Etiket: Ölümsüzleşecek

  • (Özel Haber) Şehitler Bu Belgeselle Ölümsüzleşecek

    Terörle mücadeleye binlerce şehit veren Türkiye’de yıllar sonra büyük bir vefa örneği sergilenerek Eskişehir’in şehitleri için ayrı ayrı belgesel yapılıyor. “Eski Şehrin Dirileri” adlı belgeselle emniyet teşkilatı ve Türk Silahlı Kuvvetler mensubu şehitlerin hatıraları ölümsüzleştirilecek.

    Levent Yener’in yapımcılığını üstlendiği belgesel kapsamında her şehit için ayrı müzik besteleniyor. Besteler, çalışmanın konsept danışmanlığı ve koordinasyonu görevlerini de T.C. Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Çanakkale İl Müdürü Murat Dereli yürütüyor. Eserleri Nida Şan ve Önder Bilge icra ederken, 3 farklı ilde kurulan 20 kişilik bir ekip görev başında bulunuyor.

    İhlas Haber Ajansı’na (İHA) açıklamalarda bulunan çekimleri devam eden “Eski Şehrin Dirileri” adlı belgeselin yönetmeni Ali Kışlar, böyle bir projede yer almanın kendisi için onur verici bir durum olduğunu kaydetti.

    Şehitlerin ve ailelerinin çok değerli olduğuna dikkat çeken Kışlar, “O kadar çok hikayeyle karşılaştık, o kadar çok hikayeye tanık olduk ki; bize, gözünü bile kırpmadan sevdiklerini geride bırakan kahramanları yetiştiren anne-babaların ellerini öpmek nasip oldu. Ben bu olaya böyle bakıyorum. Onların da aslında bakarsanız bizlerden çok fazla bir isteği yok. Sadece hatırlanmak istiyorlar. Ben, her vatandaşın yaşadıkları mahallelerdeki şehit evlerinin kapılarını çalarak onların geride kalanlarının ellerini öperek, ‘hakkınızı helal edin’ desin isterim. Çünkü onların yetiştirdikleri evlatların ve kendilerinin hepimiz üzerinde hakları var diye düşünüyorum. Ne olursa olsun bu vatanı korurken, yani terör olsun olmasın bir şekilde görevleri başında hayatlarını feda etmişler. Dolayısıyla o kadar güzel ailelerle, o kadar güzel insanlarla tanışıyoruz ki ve ailelerin o kadar çok ortak noktası var ki yani o manevi havayı teneffüs etmek ben ve ekibim için bir onurdur” dedi.

    “ŞEHİDİN, DOĞUMUNDAN ŞEHADET SÜRECİNE KADAR OLAN BELGESELİNİ YAPIYORUZ”

    Kışlar, şehidin doğumundan şehadet mertebesine ulaştığı zamanki belgeselini çektiklerini de ifade ederek, “Medyanın belki özellikle yaptığı bir şey değil ama şehitlerimiz sanki rakamsal değerlere düşürülmüş durumda. 3 kişi, 5 kişi, 7 kişi şehit oldu şeklinde. Bu proje aslında şehitlerimizi sayısal değerlerden çıkartıyor. Neden? Çünkü biz şehidin, doğumundan şehadet sürecine kadar olan belgeselini yapıyoruz. Nasıl bir çocuktu? Nasıl bir öğrenciydi? Nasıl bir eşti? Nasıl bir babaydı? Nasıl bir ağabeydi? Bunları görüyoruz ve biz şehidimizin tamamıyla biyografisini işliyoruz. Dolayısıyla bu anlamda çok önemli bir projeyi hayata geçiriyoruz. Neden önemli? Çanakkale’de binlerce şehit verdik ve şuanda biz onların torunları olarak onları isimsiz kahramanlar olarak biliyoruz. Dolayısıyla yıllar geçtikçe ailelerin bile hatıralarında ufak ufak silinmeler, fotoğraflar varsa kaybolmalar olabiliyor. Ben inanıyorum ki, şuanda yaptığımız işle doğmadan önce amcasını kaybetmiş olan bir yeğenin doğduktan sonra amcasının nasıl bir kimliğe sahip olduğunu öğrenecek. Nasıl bir kahraman olduğunu öğrenecek. Kahraman diyorum çünkü, bizim kayda aldığımız, anlatılan şeyler hakikaten bir kahramanlık hikayeleridir. Bu memlekette biz rahat edelim diye canlarını feda eden insanların unutulmaması ve yarınki nesillere aktarılması gerekiyor” diye konuştu.

