Etiket: Önemsenmeli

  • Burun eti problemi önemsenmeli

    Burun eti problemi önemsenmeli

    Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr.Ali Değirmenci, burun eti problemine dikkat çekti.

    ‘Konka’nın burun içerisinde her iki burun tarafından üçer, bazen dörder adet bulunan ve şişip inerek burun solunumunu düzenleyen yapılar olduğunu belirten Op.Dr.Ali Değirmenci, “Damarlar kan ile dolduklarında bu yapılar şişer ve damarlar büzüldüğünde küçülürler. Burundan geçen havanın nemlendirilme ve yönlendirilmesi, burun refleksleri, burundaki alıcıların dinlenmesi, akciğerlerin dönüşümlü çalışmasını sağlayarak dinlenmeleri gibi faydalı görevleri vardır” dedi.

    Yapısı ve fonksiyonu normal olan konkalar sadece burun içersini ikiye ayıran duvarlarda bir eğrilik olduğunda şiştikleri zaman o tarafta tıkanıklık meydana getirirdiğine dikkat çeken Op.Dr.Ali Değirmenci, açıklamasını şöyle sürdürdü;

    “Bu olay sadece burun duvarının düzeltilmesi ile giderilebilir. Normalden büyük veya küçük olabilirler . Üzerlerinde polip oluşabilir, nadir de olsa tümör ve bazı kronik rahatsızlıklarda dokusu ve dolayısı ile yapısı bozulabilir.

    Fonksiyonel bozuklukları nelerdir?

    Gün boyu düzenli aralıklarla şişip inen bu yapılar halk arasında ‘burun eti’ olarak bilinir. Bazı hastalıklarla beraber büyürler veya fonksiyonları bozulur ve normalden fazla şişerek kişiyi rahatsız ederler. Yapısal bozuklukları şayet belirli dönemlerde oluyor ve ilaç ile düzelebiliyorsa ilaç tedavisi uygulanabilir.

    Sürekli fonksiyon bozukluğu göstermişler veya ilaçlarla küçülemeyecek, geri dönüşümsüz bir yapıya ulaşılmışlarsa cerrahi olarak , lazerle , Shaverle yada son yıllarda sık kullanılan Radyofrekans yöntemi ile küçültülürler.

    Dışarıda bir cilt kesisi , fazla bir şişme ve rahatsızlık hissi olmamasına rağmen bir burun operasyonu geçireceksiniz.

    Bundan dolayı , gerekli önlemleri almanız gerekecektir.

    Orta konkada ise en sık görülen problem etin içinin havayla şişmesidir. Buna konka bülloza adı verilir. Geniz akıntısına yol açabilir. Çok iriyse burun tıkanıklığı da yapar. Tedavisi cerrahi olarak dış yarısının çıkarılmasıdır. Polipli burunlarda bazen konkaların bir kısmı da polipleşmiş olabilir. Bu durumda polipleşmiş kısımları da çıkarmak gerekir.”

  • Doç. Dr. Ali Rıza Parsa :“Depremden sonrası değil, öncesi önemsenmeli”

    Deprem başta olmak üzere doğal afetler konusunda farkındalık oluşturmak üzere düzenlenen konferansta konuşan İstanbul Esenyurt Üniveristesi Mimarlık Bölümü Başkanı Doç. Dr. Ali Rıza Parsa, Türkiye’nin deprem yönetmeliği anlamında en büyük sıkıntısının yapılan planlamaların birçoğunun afetten sonrasını kapsaması olduğunu ifade ederek, “Depremden sonrası değil, öncesi önemsenmeli” dedi.

    Türkiye ve Japonya’daki afet yönetmeliği İstanbul Esenyurt Üniversitesi’nde Japonya Uluslararası İşbirliği (JICA) Türkiye Ofisi Başkanı Takehiro Yasui ve JICA Uzmanı Shojı Hasegawa’ nın katılımlarıyla gerçekleşti. Yapılan konferansta Japonya’da yaşanan son afetler ve risk yönetiminin ele alınmasının yanı sıra Türkiye’nin deprem karnesi de çıkarıldı. Konferansın açılış konuşmasını gerçekleştiren Doç. Dr. Ali Rıza Parsa, Türkiye’nin depreme hazır olmadığını ve önemsenmesi gerekenin deprem öncesi olduğunu kaydetti.

