Etiket: Olmasın

  • Aşırı terleme kabusunuz olmasın

    Uzmanlar pudra, krem ve deodorant gibi kişisel bakım ürünlerinin tek başına aşırı terlemeyi önlemediğini ve buna bağlı koku sorununu da geçici bloke edebildiğini söyledi.

    Sıcakların giderek arttığı şu günlerde can sıkıcı bir durum olarak ortaya çıkan aşırı terleme sorununun hem estetik hem de sosyal yaşantıda sıkıntılara sebebiyet verdiğini ifade eden Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ufuk Aydın, bu sorunla yaşayan bireyin yaşam kalitesinin olumsuz yönde etkilendiğini ve sosyo-psikolojik problemleri de beraberinde getirdiğini dile getirdi. Terlemenin sağlıklı her bireyde oluşan doğal fizyolojik bir olay olduğunu belirten Op. Dr. Ufuk Aydın, “Vücudun su, tuz, ısı dengesini sağlayan terleme bazı kişilerde aşırı boyutlara ulaşabilmekte. Bu sorunla yaşayan bireyin; kıyafetlerinin koltukaltının ya da neredeyse tamamının ıslak olması, çok sık kıyafet değiştirme zorunluluğu, kimse ile tokalaşmak istememe, yazı yazarken ayrıca elin altına kağıt koymak zorunda kalma, ileri boyutta da kendini diğer insanlardan soyutlama gibi yakınmaları oluyor” dedi.

    Genellikle kırışıklarda etkili olduğu bilinen botoks ve altın iğne uygulamalarının, aşırı terleme sorununda da kullanılabildiğini aktaran Aydın, “Terleme probleminde botoks, özellikle koltukaltı, avuç içi ve ayak tabanına uygulanabilmektedir. Sorunlu bölgeye yapılan uygulamanın etkisini 2-4 gün içinde görebilmek mümkündür. Terleme probleminde botoks uygulamasının etkisi 8 aya kadar sürebilir ve kişinin isteğine bağlı olarak uygulama zamanı geldiğinde tekrarlanabilir. Fraksiyonel radyofrekans altın iğne tedavisi ile yaklaşık 3 – 3.5 milimetre derinliğinde cilt altına iletken iğneler aracılığı ile inerek, o bölgede aşırı ter bezi aktivasyonunun sınırlandırılabilmektedir” diye konuştu.

    Spesifik bölgelere yapılan terleme tedavilerinin vücudun terleme eğilimini dengeli bir hale getirdiğini belirten Op. Dr. Ufuk Aydın, yapılan tedavinin terlemenin tüm vücutta eşit düzeyde olabilmesini sağlamak için bir aracı olarak değerlendirilebileceğini, bu sayede de yaşanan fiziksel ve psikolojik problemlerden de bireylerin kurtulabildiklerini söyledi.

  • Kist korkulu rüyanız olmasın

    Vücudunda oluşan kistten dolayı karın şişliği, kasık ağrıları ve buna benzer bazı sağlık sorunları yaşayan bir hasta, Samsun Büyük Anadolu Hastaneleri Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Lale Çetin Yılmaz tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonla sağlığına kavuştu.

    Hastanın kendisine ilk geldiğinde, başka hastanelere de gittiğini fakat kisttin büyük olduğu için ameliyat edemeyeceklerini söylediklerini anlattığını belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Lale Çetin Yılmaz, “Hastamız karın şişliği ve kasık ağrıları ile hastaneye başvuruyor. Kist büyük olduğundan diğer hastanede ameliyat edilemeyeceğini söyledikten sonra bize geldi. Biz de gerçekleştirdiğimiz operasyon ile hastamızı sağlığına kavuşturduk. Hastamızın durumu şuan da çok iyi. Kendisi de çok rahatlamış bir şekilde. Kendisinde kist olduğunu duyduğunda çok korkmuş, ‘acaba kanser miyim’ diye ümitsizliğe kapılmış. Kendisine de anlattık korkulacak bir şeyin olmadığını, yanlış bilgilendirmelerin hastaların geç tedavi olmasına sebep verdiğini ifade ettik. Kist, kapalı bir kesecik ya da kapsül şeklinde, genellikle sıvı (yağ veya su gibi), yarı katı ya da gazlı bir maddeyle dolu, kabarcık benzeri bir kitle olarak karşımıza çıkar. Kistler dokunun içerisinde meydana gelir ve vücutta herhangi bir yerde, bir iç organda ya da deride ortaya çıkabilir. Mikroskobik denecek kadar küçük veya litrelerce sıvı alacak kadar büyük kistler olabilir ve bazıları ağrıya neden olurken bazıları da hiçbir belirtiye yol açmaz” dedi.

