ısı tasarrufunu sağlamak için öncelikle yalıtımın sağlanması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Hepbaşlı, “Yapılan hesaplamalar, enerji verimliliğine gereken önemi gösterdiğimiz takdirde, enerji harcamalarımızda en az yüzde 20-30 oranında tasarruf olacağını gösteriyor” dedi.

    “Elektrikli soba değil klima tercih edilmeli”

    Elektrikli cihazlarla ısınmanın vatandaşlar için ekonomik olmasa da, temiz ve zahmetsiz olması nedeniyle özellikle batı bölgelerde sıklıkla tercih edildiğini de belirten Prof. Dr. Arif Hepbaşlı, “Elektrikli ısıtıcılar, kullandığı her 1 kilowatt elektrik enerjisi için, ısıtılacak alana en fazla 1 kiloeatt ısı enerjisi yayar. Enerji verimliliği açısından baktığımızda bu cihazların kullanımı hem bütçemiz hem de enerji verimliliği açısından tam bir felakettir. Elektrikle ısınma tercih ediliyorsa mutlaka alacağınız cihazın COP, yani performans katsayısı anlamına gelen değerine bakmanız gerekir. COP değeri bize o cihazın 1 birim enerjiyle kaç birim ısı değeri ürettiğini ifade eder. Isı pompası teknolojisini kullanan A sınıfı klimalarda, COP değeri 3,60 ve üzeridir. A enerji sınıfında da COP değeri 3,60’ın ne kadar üzerine çıkarsa klimanız o kadar az elektrik harcayarak daha çok ısıtma sağlar. Kısacası A sınıfı klimalarla kıyaslayınca, elektrikli ısıtıcıların aynı miktardaki ısı enerjisini elde etmek için 3-4 misli daha fazla elektrik enerjisine gereksinim duyacakları ortadadır” diye konuştu.

    Evlerde ısı tasarrufu için neler yapılmalı?

    Prof. Dr. Hepbaşlı, evlerde ısı tasarrufu için önerilerini şöyle sıraladı:

    “Binanın mantolanması ve duvarların izolasyonu yapılmalı. Pencerelerin çift camlı olması ve yalıtım yapılması gerekir. Isı merkezlerinin bodrum yerine çatıda kurulması ile binalar hem daha tasarruflu, daha çevreci ve daha emniyetli olacaktır. Evlerde ısı kazanlarını düşük sıcaklıkta gece-gündüz yakmak, gündüzleri yakıp, gece söndürmekten daha ekonomik. Antre, koridor, merdiven holü, bodrum ve kullanılmayan kiler ve odalardaki radyatörler iptal edilmeli, her radyatöre termostatik vana monte edilmeli ve uygun sıcaklıkta ayarlanmalı. Odalarda masa, sandalye ve yatakları dış duvarlardan uzak tutmalı. Güney cephesi pencerelerden gündüzleri güneş girmesini sağlamalı. Güneş alan camları her gün temizlemeli ve güneşin pasif ısıtmasını sağlamalı. Gece, gündüz ısınan evleri yüzde 50-55 oranında nemlendirmeli. Çünkü nemli hava, sıcaklığı daha iyi tuttuğundan buharlaşma azalacak; vücut daha az ısı kaybedecektir. Kullanılmayan oda, kiler antre ve merdiven radyatörlerini kapatmalı, radyatörlerin üstlerini kapatmamalı. Pencere ve kapıların hava sızdırmazlığı kontrol edilmeli. Hava sızıntısı olabilecek yerleri, hava sızdırmaz şeritlerle, bantlarla kaplamalı. Çatı odanız varsa üst katını uygun şekilde yalıtmalı, mümkünse pencereler çift camlı olmalı. Radyatörlerden taşınım ve ışınım yoluyla çıkan ısı radyatörün arkasındaki duvarı ısıtır. Dışarıya olan ısı kaybını önlemek için alüminyum folyo kaplı ısı yalıtım levhaları yerleştiriniz. Isıtılmayan bölgelerden geçen sıcak su borularınızı yalıtın. Binaların içindeki 40 derecenin üzerindeki ısı kaybetmesini istemediğiniz her türlü sıcak yüzeyi yalıtın. Mümkünse sıcak su elde etmek için, güneş panellerini kullanın. Kombi, klima, kalorifer, ısı merkezlerinin yıllık bakımları mutlaka yaptırılmalı. Elektrik ve yakıt tüketimleri düşük, verimliliği yüksek ve düşük emisyona sahip çevreci cihazlar tercih edilmeli. Cihazların enerji tasarruf özelliği olmalı. 1 saatteki yakıt tüketimi en az olan tercih edilmeli. Kat kaloriferinde ve merkezi kazanlarda cihazın izolasyonu iyi olmalı, malzemelerin seçimi, mühendislik büroları ve yetkili servis-teknik uzmanlar tarafından yapılmalı.”