    “Uygulamada yasalardan yeterince faydalanmıyoruz”

    Deprem bölgelerinde yaşayan dünya nüfusunun yüzde 10’unun Türkiye’de yaşadığını belirten Doç. Dr. Ali Rıza Parsa, “Depremi hayatımızın bir parçası olarak düşünmemiz gerekiyor. Türkiye depreme hazır olmalı ancak ne yazık ki hazır değil. Türkiye’nin deprem yönetmeliği anlamında hiçbir eksiği yok. Bizim en büyük eksikliğimiz yönetmelikler arasındaki uyuşmazlıklar ver yönetmelikler çerçevesinde uygulamalar yapılmamasıdır. Uygulamada yasalardan yeterince faydalanmıyoruz. Deprem sadece salt binada söz konusu değil. Deprem aynı zamanda şehri etkiliyor. Dolayısıyla güvenli yapılardan daha çok güvenli yerleşmelerde güvenli şehirlerde yaşamamız lazım. Köprülerimiz, ana yollarımız ve afet sırasında ulaşılması gereken bütün mekânlar, ulaşılabilir olmalı. Bu nedenle depremden önceki dönemi çok önemsemeliyiz. Bu konuda strateji ve planlar oluşturulmalı. Gördüğüm kadarıyla bizler depremden sonrasını daha çok önemsiyoruz. Bu bizim için büyük bir sorun oluşturacak” dedi.

    Takehiro Yasui, “Odak noktamız afetten öncesi”

    Türkiye’nin arama kurtarma alanında çok geniş imkânlara sahip olduğunu belirten Japonya Uluslararası İşbirliği (JICA) Türkiye Ofisi Başkanı Takehiro Yasui, afet öncesi aşamada Türkiye açısından yapılması gereken bazı eksiklikler olduğunu kaydederek, afetlere iyi hazırlanmanın eksikliklerden doğan risklerin azaltılmasında rol oynayacağını söyledi. Takehiro Yasui, Japonya’da yürütülen afet yönetmeliğini ise şu ifadeler ile anlattı: “Japonya’nın bu alanda yaptığı çalışmaların geçmişi çok eskilere dayanıyor. Son yıllarda afetlere nasıl hazırlık yapabileceğimiz ile ilgili planlamalarımızı düzenlemiş durumdayız. Bu planlamalara göre nasıl alt yapı yatırımı yapılması gerektiği, insan kaynaklarının nasıl şekillenmesi gerektiğini saptıyoruz. Dolayısıyla bu alana mevcutta bir bilgi birikimi ve kaynak ayrılması söz konusu. Bütün dikkatimizi afet öncesi aşamaya sarf ediyoruz. Tüm odak noktamız afetten önce nelerin yapılabileceğidir” diye konuştu.

    “Türkiye ile yardıma ihtiyacı olan diğer ülkelere destek oluyoruz”

    Kamu kuruluşu olan JICA’nın faaliyetlerinin neler olduğunu da anlatan Takehiro Yasui, “Kuruluşumuz ülkelerin sosyo- ekonomik kalkınmasına destek sağlayan bir kamu kuruluştur. Türkiye’de desteklediğimiz projeler arasında Marmaray, boğaz köprüleri, insan kaynaklarının afet yönetiminde geliştirilmesi gibi projeler var. Son dönemde Türk ekonomisinin gittikçe kendisini geliştirmesinden ötürü daha önce Türkiye’ye destek sağlıyorduk ama artık eşit partnerler olarak çalışmalarımızı gerçekleştiriyoruz. Yardıma ihtiyacı olan diğer ülkelere karşılıklı olarak Türkiye’yle destek sağlıyoruz. Bunun yanı sıra kuruluş olarak Japon halkını Türkiye’ye gelmeleri ve burada çalışmaları konusunda teşvik ediyoruz” diye konuştu.

  • Prof. Dr. Kaya: “İyi huylu tümörler de önemsenmeli”

    Anne karnındaki bebek de dahil olmak üzere 7’den 70’e her yaşta görülebilen beyin tümörleri iyi huylu da olsa cerrahi müdahale gerektiriyor.

    Meydana gelen baş ağrıları ve bulantılar akıllara beyin tümörlerini de getiriyor. Ancak bu tümörler çoğu zaman belirti vermeden sinsi bir şekilde ilerliyor. Erken evrede yapılan cerrahi müdahaleler ise hayat kurtarıyor. Beyin tümörlerinden iyi ya da kötü huylu olsun her iki durumda da cerrahinin önemine değinen Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya, ”Beyin tümörü vücudun diğer yerlerindeki tümörler gibi hücrelerin anormal kontrol dışı çoğalması nedeniyle oluşan beyin dokusu içerisindeki kitlelerdir. Diğer kanserlerde olduğu gibi bunların da selim (iyi huylu) ve habis (kötü huylu) olmak üzere tipleri vardır. İyi huylu tümörlere herhangi bir şey yapılmasına gerek yok çünkü iyi huylu demek, doğru değildir. İyi huylu tümör ameliyatla bir kez tam olarak çıkartıldığında bir daha oluşmayan ve hastanın hayatının tamamen kurtulduğu tümör tipleridir. Kötü huylu tümörler ise yapılan cerrahi tedavinin kalitesine göre yaşam süresinin çok uzatılabildiği ama gene de en nihayetinde her şeye rağmen tekrarlayan tümörlerdir” dedi.

