Etiket: Öneriler

  • Doktor Mehmet Yavuz’dan çocuklara ve ebeveynlerine öneriler

    2018-2019 Eğitim ve Öğretim yılı ilk kez okula gidecek çocuklar için uyum eğitimi ile başladı. Uzman Doktor Mehmet Yavuz, okul konusunda kaygı yaşayan çocuklara ve ebeveynlerine yardımcı olabilecek öneriler verdi.

    2018-2019 Eğitim ve Öğretim yılı ilk kez okula gidecek çocuklar için uyum eğitimi ile başladı. Öğrenciler, sınıf öğretmenleri ve arkadaşları ile tanışmak için okullara alınırken, yine bazıları mutlu bazıları ise tedirgindi. Uzman Doktor Mehmet Yavuz, okul konusunda kaygı yaşayan çocuklara ve ebeveynlerine yardımcı olabilecek öneriler verdi. “Sorunu çözebilmek için okul korkusunun sebeplerini anlamamız gerekir” diyen Yavuz, temelde 2 sebep olduğunu, çocuğun kaygılarının genellikle ev ya da okul ortamından kaynaklandığını belirtti. Buna göre okula yeni başlayanlar genellikle girdikleri ortamda aşırı otoriter kişiler gördükleri ya da utangaç oldukları için zorlanırlar. Ancak bazen de kendi aile ilişkileri nedeniyle okul konusunda isteksiz olabilirler. Aşırı korumacı anne babalar, çocuklara dış dünya ile ilgili korkular yükleyerek onların sosyalleşmesini geciktirebilir. Bunlara ek olarak, eğer evde hasta ya da yaşlı bir anne, baba veya anneanne varsa çocuk kendisi giderse bu kişinin ölebileceğinden, onu bir daha hiç görmeyeceğinden korkabilir yani bir çeşit ayrılık anksiyetesi hissedebilir.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından uygulanan ’Okula Uyum Haftası’, öğrencilerin okul kaygılarını gidermek ve okul ortamını sevdirmek; dersler başlamadan önce öğrenme ortamını, öğretmen ve arkadaşlarını tanımalarını sağlamak amacıyla 2006-2007 Eğitim ve Öğretim yılından beri sürüyor. Bu uygulamanın temel amacı, çocuk, aile ve öğretmelerin tanışmasının yanı sıra öğrencilerin arkadaşları ile birlikte oyun oynayarak kaynaşmaları.

    Bu arada pazartesi günü başlayan uyum haftası, 14 Eylül Cuma günü sona erdi.

    ’Uyum Haftası’, pek çok çocuğun yabancılığını atmasına yardımcı oluyor

    On yılı aşkın süredir, ilk kez okula gidecek öğrencilere uyum eğitimi veriliyor. 10 Eylül Pazartesi günü oryantasyon için diğer öğrencilerden bir hafta önce sınıflara giren çocukların yine son derece heyecanlı oldukları görüldü. Önceki yıllarda daha çok rastlanan ağlayıp annesinin elini bırakmayan çocukların sayısı daha azalsa bile bazı çocuklar için ailelerinden uzakta, tek başlarına yabancı bir ortama girmek hala tedirgin edici bir durum. Bu nedenle aileleri ile birlikte okullara gelen çocuklardan bazıları son derece mutlu ve istekli bir şekilde sınıflara girerken kimi öğrenciler ise anne-babalarından ayrılmakta güçlük yaşadılar.

    REEM Nöropsikiyatri Klinikleri’nin Kurucusu ve Yöneticisi olan Uzman Doktor Mehmet Yavuz, sınıf öğretmenleri ve pedagogların desteğine karşın, çocuklarının okula uyumu konusunda zor bir hafta yaşayan anne babalara, öncelikle kendi kaygılarını dizginlemelerini öneriyor.

