Etiket: Ölüyor

  • İstanbul’da yoğun sis etkili oluyor

    İstanbul’da akşam saatlerinde başlayan yoğun sis, gece saatlerinde de etkisini sürdürüyor.

    İstanbul’da akşam saatlerinde başlayan sis gece saatlerinde de etkisini sürdürüyor. Sis, yüksek kesimlerde etkisini gösterirken E5 Karayolunda da etkili oldu. E5 Karayolunda yoğun sis nedeniyle görüş mesafesi düşerken sürücüler zor anlar yaşadı.

    Kent genelinde etkili olan sisin sabah saatlerine kadar etkisini sürdürmesi bekleniyor.

  • Yol kenarlarında oturanlar KOAH oluyor

    İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Kutlu, KOAH tanısı alan hastaların yüzde 90’ının sigara içtiğini ancak otobanlara yakın yerleşimlerde egzoz gazları, soba veya ocaklarda kullanılan odun ve tezeğinde bu hastalığa neden olduğunu söyledi.

    Medical Park Ordu Hastanesi Alerji ve Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Kutlu, 40 yaş üstü insanların neredeyse yüzde 20’sinin KOAH’lı olmasına rağmen yaklaşık olarak sadece 10 hastadan birine KOAH tanısı konulduğunu belirterek, “Yani KOAH’lı olduğunu bilmeyen önemli bir grup insan var. Ülkemizde tahminen 3 ila 5 milyon arasında KOAH hastası var ve yılda 50 bin kişiyi bu hastalıktan kaybediyoruz” dedi.

    Düşük gelirli ülkelerde tehlike büyüyor

    KOAH’ta genetik yatkınlıktan ziyade çevresel etkenler ve sigara alışkanlığının da ön planda olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ali Kutlu şöyle konuştu: “KOAH tanısı alan hastaların yüzde 90’ında aktif olarak veya geçmişte sigara kullanım öyküsü mevcuttur. İç ve dış ortamlarda soluduğumuz zararlı duman, gaz ve küçük parçacıklar (Termik santraller, sanayi ve ısınma kaynaklı hava kirliliği, otobanlara yakın yerleşimlerde egzoz gazları, özellikle sigara içmeyen kadınlarda iç ortamlarda soba veya ocaklarda odun, tezek, ağaç kökleri gibi biyolojik yakıtların kullanılması, tozlu dumanlı işyerlerinde solunan kirli hava) diğer başlıca KOAH sebepleridir. Hastalık düşük-orta gelirli ülkelerde yaşayan insanlarda daha sık görülmektedir.”

    “40 yaşında başlar 60’ta oksijene bağlar”

    Kutlu, öyle devam etti: “Genel olarak sigara içen insanların yüzde 10-20’sinin KOAH’a yakalanmakla birlikte bu oran hayat boyunca sigaradan vazgeçemeyen insanlarda yaklaşık yüzde 50’dir. Hem sigara içip hem de hastalığa zemin hazırlayacak ortamda çalışan ve yaşayan insanlarda KOAH’ın ortaya çıkması neredeyse kaçınılmazdır. Akciğerlerimizin kapasitesi ergenlik çağına kadar artar ve yaşla birlikte azalmaya başlar. Bazı özel durumlar hariç akciğerler bize ölünceye kadar fazlasıyla yetecek kapasiteye sahiptir. Bazı insanlarda akciğerler yeterince gelişemez veya çok hızlı kapasite kaybı olur. Yani sigara içmese bile KOAH’a yakalanan küçük bir grup hasta vardır. Hastaların tanı ve takibinde solunum fonksiyon testi (SFT) çok önemlidir. KOAH genellikle 30’lu yaşlarda sigara öksürüğü kabul edilen tekrarlayan öksürük balgam çıkarma şikâyetleriyle başlar. 40’lı yaşların sonunda akciğer kapasitesinde düşme ve eforla nefes darlığı oluşur. Hastalar ilerleyen dönemlerde uzun mesafe yürüyemez ve hafif objeleri bile kaldıramaz. Bu durumda sigara içmeye devam eden hastalar 60’lı yaşların sonunda oksijene bağımlı hale gelirler ve tek başlarına günlük aktivasyonlarını gerçekleştiremezler. Hastalığı tam anlamıyla ortadan kaldırabilecek bir tedavi yoktur.”

