Etiket: Önemi

  • Bilim Kurulu Üyesi Ünal: “Kimin önde gittiğinin hiçbir önemi yok, önemli olan Türkiye’nin kendi aşısını üretebilmesi”

    Bilim Kurulu Üyesi Ünal: “Kimin önde gittiğinin hiçbir önemi yok, önemli olan Türkiye’nin kendi aşısını üretebilmesi”

    Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova, Türkiye’de çalışmaları devam eden Covid-19 aşı adaylarının Faz-3 çalışmaları hakkında basın toplantısı düzenledi.

    Basın toplantısı Hacettepe Üniversitesi Toplantı Salonu’nda gerçekleşti. Dün gündeme düşen Çin’in geliştirdiği Covid-19 aşısının Faz-3 çalışmalarına gönüllü olarak katılan bir kişinin ölümü ile ilgili haberler hakkında konuşan Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal, “Dün ajanslara daha önce başka 2 aşıda olduğu gibi bir yan etki nedeniyle Brezilya’da çalışmanın durdurulduğu haberi geldi. Bu tabii beklenen bir şey, Faz-3 çalışmalarında yan etki olabilir. Daha önce de söylediğimiz gibi esas aradığımız, emniyetine bakıyoruz aşının. Önce zarar vermeyeceğiz, sonra etkinliğini değerlendireceğiz. Türkiye de bu olayı duyar duymaz önemli merkezlerden biri olarak ve biz araştırmacılar olarak önce kendi içimizde o çalışmayı, aşı yapmayı durdurduk. Dün için söylüyorum bunu. Bizim zaten bağımsız bir güvenlik komitemiz var. Yani 23 merkezin çalışmacıları var. Bunların dışında konu ile çalışan güvenlik komitesi var bizde yapılan çalışmanın da güvenliğini takip eden. Onlara haber verdik. Lokal etik komiteye ve Sağlık Bakanlığına bağlı etik komiteye haber verdik ve durumu takip etmeye başladık. Bu yan etkinin aşı ile ilgili olup olmamasının araştırılması meselesi var ve çok kısa sürede ortaya çıktı ki bu kişi 32 yaşında bir erkek hasta, ikinci doz yapıldıktan 24 gün sonra aşırı dozda ilaç kullanmak suretiyle intihar vakası. Yani aşı ile uzaktan yakından alakası olmayan bir şey” ifadelerini kullandı.

    “Kimin önde gittiğinin hiçbir önemi yok, önemli olan Türkiye’nin kendi aşısını üretebilmesi”

    Covid-19’a karşı geliştirilen aşılarda önemli bir noktaya gelindiğini ama asıl önemli konunun yerli aşı olduğunu vurgulayan Bilim Kurulu Üyesi Ünal, “Hepimizin esas beklentisi, yurdumuzda, kendi topraklarımızda üretilmiş bir aşıya ulaşmak. Bunda da biliyorsunuz Sayın Bakan açıkladı, Faz-1 geçen hafta başladı. O aşı Sinovac aşısı ile aynı teknolojidir ve inaktive bir virüs aşısıdır. Uygun uygulamalara göre çalışmalarda kullanılacak miktarda aşı üretilmiştir. Şimdilik 2 gönüllü artacak sayılar ile de Faz-1 çalışmaları başladı. Onun hemen peşinden Faz-1’e yakın 2 aşı adayımız daha var. Onun peşinden de en az 10-11 aşı adayı var ki; onun bir tanesi Hacettepe Üniversitesi’nde gerçekleştiriliyor. Dün itibarıyla biz de fareleri aşıladık bakalım, sonuçlarını göreceğiz. Biraz arkadan geliyoruz ama önemli olan kurallara uymak. Kimin önde gittiğinin hiçbir önemi yok, önemli olan Türkiye’nin kendi aşısını üretebilmesi. Bu erken geliştirilen aşılar ile başlayan program. İnşallah başarılı olacağından eminim. Yer aşılarımızla aşılanmaya devam edecek ve ülkemizi inşallah hep birlikte bu beladan kurtaracağız” diye konuştu.

