Etiket: Olsaydı”

  • Bilal Erdoğan: “Bugünkü duruşumuz olsaydı Bosna Hersek katliamını yapamazlardı”

    Türkiye Gençlik Vakfı’nın (TÜGVA) düzenlediği programa katılmak için Diyarbakır’a gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, Bosna Hersek’te yaşanan katliamı anımsatarak, “Bugünkü bu gücümüzle, bu duruşumuzla o katliamı yapabilirler miydi? Yapamazlardı. Şimdi daha iyi anlıyor musun Türkiye’ye, liderimize neden bu kadar saldırıyorlar?” dedi.

    TÜGVA Yüksek İstişare Kurulu Üyesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, vakfın Diyarbakır temsilciliğinin düzenlediği programa katılmak için TÜGVA Genel Başkanı İsmail Emanet ile kente geldi. Kayapınar ilçesi Ekin Ceren Parkında bulunan il temsilciliğinde Erdoğan’a Vali Hasan Basri Güzeloğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekilleri Ebubekir Bal ve Galip Ensarioğlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Cumali Atilla, İl Emniyet Müdürü Tacettin Aslan ve TÜGVA İl Başkanı Mahmut Yağmur eşlik etti. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı program Kuran-ı Kerim tilaveti ile başladı. Programın açılış konuşmasını yapan TÜGVA Genel Başkanı İsmail Emanet, bölgenin değişimi ve dönüşümü açısından temsilciliklerinin her yerde hizmete hazır halde gençleri beklediğini ifade ederek, “Ülkemiz zihinsel bir dönüşüme girdi. Bu dönüşümün merkezi olması açısından bu temsilciliklerimizin hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum” diye konuştu.

    Vali Hasan Basri Güzeloğlu, en büyük zenginliğimizin gençler olduğunu vurgulayarak, “Bir toplumun en büyük değeri olan gençler iman, İslam ve ahlak değerleriyle buluşmadıkça bunu kazanca dönüştürmemiz, geleceğimiz için güven duymamız mümkün değil. Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde Türkiye Cumhuriyeti kararlı ve emin adımlarla bölgesinde ve küresel ölçekte belirleyen ve yönlendiren bir ülke olarak her geçen gün emin adımlarla yoluna devam ediyor. Bu yolculuğumuzda en büyük güvencemizin gençler olduğunu bilerek, gençlerimize dönük bütün alanlarda özel bir gayreti sergiliyoruz. Bunu tamamlamak, taçlandırmak adına da TÜGVA’nın çabalarını ayrıca önemli bir zenginlik olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Bize gerici diyenleri utandırdık”

    TÜGVA Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bilal Erdoğan, dünyada dış yardımda milli gelire oranla birinci sırada Türkiye’nin olduğunu hatırlatarak, şunları söyledi:

    “Ne Amerika’sı ne İngiltere’si ne de Norveç’i Türkiye birinci. Bu içimizdeki gönül zenginliğini içimizden söküp atamamışlar ki bugün dünyada yardım denince, mültecilerin korunup kollanması denince herkesin aklına Türkiye geliyor. Neden? Liderimiz Recep Tayyip Erdoğan bize böyle bir yolu açtığı için. Teknolojide, bilimde, fende en ileri noktaya biz gelmeliyiz ki bu zulüm üzerine alternatif bir düzlem oluşabilsin. Zulme karşı durmak, adaleti tesis etmek üzerine bir düzen geliştirebilmek için bizim çok çalışmamız lazım. Bize gerici diyenleri utandırdık mı bu 15 yılda? Bu ülkede alnı secdeye gittiği için insanlara gerici diyenler ne uçak yaptırdılar ne araba. Kendileri uzaya mı gitti? Hayır ama bu ülkede alnı secdeye gidenler 15 Temmuz’da dünya demokrasi tarihine geçecek bir iş yaptılar.”