    Erken tanı ve tedavi önemli

    Dr. Lale Çetin Yılmaz şu bilgileri verdi: “Nadiren de olsa kistler hormonal bir dengesizliğin ya da kanserin habercisi olabilir. Ancak bu testler, genel olarak tedbir amaçlı rutin süreçlerdir ve kistten alınan parçanın patolojiye gönderilmesi, biyopsi istenmesi demek ortada mutlaka bir terslik olduğu anlamına gelmez. Kistlerin çoğu iyi huyludur ve vücuttaki kanalların, vücut salgılarının doğal çıkış noktalarının tıkanması nedeniyle oluşur. Ancak bazı kistler tümör olabilir ya da tümörlerin içinde oluşmuştur ve bu kistler kötü huylu olma potansiyeli taşır. Bu yüzden erken tanı ve tedavi çok önemlidir. Bunun için kadınların özellikle kendilerinde hissettikleri sıra dışı bir sağlık sorunu olduğunu geçer diye beklemeden bir sağlık kuruluşuna başvurmaları çok önemlidir.”

  • Klimalar katiliniz olmasın

    Klimaların hava yoluyla bulaşan mikroorganizmaların kaynağı olduğunu ifade eden uzmanlar, bunun bazen ölümle sonuçlanabilecek ciddi sağlık problemlerine sebep olduğunu söyledi.

    Sıcak havalarda oda ısısını düşürerek konforlu bir ortam oluşturan klimaların lejyoner hastalığına sebebiyet verdiğini ifade eden VM Medical Park Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ramazan Köylü, “Lejyoner hastalığı, legionelle pneumophilia adlı bir bakterinin sebep olduğu bir zatürredir. Lejyoner hastalığı, adını, bu virüsun 1976 yılında Amerikan Lejyonu adındaki kongreye katılan Amerikan ordusundan emekli askerlerde görülmesinden almıştır Bu bakteri, klimaların filtre sistemlerinde, uygun nem ve ısıda çoğalıp bulunduğu mekanın havasına dağılmaktadır. Bakteri, klima sistemlerinin yanı sıra otel, büyük yapıların soğutma ve su depolarında bulunabilmektedir. 25 ila 42 dereceler arasında oluşmaktadır. Havaya dağılan bu bakterinin solunum yolu ile kişilerin vücuduna girmesi ile hastalık oluşmaktadır. Su zerrecikleri ile 3 kilometrelik alana yayılabilir. Hastalığın en önemli belirtileri kuru öksürük, bulantı, kusma, ishal, yaygın kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, halsizlik, huzursuzluk ve ateştir. Diğer zatürrelerden farklı olarak bu hastalıkta ishal başta olmak üzere, özellikle hastalığın başlangıç dönemlerinde akciğer dışı yakınmalar ön plandadır” diye konuştu.

    Hastalığın önemli bir özelliğinin ise insandan insana bulaşmaması olduğunu belirten Köylü, “Bu sebeple hastalığı bulunan insanlardan kaçınmak doğru değildir. Klimalı sistemlerin bulunduğu otel, işyeri ve evlerde yaşayanlar veya çalışan kişiler bu hastalık açısından risk altındadır. Bu bakterinin bulaştığı herkeste hastalık oluşmaz. Özellikle şeker ve kanser hastaları, kronik böbrek ve akciğer hastalığı olan kişiler, alkolikler, siroz hastaları ve sigara içen kişilerde hastalık oluşma riski daha fazladır. Belirli grup antibiyotikler ile en az 2-3 haftada düzelebilmektedir. Bu gibi şikayetleri olanlar klimaya bağı bir zatürre olabileceğini akılda bulundurup, tetkikler için uzman bir doktora başvurulmalıdır” şeklinde uyardı.

    Hastalığın önlenmesi için ise gerek evler, gerekse otel ve AVM’ler gibi büyük yapılardaki klima sistemlerinin uygun bir şekilde bakımlarının yapılması gerektiğini belirten Köylü, “Bunun için en uygun yol bu cihazların periyodik olarak bu konuda uzmanlaşmış firmalar tarafından yapılmasıdır. Bu yolla klimalar güvenli bir şekilde kullanılabilir. Ciddi ve ölümcül bir hastalık olan lejyoner hastalığına yakalanmamak için dezenfekte edilmiş ortamlarda bulunmalı, ev ve iş yerlerimizde kullandığımız su sistemli çalışan ürünlerin bakımına dikkat etmeliyiz. Özellikle yatak ve çocuk odalarında konvansiyonel klimaların yerine iyonizer klimalar kullanılmalıdır” dedi.

  • Diş çapraşıklıkları kaderiniz olmasın

    Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, “Diş çapraşıklıkları kaderiniz olmasın” dedi.