    “Faz-3 çalışmaları devam ediyor”

    Türkiye’de devam eden ve Hacettepe Üniversitesi’nde de uygulanan Pfizer ve Sinovac aşılarının Faz-3 çalışmalarında şu ana kadar ciddi bir yan etki oluşmadığını vurgulayan Prof. Dr. Murat Akova, Sinovac aşısı için sağlık çalışanları alımının sonrasında gerçekleşecek olan normal gönüllü alımına da yakın zamanda başlandığını söyledi. Daha önce bin 200 sağlık çalışanının alınmasını hedeflediklerini söyleyen Akova, 600 sayısına ulaştıktan sonra etik genel kurulda yeniden değerlendirerek, normal gönüllü alınmasına da karar verdiklerini açıkladı. Ayrıca sağlık çalışanlarına bir normal bir boş aşı uyguladıklarını hatırlatan Akova, artık çalışma daha genişlediği için iki boş bir dolu aşı uygulayacaklarını belirtti.

  • SGK Müdürü Kurt: “Sigortalı çalışmanın önemi pandemi ile bir kez daha anlaşıldı”

    SGK Müdürü Kurt: “Sigortalı çalışmanın önemi pandemi ile bir kez daha anlaşıldı”

    SGK Manisa İl Müdürü Yavuz Kurt, kayıtlı ekonominin ve sigortalı çalışmanın, Türkiye’nin kalkınması ve toplumun refahı için stratejik öneme sahip olduğunu söyledi. Kurt, sigortalı çalışmanın öneminin pandemi ile bir kez daha anlaşıldığının altını çizdi.

    Kurt, yaptığı açıklamada, iş dünyasına sağlanan teşvikler ve ücret desteklerinin yanı sıra güçlü denetim mekanizması ile çalışanların alın terini muhafaza etmeye, işverenler arasında adil rekabet ortamını sağlamaya ve gelecek nesillere sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi bırakmaya kararlı olduklarına değinerek, pandemi sürecinde sosyal güvenliğin öneminin daha iyi anlaşıldığını belirtti.

    Yavuz Kurt yaptığı açıklamada; sosyal güvenlikte kayıt dışılığın üç şekilde gerçekleştiğini, bunların, çalışanların sigortalı bildirimlerinin yapılmaması, kazançlarının eksik gösterilmesi ve çalışılan gün sayılarının eksik bildirilmesi olduğunu belirtti.

    “Pandemide sigortalı çalışmanın önemi bir kez daha anlaşıldı”

    İl Müdürü Yavuz Kurt konuşmasının devamında, “SGK olarak vatandaşlarımıza sunmakta olduğumuz sağlık hizmetlerinden, emekli aylığı, maluliyet aylığı, dul ve yetim aylığı, rapor parası, emzirme ödeneği, evlenme ödeneği, cenaze yardımı gibi haklardan istifade edebilmenin ön şartının sigortalı olmaktan geçtiğini belirterek, bir işçi işyerinde sigortalı bildirimi olmadan çalıştırılıyor ise bakmakla yükümlü oldukları eş ve çocukları da bu haklardan maalesef mahrum kalıyorlar. Devletimiz Covid-19’la mücadeleden ekonominin en az hasarla çıkabilmesi, sürecin iş hayatına olumsuz etkilerinin azaltılabilmesi amacıyla çalışanlar için önemli gelir destekleri sağladı. Bu imkânlardan yararlanabilmek için de yine çalışanların sigortalı bildirimlerinin yapılıyor olması gerekmekte. Görüldüğü gibi sigortasız çalışma insanımızın geleceğinden olduğu gibi bugün yararlanabileceği haklardan da yoksun kalmasına sebep oluyor.