    “Bugünkü gücümüzle o katliamı yapamazlardı”

    Konuşmasının devamında Bosna Hersek katliamını anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:

    “Bugünkü bu gücümüzle, bu duruşumuzla o katliamı yapabilirler miydi? Yapamazlardı. Şimdi daha iyi anlıyor musun Türkiye’ye, liderimize neden bu kadar saldırıyorlar? Bu milletin gerçek manada bağımsız olmasına tahammül edemiyorlar. Devamlı aramıza fitne, nifak tohumlarını ekmek istiyorlar. Kardeşi kardeşe kırdırmak istiyorlar. Bizi birleştiren, bizi kardeş yapan inancımız.”

  • Şimşirgil: ”15 Temmuz başarılı olsaydı Türkiye 5’e bölünecekti”

    Ordu Büyükşehir Belediyesi, ünlü Tarih Yazarı Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’i “Yeni İstiklal Savaşı ve Gerçekler” konulu program kapsamında Ordulular ile buluşturdu.

    Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen programda Prof. Dr. Şimşirgil, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar emperyalist güçlerin Anadolu toprakları üzerindeki bitmeyen oyunları ve tarihi arka planına dair değerlendirmelerde bulundu.

    15 Temmuz’da yaşanan hain darbe girişimiyle ilgili de açıklamalarda bulunan Şimşirgil, şöyle konuştu: “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi ifadesinde de belirttiği gibi Cenab-ı Hak Erdoğan’a, milleti meydanlara davet etme imkanını verdi. Milletimiz, hizmet diyenlerin 36 yıldır kulluğu kime yaptığını, bunlara verdiği paraların kendi göğsüne kurşun olarak geri döndüğünü gördü; dinimize, bayrağımıza, ezanımıza ve vatanımıza ihaneti en acı bir biçimde yaşadı. Meclis binamız dahil devletimizin kalbi konumundaki müesseselerin bombaladığını dehşet dolu gözlerle izledi. 15 Temmuz başarılı olsaydı Türkiye’yi dörde beşe bölecekler, Doğu ve Güneydoğu’da PKK-PYD devleti kuracaklardı. İstanbul’un Vatikan gibi özel statüsü olacaktı. Bize de Konya ve etrafından 1-2 milyon nüfusluk bir devlet bırakacaklardı. İç Anadolu ve Karadeniz Bölgesi’nden siz deyin 5, ben diyeyim 15 milyon insanı öldüreceklerdi ancak Allah, bu hainlere fırsat vermedi. Bu ihanete kayıtsız kalmayan necip milletimiz, liderinin daveti üzerine sadece bayrağını kaparak dilinde Allah nidalarıyla meydan ve sokaklara döküldü. Cenab-ı Hak, ülkemiz ve milletimizi belki tarihin en büyük fitne ve belasından, peşinden gelecek yabancı tasallutu ve işgalinden muhafaza eyledi. Ders çıkaran ve ibret alan milletimizin birlik ve beraberliğini muhafaza etmeyi nasip eylesin.”

  • Bakan Özlü: “15 Temmuz hadisesi bir koalisyon hükümetine karşı yapılmış olsaydı bugün Mısır gibi bir yönetime sahip olabilirdik”

    Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, “Zayıf bir karakterin bu sistemde iktidara gelmesi halinde durum daha vahim. 15 Temmuz hadisesi bir koalisyon hükümetine karşı yapılmış olsaydı bugün Mısır gibi bir yönetime sahip olabilirdik” dedi.

    Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, TGRT Haber ekranlarında yayınlanan “Neler Oluyor?” programına konuk oldu. İhlas Haber Ajansı ve TGRT Haber Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar’ın sorularını cevaplayan Özlü, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. İhlas Holdingin kurucusu Enver Ören’in ölüm yıldönümü üzerine konuşan Özlü, “Allah rahmet eylesin. ‘Enver Ören’ deyince akla güler güzlü bir sima geliyor. Genç yaşta kaybettik. Enver Ören, Türkiye’nin maddi ve manevi kalkınmasına önemli katkılar sağlamış değeli bir insandır. Sahip olduğu varlığı Türkiye’nin kalkınmasına harcamış bir insandır” ifadelerini kullandı.