    Anne ve babadan ayrı kalmak, çocuk için temel korkulardan biri

    Doktor Mehmet Yavuz’a göre çocuk için en temel korkulardan biri anne ve babadan ya da bakım veren kişiden ayrı kalmaktır. Çocuk için anne, güven ve sığınılacak liman demektir. Çocuk okula başlama ya da benzeri nedenlerle annesinden ayrılırken, ona ne zaman tekrar kavuşacağı konusunda kaygı yaşar. Hatta bir daha annesini hiç göremeyeceği korkusu içerisinde olabilir. Bu nedenle ayrılık anksiyetesi ve korkusu yaşayan çocuklarda, anne-çocuk arasındaki güven ilişkisi tam olarak oturmamış olabilir. Ya da çocuk, annesi ile tekrar bir araya geleceği konusunda şefkatli ve anlayabileceği bir şekilde ikna edilememiştir. Benzer şekilde evde bir evcil hayvan olması, hasta ya da yaşlı kişilerin bulunması durumunda okula yeni başlayan çocuklar, kendileri gittiğinde bu kişilere ya da arkadaşlık ettikleri ev hayvanlarına bir daha ulaşamayacaklarını düşünerek kaygılanabilirler.

    Hayatın ilk yıllarında anne ile kurulan ilişki, tüm yaşamı etkiler

    Çocuğun bakım vereni ile yaşamın ilk yıllarında kurduğu ilişki, sonraki yıllarda onun sosyal ilişkilerini büyük oranda etkilemektedir. Bakım veren kişi çoğunlukla annedir. Annenin çocuğa verdiği emniyet duygusu ve sağlanan güvenli bağlanma koşulları, duygusal gelişim üzerinde büyük etki bırakır. Maymunlarla yapılan çeşitli deneyler de bu görüşü desteklemektedir. Anneden yoksun kalan ya da güvenli bir bağlanma ortamı yakalayamayan çocuklar, ilerleyen yaşamlarında sosyal beceriler konusunda geride kalıyor; içe kapanıklık, yetersiz okul başarısı bozuklukları gösterebiliyorlar.

    Çocuğun annesi ya da annesinin görevlerini üstlenen kişiyle kurduğu ilişki, yaşamın geri kalanında da referans olacak türden bir ilişkidir. Annenin verdiği sıcaklık, bebeğin ihtiyaçlarını karşılamak konusundaki özeni, gerektiğinde orada olacağına dair güven duygusu, çocuğun ileride yaşayacağı ilişkilerde belirleyici olmaktadır. Biraz basite indirgersek çocuk anneyi nasıl algılarsa geri kalan insanları o şekilde bilir. Elbette çocuğun böyle bir ilişkiden çıkardığı tek sonuç annesiyle ilgili değildir. Çocuk kendi değerini de bu ilişkiye bakarak bulmaya çalışır. Olaylara göre gözlemler yapar ve özbenlik algısını tüm bunlarla birlikte oluşturur.

    Birkaç günde geçecek basit bir korku mu, yoksa okul fobisi mi?

    Çocuklarda okul fobisi sık karşılaşılan bir sorundur. Sabahları kendini gösteren baş ağrısı, kusma, karın ağrısı, ateş gibi belirtiler, çocuğun okula gitmeye karşı gösterdiği aşırı tepki, bu fobinin işaretleridir. Çocuğun evde kalmasına izin verildiğinde bu belirtilerin hızla ortadan kalkması şaşırtıcı olmaz.

    Her birey, tanımadığı bir ortama girdiğinde alışmak için zamana ihtiyaç duyar. Çocuklar da el üstünde tutuldukları ev ortamından, kurallara uymalarının beklendiği okul ortamına geçişte bocalayabilirler. Oldukça normal olan bu durum çocuğun inatla okula gitmek istememesi durumunda fobi başlığında değerlendirilir.

    Okul korkusu aşmak için çocuğa bir süre tolerans tanınması gerekir. Ebeveyn, belki ilk birkaç gün okula çocukla birlikte gidip onu bekleyerek, terk edilmediğini ve okula gitmenin normal olduğunu çocuğa anlattığında bu korku aşılabilir. Ayrıca okul korkusunu aşmak için, anne-babaların ilk günlerde servise binme ya da sınıfa giderken ayrılış anını fazla dramatize etmemeleri ve doğal bir duyguyla, fazla uzatmadan ayrılmaları gerekmektedir.

    Okul fobisi çözümlenemezse depresyona dönüşebilir

    Okula gitmek istemeyen çocukların pazar akşamları huysuzlaşmaya başladıklarını görürüz. Eğer anne baba, çocuğa çok tolerans tanır ve çocuğun okula gitmemek adına hastalık tablosu sergilemesine onu şımartarak yanıt verirse, bu bir alışkanlık haline dönüşebilir. Okula gitmek istemeyen çocuklarda uyku sorunları görülmesi yaygındır. Eğer okul fobisi ağırlaşırsa ileri aşamada depresyona dönüşme riski taşımaktadır.

