Etiket: Olmasın

  • Kayak keyfiniz zehir olmasın

    Acıbadem Bursa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Nadir Şener, yarıyıl tatilini kayak yaparak geçirmek isteyen kişilerin nelere dikkat etmesi gerektiği konusunda uyardı.

    Kış sporları içinde en keyifli aktivitelerden biri olan kayak sporunu yaparken, en istenmedik olayın yaralanmak olduğunu ifade eden Acıbadem Bursa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Nadir Şener, kayak sporunun dayanıklılık, çabukluk, güç ve denge gibi kondisyon özellikleri gerektirdiğini vurguladı. Prof. Dr. Nadir Şener, en ufak bir dikkatsizlikte, kırıklardan çıkıklara kadar pek çok yaralanma olabileceği konusunda uyarıda bulunarak, “Kayak yaralanmalarının yaklaşık yüzde 50’si diz yaralanmaları oluşturuyor.Bunun için diz bölgesinin gerek kayma sırasında gerekse düşerken aşırı dönme ve açılanmalara dikkat edilmeli. En sık da ön çapraz bağ ve iç yan bağ yırtığı ile iç menisküs yırtığı tespitidir. Vücudun üst tarafında ise, kayak sopalarına bağlı el başparmak yaralanmaları, köprücük kemiği kırıkları ve omuz çevresi çıkıkları görülebiliyor” diye konuştu.

    Snowboard’da ise, vücudun üst kısmı yaralanmalara daha açık olduğunu ifade eden Şener, “Düşmeyle birlikte el bilekleri arkaya doğru gerilerek kırılmalara sebep oluyor. Kayak yaralanmalarının bir kısmı da pistteki çarpışmalara bağlı kazalar sonucu meydana geliyor. Kaymaya bağlı hızla birlikte daha ciddi sağlık problemleri doğuran bu tür kazaların sonunda uyluk kemiği gibi uzun kemiklerde kırıklar, kafa içi hasarları, boyun kırıkları oluşabiliyor” dedi.

    Kayak sporuna yeni başlayacaklar için uygun ekipman seçimi, atılması gereken ilk adımlardan biri olduğunu ifade eden Şener, “Kayağın ve snowboardun doğru boyda seçilmesinin gerekliliği kadar kayak ayakkabılarının doğru sıkılıkta bağlanması da önem kazanıyor. Kayak dersleri almadan, tecrübesiz bir şekilde pistlere çıkmakta çok tehlikeli. Dolayısıyla yeni kaymaya başlayanlar mutlaka profesyonel biri gözetiminde tecrübe kazanmalı. Ayrıca herkesin tecrübesine uygun pistte kayması gerekir” şeklinde konuştu.

    Soğuk havanın da etkisiyle yaralanmalarda ilk başta bir ağrı hissedilemeyeceğini belirten Şener, “Ufak bir yaralanma dahi olsa umursamazlık edip, kaymaya devam etmeyin. Bir süre dinlenip, kendinizi yoklayın. Yaralanma bölgesine ilk müdahale olarak, cildinize direkt gelmeyecek şekilde soğuk su, buz ya da kar uygulayabilirsiniz. Bir süre sonra ağrıdığını hissetmeye başlarsanız mutlaka bir hastaneye gidin” dedi.

  • Ümraniyespor Teknik Sorumlusu Erkan Sözeri: “Özellikle dün şehitlerimiz, gazilerimiz olduğu için, onlara saygısızlık olmasın diye maçın teknik yorumunu yapmıyorum”

    TFF 1.Ligde mücadele eden Denizlispor, evinde konuk ettiği Ümraniyespor’a 0-2 yenildi.

    Maçın ardından her iki takımın teknik sorumlusu basın toplantısı yaparak değerlendirmelerde bulundu.

    İlk önce konuşan ve İstanbul Beşiktaş’taki terör saldırısın kınayan Ümraniyespor Teknik Sorumlusu Erkan Sözeri, sporla ilgili konuşmak istemediğini söyledi.