    “Bu referandum ihtiyaçlardan doğdu”

    Anayasa referandumunun bir ihtiyacın sonucu olduğunu kaydeden Özlü, “Türkiye, neden bir referanduma gidiyor, onu konuşalım. Aslında bu referandum ihtiyaçlardan doğdu. Türkiye’nin daha hızlı çalışması, daha hızlı hizmet götürmek amacıyla mevcut sistemde bir düzenleme yapılması ihtiyacı doğdu. Yeni sistemde herkes kendi işini yapacak. Yürütme yürütme görevini, yasama yasama görevini, yargı yargı görevi yapacak. İlkel toplumlarda herkes her işi yapar ama gelişmiş toplumlarda ihtisaslaşma söz konusudur ve herkes kendi işini yapar ve iyi yapar” şeklinde konuştu.

    “Mevcut sistem ihtilaflara neden oluyor”

    Cumhuriyet tarihi boyunca her dönemde cumhurbaşkanları ile başbakanlar arasında bir ihtilaf olduğunu kaydeden Özlü, şu ifadeleri kullandı:

    “Cumhuriyet tarihini okuduk. Her dönem, Atatürk’ün son dönemi de dahil cumhurbaşkanı ile başbakan arasında bir ihtilaf oluyor. Hatırlayın Mustafa Kemal Atatürk-İsmet İnönü, Turgut Özal-Süleyman Demirel, Süleyman Demirel-Tansu Çiller, Mesut Yılmaz-Turgut Özal, Ahmet Necdet Sezer-Bülent Ecevit. Sürtüşme olmayan cumhurbaşkanı ve başbakan yok. Bunların hepsi mi geçimsizdi? Hayır, sistem bunu problemli hale getiriyor. Mevcut sistem, yürütmenin yetkilerini ikiye böldüğü için ister istemez bir sürtüşme doğuyor. Yeni sistem bunu önlüyor. Mevcut sistem birbiriyle çok iç içe olduğu için bir dişli kutusu gibi düşün, çalışırken zorlanıyor. Çok fazla birbirini etkileyen dişliler var, verim düşüyor.”

    Özlü, cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte hükümet kurmadaki zorlukların ortadan kalkacağına değinerek, “Yeni sistemde hükümet kurma zorluğu olmayacak. Eski sisteme bakın, bir parti çoğunluğu sağlayamadıysa, yok 45 gün, yok koalisyon görüşmeleri, kuruldu kurulamadı tartışmalar oluyordu. Bunların hiçbiri olmayacak. Biz, geleceği istikrarlı bir şekilde yaşamak için bu değişikliği yapıyoruz. Düşünün halk tarafından seçilen bir cumhurbaşkanımız var ve seçime gittik. Muhalefet partilerinden oluşan bir hükümet oluştu. Halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı bir başka görüşten, yine farklı görüşten Meclis oluştu ve hükümet çıktı. Bunun meydana getirdiği kaosu bir düşünün. Mevcut sistem sakıncalı bir sistem ve bunun sakıncası 2007’deki referandumdan sonra daha da artmıştır” açıklamalarında bulundu.

    “15 Temmuz hadisesi bir koalisyon hükümetine karşı yapılmış olsaydı Mısır gibi bir yönetime sahip olabilirdik”

    Cumhurbaşkanlığı sisteminde basiretsiz birisinin cumhurbaşkanı olabileceği iddialarını değerlendiren Özlü, “Seçim olacak ve buna herkes katılacak. Adaylar görüşlerini anlatacaklar. Milletimiz kendisini yönetmesi için kimi seçerse saygılı olacağız. Ancak zayıf bir karakterin bu sistemde iktidara gelmesi halinde durum daha vahim. 15 Temmuz hadisesi bir koalisyon hükümetine karşı yapılmış olsaydı, bugün çok farklı bir yönetimle karşı karşıyaydık. AK Parti’nin iktidarda olması Türkiye’nin güvenliğinin, Türkiye’deki istikrarın garantisi. Zayıf bir koalisyon hükümeti olsaydı Mısır gibi bir yönetime sahip olabilirdik. Önerdiğimiz sistem çok kuvvetli bir karakter olmasa da sistemin pratikliği birçok mahsuru bertaraf edici mahiyette. Aslında bu değişikliği gelecek için yapıyoruz. Şuan müthiş bir uyum var Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız arasında” dedi.