    Sabah uyandığında meydana gelen baş ağrısını bulantı ve kusma takip ediyorsa

    Beyin tümörlerin pek çok belirtisinin olduğunu ancak çoğu zaman da belirti vermediğine değinen Prof. Dr. Alper Kaya. ”Beyin tümörlerinin çok geniş ve çeşitli belirtileri vardır. Baş ağrısı hastaların yaklaşık yarısında mevcuttur, diğer yarısında kocaman beyin tümörü olmasına rağmen hiç baş ağrısı olmayabilir. Beyin tümörüne bağlı baş ağrısı çok çeşitli olabileceği gibi genellikle sabah uyandığımızda şiddetli ağrı ve takip eden bulantı ve kusma ile karakterizedir. Tümör beynin hangi fonksiyonel alanına yerleştiyse o bölgeye ait belirti verecektir; örneğin işitme ve konuşma merkezinde bir tümör konuşmayı ve işitmeyi bozar. Görme merkezindeki bir tümör görmeyle ilgili belirtiler verir. Vücudumuzu hareket ettiren motor saha dediğimiz alandaki bir tümör felçle karşımıza çıkabilir. Bunun dışında o güne kadar hiç nöbet hikayesi olmayan bir hastada ani epilepsi (sara) nöbeti gene sık rastladığımız bulgulardandır” şeklinde konuştu.

    Anne karnındaki bebekte dahi görülebiliyor

    Beyin tümörlerinin görülme sıklığına ve yaşına değinen Prof. Dr. Alper Kaya, ”Her yıl her 100 bin kişiden yaklaşık 4 – 5’i beyin tümörü nedeniyle ölmektedir. Her yıl 100 bin kişiden yaklaşık 14’ü beyin tümörüne yakalanmaktadır. Yeni doğandan tutun seksenli yaşlara kadar herkeste beyin tümörü görülebilmektedir. Çocukluk yaş grubunda genellikle habis tümörler görüldüğünden daha tehlikelidir. Erken tanı her kanserde olduğu gibi beyin tümörlerinde de önemlidir, çünkü tedavi erken safhada daha kolaydır. Maalesef beyin tümörlerinin kötü huylu olanları genellikle hiç belirti vermeden hızla büyüdükleri için hastalar genellikle geç safhalarda karşımıza çıkmaktadır. Teşhis ancak beyin MR’ı ya da tomografi ile görüntüleme sonrası konulabilmektedir. Oluşum nedeni diğer kanserlerde olduğu gibi tam bilinmemekle beraber özellikle ionize radyasyon (atom reaktörlerinin patlaması, çok sık röntgen ışınlarına maruz kalmak neticesinde) başlıca sorumludur. Vücut için kanserojen olarak bilinen tüm kimyasallar da beyin tümörleri için sorumlu nedenler arasındadır (tekstil boyaları-vinil cylorid, salamura gıdalar, kurutulmuş etler vs). Yeni doğanlarda da beyin tümörü görülebilmektedir hatta bunlar anne karnındayken oluşabilmektedir. Nedeni yukarıda saydığımız nedenlere annenin gebeyken maruz kalmasıdır. Teknolojik cihazların cep telefonu gibi beyin tümörüne yol açtığı şeklinde kanıtlanmış bir bilimsel çalışma ise yoktur. Beynimizin ön lobu (frontal bölge) kişilik yapımızı ve psikolojik yapımızla alakalı bir merkezdir. Bu bölgeyi tutan tümörlerde kişilik yapısında ani değişiklikler (depresyon ya da manik davranışlar) sıklıkla gördüğümüz bulgulardır” şeklinde bilgi verdi.

    Beyin tümörleri ile ilgili doğru bilinen yanlışlara da değinen Prof. Dr. Alper Kaya, bunları şu şekilde sıraladı:

    “- Beyin tümörleri mutlaka baş ağrısı yapar yaklaşımı yanlıştır çünkü hastaların yarısında hiç baş ağrısı yoktur.

    – İyi huylu tümörlerde tedaviye gerek yoktur ya da ameliyata gerek yoktur yaklaşımı yanlıştır. Tam aksine bu iyi huylu tümörler tedaviyle hastanın hayatının kurtulduğu ve bir daha çıkmayan tümörlerdir. Dolayısıyla mükemmel cerrahi, tecrübe tam donanımlı ekipman bunların tedavisinde en önemli faktördür. Çünkü iyi huylu tümör de eğer tedavi edilmezse büyür, hayatı tehdit eder ve sonunda öldürür.