    Ortodontinin orto ve donti kelimelerinin birleşiminden oluştuğunu ve düzgün diş anlamına geldiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, “Eğer dişlerinizde çapraşıklıklar varsa, dişleriniz düzgün kapanmıyorsa, aralıklar varsa ortodonti tedavisine ihtiyaç duyulmaktadır. Dişlerdeki çapraşıklıklar, çene eklemlerimizde rahatsızlık, konuşma bozukluklarına sebep olabilir ve yemek yeme fonksiyonumuzda sorunlarla beraber birde estetik olarak ta sıkıntılar doğurmaktadır” dedi.

    Son senelerde ortodonti diş tedavisi oldukça geliştiğini ve bir kaç tane tedavi yöntemi bulunduğuna dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, “Bunlar, Lingual Ortodonti, Telsiz Ortodonti (invisalign) dir. Lingual Ortodonti ve Telsiz Ortodonti (invisalign) konularının detaylarına bakabilirsiniz. Ortodonti tedavisinde belli bir yaş uygulaması yoktur. Çocuklarda süt dişleri bittikten sonra ortodonti tedavisine başlanabilir. 6 yaş itibari ile çocuklarda dişlerin takibini yaparak çapraşıklık gözlemlendiği zaman uygulama yapılabilir. Son dönemlerde çocukları için ve yetişkinlerde ortodonti tedavisine çok talep göstermektedir” diye konuştu.

  • Saç ekimi kabusunuz olmasın

    Saç ekim operasyonlarının deneyimli kişiler tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğinin altını çizen Saç Ekim Koordinatörü Engin Sönmez saç ekiminde yapılan hatalar için vatandaşları uyardı.

    Hairestetik Turkey Saç Ekimi Merkezinden Saç Ekimi Koordinatörü Engin Sönmez, “Saç ekimi uygulamasında yanlış yapılan operasyonların deneyimli doktorlar tarafından uygulanması gerektiğinin altını çizerek belirtmek isterim.İşinde uzman olmayan ve saç ekimi operasyonlarında deneyimli olmayan doktor veya kişilerin saç ekimi uygulamasını gerçekleştirmesinin, saç ekimi uygulamalarında en çok yapılan hatalardan birisidir.

    Saçlar düzgün bir şekilde planlama yapılarak ekilmemiş ise kökler arasında ayrıklıklar oluşur ya da saçlar birbiri üzerine gelerek kötü ve kabarık bir görünüme sebep olabilir” dedi.

    Saç ekimi işleminde saçların doğru açılarda ekilmemesinin hatalı bir işlem olduğunu kaydeden Sönmez, “Bu şekilde yapılan ekimlerde saçlar dimdik uzar ve yine doğallıktan uzak bir görüntü meydana gelir. Saç ekimi işlemi sıfır hata ile yapılmalıdır aksi takdirde kötü sonuçlara sebebiyet verir. Diğer önemli bir nokta ise saç köklerinin alınma sırasında çok dikkat edilmelidir. Saç kökleri kesinlikle zarar görmeden alınarak aynı şekilde zarar görmeden ekilebilmesi gereklidir, saç köklerinin zarar görmesi o bölgede bir daha saç çıkmamasına zemin hazırlar ki bu asla istenmeyen bir durumdur.Saç ekimi yaptıran kişinin var olan saçları da dökülebilir buda telafisi mümkün olmayan çok üzücü bir olaydır. Çünkü dökülme riski olan saçlar göz ardı edilirse ve hastanın ense kapasitesi sınırlı ise düzeltme ihtimali olmaz” diye konuştu.

    “Yapılan hatanın telafisi yok”

    Saç ektirmeye artan talebin yüzünden ameliyat ortamına hiç uygun olmayan, son derece sağlıksız ortamlarda çok ucuz fiyatlara bu işlem yapmaya çalışan birçok kuruluşun çığ gibi açılmaya devam ettiğini belirten Sönmez, “Saç ekim merkezi adı altında açılan bu yerler ne yazık ki sadece ticari kazanç amaç peşinde büyük sorunlara yol açıyorlar. Bu tür yerlerde yapılan saç ekimler kişiye telafisi çok zor zararlar veriyor. Hastalar yaşadıkları sorunların ardından ekim işlemini yapanlar doktor olmadığı için muhatap olacak birisini de bulamıyorlar” ifadelerini kullandı.

    Sönmez, “Saç ektirme ameliyatları, hastanelerde ameliyathane koşullarında son derece hijyen bir şekilde uygulanmalıdır, yoksa kişi mikrop kapabilir. Çeşitli hastalıklara yakalanabilir. Saç derisi ve saç kökleri zarar görebilir hatta tüm saçlarını kaybedebilir. Saç kökü alımında kafanın arkasında ense bölgesinin biraz üzerinde iki kulak arasından alınan köklerin zedelenmemesi gerekmektedir. Saç köklerinin orantılı bir şekilde alınmaması ve saç ekiminin ustalıkla yapılmaması halinde mevcut saçlarınızın da tümüyle kaybolma ihtimaliniz yüksektir” şeklinde konuştu.