Etiket: Olmasın

  • Kalamarlar yok olmasın diye

    İzmir Büyükşehir Belediyesi, balıkçıların önemli geçim kaynağı olan kalamarın neslini devam ettirmesini sağlamak ve popülasyonunu artırmak için örnek bir projeye imza attı. Gümüldür açıklarında dalan balık adamlar, Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi ile birlikte hayata geçirilen proje kapsamında, denizin 22 metre derinliğine kamalarların yumurtlaması için düzenek yerleştirdi. Bir yılda 1.5 milyon kalamar doğaya kazandırıldı.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi, küçük ölçekli balıkçılığın en önemli gelir kaynaklarından biri olan kalamarların kirlilik ve yanlış avcılık yöntemleri nedeniyle hem doğal üreme sahaları hem de sayılarındaki azalmaya karşı etkin bir mücadele başlattı. Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi ile birlikte yürütülen örnek proje kapsamında, kalamar üretimini artırmak amacıyla 180 adet kalamar yapay yumurtlama düzenekleri (kolektör) hazırlanarak Gümüldür açıklarında 18 ile 22 metre arasındaki çeşitli derinliklere yerleştirilmiş yapay resifler üzerine bağlandı. Pilot uygulama kapsamında 4 balık adam belli periyodlarda dalış yaparak kolektörleri izledi. Bir yıllık sürede toplam 13 bin 500 yumurta salkımı say ılırken, düzenekler sayesinde 1.5 milyon kalamar yumurtasının doğaya kazandırıldığı belirlendi. Düzeneklerin yerleştirildiği bölgelerde görüşülen balıkçılar, kalamarın ekonomik olarak çok önemli bir av ürünü olduğunu ve sayılarının artması ile birlikte kazançlarının da arttığını belirtti.

    Kolektöre tutundular

    Kalamarın hem küçük ölçekli balıkçılığın en önemli gelir kaynaklarından biri hem de ekosistem için çok önemli olduğunu hatırlatan İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, kalamar popülasyonunu artırmak ve bölgedeki balıkçıların geçim kaynağına katkı sağlamak amacıyla yürüttükleri bu çalışmanın, diğer sahil bölgeleri için de referans olacağını söyledi. Büyükşehir yetkilileri, projeye ilişkin şu bilgileri verdi: “Kalamar, deniz ortamında özel bir üreme davranışı sergiliyor. Yumurtalarını bir kapsül içerisinde suda askıda tutabileceği yüzeylere bırakıyor. Son yıllarda yapılan aşırı-yanlış avcılık ve denizlerin kirlenmesi, tüm balık türlerinde olduğu gibi kalamarların da üreme sahalarının azalması ve bazı bölgelerde yok olmasına neden oluyor. Doğal yumurta bırakma yerleri tahrip olan kalamarlar, türlerinin devamını sürdürmek için yeni yumurtlama sahaları bulmaya çalışıyor. Bu sahalarda tekne ipleri ve ağ gibi hareketli sahalar oluyor. Ağların çekilmesi ve teknelerin hareketiyle milyonlarca yumurta telef oluyor ve kalamar nesli tehlikeye giriyor. Birçok balığın besin zincirinde yer alan kalamarların sayılarının azalması, ekosistem dengesini de bozuyor. Bu nedenle türler kendilerine yeni üreme sahaları bulmaya çalışıyor ve bulamadığı takdirde bölgeyi terk ediyor. Bunun sonucu olarak besin zincirinin diğer halkası olan türler de onlarla birlikte yer değiştiriyor.”

    Kalamar nedir?

    Kalamar, yaklaşık 300 farklı türü barındıran Teuthida takımını oluşturan uzunca, ovalimsi bedenli kafadan bacaklılar sınıfında yer alan bir deniz canlısıdır. Ortak özellikleri nedeniyle mürekkep balığı ile karıştırılır; ancak bir yumuşakça çeşididir. Türkiye denizlerinde bulunan kalamar, tür olarak Avrupa kalamarı veya Adi kalamar olarak bilinen Loligo Vulgaris’tir. Bunun dışında mızraklı kalamar ve kırmızı kalamar türlerine de sıklıkla rastlanır. Yaşaması için tuzlu suların olması gerekir. Derisini kaplayan pigmentleri sayesinde av olmaktan kurtulmak ve yeri geldiğinde avcı olabilmek için rengini değiştirme özelliğine sahiptir. Akdeniz mutfağının vazgeçilmezi olan kalamar protein deposudur.

