Etiket: Ölümleri

  • Tarsus sahilindeki balık ölümleri

    Tarsus Avcılar Kulübü Başkanı ve Fahri Av Müfettişi Tufan Dokuyucu, tek dertlerinin gelecek nesillere temiz bir çevre bırakmak olduğunu söyledi.

    Çukurova’nın iki ana hayat kaynağından birisi olan Seyhan Nehri’nin Tarsus’ta ’Adana ırmağı boğazı’ diye bilinen, Baharlı köyü yakınlarında denizle birleştiği noktada geçtiğimiz günlerde binlerce balığın ölerek sahile vurduğunu belirten Dokuyucu, henüz tahlil sonuçları gelmeden yapılan açıklamaların ne kadar gerçekçi olabileceğini sordu.

    Kanallara akıtılan suları ve çevre kirliliğini anlatan görsellerle sunum yapan Dokuyucu, “18 Eylül 2016 tarihinde Tarsus sahilindeki balık ölümleri ile ilgili gerek bizlerin gerekse milletvekillerinin yazılı, görsel ve sosyal medyadaki haberlerinin ardından ilgili makamlar açıklamalarda bulundular. Balık ölümlerinin sebebi hakkında basındaki yer alan iddialar şunlardı; Seyhan Nehri’nin ısı ve oksijen seviyelerinden kaynaklandığı, balıkların Seyhan Nehri’ndeki zehirli yosunları yedikleri için ve atılan yosun ilaçlarının Seyhan Nehri’ne karıştığı ve balıkları zehirlediğidir. Dikkat edilirse Adana ve Mersin İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü ekipleri olayın akabinde incelemelerde bulunarak örnekler almışlar ve tahlil için İzmir’e gönderildiği söylenmişti. Sonuçların da daha sonra açıklanacağı söylenmiş olup tahlilin belirli bir zaman alacağı ifade edilmişti. Henüz tahlil sonuçları gelmeden yapılan açıklamalar ve basındaki haberler ne kadar gerçekçi olacak bunu kamuoyunun takdirine bırakıyoruz. Yukarıdaki iddialar sadece tahminden öte geçemez” dedi.

    Amaçlarının balık ölümlerini durdurmak olduğunu kaydeden Dokuyucu, “Tarsus Avcılar Kulübü olarak biz de bu iddialara yanıt olması açısından Adana’dan gelen kirli kanaldan Tarsus’a döküldüğü yere kadar olan bölgede incelemelerde bulunduk ve bunu görüntüledik. Tabi ki bu kadar vahim bir manzara ile karşılaşacağımızı bizler de tahmin etmiyorduk. Çünkü atık tesisine varmadan gördüğümüz bir kanal bizleri hayrete düşürdü. Bu kanal Adana’nın girişinde olup görüntülerde yerleri çok net belirtilmiştir. Ayrıca bu kanal sanıldığının aksine arıtma tesisine gitmeden, arıtma tesisinin deşarj ettiği kanalla birleşip, o şekilde Tarsus sınırlarına devam ediyor. Bu kanal alenen bir çöp ve atık tasfiye yeri haline dönüşmüş. Kuralsızca ve hiçbir denetimden geçmeden çevre düşmanları bu bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktalar. Burada biz atık tesislerini kurmuş ve devletimizin belirlediği yönetmeliklere uygun olarak hareket eden firma ya da kurumlara bir sözümüz yoktur. Ama bölgede gördüğümüz ve görüntülerde açıkça isimleri görünen, o kanala denetimsiz atıklarını atıp kaçan çevre düşmanları için ilgili kurumların harekete geçmesini istiyoruz. Ayrıca burada birçok işletmenin kontrolsüzce atıklarını bu kanala boşalttıklarını tespit ettik. Kirli kanalın Tarsus’ta yine Adana’dan gelen Seyhan Nehri ile birleştiği noktaya kadar gittik. Adana sınırları içerisinde 2 kanal daha tespit ettik. Fakat Tarsus sınırları içerisine girdikten sonra bu şekilde kirli atık kanalıyla birleşen kanallar kesinlikle görmedik. Seyhan Nehri kıyısında ve kirli atık kanalı kıyısında yaşayan insanlarla sohbet ettik. Bu insanların sıkıntılarını da görüntülerde seyredeceksiniz. Sonuç olarak biz Tarsus Avcılar Kulübü olarak hiç kimseye iftira atmıyoruz. Kimseyi bir şeyle itham etmiyoruz. Kimsenin adamı değiliz, hiçbir belediye ya da kuruma karalama içerisinde değiliz. Bizim tek derdimiz Tarsus’umuz ve gelecek nesillere bırakacağımız temiz bir doğadır. Yıllar önce Tarsus sahilinde girilebilen bir denizimiz vardı. Artık sahilde sadece ölüm var. Buraları tekrar hayata döndürmek için çaba sarf ettiğimizi herkesin bilmesini istiyoruz. Gerek resmi gerekse özel kurumlar ve kuruluşlar bizleri bu şekilde anlamalıdırlar. Bizler elimizdeki kısıtlı imkanlarla bu şekilde görüntüleme ve verilere ulaşabildiysek, resmi kurumlarımızın daha etkili bilgilere ulaşacağına ve Tarsus halkını ve doğamızı bu sıkıntıdan kurtaracağına inanıyoruz” şeklinde konuştu.