    “Kadınlar, erkeklerden daha çok risk altında”

    Son zamanlarda KOAH görülme sıklığının kadınlarda erkeklere göre daha hızlı arttığı, bazı ülkelerde KOAH ilişkili ölümlerin erkeklerden daha fazla görüldüğü bildirilmektedir. Hastalığın doğal gelişimini, bir diğer ifade ile ilerlemesini durdurduğu kanıtlanan tek girişim, sigaranın bırakılması olduğunu belirten Prof. Dr. Ali Kutlu, “Sigaranın bırakılması, KOAH’ın en güçlü ilacıdır. 40 yaş üzerinde olup sigara içiyorsanız ve tekrarlayan öksürük, balgam çıkarma ve efor sırasında nefes darlığı yakınmalarınız varsa erken teşhis için mutlaka göğüs hastalıkları uzmanına gitmelisiniz. Solunum fonksiyon testi yaptırmalı, tanı alınması durumunda rahatlatıcı ilaçlar kullanmalısınız” diye konuştu.

  • Elazığ’da sis 2 gündür etkili oluyor

    Elazığ’da meteorolojinin uyardığı sis 2 gündür etkili oluyor.

    Elazığ’da hava sıcaklığının gece düşmesi sabah saatlerinde ise artması nedeniyle 2 gündür sis etkili oluyor. Kent merkezinde görüş mesafesini fazla etkilemeyen sis, Malatya, Diyarbakır ve Bingöl karayolunda ise sürücüleri etkiliyor. Şehirler arası yolların belirli noktalarında görüş mesafesi 10 metreye kadar düşüyor.

    2 gündür sis olduğunu aktaran Nurettin Çetin, sisli havalarda dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Kış mevsiminin geldiğini belirten kamyon sürücüsü Ayhan Zeren, “Sis, kar, yağmur olacak. Sis iki gündür çok yoğun. Dikkatli gidiyoruz ve hız sınırlarını aşmıyoruz” dedi.

    Sisin yoğun olduğunu dile getiren bir diğer sürücü Hayri Günay ise, “Tekerleklerin iyi olması lazım. Takip mesafesini korumamız lazım. Lambaları da yaksak iyi olur. O sayede görünürüz” diye konuştu.

  • Güneş ışınlarının azalması kilo almaya neden oluyor

    Kış aylarında çeşitli sebeplerden dolayı alınan kiloların yaz aylarında sorun olmaması için neler yapılması gerektiğini anlatan Diyetisyen Sevgi Gökçen Erkün Eryılmaz, kış aylarında nasıl beslenilmesi konusunda tavsiyelerde bulundu. Kilo almaya neden olan sebeplerden birinin güneş ışığının azalması olduğunu belirten Eryılmaz, kışın alınan kiloların mutlaka kış aylarında verilmesi gerektiğini de söyledi.

    Farklı nedenlerle kış aylarında daha fazla yemek isteğinin önüne geçemeyenler için Manisalı Diyetisyen Sevgi Gökçen Erkün Eryılmaz tavsiyelerde bulundu. Kışın daha fazla yeme isteğinin en önemli sebeplerinden birinin güneş ışınlarının azalması olduğunu kaydeden Eryılmaz, “Kış aylarında yaz aylarına göre daha çok iştahımız artıyor ve bu bizim kışın daha çok kilo almamıza neden oluyor. Bunun sebeplerinden birisi aslında güneş ışığı. Güneş ışığı kışın etkisini azalttığı için bu sebepten dolayı vücudumuzdaki D vitamini sentezi azalıyor ve serotonin hormonu düzeyi düşüyor. Serotin hormonu düştüğü zaman kendinizi mutsuz hissediyorsunuz ve vücut bu salgıyı artırabilmek için karbonhidratlara yöneltiyor. Haliyle kışın tatlı kaçamakları ve hamur işleri daha çok yeniliyor” dedi.