    “SGK aldığı tedbirlerle vatandaşımızın yanında oldu”

    İl Müdürü Kurt, Covid-19’la mücadele sürecinde alınan tedbirler ile iş dünyasının ihtiyaçlarına cevap verildiğini, SGK’nın zor günlerde de işverenler ve sigortalıların yanında olduğunu söyleyerek bu dönemde alınan bazı tedbirleri şöyle sıraladı:

    “SGK, pandemi sürecinde vatandaşlarımızın sağlığını koruma amacıyla e-Devlet üzerinden 143 ayrı hizmet sundu ve sunmaya devam ediyor. Hizmet dökümü, emeklilik talebi, askerlik, doğum borçlanması başvuruları, emekli aylık bilgisi, aylıktan yapılan kesintiler, isteğe bağlı sigortalılık başvurusu, banka ve adres değişiklikleri, ilaç ve rapor bilgisi sorgulama maluliyet sevk talebi gibi birçok işlem elektronik ortamda yapılabiliyor. Belli sektörlerde mart, nisan ve mayıs aylarına ait SGK prim ödemeleri ertelendi. Sigortalılarımızın rapor parası olarak ta bilinen geçici iş göremezlik ödenekleri geciktirilmeksizin ödeniyor. Ayrıca tek hekim tarafından 10 güne kadar verilen rapor süreside 14 güne çıkarıldı. Kronik hastalığı olup raporla ilaç ve tıbbi malzeme alan hastalarımızın sağlık rapor süreleri uzatıldı ve reçete yeniletmeksizin ilaç veya tıbbi malzeme ihtiyaçlarını giderebilmelerine olanak sağlandı. En düşük emekli aylığı 1500 TL’ye yükseltildi. Emekli, dul ve yetimlerimize Ramazan ve Kurban bayramlarında bayram ikramiyeleri ödendi. Kredi Garanti Fonu kefaleti ile Hazine destekli kredi kullanan gerçek ve tüzel kişilerin SGK’ye borcu olmaması koşulu 31.12.2020 tarihine kadar ertelendi. Covid-19 vakalarına yönelik tanı ve tedaviler acil sağlık hizmeti kapsamına alındı. Özel hastanelerde dâhil virüs tedavisi gören hastalardan katılım payı ve ilave ücret alınmaması sağlandı. Covid-19 tedavisinde kullanılan ilaçlar ücretsiz temin edilmeye başlandı. İşverenlerimize, 2020 yılı süresince, günlük prime esas kazancı 128 TL’nin altında olan her bir sigortalı için aylık 75 TL tutarında asgari ücret desteği sağlandı. 01.07.2020 tarihinden önce kısa çalışma ödeneği ya da nakdi ücret desteği başvurusunda bulunan işverenlere bu uygulamaları sonlandırmaları halinde üç ay süreyle SGK işçi ve işveren hisselerinin tamamı tutarında prim desteği sağlandı.”

    “Sürdürülebilir bir sistem için sigortalılık şart”

    Kurt, “Kayıt dışı istihdam neden olduğu prim kayıpları ile bütçe ve SGK aktüeryal dengelerini olumsuz

    etkileyen, maliyetlerle doğrudan ilişkili olması yönüyle de işverenlerimiz arasında haksız rekabete sebep olan bir olgu. Kayıtlı ekonominin benimsendiği, şeffaf, istikrarlı, rekabetçi ve dengeli büyüyen bir Türkiye’yi imar edebilmek, gelecek kuşaklara sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi bırakabilmek için sigortalı çalışmak ve çalıştırmak vatani bir görev. Bugün SGK’dan aylık alanların sayısı 13 milyona yaklaşmış bulunuyor. Memurlarımız, işçilerimiz, esnaflarımız, çiftçilerimiz, ev kadınlarımız, emekli, dul ve yetimlerimiz, şehit yakınlarımız ve gazilerimiz, 18 yaşına kadar tüm çocuklarımız sosyal güvenlik şemsiyesi altındalar. 2019 yılında yapılan ilaç ve tedavi giderleri 110 milyar TL’yi geçti. Yalnızca Manisa’da 2019 yılı içinde istirahatli işçilerimize yapmış olduğumuz rapor parası ödemesi 78 milyonu geçiyor. Tüm bu harcamaların sağlıklı bir şekilde finanse edilebilmesi için çalışanlarımızın sigortalı olmaları ve primlerinin zamanında ödenmesi büyük önem taşıyor.”