    Rakamlarla elektrik üretimi ve tüketimi

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2016 ilk 6 aylık verilerine göre, konutlarda 1 kilowatt elektrik enerjisi için ortalama 41,3 kuruş, 1 metreküp doğalgaz içinse ortalama 116,8 kuruş ödeniyor. Son bir yılda üretilen elektriğin yüzde 50’den fazlası doğalgaz ve ithal kömür kullanılarak ya da ithalat yoluyla üretildi. Ancak doğalgaz kullanılarak üretilen elektrik üretiminin tüm üretime oranı, son bir yılda yüzde 32,49’a kadar geriledi. Bu rakamla, doğalgaz yakıtlı santrallerin katkısı 1999 yılı seviyelerine geriledi. Hidrolik, jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam elektrik üretimine oranı ise yüzde 31’i geçti.

    Öte yandan İzmir ve Manisa bölgesinde hizmet verilen elektrik abone sayısı 2,5 milyon olurken, -İzmir’deki doğalgaz abone sayısı 767 bin 584 oldu.

  • Borsada yatırım yapmayı düşünen küçük yatırımcıya öneriler

    Türkiye’de 1986 yılından bu yana faaliyette olan, kazananları kadar kaybedenleri ile de hep gündemde olan borsa-hisse senedi piyasasının ‘kendini tanıyan ve sabırlı’ olan yatırımcıların her zaman kazandığı bir piyasa olduğu belirtildi.

    Türkiye’de 1993 yılından bu yana çeşitli kurumlarda brokerlik ve yatırım uzmanlığı görevinde bulunan ve şuan özel bir bankanın Trabzon’da Yatırım Merkezi Müdürlüğü görevini yürüten Ufuk Özcan, “Borsadan Korkma, Borsa Senden Korksun” kitabının ardından 2. kitabı olan “Seni Yeneceğim Borsa” kitabını çıkardı.

    Son kitabını “Borsamızdaki küresel oyuncular ve onların Türkiye’deki uzantılarının özellikle küçük yatırımcımız üzerinde oynayageldiği oyunların açığa çıkartılması ve daha da önemlisi kendilerini koruyabilmeleri konusunda onlar adına atılan ’artık bu devran böyle gitmeyecektir’ çığlığı” olarak özetleyen Özcan, kitaplarında Türkiye’de özellikle küçük yatırımcıların yaptığı yanlışlara vurgu yaptı.