    Anne ya da babasına aşırı bağımlı ilişki kuran çocuklar ya da sürekli endişeli ebeveynlerin çocuğu olan çocuklar, daha fazla okul korkusu yaşarlar. Okul korkusuna karşı çocuğa baskı uygulamaktan kaçınmamız gerekir. Tavrımız öğrenciye okulun faydalarını anlatmak, okulu sevdirmek üzerine kurulursa daha iyi sonuç verecektir. Bu aşamada çocuğun gerçekten okula gitmemesini gerektirecek önemli bir sebep olup olmadığı da çok iyi araştırılmalıdır. Gereği halinde aile mutlaka eğitimcilerle, okul yönetimi ya da veliler ile dayanışma içerisinde bulunmalıdır. Çok nadiren de olsa okulda şiddet davranışı sergileyen, başkalarına güç gösterisinde bulunan saldırgan çocuklar, sinirli öğretmenler ya da okul çevresindeki başka ürkütücü faktörler, gerçekten çocuğun okuldan korkmasına neden olabilir. Bundan dolayı ilk sınıfları geçen bir çocuk okula gitmek istemiyorsa ailelerin ilk görevi çocuğa çok anlayışlı davranarak gerçek nedeni ortaya çıkartmak olmalıdır. Ama zaman içinde tüm faktörler izlendiğinde, değişiklik yapıldığında bile çocuk okula gitmemek için bahaneler üretiyorsa burada dikkatimiz okuldan çok çocuğun davranışlarını yeniden düzenlemek üzerinde toplanmalıdır.

    Sadece ilk sınıflarda değil, daha büyüklerde de okul korkusu olabilir

    Okul konusunda hissedilen korkular sadece ilk güne özel değildir. Eğitim süreci boyunca farklı korkular da başlayabilir ya da var olanlar aşılabilir. Kimi zaman ilk başladığı okulu değiştiren çocuklarda da tekrar bir korku dönemi yaşanabilir. Yabancı bir ortamda, tanımadığı kişilerle bulunmak gerginlik yaratabilir. Kimileri bunu bir şaka yaparak, bisküvi ikram ederek ya da kalem isteyerek hızla aşabilir. Çok sosyal olmayanlar için ise buzları eritmek kolay değildir. Oyunlara dahil olamamak, arkadaş edinememek, sevilmeyeceklerini düşünmek yaygın durumlardır. Otoriter öğretmenler, sözlüye kalkmak, sınava girmek, ailesine şikayet edilmek, sınıfta alay konusu olmak da bu dönemin en büyük endişeleri arasındadır. Özellikle başarısız olmak ve alay edilmek, okul yıllarındaki çocukların sıklıkla hissettiği kaygılardır. Bu noktada eğitimcilerin ve idarecilerin bilinçli yaklaşımları da büyük önem taşımaktadır.

    Annelerdeki servis ve trafik korkusu, okul korkusundan daha yaygın

    Son yıllarda Türkiye’den ve Amerika gibi uzak ülkelerden okulda şiddet konusunda o kadar çok korkutucu haber aldık ki, annelerin evham duygusu eskisine göre daha da arttı. Günümüzde ailelerde hissedilen, taciz, uyuşturucu, hırsızlık, kaçırılma, okulda, serviste ya da trafikte bir sorun yaşanır mı korkusu, çocuklardaki okul fobisinden daha baskın hale geldi. O nedenle aileler tüm riskleri ortadan kaldırmak için gösterdikleri gayretlere ek olarak çocuklarına ve topluma güvenmek konusunda daha dikkatli olmalı, kendi tedirginliklerini çocuklarına yansıtmamaya özen göstermeliler.

  • Okul alışverişi için akıllı öneriler

    Yaz tatilini geride bırakan öğrenciler okullarına geri dönmeye hazırlanıyor. Öğrenciler ilk ders zilinin çalmasını heyecanla beklerken, ebeveynler de okul alışverişi telaşını yaşıyor. Boyner Büyük Mağazacılık Satış Genel Müdür Yardımcısı Hakan Zihnioğlu, 10 adımda akıllı okul alışverişi yapmanın tüyolarını paylaştı.