  • Mersin’deki balık ölümleri

    Tarsus Belediye Başkanı Şevket Can, Seyhan Nehri’nin denize döküldüğü Tarsus sahilindeki balık ölümleriyle ilgili incelemelerde bulundu. Can, “Bu vahim duruma ne tür bir kimyasalın sebep olduğu bu tahlil sonuçlarından sonra netleşecektir” dedi.

    Gördüğü manzaranın bir katliam olduğunu belirten Belediye Başkanı Şevket Can, sorumluların cezalandırılmasını istedi. Can, “Bizim sahilimizde son aylarda sıkça meydana gelen balık ölümleri için buradayım. Bildiğiniz gibi Adana’dan gelen kirli kanal Baharlı Mahallemizin mıntıkasında Seyhan Nehri ile birleşerek sahilimize dökülüyor. Toplam uzunluğu 50 kilometreye yaklaşan bu kirli kanalın 25 kilometresi bizim sınırlarımız içerisinde seyrediyor. Baharlı ve Karaçerçili mahallelerimize de çok yakın geçiyor. İlgili makamlarla görüştüm. Gerek Adana gerekse Mersin’den gelen resmi kurumlar gerekli örnekleri aldılar. Bu vahim duruma ne tür bir kimyasalın sebep olduğu bu tahlil sonuçlarından sonra netleşecektir. Şu aşamada bir şey net bir şey söylemek doğru olmaz. Bu tahliller sonucunda sorumluların en kısa sürede hak ettikleri cezayı alacaklarına inanıyorum” diye konuştu.

    Atıkların gelecek nesiller için önemine de vurgu yapan Başkan Can, “Burada balık ölümlerine ek olarak doğaya atılan plastik ve benzeri atıklar da bulunmaktadır. Örneğin plastik şişenin 450 yılda doğada yok olacağı uzmanlar tarafından vurgulanıyor. İşimiz bittikten sonra bunu poşetimize koyup uygun bir çöp konteynerine kadar götürmemiz gelecek nesiller için görevimizdir” şeklinde konuştu.

  • Mersin’deki balık ölümleri TBMM’ne taşındı

    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Seyhan Nehri’nin Tarsus ilçesinden denize döküldüğü bölgede meydana gelen balık ölümlerinin araştırılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na araştırma önergesi verdi.

    Atıcı, yaptığı yazılı açıklamada, başta Tarsus ilçesinin Baharlı köyü kıyısı olmak üzere, Çukurova Deltası bölgesindeki çevre kirliliği ve balık ölümleri ve buna neden olan etkenlerin araştırılması amacıyla TBMM Başkanlığına önerge verdiğini bildirdi. Önergesinde, Adana ve Mersin’in doğal birlikteliğini oluşturan Çukurova Deltasının, lagünleri, kumulları ve sazlıklarıyla birçok canlının yaşam alanı haline geldiğini belirten Atıcı, şu ifadeleri kullandı; “Birçok ekosistemi barındıran bölgedeki canlı yaşamı, insanın doğaya ve çevreye göstereceği saygı ve duyarlılığa bağlı sürmektedir. İnsanın, doğaya aktaracağı en küçük bir olumsuz etki bir anda binlerce canlının ölümüne neden olabilmektedir. Tarsus’un Baharlı köyünde çevre ve canlı katliamı en acımasız haliyle kendini göstermiştir. Seyhan Nehri’nin Akdeniz’e kavuştuğu bölgede çevre kirliliği nedeniyle binlerce kefal balığı yaşamını yitirerek kıyıya vurmuştur. Aynı zamanda bölgede caretta kaplumbağalar, yengeçler ve bitki örtüsünün de ölümü gözlenmektedir.