    “Siz bilinçli olmazsanız, kuramadığınız oyunun büyük oyuncularının piyonu olursunuz”

    Bir oyun kurulduğunu bu oyunun sahnesinin ’Finansal piyasalar’, oyuncularının ’Büyük profesyoneller ile küçük ve bilinçsiz yatırımcılar’ olduğunu kaydeden Özcan “Ancak bu oyunun sonunda para artık el değiştirmiştir ve unutmayın ki siz bilinçli olmazsanız, kuramadığınız oyunun büyük oyuncularının piyonu olursunuz. Büyük oyuncuların en bildikleri şey oyunu kurdukları ülkedeki yatırımcıların davranış kalıplarıdır. Biz Akdeniz insanlarının en temel özelliği duygusallığımızdır. Duygusallık ise finansal piyasaların en büyük düşmanıdır. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası bize gösterdi ki, toplum hayatının tüm alanlarında birlik, bütünlük içinde olmak ve yaşananları doğru değerlendirmek, tarafını sadece vatana sadakat olarak seçmek zorunluluktur. Vatana sadakat ise her alanda bağımsız olabilmek için gereken zamanda payınıza düşen bilinci ve fedakarlığı gerektiğinde gösterebilecek cesarete sahip olabilmeyi gerektirir. İşte tamda bu yüzden ekonomik bağımsızlığı olmayan birey ve toplum özgür değildir. Bu kitap ekonomik bağımsızlığımızı başkalarının elinden alıp, kendi kontrolünüze alma çabasının ürünüdür” dedi.

    Türkiye’deki borsanın ilk işlemlerine 1986 yılında başladığını hatırlatan Özcan “Borsamız ilk zamanlar bir nevi kapalı devre sistemi gibi çalışmaktaydı. İlk tahta sitemi ile başlandı ve bilgi yeterince açık değildi. Siz alım satım emirleri verirdiniz ve bunun gerçekleşip gerçekleşmediğini hemen öğrenemezdiniz. Elektronik sisteme geçildikten sonra bilgiye ulaşmak daha kolay bu seferde yasal düzenlemelerin yeterince olmaması nedeniyle küçük yatırımcının canı çok yandı. Birçok hisse senedinin tahtası kapatıldı, battılar ve küçük yatırımcıyı koruyacak bir sistem yoktu. Dolayısıyla sistem kendiliğinden mağdurlarını ve mağrurlarını oluşturmaya başladı. Unutmayalım ki bir piyasada veya bir ticaret alanında ilk konuya hakim olanlar ve daha çok bilgiye sahip olanlar asıl parayı kazanırlar” diye konuştu.

    “Hep aynı şeyleri yaparak, farklı sonuçlar elde edeceğini düşünmek delilik”

    Türkiye’deki borsa yatırımcılarını değerlendiren Özcan, şunları söyledi:

    “Bizim yatırımcımız krizlerle boğuşarak öğrenmeye çalıştı ama bana sorarsanız öğrenemedi. Einstein’ın bir lafı vardır ‘’Hep aynı şeyleri yaparak, farklı sonuçlar elde edeceğini düşünmek deliliktir’ Bizim küçük yatırımcımızın davranış kalıbını açıklayan belki de en güzel söz budur. 1991 Körfez Savaşı, 1994 Devalüasyonu, 1998 Asya krizi, 2001-19 Şubat Devalüasyonu, 2003 Tezkere Krizi ve ABD ile ilişkilerin zedelenmesi, 2008 Mortgage Krizi, 17-25 Aralık 2013 hükümeti devirme operasyonları ve 15 Temmuz 2016 alçak darbe girişimi. İşte bütün bu olaylar krize neden oldu ve bizim yatırımcımız hep kaybeden taraftaydı. Neden? Hayat da böyledir aslında; başınıza bir şeyler gelir ve iki seçeneğiniz vardır; ya ders alırsınız ve artık başka türlü davranmaya çalışırsınız ya da ‘yenilen pehlivan güreşe doymaz’ misali aynı durumları yaşamaya devam edersiniz. Aslında küçük küçük bireysel anlamda yaptığımız bu hataların ve sonuçlarının en olumsuz etkisi, oluşturmaya çalıştığımız sermaye piyasası yatırımcısının doğmadan yok olmasına neden oldu. Özellikle bu batan ve bilinçsizce yatırım yapan, bir nevi kumar gibi gören mantık neticesinde, toplumda Borsa denilince tüyleri diken diken olan insanlar oluşturmaya başladık. Artık siz bilinçli bir yatırımcı olmaya karar verseniz bile çevreniz size hep olumsuz telkinlerle karşınıza çıkmaya başlar. Bu sefer ailenizden gizli bir şekilde ilgilenmeye başlıyorsunuz. Hem doğru karar vermeye çalışacaksınız hem de gizli iş yapmanın suçluluk duygusu ile baş edeceksiniz. Olumlu sonuç vermesi çok zor.”