    Okula dönüş için öğrenciler ve veliler gün saymaya başladı. Öğrenciler ve anne babalar için rengârenk kırtasiye malzemelerinin yanı sıra, yıl boyunca kullanılacak okul çantaları, üniformalar, eşofmanlar bu alışverişin demirbaşlarını oluşturuyor. Okul alışverişi telaşının yaşandığı bu dönemde Boyner Büyük Mağazacılık Satış Genel Müdür Yardımcısı Hakan Zihnioğlu, hem ebeveynler hem de öğrenciler için okula dönüş alışverişini keyifli ve avantajlı kılacak ipuçları paylaştı. Zihnioğlu, 10 maddelik önerilerini şöyle sıraladı:

    “Okula hazırlıkta eksiklerin görülmesi ve zamanında temin edilmesi açısından alışverişi son haftalara bırakmamak önemli.

    Öncelikle ihtiyaçlarla ilgili bir liste hazırlanmalı. Ne olursa olsun listesiz alışveriş yapılmamalı. Geçen yıldan kalanları ve tükenenleri, okuldan talep edilenler de dahil tüm ihtiyaçları belirleyip listeleyin.

    Okul alışverişi dönemi yeni sezon başlangıcına denk gelse de birçok marka okul ürünleriyle ilgili indirim ya da kampanya uyguluyor. Bu kampanyaları mutlaka takip edin.

    Son yıllarda okul üniformaları çocukların rahatlığını ön planda tutacak şekilde tasarlanıyor, çocuklar chino ya da jean pantolon, polo yaka t-shirt’ler ve trikolar da giyilebiliyor. Okul üniformaları çocukların en çok eskittiği parçalar olduğu için yedek t-shirt, sweatshirt ve pantolon almayı unutmayın.

    Öğrencilerin en sevdiği derslerden olan beden eğitimi dersi için eşofmanlar ve sıfır yaka ’basic’ t-shirt’ler de alışveriş listesinin başında yer alıyor. Burada da yedek t-shirt almak faydalı olacaktır.

    Okul ayakkabısı seçenekleri arasında ise spor ayakkabılar ve botlar en çok tercih edilen modeller arasında yer alıyor. Ayakkabıyı seçerken çocukların günün büyük bir bölümü okulda olacaklarını ve rahatlıklarını düşünerek karar vermek gerekir. Sonbahar dönemi için seçilecek rahat bir spor ayakkabı yeterli olacaktır. Soğuk kış günleri içinse ayakları sıcak tutacak botları şimdiden indirimli ve kampanya fırsatı ile satın alabilirsiniz.

    Çocukların en önem verdiği okul ürünlerinden biri de okul çantası. Bu nedenle okul çantasını seçerken çocuğunuzu mutlaka dinlemeli bir yandan da okul malzemelerinin sığacağı ve rahatça taşınabilecek bir seçim yapmalısınız.

    Okula dönüş dönemi hâlâ yaz sezonu indirimlerinin devam ettiği bir dönem. Mağazalardaki indirim bölümlerine de mutlaka göz atın. Çocuğunuzun okul sonrası etkinlikleri ya da haftasonu kullanımı için uygun birkaç parça mutlaka bulacaksınız.

    İhtiyaçlarınızı mümkün olduğunca bir ya da 2 noktadan karşılamanız size hem fiyat avantajı sağlayacak hem de alışverişi daha kolay ve keyifli kılacaktır.

    Mağazaların yanı sıra markaların internet mağazalarına da bakmanızda fayda var”.

    Boyner olarak, tüm özel günlerde olduğu gibi okula dönüş döneminde de müşterilerinin yanında olduklarını kaydeden Zihnioğlu, “Her yaştan öğrencinin kıyafetten ayakkabıya, çantadan monta kadar okula dönüş için gerekli tüm ihtiyaçlarını, 37 ildeki 118 mağazamızda zengin bir seçki ile karşılıyoruz. Ebeveynler, çocuklarının okul ihtiyaçlarını bu zengin seçenekler içinden mağaza mağaza dolaşmaya gerek olmadan, tek bir noktadan ve avantajlı fiyatlarla karşılayabiliyor. Tüm öğrencilerimiz için keyifli ve başarılı bir eğitim sezonu olmasını diliyorum” dedi.