    “Kayıt dışılıkla çok boyutlu mücadele stratejimiz var”

    Yavuz Kurt, kayıt dışı istihdamın dinamik bir sorun olduğunu, bugün bir işyerinde sigortasız işçi tespit etseniz ve yaptırım uygulasanız dahi ertesi gün aynı işçinin bildirimsiz olarak çalışmaya devam ettirildiğini belirtti. Bu sorunun halli kamu ve özel sektörün güç birliğiyle, bireylerin sağduyulu ve sorumlu olmalarıyla mümkün olabileceğini kaydeden Kurt şunları söyledi: “SGK olarak kayıt dışılıkla mücadelemizin vatani bir görev olduğuna inanmaktayız. Kayıt dışı ekonominin bertarafının da yalnızca polisiye tedbirlerle değil, SGK’nın, paydaş ve iş ortaklarıyla uyumlu işbirliğiyle mümkün olabileceğini düşünmekteyiz. Düne göre umutluyuz. Zira son 20 yılda kayıt dışılık yüzde 54’lerden yüzde 34’lere geriledi. Yarına baktığımızda ise istenilen seviyede değiliz ve daha gidecek çok yolumuz var. Umutluyuz çünkü kayıt dışıyla artık yalnızca polisiye tedbirlerle değil, sistemli, organize, planlı ve risk odaklı mücadele ediyoruz. Hiçbir sorun başlangıcındaki zihin seviyesinde kalınarak çözülemez derler. Eğer kayıt dışılık bir ekonomiyi kemiren bir virüsse, sağlıklı büyüyen bir Türkiye’yi enfekte ediyorsa, biz de o virüsle mücadele edecek panzehiri geliştiriyoruz. Bu mücadelede cezalandırmak tali bir yöntem. Asli yöntemimiz rehberlik etmek ve farkındalık oluşturmak. Bilinmesini isteriz ki; sigortasız işçi çalıştırmakta ısrar edenlere hızlı ve uygun tepkiyi vermeye hazırız. Ancak, niyetimiz teşvikler yoluyla sigortalı çalıştırmayı cazip hale getirmektir.”

  • Böbrek kanserinde İmmünoterapilerin önemi

    Böbrek kanserinde İmmünoterapilerin önemi

    Dünya çapındaki tüm yeni kanser vakalarının yüzde 2 ila 3 arasındaki kısmını oluşturan ve görülme oranı yükselerek her yıl binlerce insanın hayatını kaybetmesine veya düşük yaşam kalitesi ile hayatını sürdürmesine neden olan böbrek kanserinin tedavisinde immünoterapiler ile farklı tedavi kombinasyonları önemli yer tutuyor.

    Bu yıl 19-21 Eylül tarihleri arasında, pandemi nedeniyle dijital ortamda düzenlenen ESMO 2020 Kongresi’nde birçok kanser türü farklı bakış açıları ve yaklaşımlarla ele alındı. Katılımcılar tarafından en ilgi gören konulardan biri de immüno-onkoloji kombinasyon tedavisinin böbrek kanseri tedavisindeki rolüne ilişkin veriler oldu.

    Ankara Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yüksel Ürün kongrede böbrek kanseri tedavisine yönelik paylaşılan güncel sonuçların heyecan verici olduğunu dile getirdi.

    Ürün, kongrede öne çıkan bir bilimsel çalışma da immünoterapi ve hedefe yönelik bir ajanın birlikte kullanımının böbrek kanserinin tedavisindeki rolünü ortaya koydu. Immünoterapi ve hedefe yönelik bir ajanın birlikte kullanımının genel sağkalım ve tümör yanıtında olumlu sonuçlar ortaya koyduğu açıklandı. Ürün, toplam 651 hasta tedavisini kapsayan klinik Faz 3 çalışma sayesine tespit edilen bu olumlu tablonun böbrek kanseri tedavisi için önemli olduğunu belirtti. Bir başka immunoterapi kombinasyon çalışmasında göre iki farklı immüno-onkolojik tedavi kombinasyonu ile ileri evre renal hücreli karsinom (RHK) hastalarının yarısından fazlasının 4 yıl sonra da hayatlarını sürdürdüğü ortaya koyuldu.