    “Küçük yatırımcı ne yapmalı ki bu piyasada para kazanabilmeli?”

    Özcan, küçük yatırımcının yapmaması ve yapması gereken konuları özetleyerek “Emanet para ile, sorumlu olduğu aile fertlerinden habersiz, hesap vermek zorunda olduğu para ile, tüm maddi varlığı ve hiç emniyet önlemi almadan, hiçbir temel dayanağı olmayan, kulaktan dolma bilgilerle ve beklentilerle borsaya yatırım yapanların sonu mutlaka hüsranla bitiyor ve etkileri parayla ölçülemeyen olumsuz sonuçları beraberinde getiriyor. Kendini tanımayan ve sabırlı, disiplinli ve istikrarlı olmayan bir yatırımcı istediği kadar piyasayı ve stratejiyi tanısın para kazanamaz. Borsa bir psikolojik savaştır aslında. Sen ne zaman stres yapacağını, nerede panik yapacağını bilmiyorsan kendini tanımıyorsun demektir. Çünkü piyasa senin psikolojini ölçmeye çalışır. Sen para kaybetme ihtimaline tahammülü olmayan bir yatırımcıysan senin borsa da işin olmamalı. Belirli bir risk algılaman var ve çok yüksek risk sevmiyorsan sadece BİST30 hisse senetlerine yatırım yaparsın. Sabırlı olursan da sonunda mutlaka kazanırsın. Hem çok risk sevmeyeceksin hem de borsanın en spekülatif (inişi çıkışı fazla, bir gün çok çıkan ertesi gün çok düşen) hisse senetlerine yatırım yaparsan ne olur? Dengeni kaybedersin, dengeni kaybettikçe daha dengesiz işler işlemler yapmaya başlarsın. Bu paranı sıfırlayana kadar gider çünkü artık iş kumara dönmüştür” ifadelerini kullandı.

    “Küçük yatırımcı akıllanmadı”

    Borsada yatırım konusunda uzun süredir çalışan biri olarak küçük yatırımcı konusunda yetirince umutlu olmadığını kaydeden Özcan “Birebir yatırımcı ile çalışıyorum ama yatırımcı bilinçli olmazsa sen istediğin kadar çaba harca, doğru yönlendirmeye çalış sonuç almak çok zor. Örnek vereyim isterseniz; ben inandığım bir hisse senedini almaları yönünde tavsiyede bulunuyorum diyelim, hisse fiyatları biraz düşünce yatırımcı hemen arayıp panik yapmaya başlıyor. Sabırlı ol diyorsun. Peki diyor. Sonraki gün hisse fiyatı biraz daha düşerse daha sinirli ve kontrolsüz olmaya başlıyor. Ama hepsinin sonunda ortak sözü belki de en üzücü olanı ‘sen piyasayı görüyorsun nasıl düşen hisseyi aldırırsın’ oluyor. İşte bu söz söylendiği anda güven zedeleniyor. Aradan zaman geçip de o hisse fiyatı yüksek fiyatlara çıkıp karlı bir şekilde sattırırsanız biraz yumuşama oluyor. Benim bu konudaki son sözün şudur ki; Ya yatırım uzmanını iyi seç ve ona güven ya da kendi kararını kendin ver” şeklinde konuştu.