  • Diyabet hastalarına öneriler

    Özel Adatıp Hastanesi Dahiliye Uzmanı Uz. Dr. Pervin Yıldız, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü vesilesiyle, diyabet hastaları için önem taşıyan konularda açıklamalar yaptı.

    14 Kasım Dünya Diyabet Günü vesilesiyle açıklamalarda bulunan ve sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam tarzının yaygınlaşmasıyla diyabetin görülme sıklığının arttığını söyleyen Uz. Dr. Pervin Yıldız, “Yapılan bilimsel çalışmalara göre ve dünya sağlık örgütü verilerine göre dünyada 400 milyon kişi diyabet hastası ve her yıl 5 milyon kişi diyabet nedeniyle yaşamını yitiyor. Ülkemizde ise 7 milyonun üzerinde diyabet hastası olduğu tespit edilmiştir. Tip 2 diyabet vakalarının yüzde 70’ini sağlıklı kahvaltı, sebze, tam buğday ekmeği, balık, fındık tüketimi ve düzenli egzersiz içeren sağlıklı yaşam tarzı ile önlemek mümkündür. Dünya Sağlık Örgütü sağlıklı bir yaşam için yetişkinlerin haftanın 5 günü en az 30 dakika orta şiddetli fiziksel aktivite yapmasını önermektedir. 5 – 17 yaş arası grup ise kardiyovasküler hastalık, diyabet ve obezitenin önlemesi için günde en az 60 dakika orta şiddette fiziksel aktivite yapmalıdır. Sağlıklık yaşamak için sağlıklı beslenin beyaz un, şeker ve tuzdan uzak durun, düzenli egzersiz yapın, ara öğünlerde süt, yoğurt, meyve tercih edin, uzun saatlerde aç kalmayın v ideal kilonuza ulaşın” dedi.

  • Diyabette altın değerinde öneriler

    Uzmanlar, son yıllarda dünyada ve ülkemizde giderek artış gösteren halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diabetes mellitus,pek çok insanın yaşam kalitesi ve süresini düşürdüğünü belirterek altın değerinde önerilerde bulundu.

    Medical Park Gaziantep Hastanesi İç Hastalıkları Prof. Dr. Yalçın Kepekçi diyabet hastaları ve henüz tanı almamış ancak diyabete aday olan kişilerle birlikte her 4 kişiden birinin sağlığının tehlikede olduğu hatırlatarak, sinsi olarak değerlendirdiği hastalık için altın değerinde önerilerde bulundu. 14 Kasım Diyabet Günü ile hastalığa dikkat çekildiğini kaydeden Prof. Dr. Yalçın Kepekçi, “Sık idrara çıkma, gece idrara kalkma, aşırı susama hissi, ağız kuruluğu, inatçı kaşıntı, hızlı kilo kaybı ve kilo alma, halsizlik gibi belirtiler diyabeti işaret ediyor olabilir. Kontrol altına alınamayan diyabet hastalarında, kalp ve damar hastalıkları, hipertansiyon, böbrek yetmezliği, kalıcı görme kaybı, küçük ve büyük damarlar ile sinirlerin hasar görmesi gibi pek çok organda hasarlar ortaya çıkabilmektedir. Diyabet, sağlıklı beslenme, düzenli egzersizden oluşan planlama ve tıbbi tedavi ile takip edildiğinde, kan şekerinin kontrolü sağlandığında bu hasarlar önlenebilir. Tip 1 diyabet hastalığının (çocuklarda sık görülen ve insülin kullanan) son zamanlarda erişkinlerde daha sık görülmeye başlandığı ayrıca adolesans döneminde de (ergenlik çağı) kilo alan çocuklarda da tip 2 diyabet hastalığının da sıkça görülmeye başlandığı tespit edilmiştir” dedi.

    Kepekçi, “Diyabet ayrıca göz sorunları, geçici görme bozuklukları veya kalıcı görme kaybı şeklinde ortaya çıkabilir. Geçici görme bozuklukları kan şekerindeki dalgalanmalara bağlı olabilir. Kan şekerinin yükselmesi gözün kırıcılığındaki bu değişiklikler ile kişinin gözlük numarasındaki farklılıklara neden olabilir. Özellikle erişkin diyabetlilerde katarakt daha sık ve daha erken yaşlarda rastlanır. Kan şekerinin düzene girmesi en önemli tedavi yöntemidir’’ diye konuştu.