    “Yine kışın etkisiyle vücudumuzda sentezlenen kolesistokin hormonu doygunluğa ulaşacağı yerde onda da düşüş oluyor ve kendinizi aç hissediyorsunuz ve daha fazla yemeğe çalışıyorsunuz” diyen Eryılmaz, “Bu işin içindeki fizyolojik etkiden kaynaklı yeme atakları oluyor. Bunun bir de psikolojik etkisi var. Güneş eksikliğinden dolayı depresyona meyil artıyor ve bu mutsuzluğu yemekten çıkarmaya çalışıyorsunuz ve daha fazla yemek istiyoruz aslında. Akşam gezmeleri daha fazla artıyor. Normalde hava sıcakken dışarıda geziyorsunuz ama hava soğuyunca bu ev gezmelerine dönüyor. Bu sefer çayın yanında atıştırdığınız çerezler, kestaneler, tatlılar, poğaçalar derken kilo artışlarına sebep oluyor. Bunları yediğimiz için bağımlılık kazanıp sürekli halde istiyorsunuz. Kışın kalın kıyafetler giyiliyor. Kilo kıyafetlerle kapandığı için bundan da rahatsız olunmuyor ve kilo vermeye de çok ihtiyaç hissetmiyorsunuz. Bu işin bir de yaz durumu var. Yazın olay biraz daha fark edilecek ve kilo vermeye çalışacaksınız. Kışın aldığınız kiloları yazın verme derken bir ömür geçecek. O yüzen kışın beslenmeye dikkat edilmesi lazım” şeklinde konuştu.

    Kış aylarında nasıl beslenilmeli?

    Kış beslenmesinde yapılması gerekenleri de sıralayan Eryılmaz şunları söyledi:

    “Öncelikle tahlil yapılması gerekiyor. D vitamini eksikliği varsa dışarıdan takviye alabilirsiniz. Bu beslenmenizi ve metabolizmanızı çok hızlı bir şekilde etkileyecek. Hava soğuk olduğu için yürüyüş yapmayayım, spor yapmamayım gibi söylemlerin arkasına sığınılmamalı. Unutmayın hareket ettikçe ısınacaksınız ve vücut daha enerjik hissedecek. Muhakkak yürüyüşleri yapmaya çalışın. Ev içi hareketleri artırmaya çalışın. Kahvaltıyı muhakkak yapın ve beslenmenin baş tacı olan yumurtayı eksik etmeyin. Yapılan çalışmalarda yumurta yiyen bireyler gün içerisindeki atıştırmalıklarını daha makul ölçülerde tutabiliyor. O yüzden kahvaltı şart, kahvaltıda da yumurta oldukça önemli. Süt, yoğurt tüketimi yaptığımızda vücudumuzda D vitamini sentezi artacağı için bu konuda da size yardımcı olacak ve bu yüzden günlük beslenmede süt ve yoğurt mutlaka olsun. Kış aylarında gribal enfeksiyonlar daha yoğunluklu olduğu için C Vitamini tüketimini artırmak istiyoruz. Kilolarca meyve yiyen insanları tanıyorum. Şunu unutmamamız gerekiyor. C Vitamini vücutta depolanmaz, fazlası idrar yoluyla atılır fakat aldığınız enerji sizin yanınıza kalacak ve kilo yapacak. O yüzden muhakkak meyvenizi yiyin ama günde 3-4 porsiyon meyveyi geçiyor olmayın bu dönemde. Bitki çaylarından da C Vitamini de alabilirsiniz. Ihlamur, zencefil, zerdaçal çaylarını yaparak C Vitaminini artırabilir, bağışlık sistemini güçlendirebilirsiniz. Hem gece yemek yerine bir şeyler içmek daha karlı olacaktır. Şunu da unutmamak gerekiyor, haftada 2-3 kez balık tüketmek gerekiyor. Şuanda tam mevsimi. Omega 3 aldığımız zaman hem ruhumuz hem bedenimiz beslenecektir. Böylelikle kış aylarını daha iyi geçirebilirsiniz.”

    “Öğle ve akşam yemekleri ihmal edilmemeli”

    Kış aylarında alınan kiloları mutlaka yine kış aylarında çözülmesi gerektiğinin altını çizen Eryılmaz açıklamasını şöyle tamamladı:

    “Çünkü uzun süreli kiloyu aldıktan sonra bekletirseniz vücudunuz o kiloya daha çok adapte olacak ve kilo verme süreci zorlaşacak. Hareket şart. Günlük su tüketimini kış geldi diye azaltmamanız gerekiyor. Ne kadar çok su içerseniz o kadar doygunluğa ulaşacaksınız. Öğle ve akşam yemeklerini ihmal etmemek gerekiyor çünkü öğle yemeğini yada ara yemeklerini ihmal ettiğinizde şuan kış ayları için en tehlikeli saatler olan gece saatlerinde daha çok yeme ihtiyacı oluyor. Ara öğünleri yaptığınız zaman akşam yemeğinden sonra bir şey yememeye çalışın. Eğer süreniz çok uzunsa örneğin akşam 6’da akşam yemeği yiyorsanız ve gece 12 gibi yatışınız varsa araya bir bardak ılık süt, yanına bir porsiyon meyve gibi ufak atıştırmalıklar yapabilirsiniz. Unutmayın, patlamış mısırlarla, kestanelerle dolu bir akşam öğünü olmasın. Bir su bardağı patlamış mısır bir dilim ekmeğe denk geliyordu, 3 tane kestane de bir dilim ekmeğe denk geliyor. Siz onları ne kadar çok yerseniz bir bütün ekmek yemiş kadar olacaksınız. Bunlardan muhakkak sakınmanız gerekiyor.”

  • Diş çürükleri felç ve ölümcül kalp hastalıklarına neden oluyor

    Medicana Sivas Hastanesinde görevli diş hekimi Hüseyin Ceylan, diş çürüklerinin felç ve ölümcül kalp hastalıklarına neden olabileceğini söyledi.

    Diş hekimi Hüseyin Ceylan, toplumun ağız ve diş sağlığı bakımında geride olduğunu ifade ederek,”Bu konuda yapılan istatistikler oldukça çarpıcı. Toplumumuzda diş çürüğü görülme oranı yüzde 90’ların üzerinde. Aynı oran Avrupa’nın birçok ülkesinde yüzde 30’ların altındadır. Dişlerimiz sindirim sistemimizin başında yer aldığı için oldukça önemlidir. Dişlerde ki rahatsızlıklar ağrı-sızlama, dişlerde oynama, diş etlerinde kaşınma ve kanama şeklinde bulgu verir. Bu problemler tedavi edilmezse psikolojik rahatsızlıklardan mide rahatsızlıklarına; felç ve inmeden ölümcül kalp hastalıklarına kadar geniş bir yelpazede başka hastalıklara sebep olabilir” dedi.

    Doğumdan gelen kalp hastalığınız varsa dikkat

    Ceylan, hastanın doğumdan gelen kalp hastalığı olan bireylerin dikkat etmesi gerektiğini vurgulayarak,”Kalp ve damar sistemiyle ilgili ciddi bir operasyona bağlı olarak kalpte sonradan oluşan bir hasar varlığında da vücudunuzda yapılacak her türlü ufak cerrahi müdahaleler sizin için çok ciddi riskler oluşturabilmektedir. Kısaca açıklayacak olursak ağız bölgesi vücudumuzda hem bakterilerin sayı olarak en yoğun olduğu hem de tür olarak en çok bakteri çeşidinin bulunduğu bölgelerden biridir. Oral bölgede herhangi bir cerrahi işlem yapıldığında kronik enfeksiyonlu çürük diş varlığında ya da diş eti hastalıklarında doku bütünlüğü bozulduğu için ağzımızda bulunan bakteriler kana karışabilir. Bu bakteriler daha önceden hasarlı olan kalp kapakçığı ya da damar dokusuna kan aracılığıyla taşınıp yerleşip çoğalabilir. Bu olaya vejetasyon denir. Bu bakteriler kalbin beslenmesini ve tam kapasite ile çalışmasını etkiler. Kalp yetmezliğine kadar varan tablolara sebebiyet verebilir. Buradan kopacak bakteri kolonileri hayati damarlarda tıkanma ve felçlere neden olabilir” ifadelerini kullandı.

    “Ağız ve diş sağlığına çok dikkat edilmeli”

    Ceylan, vatandaşların ağız ve diş sağlığına çok dikkat etmeleri gerektiğini söyleyerek,”Hastalığın ilk evresinde ateş, terleme, kilo kaybı, halsizlik ve benzeri bulgular olduğu için genelde tüm diğer basit hastalıklarla karıştırılabilir. Ve bu yüzden teşhis konulana kadar hastalık ilerler. Doktorunuzun isteyeceği kan tahlilleri ve eko teşhisi kolaylaştırır. Bakterial endocardit oluşmaması için hastaların ağız ve diş sağlığına çok dikkat etmesi gerekir. Hastalığın önlenmesinde diğer en önemli basamak ise kalple ilgili doğuştan ya da sonradan oluşmuş her türlü hasar varlığında hastaya yapılacak minör her türlü cerrahi öncesi doktorun vereceği ilaç tedavisini eksiksiz uygulamaktır” dedi.