    Borsada yatırım yapmayı düşünenlere tavsiyeler

    Ufuk Özcan, borsada yatırım yapmayı düşünenlere ise şu tavsiyelerde bulundu:

    “Hiç risk sevmeyen yatırımcının; borsa ile hiç işi olmamalı. Risk algısı olan ama kontrollü yatırımcı; BİST30 hisse senetlerine yatırım yapıp sabırlı olmalıdır. Yüksek risk seven yatırımcı; genelde kısa vadeli yatırımcıdır. Gün içi işlem yapan kar ve zararı kardeş gibi görmesi gereken yatırımcı tipidir. Her risk yapısının kendine göre bir mantığı vardır. Eğer kısa vadeli yatırımcıysanız oyunu kurallarına göre oynamak zorundasınız. Özellikle çok önemli olayların sonrasındaki davranış ve işlem tarzımız bizim kısa vadedeki geleceğimizi belirlemekte çok etkin oluyor. Örnek vermek gerekirse 2 Kasım 2015 seçimleri sonrası çoğu küçük yatırımcı coşku ile hisse senedi almaya can attı. Halbuki o beklenti çoktan satın alınmıştı. Sonra ne oldu? tam da piyasaların istediği gerçekleşmesine rağmen borsa kısa sürede 15 bin puan düştü. Unutmayın beklenti alınır gerçek satılır. Brexit oylama sonucu piyasanın beklediğinin tersi çıkması nedeniyle borsaların panik satışlarla açılması sonucunda bizim küçük yatırımcımız daha da panik yaparak olmayacak fiyatlardan hisse senetlerini sattılar. Sonunda ne oldu ? Piyasa o gün en düşük gördüğü 70 bin’li seviyelerden kısa süre içerisinde 81 bin puana kadar 11 bin puan yukarı çıktı. 15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi sonrası panikle piyasa 82 bin’den 70 bin’e kadar düştü ve kısa sürede tekrar 79 bin 300 seviyesine kadar yükseldi. Sonuç olarak bizim temel sıkıntımız küçük yatırımcı olarak olayları çok fazla kötümser ve ya çok fazla iyimser değerlendirme alışkanlığımızdır. En önemli konu; ilk aklınıza gelen düşünce küçük yatırımcının düşüncesidir ve genellikle yanlış çıkar. Neden derseniz; herkes aynı şeyi düşünürse o gerçekleşmez. Bana göre borsada sürüden ayrılanı kurt kapmaz. Aksine sürünün dışında hareket edenler sıra dışı para kazanırlar.”

  • 2017’de daha sağlıklı olmak isteyenler için öneriler

    Medicana Çamlıca Hastanesi uzman doktorları, 2017’de daha sağlıklı olmayı isteyenlere önerilerde bulundu.

    2017 ye henüz vakit varken yapılacak birkaç dokunuşla daha sağlıklı bir yıla merhaba denilebilir. Ağız ve Diş Sağlığı Dt. Fatma Ünal yeni yıla girmeden önce yapılacaklar listenizi oluştururken aklınızda bulunması için, ağız ve diş sağlığınızı korumanıza yardımcı olacak yöntemleri anlattı.

    “Öncelikle hekime başvurup ağız bakımını ve yapılması gereken tedaviler hemen elden geçirilmelidir” diyen Dt. Ünal, ’’Kazanılacak sağlıklı bir ağzın idamesi için düzenli fırçalama alışkanlığını kazanmak şart. En az 6 ayda bir diş hekiminizi ziyaret edin ve gerekli kontrolleri yaptırın. Her gün, günde en az 2 kez dişlerinizi fırçalayın. Düzenli fırçalamaya ek olarak sigarayı bırakma, şekerli ve asitli gıdaların tüketiminin sınırlandırılması ve düzenli sağlık kontrolleri size sadece 2017 de değil ömür boyunca sağlıklı özgüvenli mutlu bir gülüş kazandıracaktır’’ ifadelerini kullandı.