  • 20’lik yaş dişleri korkunuz olmasın

    Global Diş Hekimleri Derneği Başkanı Diş Hekimi Zafer Kazak, dişin bir bölümü diş eti ile kaplı olduğu durumlarda sıklıkla enfeksiyon ve buna bağlı olarak yüzde şişme ve çene açmada azalma meydana geldiğini ifade ederek, “Tekrarlanan enfeksiyonlar sonucu 20 yaş dişlerin etrafındaki kemik erimeye başlar ve yerine iltihabı doku oluşur. Ayrıca çene kemiğindeki konumundan dolayı bazen önünde bulunan azı dişlerine baskı uygulayabilir bu durumda ağrı ve ön dişlerde çapraşıklık oluşur. 20 yaş dişlerin çekimi genellikle cerrahi olarak yapılır ve çekiminden sonra bu bölgede şişlik ve ağrı görülebilir. Bu durum 20 yaş dişinin etrafında kemik dokusu varlığında oluşur” diye konuştu.

    BAZI KİŞİLERDE 20’LİK DİŞ HİÇ OLUŞMUYOR

    Diş etrafındaki kemiği uzaklaştırmak için geleneksel yöntemler yerine sert doku lazeri (ER-YAG) kullanıldığında şişlik ve ağrı yüzde 80 oranında azalmakta ve doku iyileşmesinin hızlandığını anlatan Diş Hekimi Zafer Kazak, “Ayrıca çekimden sonra düşük seviyeli lazer uygulaması ( LLLT) ile 20 yaş çekiminden sonra iyileşme dönemi ve çekimden sonra oluşan kas spazmına bağlı çene kilitlenmesi daha kısa olur” dedi.

    Bazı kişilerde yirmi yaş dişlerinin kalıtsal olarak hiç oluşmadığını ifade eden Diş Hekimi Zafer Kazak, “Oluşmuş olan yirmi yaş dişleri çene kemiğinde kendisine yer bulabilirse diğer dişler gibi çıkarak yerini alabilir. Bu durumda genel ağız sağlığı açısından sıkıntı oluşturmuyorsa yirmi yaş dişlerinin alınması gerekmemektedir. Ağız içerisineyerleşemeyecek pozisyonda olan dişler ise gömük ya da yarı gömük pozisyonda kalabilir. Eğer gömük yada çıkmış olan yirmi yaş dişi pozisyonu nedeniyle yandaki dişlere ve bulunduğu kemiğe zarar veriyorsa, temizlenemeyecek bir pozisyonda ağızda yer almışsa ve çürük ya da kırık nedeni ile zarar görmüş, dolgu, kanal tedavisi, kuron ya da başka bir tedavi yöntemi ile tedavi edilemeyecekse mutlaka çekilmelidir. Çekim zamanında yapılmaz ise dişlerin çapraşıklaşmasına sebep olabilir, iltahap yapabilir ya da öndeki dişe kalıcı zarar verebilir” şeklinde konuştu.

    DİŞ AĞRISINA NE İYİ GELİR?

    Diş ağrılarının genelinde geçici müdehale için önerilebilinecek bitki, karanfil yağıdır. Aktarlardan alınabilinecek karanfil yağı, pamuk yardımıyla ağrıyan dişin üzerine koyulabilir, kısa sürede ağrıyı keseceği görülecektir. Ancak geçici bir çözümdür, doktorunuza gitmeyi geciktirmeyin, çünkü diş ağrıları kulak ağrısından kalp sorunlarına kadar pekçok ağrı ve hastalığın tetikçisidir.

  • Başkan Karabağ: “Korkak adam belediye başkanı olmasın”

    İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı için adı geçen en güçlü isimlerden Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ, ilçe gezileri kapsamında Kınık, Bergama, Dikili, Aliağa ve Foça ilçelerini ziyaret etti. İlçe örgütleri ve vatandaşlar tarafından karşılanan Karabağ, “Atatürk’ün dünya görüşünü, yurtseverliğini, vatanseverliğini ön plana çıkarmalıyız. Ayağa kalkma zamanı. Korkak adam belediye başkanı olmasın. Parti içinden, partililik vicdanı olan, cesur, cumhuriyetçi, Atatürkçü insanlar olmalı” diye konuştu.