    “BİZİ GÖRDÜKLERİNDE, ‘SİZİ GÖRÜNCE EVLATLARIMIZI GÖRMÜŞ GİBİ OLUYORUZ’ DİYORLAR”

    Şehit aileleriyle olan diyalogları da anlatan Kışlar, şöyle devam etti:

    “Bizi gördüklerinde, ‘sizi görünce evlatlarımızı görmüş gibi oluyoruz’ diyorlar. Bu cümle bize yeterli oluyor. Dolayısıyla o anda oradaki kameraların, ışıkların, setin hiçbir anlamı kalmıyor. Biz sadece oturup sohbet ediyoruz, kamera ise sadece bir araç oluyor. Bu projede amaç, yarınki nesillere unutturmamak. Bizim uğrumuza şehadet şerbetini içen şehitleri tanıtmaksa önemli bir proje. Bence bu proje tüm Türkiye’de hayata geçirilmelidir.”

  • Hücreler Biyobanka İle Ölümsüzleşecek

    Kanser ve nadir görülen genetik rahatsızlık başta olmak üzere birçok hastalığın bilinmeyenleri Biyobanka ile çözülebilecek. Ülkemizde yaygın olarak görülen kalp, hipertansiyon, şeker, kanser, bunama ve depresyon gibi pek çok hastalığın genetik temellerini ortaya koymak amacıyla çeşitli çalışmalar yürütülüyor. Ancak bu hastalıkların genetik mekanizmalarının ortaya çıkarılabilmesi, tüm bilinmeyenlerin çözümlenmesi için, uygun koşullarda elde edilmiş çok sayıda biyolojik örnek ve bu materyallerin saklanabileceği biyobankalar gerekiyor.

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı, aynı zamanda Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Doku Tiplendirme Laboratuvarı Sorumlusu Prof. Dr. İbrahim Pirim ile İzmir Kuzey Kamu Hastaneleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Osman Nuri Dilek, Biyobanka Projesini 2012 yılında gündeme taşıdı. Biyobankanın İzmir’de İKÇÜ’nün öncülüğünde kurulmasının önemine değinen Prof. Dr. Pirim; “Üniversitemiz hem kuzey, hem de güneyde iki önemli eğitim hastanesini kullanıyor. Protokol yapılması durumunda, yaklaşık 30 hastanenin imkânları bu iş için kullanılabilecek” dedi.

    KANSERİN GİZEMİNİ “BİYOBANKA” ÇÖZECEK

    1990’lı yıllardan sonra ’biyobank’ diye bir terminolojinin oluşmaya başladığını söyleyen İKÇÜ Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Pirim, İzmir’de oluşturulacak bir biyobankın, insana ait bilinmeyenleri ortaya çıkaracağını söyledi.

    Dünya ağına tabi bir biyobankımızın olmadığına değinen Pirim, İKÇÜ Tıp Fakültesi öğretim üyelerinin öncülüğünde oluşturulacak bir biyobankla, farklı alanlarda incelenmiş binlerce değişik numunenin, tıp adamlarının araştırmalarına sunulmuş olacağını söyledi. Prof. Dr. Pirim; “Diyelim ki karşımızda bir tümör dokusu var, meme, prostat ya da mide kanseri var. Kanser tanısı konulduktan sonra hasta ameliyata uygunsa, açılıp hastalıklı parça çıkarılıyor. O parça patoloji tarafından kullanılıyor. Eğer bir biyobankımız olsaydı, kullanılmayan materyal üzerinde bilimsel çalışma yapmak mümkün olacaktı. Mevcut sistemde hekimler hastalara birebir alınan parçası üzerinde çalışıp çalışamayacağını soruyor. Depolama, saklama problemleri olduğu için sağlıklı ve sürekli bir çalışma imkanı da olmuyor” dedi.

    İzmir’de bir biyobanka oluşturma projesinin ayaklarından birinin de etik olduğunu söyleyen Prof. Dr. Pirim; şöyle konuştu: “Bir fiziksel kullanım şartı var, bir de kanuni. Bu konularla ilgili bir yönetmelik getirilmesi lazım… Bu iş hangi şartlarda yapılacak, izin nasıl alınacak, materyaller nasıl muhafaza edilecek önemli… Yolumuz uzun gibi görünüyor ama birilerinin bu işe hemen ön ayak olması lazım.”