    Başta Tarsus’un Baharlı köyü başta olmak üzere Çukurova Deltası bölgesindeki çevre kirliliği ve balık ölümlerinin ve buna neden olan etkenlerin tespiti için Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını teklif ederiz.”

  • Düzenli smear kontrolü ölümleri azaltıyor

    Kadınlarda sıkça görülen rahim ağzı kanserinin düzenli smear testleri ile engellenebileceğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sami Güngör, smear testi sonuçlarında şüpheli sonuç çıkan hastalara ise kolposkopi yöntemi önerdi.

    Medical Park Elazığ Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sami Güngör, rahim ağzı kanseri ve uygulanan kolposkopi yöntemi hakkında bilgi verdi. Düzenli smear kontrolleriyle rahim ağzı kanseri ihtimalinin sıfırlanabileceğini aktaran Dr. Güngör, herhangi bir problemle karşılaşıldığın da ise kolposkopi yöntemiyle kolayca tanı konulabileceğini aktardı. Rahim ağzı kanserinin kadınlarda sıkça görülen bir kanser türü olduğunu belirten Dr. Güngör, “Smear kontrolü, poliklinik şartlarında herhangi bir ağrı olmadan aynı anda çok kısa bir işlemle muayene esnasında fırçayla rahim ağzından küçük bir sürüntü alınıyor. Bunu patolojide inceliyoruz. Yıllık yapılan smear kontrol ve muayenelerin de herhangi bir problem çıkarsa hemen kolposkopi aletiyle devreye giriyoruz. Kolposkopi aleti ise aslında bir kamera sistemidir. Hastanemizde bunu bir yıldır başarılı bir şekilde uyguluyoruz ve iyi sonuçlar alıyoruz. Hastalarımızı kanser olmadan, kanser öncesi hastalıklarda tespit edip hemen tanısını koyuyor ve tedavisini yapıyoruz” dedi.

    Kolposkopi yöntemi hakkında bilgi veren Güngör, şunları kaydetti:

    “Kolposkopi, poliklinik şartlarda herhangi bir anestezi gerekmeden aynı anda 5 veya 10 dakikalık bir işlemle hastayı muayeneye alıyoruz. Rahim ağzını kamera sistemiyle inceliyoruz. 5 veya 10 kat büyüterek rahim ağzının bütün alanlarını tek tek inceliyoruz. Özel bir solisyonla rahim ağzını yıkayıp şüpheli alanlardan biyopsi alıyoruz. Daha sonra patoloji sonucunu alıyoruz. Eğer orada bir sorun yoksa hastaya düzenli smear kontrollerine devam etmesini istiyoruz. Ama bir problemle karşılaştığımız zaman o problem içerisinde hemen sonraki aşama olarak özel lazerle rahim ağzını çıkartıyoruz. Bu şekilde hasta 10 yıl sonra kanser olup rahmi alınması yerine 10 dakikalık bir ameliyatla tamamen kurtuluyor. Smear kontrollerinde herhangi bir problem olan hastalarımıza kolposkopi yöntemiyle biyopsi öneriyorum” diye konuştu.

    Rahim ağzı kanserinin Avrupalı kadınlarda azaldığını ifade eden Güngör, sözlerin şöyle sürdürdü:

    “Avrupa’da rahim ağzı kanserinden ölen kadın sayısı çok az. Türkiye’de aslında smear kontrolleri ve kolposkopi yöntemi yavaş yavaş gelişiyor. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı, kadın doğum ve aile hekimlerimizin düzenli smear kontrollerinde kadınlara yardımcı olmasından dolayı rahim ağzı kanseri bayağı azaldı. Daha da iyi seviyelere gitmesi için tüm kadınlara yıllık smear kontrollerini yaptırmasını öneriyorum. Bu smear kontrollerle rahim ağzı kanseri ihtimali tamamen sıfırlayabileceğimizi ve ülkemizde bu kanser yüzünden kadınların ölmesini tamamen engelleyebileceğimizi söylemek isterim.”