    “MHP tabanında bir takım kıpırdanmalar var ama ezici çoğunluğun ‘Evet’ oyu kullanacağını düşünüyoruz”

    Referandumda MHP seçmeninin büyük çoğunluğunun tercihini ‘Evet’ten yana kullanacağını söyleyen Özlü, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Sayın Bahçeli ilkeli bir duruş sergiledi. MHP tabanında bir takım kıpırdanmalar, bir takım sesler geliyor ama ezici çoğunluğun bu referandumda ‘Evet’ oyu kullanacağını düşünüyoruz. Referandum çalışmaları sırasında da tüm tabanlara sesleniyoruz. CHP’ye, HDP’ye oy veren vatandaşlarımıza sesleniyoruz. Biz bu referandumda parti yönetimlerine değil, halkımıza sesleniyoruz. Aziz milletimiz ne derse başımızın üstünde yeri vardır. Asla meşruiyet tartışmasına girmeyiz.”

    Referandumdan ‘Hayır’ oyunun çıkması halinde erken seçime gidileceği iddialarına değinen Bakan Özlü, “Evet çıkacağından eminim. Seçimin tarihi referandum paketinde de yazıyor. Biz 2015 seçimlerinde 4 yıl yetki aldık, bunu sonuna kadar kullanacağız” dedi.

    “Eksik olan şey marka, biz bir Türk markası oluşturmak için çalışıyoruz”

    Özlü, yerli otomobil üretme çalışmaları hakkında, “İleri teknoloji üreten bir Türkiye oluşturmaya çalışıyoruz. Biz buna ‘Yerli marka otomobil’ diyoruz. TÜBİTAK bir çalışma yaptı ve bir noktaya geldi. Takdir edersiniz ki otomobil yapmak ticari ağırlığı daha fazla olan bir husus. Teknolojik olarak baktığımızda Türkiye’nin, oto sanayi altyapısı bir otomobili tasarlar, üretir ve piyasaya sunabilir. Fakat konu ticari. Türkiye’deki iç pazar tüketim bizi bu şartlarda otomobil üretmek için yeterli değil. Teknik olarak hiçbir sorun yok. Bizim, küresel bir başarıyı hedeflememiz gerekiyor. Artık TÜBİTAK bünyesinde değil, sanayi bünyesinde gerçekleştirelim. Yerli sanayiyle görüşelim, elimizde ne varsa onlara tebliğ edelim, onlar işin hem ticari tarafını hem de teknik tarafını yürütsünler. Türkiye’de ilk otomobil fabrikaları kurulurken aynı yöntem Makine Kimyanın ortak olduğu bir modelle başladı. Bizim modelimiz, ticarileştirilmesi noktasında ağırlaştırılmış bir model. Küresel bir başarı hedefliyoruz. Eksik olan şey marka, biz bir Türk markası oluşturmak için çalışıyoruz. Bir otomobili tasarlamak ve piyasaya sürmek için 1 milyar dolar harcıyorsanız bunun markalaşması için en az 5 milyar dolar harcamanız gerekiyor. Dolayısıyla markalaşma konusu burada önem arz ediyor” değerlendirmelerinde bulundu.

    “2019’da ticari taksi modelini piyasaya sürmek istiyoruz”

    Bakan Özlü, yerli otomobilin piyasaya ne zaman çıkacağı sorusu üzerine, “Bir takım hedeflerimiz var. 2019’da ticari taksi modelini piyasaya sürmek istiyoruz ve şehir içinde görev yapacak olan taksilerin elektrikli olmasını arzu ediyoruz. Dünyadaki eğilim bu yönde, biz de bu yönde hareket edeceğiz” cevabını verdi.

    Özlü, TÜKSAT 6/A uydusunun 2019 veya 2020’de uzaya fırlatılacağını da söyledi.

  • Bu cihaz olsaydı Aladağ ve Bursa’daki yangın faciaları yaşanmazdı…

    Adana ve Bursa’da yaşanan yangın facialarının ardından yangın önleme cihazlarına rağbet arttı.