    Sözeri, “Öncelikle dünkü menfur olaydan dolayı gazilerimize, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, mekanları cennet olsun, ailelerine sabır diliyorum. Gerçekten sözün bittiği yer bu konuştuklarımız. İnşallah olmaz diyoruz, ama devamlı oluyor. Ülkemizin üzerine oynanan oyunları, birlikle, beraberlikle, hep birlikte bertaraf edeceğiz. Bunu tüm Türkiye ve Denizli halkı da gösterdi zaten. Ülkesine ne kadar bağlı olduğunu, milliyetçi olduğunu, inşallah bu olaylar bir daha yaşanmaz. Ben Denizlispor ve kendi oyuncularımı kutluyorum. Maçın teknik yorumunu özellikle dün şehitlerimiz olduğu için, gazilerimiz olduğu için, onlara saygısızlık olmasın diye bu maçın teknik yorumunu yapmak istemiyorum, anlayışınızı bu konuda bekliyorum” diye konuştu.

    İstanbul Beşiktaş’ta yapılan terör saldırısın kınayan ve şehitlere rahmet dileyen Denizlispor Teknik Sorumlusu Namık Kemal Sarıyer, “Bu terörü kınıyoruz, Türkiyemiz bunlara layık değil. Bu üzüntülü ortamda başladık. Zamansız sakatlıklar oldu, bu da bizim oyunumuzu etkiledi. Geçen haftalardan bir oyuncumuz sarı kartı cezalısıydı, oyunumuzu etkiliyor bu tür oyuncular. Ümraniyespor da biz golü ararken, ikinci golü buldu. Zaten o pozisyonda hep beraber ilerdeydik, golü bulmak istiyorduk, son yediğimiz gol, direncimizi tamamen kırdı. Ben Ümraniyespor’u da kutluyorum, kendi oyuncularımı da kutluyorum, çok iyi mücadele ettiler, çok centilmence mücadele oldu” dedi.

    “Dengeli bir lig”

    Bu hafta kendi sahalarında aldıkları yenilgi değerlendiren Sarıyer, “Futbolda her takım, her takımdan puan alabilir. Genellikle istatistiklere baktığımızda, beraberliklerin çok olduğu bir ligi görüyoruz. Bu da takımlar arasında bir fark olmadığını, bir dengeli bir lig olduğu ortaya çıkıyor. Onun için geçen hafta yendiğimiz takım, ligde Gaziantep Büyükşehir Belediyespor’u yendi. Bu ligi bu şekilde devam edecek gibi geliyor. Değerlendiren, pozisyon bulan, o gün için galip geliyor, berabere kalıyor. Biz geçen hafta değerlendirdik, bu hafta da pozisyon bulduk ama değerlendiremedik, rakibimiz değerlendirdi, onun için rakibimizi de kutluyoruz” ifadelerini kullandı.

  • Uzmanlar: “AIDS olmanız dışlanmanıza sebep olmasın”

    Uzmanlar, HIV virüsü taşıyan bireylerin toplumdan dışlanma veya görmezlikten gelinme, hastalığın saklanması veya son döneme kadar doktora başvurmama gibi nedenlerle bu hastalıkla mücadelenin zorlaştığına dikkat çekiyor.

    Medicana Konya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Doğaç Uğurcan, 1 Aralık Dünya AIDS Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Yrd. Doç. Dr. Uğurcan, “HIV (human ımmunodeficiency virus) veya Türkçesi ile “insan bağışıklık yetmezliği virüsü”nün etken virüsün etkisiyle bağışıklık sisteminin giderek baskılandığı kronik bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirtti. Hastalığın etkeni olan virüsün bağışıklık sisteminin beyaz kan hücrelerine yerleşerek vücutta kalıcı hale geçtiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Uğurcan, “Zaman içinde bu hücrelerin fonksiyon ve yapılarını bozarak iş yapamaz hale gelmelerine neden olurlar. Virüsün hedef hücreleri olan bu beyaz kan hücrelerinin sayılarının da azalmasıyla AIDS denilen klasik klinik hastalık formu oluşur. AIDS kliniği gelişen hastalarda olağan şartlarda hastalık yapmayan fırsatçı enfeksiyonlar gelişerek ağır, hatta ölümcül seyreder, ayrıca tüm vücutta yaygın kanser türleri gelişebilmektedir. Tanı konulamayan ve bu nedenle tedavisi geciken hastalarda ise maalesef ölüm kaçınılmaz olacaktır. Virüsün vücut içinde doğal seyri yedi evrede incelenir. Bulaş sonrası akut dönemde sadece grip benzeri hafif semptomlar izlenirken, ilerleyen dönemlerde, bağışıklık sistemi hücrelerinin etkilenmesi sonucu, 1-8 yıl gibi geç bir sürede AIDS kliniği gelişecektir” dedi.