  • Leylek ölümleri isyan ettirdi

    Türkiye’deki leylek ölümleri doğaseverleri harekete geçirdi. Araştırmacılar, göç yolları üzerindeki yüksek gerilim ve elektrik hatlarının yer altına alınmasını istiyor.

    Göç yolları üzerinde bulunan Türkiye, her yıl milyonlarca leyleğe kapılarını açarken, ne yazık ki pek çok leyleğin de ölümüne şahitlik ediyor. Günümüzde ciddi bir mesele haline gelen insan kaynaklı leylek ölümleri, doğaseverleri ve araştırmacıları isyan ettiriyor. Hayvanseverlerin talebi ise özellikle göç yolları üzerindeki elektrik ve yüksek gerilim hatlarını yer altına alınması ya da kabloların izole edilmesi oldu.

    Geçtiğimiz aylarda Macaristan’da halkalanan Garam leylek gündemde geniş yer bulurken, uydu vericisi takılmış olan Garam adlı leylek, 10 bin kilometreden fazla yol yaptıktan sonra Sakarya Taşkısığı Mahallesi civarında elektrik hattına çarparak telef oldu. 14 ülke gezen leyleğin ölümü ne yazık ki Türkiye’de elektrik hatlarından olmuş oldu.

    Bu kötü habere önceki gün bir yenisi daha eklendi. Bu kez doğa araştırmacı Halim Diker tarafından Edirne’de bulunan ve yine Macaristan’da halkalandığı anlaşılan leyleğin bu defa araba çarpması sonucu telef olduğunu belirlendi. Bu olayın ardından bir kötü haber de Adana’dan geldi. Samsun’da bu yıl halkalanan 8 leylekten ikisinin Adana’da elektrik tellerine çarparak telef olduğu belirlendi. Uzmanlar, bunların halkalama ve vericilerle izlemeye alınan kuşlardan sadece birkaç tanesi olduğunu, bu sayının görünmeyen tarafının çok daha fazla olduğunu ifade etti.

    Yurt içinde ve diğer leyleklerin bulunduğu ülkelerde leyleklerin birinci ölüm sebeplerinin elektrik hatları olduğunu ifade eden araştırmacılar, bazı zamanlarda aynı hattın altında yüzlerce leyleğin elektrik çarpması sonucu telef olduğunu kaydetti.

    Kuş bilimci Kiraz Yavuz, “Bu leylek ve diğer göçmen kuş ölümlerinin azaltılması için yapılabilecek en önemli adım, göç yolu üzerindeki elektrik hatlarının yer altına alınmasıdır. Böyle bir proje hayata geçtiği takdirde Türkiye leylekler için tehlikeli bir geçiş bölgesi olmaktan çıkacaktır. Mesela İstanbul Büyükçekmece civarı binlerce leyleğin önemli toplanma alanı. Adana tarafında Amanosları geçmeden önce Çukurova’da yine leyleklerin önemli toplanma alanları mevcut. Bu tespit edilen yerlerde yüksek gerilimlerin yer altına alınması veya en azından elektrik tellerinin izole hale getirilmesi gerekiyor. Bu yıl Samsun’da bizzat taktığım uydu vericili leyleklerden ikisi, daha araştırmamızın başında Türkiye’den çıkamadan telef oldu. Bu gerçekten üzücü bir durum. Yetkililerin artık buna karşı tedbir alması gerekiyor’ dedi.

    Avrupa leylek köylerinden olan Eskikaraağaç Leylek köyüne ev sahipliği yapan Bursa’da önceki yıllarda toplanma bölgesindeki göçmen leyleklerin güvenli kalkışları için elektrikler kesilmiş ve yüzlerce leylek aynı anda sabahın erken saatlerinde hiç zayiat vermeden göçlerine devam etmişti.