    Bursalı bir firma elektrikle alakalı yangınları önleyen cihaz yaptı. ’Akıllı enerji koruma sistemleri’ adı altında şebekeden veya işletmeden kaynaklanan bütün elektrik problemlerini çözen cihazın üzerinde 5 yıldır çalıştıklarını ifade eden Gordion firması yöneticisi Celal Göksel, “Bilhassa sanayide, yurtlarda, hastanelerde ve okullarda nötr ve faz kopması, faz sırası değişmesi, topraklama problemleri, voltaj yükselmesi ve düşmesi gibi aksaklıklar sık yaşanan ve büyük tahribat yapan durumlardır. Bu cihaz sayesinde bunu tamamen önleyebilmek mümkün. Yeni nesil makinelerin çoğunda bilgisayar destekli elektronik kartlar var. Voltajın yükselmesiyle birçoğunun parametrelerinin değiştiği ve hatalı ölçümler yapabildiği görülmektedir. Bu tip arızalar, sözleşme gereği verilmesi gereken ürünün zamanında teslimini önlediği gibi, maliyeti yüksek olan makinenin devre dışı kalmasına da sebebiyet vermektedir. Bu cihaz sürekli üretim yapma imkanını sağlıyor. Alınan makinenin elektrik arızası olmadan uzun yıllar kullanılması mümkündür. Bu cihaz sayesinde makinelerdeki elektrik motoru ve kartların yıllık tamiri için harcanan 2,5 milyar dolardan tasarruf etmek mümkün” dedi.

    Göksel, “Adana’daki yurtta Gordion cihazı olsaydı, panoya dahi zarar gelmeden devre kapanırdı. Başka kontaklardan, şalterlerden kaynaklanacak alevlenmeyi dahi söndürüp tamamıyla emniyetli bir şekilde elektriği kesebilirdi. Hastanelerdeki tıbbi cihazlarda da voltajın yükselmesi veya değişkenliğinden dolayı hastanın verileri değişebiliyor. Sonuçtan kaynaklanan raporlar veya ilaçlar hastayı iyi etmektense daha fazla hasta edebiliyor. Hastanelerde bulunan büyük cihazlar devre dışı kalıyor ve hizmetler aksıyor” diye konuştu.

    5 yıllık bir projenin sonunda böyle bir cihazı ortaya çıkardıklarını yenileyen Göksel, “Şu anda 25 fonksiyona yakın işlem görmektedir. Elektrikte ne kadar sıkıntı varsa tamamını çözen bir cihaz. Bunu dışarıdaki şalterlerle karıştırmamak gerekiyor. Bu akıllı bir sistemdir. Çok kısa bir sürede test ediyor ve müdahale ederek arızayı gideriyor” şeklinde konuştu.

  • Cem Küçük: “Darbe olsaydı Güneydoğumuz gidecekti”

    Gazeteci-Yazar Cem Küçük, “Cumhurbaşkanı öldürülseydi belki de daha çok kan dökülecek, daha çok şehit verilecek, Güneydoğumuz gidecekti. Benim kızgınlığım darbenin analiz edilememesinedir” dedi.

    Daha önce “Başkanlık Sistemi ve Yeni Anayasa Konferanslar Serisi” düzenleyen Canik Belediyesi, şimdi ise “15 Temmuz ve Sonrası” konferansları kapsamında hain darbe girişiminin amaçlarını ve sonuçlarını vatandaşlara anlatıyor. Gazeteci-Yazar Cem Küçük, Canik Kültür Merkezi’nde “FETÖ Gerçeği” sunumuyla Samsunlularla buluştu.