    “Bir tek cinsel ilişki ile bulaşmıyor”

    HIV virüsünün esas olarak cinsel yolla, kan ve kan ürünleriyle ve anneden bebeğe olmak üzere üç temel yolla bulaştığına dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Uğurcan, “Esas bulaşma yolu günümüz koşullarında korunmasız her türlü cinsel temasla olabilmektedir. Virüsü taşıyan kişiyle tek bir temas bile bulaşma için yeterlidir. Temas sayısı arttıkça bulaşma olasılığı da artacaktır. Birden fazla cinsel eşi olanlar, sık sık eş değiştirenler, erkekle cinsel temasa giren erkekler, damar içi uyuşturucu madde kullananlar, hemofili gibi kanama hastalığı olanlar, kronik böbrek hastalığı gibi çeşitli nedenlerle sık sık hazır kan alma ihtiyacı olan kişilerde cinsel yolla hastalığın bulaşma riski daha yüksektir. Oral, anal veya vajinal yolla yapılan cinsel temaslarda risk oranı değişse de en riskli temas anal cinsel ilişki olarak bilinmektedir” diye konuştu.

    “Kan ve kan ürünleri verme öncesi HIV taraması yasal zorunluluktur”

    Kan ve kan ürünleriyle bulaşmanın virüsün hasta kişilerin kanında çok yoğun oranda bulunması nedeniyle önemli bir bulaşma yolu olarak bilindiğini aktaran Yrd. Doç. Dr. Uğurcan, “Bu yüzden 1985 yılından itibaren kanda virüse karşı oluşan antikorlar test edilmeye başlanmış ve kan ürünleri diğer insanlara verilmeden önce HIV taraması yasal zorunluluk haline gelmiştir. Artık bu yolla bulaş günümüzde çok azalmıştır. Ancak halen damar içi madde bağımlılarında ortak enjektör kullanımı, kuaförlerde ortak sterilize edilmeyen manikür setleri ve jilet gibi aletlerin kullanılmasıyla da bulaş söz konusu olabilmektedir. HIV gebelik boyunca, doğum esnasında veya emzirme ile enfekte anneden çocuğuna bulaşabilmektedir. Ancak anneye HIV için ilaç başlanması, sezaryen ile doğum yapılması ve sonrasında bebeğe de ilaç başlanmasıyla çocukta enfeksiyon gelişme riski azalmaktadır. Hasta kişiler hastalığın her döneminde virüsü sağlam kişilere bu yollarla bulaştırabilirler” şeklinde konuştu.

    Belirtiler nelerdir?

    Hastalığın belirtileri hakkında da bilgi veren Yrd. Doç. Dr. Uğurcan, “AIDS kliniğine ait ilk bulgular hastada lenf bezelerinde üç aydan uzun süren tedaviyle düzelmeyen şişlikler, halsizlik, şiddetli baş ağrısı, hiçbir neden bağlı olmadan vücut ağırlığının yüzde 10’undan fazlasını kaybetmek, nedeni açıklanmayan ateş, bir aydan uzun süren şiddetli ishal, vücutta yaygın döküntü ve pullanma, ağız içinde uçuk ve mantar olarak sıralanabilir. İlerleyen dönemde ortalama 1-8 yıl içinde bağışıklık sisteminin çökmesiyle fırsatçı enfeksiyonlar ve kanserler görülmeye başlar. Hastalığın işte bu son basamağı AIDS dönemidir. Bu dönemde her türlü virüs, bakteri, mantar ve parazit enfeksiyonu kişide çok ağır seyreder, müdahale edilmezse ölümcüldür. Ayrıca sarkom, lenfoma gibi kanser türleri de sıkça izlenir. Bu dönemde, deri, sindirim sistemi, solunum sistemi, beyin, kan ve kemik iliği ile kalp gibi organlarda fırsatçı enfeksiyonlar izlenebilir” ifadelerini kullandı.