    CHP Kınık İlçe Başkanlığı’nı ziyaret eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkan aday adayı Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ’a eşi Bahriye Karabağ, CHP Bayraklı ilçe Başkanı Cemalettin Alper, meclis üyeleri, kadın ve gençlik kolları da eşlik etti. Başkan Karabağ ve beraberindeki heyet daha sonra sırasıyla; Bergama, Dikili, Aliağa ve Foça ilçe başkanlıklarına giderek, hem partililerle hem de vatandaşlarla bir araya geldi. Bugüne kadar gerçekleştirilen 10 ilçe turu kapsamında gittiği her yerdeki samimi, içten ve sıcak karşılamalardan memnuniyet duyan Karabağ, herkese desteklerinden dolayı teşekkür etti. Başkan Karabağ ziyaretleri çerçevesinde bir süre önce ilçe başkanlığı görevlerinden istifa ederek, belediye başkan aday adayı olan CHP Dikili ilçe eski Başkanı İsmail Hakkı Şener ve CHP Aliağa ilçe eski Başkanı Özcan Durmaz’a da başarılar diledi.

    “Adaylar iyi belirlenmeli ve örgüt içinden çıkmalı”

    İlçe ziyaretlerinde yaptığı konuşmalarda partililere seslenen Başkan Hasan Karabağ, “Adaylar iyi belirlenmeli ve örgüt içinden çıkmalı. Örgüt emekçisi olmalı. Meclis üyeleri de buradan çıkmalı. Parti kokusu almamış, parti terbiyesi almamış insanlar sağda solda çıkarak partiyi acımasızca eleştiriyorlar ve partiyi dışlıyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütün zorluklara rağmen bu süreci atlatacağını umuyorum. Yerel seçimden sonra bir kongre süreci yaşanabilir o ayrı bir şey ama önce yerel seçimleri atlatmamız lazım. Bir kere belediye başkanlarımızın bu süreç içerisinde en çok sarılacağı konu Cumhuriyet Halk Partisi’nin altı okunun savunulması olmalı. Bunu maalesef unutuyoruz, aksatıyoruz. Yereldeki belediye başkanlarımızın Atatürk sevgisi olan, Cumhuriyet sevgisi olan, Bayrak sevgisi olan, vatan sevgisi olan insanlar olduğunu açıkça göstermesi lazım. Öyle gizleyerek, korkarak değil. Korkak adam belediye başkanı olmasın. Cesur, Atatürkçü insanlar olmalı. Atatürk’ün dünya görüşünü, vatanseverliğini, yurtseverliğini, ön plana çıkarmalı ve ayağa kalkmalıyız. Bu dönem buna çok ihtiyacımız var” dedi.

  • Sonbahar hastalık mevsimi olmasın

    Mevsim geçişleri insanların ruhsal davranışlarını etkilemekle birlikte, çeşitli hastalıklara yakalanma riskini de artırabilir.

    Medicana Samsun Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Salih Bilgin, sonbaharın hastalık mevsimi olmaması için bazı önerilerde bulundu. Dr. Salih Bilgin, “Havaların soğuması, okulların açılması ve toplu taşıma araçları gibi kapalı mekanlarda geçirilen zamanın uzaması gibi nedenler mikrobik enfeksiyonların, özellikle nezle grip gibi viral hastalıkların bulaşma ve görülme sıklığını giderek artırabilir. İnsan vücudunun ısı değişimlerine ve yeni koşullara uyum sağlaması için 2-4 hafta gibi bir süreye ihtiyacı vardır. Bu da sadece yumuşak mevsim geçişleriyle mümkündür. Ancak günümüzde küresel ısınma nedeniyle bu durum gerçekleşememektedir. Havaların aniden ısınıp soğuması ile ortaya çıkan kısa süreli ısı değişimleri, vücudun adaptasyonunu da zorlaştırmaktadır. Bu durum, vücudun strese girip savunma sisteminin zayıflamasına neden olmaktadır. Hem kolay bulaşması hem de vücudun hassaslaşması özellikle sonbahar- kış döneminde görülen gribal salgınlara yakalamayı da kolaylaştırmaktadır. Bu durum kronik rahatsızlıkları olan hastalarda daha sık görülmektedir” dedi.