    – Kötü huylu tümörlerde yaşam süresini en çok uzatan faktör iyi cerrahidir ve gene hekimin tecrübesi ve becerisi ön plana çıkar. Beyin tümörlerinde artık cerrahi tedaviye gerek yoktur Gamma Knife (gama bıçağı), Cyber Knife gibi yöntemler hastayı tedavi eder yaklaşımı son derece yanlış bir bilgidir. Bu yöntemler ancak çok sınırlı farklı tipteki bazı tümörlerde iyi yapılmış bir cerrahi tedaviye yardımcı yöntemlerdir, tek başlarına tedavi yöntemi olarak kullanılamazlar. Buna ek olarak beyin tümörlerinin çok büyük bir bölümünde hiçbir etkileri maalesef yoktur.

  • Vücutta Oluşan Şişlikler Önemsenmeli

    Ortopedi ve Travmatoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serdar Necmioğlu, vücuttaki tümörler arasında görülme sıklığı ortalama yüzde 5 olan kemik tümörlerinin her yaş grubunda ortaya çıkabileceğini vurgulayarak, vücutta oluşan şişlikler ve şikayetlerin önemsenmesi gerektiğini vurguladı.

    Memorial Diyarbakır Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serdar Necmioğlu, kemik tümörleri ve tedavisi hakkında bilgi verdi. Vücudun her organında olduğu gibi yumuşak dokuda ve iskelet sisteminde de iyi ve kötü huylu tümörler görülebileceğini anlatan Necmioğlu, “Kötü huylu tümörlerin büyümesi ve gelişmesi sınırsızdır. Vücudun diğer organlarına da yayılabilir. İyi huylu özellikte olanlar ise bazen hiçbir belirti vermez ve farklı amaçla yapılan görüntüleme tetkiklerinde ortaya çıkar. Vücuda yayılımı ise çok ender olarak görülür” dedi.

    “ŞİŞLİK VE AĞRI ÖNEMLİ BİR BELİRTİ”

    Kemik tümörlerinde ağrı ile birlikte, vücutta oluşan şişlikler ve karşı uzuvdan farklı şekil bozukluklarının önemli bir belirti olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Necmioğlu, “Eğer herhangi bir bölgede şişlik varsa, ağrıya yol açıyorsa, zamanla büyüyor ve yaşam kalitesini olumsuz etkiliyorsa, zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır. Bunlarla beraber vücutta oluşan lekeler ve lenf nodülleri de hastalığın habercisi olabilir. Çoğu zaman darbe, zorlanma ya da soğuk algınlığına bağlanan ve önemsenmeyen bu belirtiler, çeşitli ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlar ile geçiştirilerek, hastalığın erken tanı şansı tehlikeye atılmaktadır. Oysa kemik tümörlerinde de erken tanı ve tedavi, yaşamsal önem taşımaktadır” diye konuştu.

    “GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ VE BİYOPSİ İLE TANI KONULUR”

    Hastalığın tanısının, detaylı muayene ile birlikte doktorun yönlendireceği, BT, MR ve Pet-CT gibi uygun görüntüleme tetkikleri ile konulduğunu anlatan Necmioğlu, şu ifadelerde bulundu:

    “İleri görüntüleme yöntemlerine rağmen kesin tanı konulamayan durumlarda biyopsi yapılması gerekir. Biyopsi, var olan bir tümör ve bunun yapısı hakkında tüm verileri ortaya koyan kesin tanı yöntemidir.”

    “TÜMÖR CERRAHİSİ HASTAYA YAŞAM KONFORU SAĞLAR”

    Kemik tümörlerinde tanı konulduktan sonra tedavinin tümörün yapısına ve durumuna göre belirlendiğine işaret eden Necmioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Günümüzde, kemoterapi, radyoterapi ve koruyucu cerrahiler ile yumuşak doku ve kemik tümörleri tedavi edilebilmektedir. Özellikle tümör nedeniyle oluşan kırıklarda ortopedik cerrahi işlemler hastanın yaşam kalitesini artırmaktadır. Bazen etkilenen doku ve tümör tamamen alınarak yerine, kemik ve benzeri doku nakilleri yapılabilmektedir. Ayrıca yine bazı durumlarda tümör protezleri ile kemik ve eklemlerin yapay maddelerle değiştirilmesi gerekir ki günümüzde, tüm kemik ve eklemlerin gelişmiş protezlerine ulaşmak mümkündür.”