    “Her hastalıkta olduğu gibi AIDS için de erken teşhis ve tedavi fayda sağlıyor”

    HIV enfeksiyonunda virüsü ortadan kaldıran bir tedavi metodunun henüz olmadığını kaydeden Uğurcan, “Ancak virüsün çoğalmasını kontrol eden ilaçlar vardır. Bu ilaçların genel adı ’antiretroviral ilaçlar’, bu ilaçlarla yapılan tedavi de antiretroviral tedavidir. Tedavi ile HIV ile ilgili şikayetler başlayana kadar geçen sürenin uzadığı, bağışıklık sistemi hücre sayısının yükseldiği ve özellikle yoğun tedavi ile yaşam süresinin uzadığı tespit edilmiştir. Yani artık günümüz koşullarında HIV enfeksiyonu ölümcül değil, etkin tedavi ve yakın takiple kontrol altında tutulabilen, kişinin günlük aktivitelerini yerine getirebildiği, yaşam süresinin uzadığı, diyabet veya yüksek tansiyon gibi kronik bir hastalık kategorisine alınmıştır. Hastalığın son döneme gelmeden erken tanı alması, etkin tedavinin erken dönemde başlaması ve düzenli hekim kontrolleri ile sağkalım önemli ölçüde artmıştır. Tüm dünyada 1988 yılından bu yana HIV’in yayılımını ve HIV ile yaşayanlara yönelik ayrımcılıkları engellemek amacıyla 1 Aralık Dünya AIDS Günü’nde birçok kampanyalar, etkinlikler ve çalışmalar yürütülmektedir. Bu gün HIV’in yayılması ve AIDS hastalığının artışına karşın bilincin yükseltilmesi amacına adanmıştır” dedi.

    “Etkin tedavi ile ölümler azalıyor”

    Yrd. Doç. Dr. Uğurcan, hastalıkla etkin tedavi yapıldığı takdirde ölüm riskinin azaldığını ifade ederek, “2016 yılı BM güncel HIV/AIDS raporuna göre, halen tüm dünyada 160 ülkede HIV görülmektedir. Etkin tedavi ile ölümler yüzde 43 oranında azalmıştır. Ülkemizin de içinde olduğu Doğu Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinde ise maalesef hasta sayısı öngörülenden çok daha fazla sayıda artmaktadır. Bunun en önemli nedeni AIDS hakkındaki bilgisizlik, korunmasız cinsel ilişkideki hızlı artış ve yeni olguların kendini saklaması olarak gösterilebilir. Etkili tedaviyi düzenli alan hastalarda ölüm riski oldukça düşüktür. Hastalığın hedefinde esas riskli yaş grubu 15-24 yaş arası gençlerdir. Bu yaş grubu tüm hastaların yüzde 25’ini oluşturmaktadır. Kadınlar bu hastalıktan daha çok etkilenmektedir, olguların yüzde 56’sı kadındır” diye konuştu.

    “Dışlanma korkusu tedaviyi geciktiriyor”

    Yrd. Doç. Dr. Uğurcan, HIV enfekte bireylerde toplumdan dışlanma veya görmezlikten gelinme, hastalığın saklanması veya son döneme kadar doktora başvurmama gibi nedenlerle AIDS ile savaşın büyük ölçüde sekteye uğradığını dile getirerek, “Uğurcan HIV virüsünün zaten doğal olarak zor tedavi edilen bir mikrop olmasının yanında hasta bireylerin sosyal hayatta arkadaş ortamından dışlanması, iş bulamaması veya işten olması hastalıkla mücadelede çıkmaza girmemize neden olmaktadır. Dünya genelinde her 10 enfekte bireyden dördü hastalığından dolayı işinden ayrılmaktadır. Özellikle sosyal medyanın kitlesel iletişimde ön plana çıktığı günümüzde geniş çaplı kampanyalarla ayırım yapılmaksızın halkın tümüne ulaşılabilmesi, cinsel eğitimin etkili yapılması, HIV enfekte bireylerin toplumdan dışlanmadan etkin tedavisinin yapılarak bulaşın önüne geçilmesiyle hastalık kontrol altına alınabilir” şeklinde konuştu.