    Her bilimsel çalışmanın böbrek kanseri tedavilerinin başarısında önemli rol üstlendiğini ifade eden Ürün, “Kongrede paylaşılan bilimsel çalışma sonuçları sayesinde metastatik renal hücreli karsinom tedavisinde önemli ölçüde ilerlemeler olduğunu görmek memnuniyet verici. Bulgular immünoterapi ve hedefe yönelik bir ajanın ileri evre kanser hastalarının sağkalımını kayda değer ölçüde uzatma potansiyeline ve iki kat daha fazla progresyonsuz sağkalım faydasına sahip olduğuna işaret ediyor. Ayrıca sağlıkla ilişkili yaşam kalitesindeki artış da göz önünde bulundurduğumuzda immünoterapi ve hedefe yönelik bir ajanın birlikte kullanımına yönelik araştırmalarının sürdürülmesinin böbrek kanseri tedavisindeki gelişmelere büyük katkı sağlayacağını söyleyebiliriz” dedi.

  • Çocukluk çağı enfeksiyonlarında erken tanı ve tedavinin önemi

    Çocukluk çağı enfeksiyonlarında erken tanı ve tedavinin önemi

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yeşim Çınar Yakar, “Çocuklarınızı çocukluk çağı enfeksiyonlarından korumada erken tanı ve tedavi önemlidir. Düzenli ve periyodik olarak yapılan muayeneler çocuğun sağlığını ve gelişimini etkilemektedir” dedi.

    Büyük Anadolu Merkez Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Yeşim Çınar Yakar, Çocukluk çağı enfeksiyonlarının tanı ve tedavisi hakkında bilgiler verdi. Yenidoğan döneminden ergenliğe ve tüm çocukluk çağı boyunca yaşına özgü çeşitli sorunların çocuk sağlığını tehdit ettiğini belirten Uzm. Dr. Yeşim Çınar Yakar, “Çocukluk çağında enfeksiyon hastalıkları daha sık görülür. Zamanla gelişen bağışıklık sistemi sayesinde enfeksiyon hastalıkları azalır. Yaşlılık ile birlikte bağışıklık sistemi de yaşlandığından tekrar enfeksiyonlarda artış görülür. Bağışıklık sistemi; kötü beslenme, olumsuz çevre şartları, uykusuzluk, aşırı yorgunluk ve stresle beraber zayıflar. Enfeksiyon, yetişkin insanlarda görüldüğü kadar çocuklarda da sıkça görülen hastalıklar arasındadır. İlk 4 yaş, çocukların sık enfeksiyona yakalandıkları bir dönemdir. Üst solunum yolu enfeksiyonları, nezle, grip, bronşit, bronşiyolit, zatürre, rotavirüs ishalleri ve diğer ishalli hastalıklar bu dönemde sıkça görülür. Bunların dışında en sık doktora başvuru sebebi olan ise ateşli hastalıklardır. Bu sağlık sorunları yakından tetkik ve takip edilmektedir. Aşıyla korunabilen hastalıklara karşı bilgi verilmekte ve özel durumlar için çocuklara özel aşı takvimleri düzenlenmektedir. Çocuklarınızı bu hastalıklardan korumak için, yenidoğandan itibaren tüm aşılarını yaptırın. Ellerini düzenli ve sık yıkamasını sağlayın. Düzenli ve dengeli beslenmesini sağlayan. Yeterli miktarda sıvı tükettirin. Yeterli ve düzenli uyku uyumasını sağlayın. Sigara dumanından uzak tutun. Mecbur kalmadıkça kalabalık mekanlardan uzak tutun. Hasta kişi ve çocuklara yaklaştırmayın. Mevsimine uygun giydirin. Düzenli spor yaptırın. Stresten uzak durmasını sağlayın. Bunun yanı sıra ise mutlaka hastalık belirtileri olmazsa bile belirli periyotlarda bir uzman doktor tarafından muayene edilmesi ortaya çıkabilecek sağlık sorunları öncesi tanı ve tedavi de önemli rol oynar” diyerek sözlerine son verdi.

  • Çocuklarda ishalde beslenme ve temizliğin önemi

    Çocuklarda ishalde beslenme ve temizliğin önemi

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Şimşek, çocuklarda yaz aylarında özellikle enfeksiyona bağlı ishallerin daha çok görüldüğünü söyleyerek beslenme ve temizliğin önemine dikkat çekti.