  • Sıcak havalardan etkilenen hamiler için öneriler

    Yurdu etkisi altına alan sıcak havalardan etkilenen hamileler için Prof. Dr. Faruk Buyru önerilerde bulundu. Sıcak havalarda nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatan Buyru, hamilelere tuzdan uzak durmalarını ve bol bol su tüketmelerini önerdi.

    Afrika üzerinden gelen sıcak hava dalgası tüm Türkiye’yi etkisi altına aldı. Sıcak havadan en çok etkilenenlerin başında hamileler geliyor. Aşırı sıcak herkesi rahatsız etse de, özel durumları nedeni ile hamilelerin sıcak havada daha dikkatli olmaları gerekiyor. Özel bir hastanenin tüp bebek Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Faruk Buyru, hamilelere sıcak havalarda dikkatli olunması konusunda önerilerde bulundu. Hamilelerin nelere dikkat etmesi gerektiğini söyleyen Buyru, tuzdan uzak durmalarını ve bol bol su tüketmelerini önerdi.

    “Gebeler günde en az 2 litre sıvı tüketmeli”

    Prof. Dr. Faruk Buyru, hem hassas , hem de sıvı gereksinimin daha fazla olması nedeni ile hamilelerin aşırı sıcaklarda dikkatli olması konusunda uyardı. Buyru, “Gebelerin normal zamanlarda da daha fazla sıvı tüketmelerini öneriyoruz. Sıvı tüketimi günlük en az 2 litre olmalı. Gebelerin rahatlıkla tüketebilecekleri sıvılar su, ayran, limonata, taze sıkılmış meyve suları, soda veya süt olabilir. Ayran tüketirken tansiyonum düştü diyerek fazla tuz kullanılmamalı, az tuzlu veya tuzsuz ayran içilmeli. Çünkü fazla tuz gebelerde tansiyon yükselmesine ve sıvı birikiminin artışına, yani ödeme neden olabilir. Limonata ve meyve suları da az şekerli olmalı, fazla şeker hem gereksiz kalori tüketimine, hem de şekerin yükselmesine neden olabilir. Kolalı ve gazlı içeceklerden kaçınmak gerekir. Kolanın içerdiği kafein, fazla tüketildiğinde gebeler için sakıncalı olabilir’’ diye konuştu.

    “Kat kat giyinmekten kaçının”

    Prof. Dr. Buyru, giysilere de dikkat etmek gerektiğinin altını çizerek, “Sentetik giysilerden ve kat kat giyinmekten kaçınmak gerekiyor. Pamuklu ve keten giysiler tercih edilmeli. Güneşin yoğun olduğu öğle saatlerinde direkt güneş ışığından kaçınılmalı, mümkünse o saatlerde sokağa çıkılmamalı. Korunmak için şapka ve güneş gözlüğü önerilebilir. Egzersiz yapılacaksa sabah erken saatler veya güneşin batışı beklenmeli’’ şeklinde konuştu.

    “Yağlı ve ağır yiyeceklerden uzak durmalı”

    Prof. Dr. Faruk Buyru, hamilelerin sıcakta yağlı ve ağır yiyeceklerden uzak durmaları gerektiğini de kaydederek şunları söyledi: “Yiyeceklere de dikkat etmek gerekiyor. Yağlı, ağır yiyeceklerden uzak durulmalı. Sebze ve zeytinyağlı yiyecekler tercih edilmeli. Kızartmalar yerine, ızgara veya haşlanmış besinler düşünülmeli. Bir kerede mideyi doldurmak yerine sık sık, azar azar yeme alışkanlığı geliştirilmeli. Uzun süre aç kalınmamalı. Sıcaklarda el ve ayaklarda ödem de rahatsız edici olabilir. Kaçınmak için az tuzlu diyet, istirahat halinde iken ayakların yüksekte tutulması önerilebilir. Yine de tansiyon kontrolü yapmakta yarar var. Bulantı, baygınlık hissi, aşırı çarpıntı gibi durumlarda ise ya doktoruna veya yakın bir sağlık kuruluşuna başvurup muayene olmak yararlı olabilir.”