  • “Hayatınızda ‘aşırı sağlık’ saplantınız olmasın”

    Girne Amerikan Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Barlas N. Aytaçoğlu, sağlıklı yaşam saplantısı içinde yaşamanın da stres sebebi olduğunu ve bu tip bir stresin, kalp ve damar hastalıklarının işini kolaylaştırdığını söyledi.

    Katıldığı bir televizyon programında; kalp ve damar hastalıklarının temel etmenlerine yönelik soruları yanıtlarken, stresin üzerinde önemle duran ve bu konudaki kritik döngülere dikkat edilmesini öneren Prof. Dr. Aytaçoğlu, “Kalp damar cerrahisi uzmanı olarak, dikkat çekmek istiyorum. Vücut sistemindeki damar sistemin öncelikle ikiye ayıralım, çünkü vücudumuzda iki tip damar var. Birisi atardamarlar iken, diğeri de toplardamarlardır. ‘Damar sertliği’ dediğimiz bir tablo var. İnanın, damar sertliği düşünebileceğiniz bütün kanserlerden daha kötü bir şeydir. 5 yılda yaygın damar sertliği olan insanların, 5 yıldaki yaşam oranları yüzde 30’dur. Yani, damar sertliği yaygın bir hastalık olarak karşımıza çıktığında, en az kanser kadar öldürücü bir hastalıktır. Artık pek çok kanser türlerinde, 20 yıllık yaşam sürelerini konuşuyoruz. Biz de atardamarlar için damar sertliğinde 5 yılda yüzde 30’luk bir yaşam oranından bahsediyoruz. Atardamar sertliğini önlemenin bir takım yolları vardır. Bunu, bugünkü bilgilerimiz ile yüzde yüz oranında önleyemiyoruz ama kayda değer bir şekilde geciktiriyoruz. Ancak, damar sertliğini; ciddi şekilde tetikleyen problemleri de irdelemek de lazım. Örneğin; şeker hastalığımız varsa, kötü kolesterol dediğimiz yapı, damarlarımızın yüzeyindeki pürüzsüz yapıyı bozuyor ve bu, damarlarda bir takım plaklar vasıtası ile kireçlenmelerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bu da, yavaş yavaş ilerleyerek damarı tıkıyor. Bu plaklar, yırtılıyor, sonuçta kalp krizi gerçekleşebiliyor” diyerek uyarılarda bulundu.

    “Aşırı sağlık takıntısı, hayatınızın stresidir”

    Prof. Dr. Barlas N. Aytaçoğlu, insanların hayatta sağlık saplantısı içerisinde olmaması gerektiğini vurgulayarak, “Sağlıklı yaşam saplantısı içinde yaşamak da bir stres sebebidir. Sağlıklı yaşamalıyız, doğrudur. Doğal da yaşamalıyız. Ancak bir saplantı haline geldiğinde hayatınızın stresi haline gelir. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum, aşırısından kaçınmamız lazım. Daha dengelenebilir sınırlar içerisinde, sağlıklı yaşamamız lazım. Yeni, güncel bilgileri uygulamak; herhalde, sağlıklı yaşama doğru daha güzel bir yolculuk sağlayacaktır” şeklinde konuştu.

  • Ali Saraç “Öğrencilerin emekleri heba olmasın diye her türlü tedbiri alacağız”

    Malkara İlçe Milli Eğitim Müdürü Ali Saraç, yapılacak olan TEOG sınavında, öğrencilerin emeklerinin heba olmaması için gereken her türlü tedbirleri alacaklarını belirtti.

    Tekirdağ Malkara İlçe Millli Eğitim Müdürü Ali Saraç, 23-24 Kasım 2016 tarihleri arasında ilçenin 14 okulunda TEOG sınavı yapılacağını ve 473 öğrencinin sınava gireceğini belirtti. İlçe Millli Eğitim Müdürü Ali Saraç, açıklamasının devamında, “Öğrencilerimizin emeklerinin heba olmaması için ne gerekiyorsa İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü olarak her türlü tedbiri alacağız” diyerek öğrencilere başarı temennisinde bulundu.