    Konferans ilk olarak Canik Belediye Başkanı Osman Genç’in darbe girişimi öncesi FETÖ ile alakalı sözlerinin yer aldığı sinevizyon gösterisi ile başladı. Daha sonra söz alan Küçük, FETÖ ve bu örgüte yardımda bulunanlar hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

    Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimi öncesinde aydınlardan Ahmet ve Mehmet Altan gibi isimlerden destek aldığını iddia eden Gazeteci-Yazar Cem Küçük, “Darbe girişimi öncesinde orduda 3 bin muvazzaf subay vardı. Teğmenden, orgenerale kadar. 2 bin tanesi darbeye aktif olarak katıldı. Bin 780 tanesi Fetullahçı çıktı. 314 tane general var. 148 tanesi darbeye aktif olarak katıldı. Bence daha çok kişi katıldı. Tutuklanan ve ihraç edilenleri söylüyorum. Mekanize piyade tugaylarının tamamı işin içerisinde. Hava kuvvetlerinin yüzde 80’i işin içerisinde. Astsubayların, uzman çavuşların yarısı işin içerisinde. 2.,3. Ege Ordusu, işin içinde. Bir tek 1. Ordu ve Özel Kuvvetler Komutanlığı, Zekai Aksakallı Paşa ve Ömer Halisdemir’in içerisinde olduğu birlik dışında herkes darbenin içinde. Bunu göstere göstere yaptılar. Hazırlayarak yaptılar. Kaç defa söylediler; ‘Yatakta basıp, şafakta asacağız’ dediler. ‘Keşke darbe olsaydı bu sürece daha çok katkım olurdu’ dediler televizyonlarda. ‘Temmuz ayında Türkiye’ye döneceğim’ dediler. Hazırlık ve plan yaptılar. Bunların hepsini televizyonlarda aydın bozuntuları, Ahmet Altan, Mehmet Altan gibi aşağılık sürüsünden de destek alarak, bu darbeyi bir şekilde gerçekleştirdiler. Cumhurbaşkanı öldürülseydi belki de daha çok kan dökülecek, daha çok şehit verilecek, Güneydoğumuz gidecekti. Benim kızgınlığım darbenin analiz edilememesinedir” diye konuştu.

    “Sanatçıların çoğunun ciğeri 5 para etmez”

    Darbe girişimi sonrası sanatçılardan ve aydınlardan yardım istenmesinin yanlış olduğunu dile getiren Cem Küçük, “Bu darbe girişimi sadece vatandaşların çabası ve gayreti sayesinde başarısızlığa uğratıldı. 15 Temmuz olduğunda bazı gazeteciler, kafası az çalışan arkadaşlarımız, gazetecilerden imza toplayan, sanatçılardan imza toplayan, ‘Onlar geniş kitlelere hitap ediyorlar. Ondan destek alalım’ diyorlardı. Öyle bir şey yok. Bu darbeyi gazeteciler, aydın diye geçinenler ya da sanatçı diye geçinen dış kapının mandalları önlemedi, önleyemez de. O insanların ne mal olduğunu her zaman görmüştük ama bu süreçte çok daha iyi gördük. Bu milleti küçümseyen, bu milletin giyinmesiyle, yemesiyle, içmesiyle, konuşmasıyla dalga geçip kendisini her şeyin üstünde gören bu alçak güruhun bu millete faydası olmadığını da bir kere daha görmüş olduk. İlla biriyle gurur duyulacaksa, kendinizle gurur duyun. O ekranlarda gördüğünüz ya da sanatçı, sinemacı, dizi oyuncusu diye gördüğünüz tayfanın çoğunun ciğerinin 5 para etmez olduğunu bilin. Biz bunları tanıyoruz. Bunların sizin karşınızda bir kıymeti yok” şeklinde konuştu.

    “Askerlerin birçoğu olayları idrak edemedi”

    Askerlerin birçoğunun olayları idrak edemediğini de iddia eden Küçük sözlerini şöyle tamamladı: “15 Temmuz darbesi göz göre göre geldi ve bunu gizlemediler. F 16’ları kullanan pilotların yüzde 70’inin Fetullahçı olduğunu her yerde yazdık. Türkiye’de toplum içerisinde kafası en az çalışan kesim askerlerdir. Olayları analiz edecek, ‘şu masa ne işe yarar, şu duvar ne işe yarar, bu mikrofon nedir, nereden gelir, kim yaptı?’ diye konuşacak, en düşük analiz edecek kesim askerlerdir. Hepsi değil; içerisinde kıymetli insanlar da var.”

    Küçük, konuşmasının ardından, kendi yazdığı kitabını hayranları için imzaladı.