    Büyük Anadolu Hastaneleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Şimşek, çocukların yaz aylarında sıklıkla karşılaştığı ishal rahatsızlıkları konusunda önemli bilgilendirmelerde bulundu. İshalin birçok nedeni olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Ali Şimşek, “İshal önce tanımını yapmak gerekirse normalden daha fazla ve sulu kaka yapma ile tarif edebiliriz ki kişinin normal alışkanlıklarından üzerinde ve daha sulu olması gerekmektedir. Yaz aylarında özellikle enfeksiyon nedenlerine bağlı ishalleri daha çok görüyoruz ki bunların içerisinde viral nedenler daha sık olmakla birlikte bakteriyel mantar parazit gibi nedenlere bağlı ishalleri de görebiliyoruz. Bunun dışında metabolik hastalıklar da ishal nedeni olabilir” dedi.

    Su kaybının giderilmesi gerekir

    Uzm. Dr. Ali Şimşek şöyle devam etti: “Ancak yazın en fazla görülen enfeksiyon ajanlara bağlı ishallerdir. İshalde önemli olan çocuğun sıvı kaybının yerine konmasıdır. Çünkü su kaybı çocukta hayli önem sahip olabilir. Su kaybının derecesine göre de yapılacak yaklaşım değişebilir. Her şeyden önce beslenmenin sürdürülmesi gerekmektedir. Kusma ve ateşle ile birlikte su kaybı gelişebilir. Birinci önceliğimiz ağızdan besleme ile bunu sağlayabiliriz. Ama yeterli gelmediği yerde özellikle Dünya Sağlık Örgütü’nün geliştirdiği ağızdan sıvı tedavisi dediğimiz yöntemle ORS dediğimiz ürünlerle bu sıvı kaybının çok daha başka şekillerde sıvı kaybını yerine koymak ve sıvı kaybına yönelik çocuk ölümlerinin önüne geçmek son yıllarda mümkün olmuştur. Yeterli gelmeyen kliniği giderek kötüleşen durumlarda tabii ki damardan sıvı tedavisi hayat kurtarıcı olur. Çocuklar ne kadar küçükse su oranı daha fazla olduğu için sıvı kaybı gelişme ihtimali daha yüksek olur. Kliniğin bozulan, beslenmesi bozulan, halsizliği güçsüzlüğü olan su isteğinin arttığı durumlarda mutlaka uzman bir doktorun görmesi gerekmektedir. Çocuğun 3-4 üzerine çıkan ishaller varsa, 3 günü geçiyorsa, ateşli bir durumu varsa, beslenmesi bozulmuşsa, mutlaka doktora gidilmesi gerekmektedir. Bir süre çocuklara su verilmemesi gibi eski bir takım alışkanlıklar vardı. Neyse ki bu tür yaklaşımları son zamanlarda görmüyoruz.”

    Beslenme ve besin temizliği önemli

    Beslenme ve besin temizliğinin önemine dikkat çeken Şimşek, “Enfeksiyon ajanlarına yakalanmamak önem arz eder. Bu nedenle tabii ki el temizliği oldukça önemli, yediğimiz içtiğimiz besinlerin ve suların temizliği çok önemli. Özellikle yaz aylarında gıdalarda bakteriler üreyebilmektedir. Saklama koşullarına uygun olarak besinlerin saklanması, süresi geçmişse kullanılması önemlidir. İshal sayısı değişebilir. Özellikle ilk aylarda anne sütü alan bebeklerin kakası 10 a kadar çıkabilir ve bize çok ishalmiş gibi şikayetlerle getirilebilmektedir. Bu nedenle ayına göre bebeğin kaç kez kaka yapması gerektiğinin bilinmesi gerekmektedir. Gelişimi çok iyi olan, gıda alımı çok iyi olan, anne sütü alan bir bebek günde 10 sefer kaka yapabilmektedir. İlaç tedavisinde genellikle ilaç kullanmadan ishal geçirilebilir. Gerekmedikçe antibiyotik kullanımından kaçınmak gerekmektedir. Hastaneye yatırılarak tedavi edilebilen ishal türü de mevcut olup bu tür vakalarda ise aşı ile tedavisi mümkün olabilmektedir” diyerek sözlerine son verdi.