    Yeni yılda yeni bir cilt

    Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özer Arıcan yeni yılda cildimize doğru bakım yapmak için yapılması gerekenler hakkında da bilgi verdi. Prof. Dr. Arıcan’ın sağlıklı cilt için önerileri şöyle:

    ’’Dengeli beslenmeye, yeterli sıvı alımına ve aşırı kilo oynamalarına izin vermeyin. Her bulduğunuz ürünü ya da pahalı ürünü değil cildin ihtiyacı olan ve doktorunuzun deri tipinize göre önerdiği cilt ürünlerini kullanın. Nemlendirici ve temizleyiciler de buna dâhil. Yüzünüzdeki lekeler ve izlerden de kurtulmanız için yaza kadar kendinize süre verin. Cildinizin zamana karşı korumanız gereken en değerli varlıklarınızdan biri olduğunu unutmadan daha sağlıklı ve güzel bir yüz için cilt bakımı, epilasyon ve diğer uygun kozmetik işlemlere de vakit ayırabilirsiniz.Yaza daha iyi bir görünüm için bu kış cilt sağlığınıza daha çok özen gösterin ve cildinizin doktorunun dermatologlar olduğunu unutmayın.’’

    Beslenme tavsiyeleri

    Yeni yıla girerken yaşam kalitesini ve konforunu arttıracak kararlar verilebilir. Verilen bu kararlar çok ciddi değerlere sahip olabilir. Medicana Çamlıca Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yavuz Çelik yeni yılda yeni hedefler ile ilgili önerilerde bulundu.

    “Yeni yılda yeni hedefler için eğer sigara içiyorsanız öncelikle sigarayı bırakarak başlayabilirsiniz” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Yavuz Çelik, ’’Sigarayı bırakmak her ne kadar zor olsa da bırakılması da bir o kadar kolaylaştırılabilir. Yeter ki biraz duyarlı sağduyulu ve azıcıkta sabırlı olun. Öncelikle sigaranın sizdeki etkilerini ne kadar gerekliliğini hangi durumlarda ve ne sıklıkla ayrıca neden tüketiyorum sorularını sorun. Mutlaka sizin durumunuzu tanımlayacak açıklama vardır. Sigaraya gereksinim duyduğunuz zaman dilimini ortadan kaldırabilirseniz veya sigara gereksinimini başka bir davranış veya hobi ile yer değiştirebilirseniz. Çok ama çok önemli bir adım atmış olacaksınız. Tabii ki bu adımı atmak için çok ciddi karar vermeye ve desteğe ihtiyaç duyacaksınız. Bu desteğin belki de en önemli aktörlerinden birisi sigarayı bırakmaya destek olabilecek ilaç gurubu olabilir. Şimdi ilaç ne işe yarayabilir ki diye sorgulayabilirsiniz. Hiçte azımsanacak bir şey değil, ilaç sizin sigara içme istek ve ihtiyacınızı unutturabilecek bir destek sunacaktır. Bu konuya inanarak yola çıkın göreceksiniz ilaç tedavisini kullanım prospektüsüne uyarsanız çok ama çok büyük destek hazır geriye sadece azıcık mantık desteği yani bilinç desteği; gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Bu arada sigarayı bırakmayı planlarken sakın ha sakın ya kilo alırsam diye korkuya yer vermeyin. Sadece planlama yapın. Planlamaya ilk seçenek 3-5 kilo zayıflayarak başlanabilir. Bırakma aşamasında bir diyet uzmanı desteği alarak bir taşla 2 değil 3 kuş hatta bir sürü kuş vurabilirsiniz Kısacası sigarayı bırakabilir, zayıflama veya kilo korumayı yapabilir hatta dengeli beslenmeyi yaşamınızın çerçevesine adapta edebilir; bunların yanı sıra sizlerle ilgisi olan bir çok tanıdık ve yakınlarınıza iyi birer örnek olabilirsiniz’’ ifadelerini kullandı.