    Mevsim geçişlerinde grip ve soğuk algınlığına dikkat

    Mevsim geçişlerinde grip ve soğuk algınlığına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Bilgin, “Mevsim değişiklikleri ile harekete geçen virüslerin neden olduğu grip ve soğuk algınlığı, birbirinden tamamen ayrı iki hastalık. Mikropların üst solunum yollarında yaptığı hastalık grip değildir. Ama bu toplumda çok karıştırılıyor. Soğuk algınlığı influenza dışında iki yüze yakın virüsün sebep olduğu, hafif seyirli üst solunum yolu enfeksiyonuna verilen isimdir. Grip ile soğuk algınlığı yaygın kanaatin aksine aynı hastalık değildir. Grip, burun, bronşler ve akciğerden oluşan solunum sisteminde meydana gelen, influenza (grip virüsü ) virüslerinin neden olduğu, yüksek derecede bulaşıcı viral bir enfeksiyondur. Diğer mikropların üst solunum yollarında yaptığı hastalık grip değildir. Ama bu toplumda çok karıştırılmaktadır” diye konuştu.

    Grip nasıl ortaya çıkıyor?

    Grip ortaya çıkma sebeplerine değinen Dr. Salih Bilgin, “Hastalığın bulaştırıcı olduğu dönem, belirtilerin başlamasından önceki 24 saat ve sonraki beş gündür. Hastalığın kuluçka dönemi (virüsün bulaşması ile hastalık belirtilerinin ortaya çıktığı süre) 1-4 gündür. Bazı bölgelerde her mevsim görülmesine rağmen genelde mevsim dönüşlerinde artmaktadır. Özellikle havaların soğumaya başladığı sonbahar mevsiminde görülme sıklığı artmakta, kış ve ilkbaharın ilk aylarında sorun olmaktadır. Hastalığın zamana göre değişim göstermesinde çevresel faktörler de rol oynamaktadır. Kalabalık ve iyi havalandırılmayan kapalı alanların kullanımı soğuk havalarda arttığı için özellikle kışları artan bir oranda görülmektedir” şeklinde konuştu.

    Soğuk algınlığı gripten nasıl ayırt edilir?

    Bilgin, soğuk algınlığının gripten nasıl ayırt edilebileceği konusunda şunları söyledi:

    “Soğuk algınlığı toplumda çok sık görülür. Hastalıklı kişiyle temastan sonra hastalığın ortaya çıktığı süre 1-3 gündür. Bulaşma, öksürük, hapşırık, konuşma ile ortaya çıkan damlacıkların solunması, öpüşme, tokalaşma yolu ile veya virüs bulaşmış eşya, yiyecek ile temas sonucu oluşur. Hastalığın bulaşma yolu damlacık enfeksiyonu ile olur. Öksürme, hapşırma sırasında çıkan damlacıkların solunması ile bulaşır. Gribal enfeksiyonun yayılma hızı çocuklarda erişkinlere göre daha hızlıdır. Okul öncesi ve okul çağı çocuklarda atak hızının yüksek olması, hastalığın toplumda yayılmasında önemli faktörlerden biridir. Soğuk algınlığı kronik hastalığı olanlarda, savunma sistemi çeşitli nedenlerle baskılanmış kişilerde daha ağır seyreder. Soğuk algınlığından korunmada kişisel hijyen çok önemlidir. Elleri sık sık sabunla yıkamak virüsleri uzaklaştırdığı için çok önemlidir. Spor yapmak, beslenmeye dikkat etmek, genel hijyen koşullarına uymak kişinin bağışıklık sistemini güçlendirdiği için çok önemlidir.”

    “Sonbaharda hastalanmamak için yaşam düzeninizi değiştirin”

    Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Salih Bilgin açıklamasını şöyle tamamladı:

    “Özellikle el temizliğine özen gösterin. Ellerinizi kurallara uygun bir şekilde yıkayın, burnumuza ve gözümüze temas ettirmemeye özen gösterin. Kapalı mekanlardan, havalandırması iyi olmayan yerlerden mümkün olduğunca uzak durun. Mevsime uygun giyinmeye özen gösterin. Ne çok ince ne de çok kalın kıyafetler tercih edin. Ortam ısısını normal zamanda 25, uyku sırasında 22 derece tutmaya özen gösterin. Artan grip salgınlarında; hastalarla yakın temastan kaçının, aynı ortamda kalmamaya dikkat edin. Her yıl düzenli olarak Ekim- Kasım aylarında grip aşısı yaptırın. Şeker, böbrek, akciğer hastaları gibi bağışıklığı zayıflamış kişiler doktor kontrolünde zatürre aşısı da yapılmalıdır.

    Özellikle ofislerde ve okullarda; kalem, kitap, bilgisayar, bardak gibi özel eşyaları ortak kullanmamaya dikkat edin. Mendilleri tek kullanımlık olarak tüketin ve tekrar tekrar kullanmayın. Beslenme ve uyku düzenine özen gösterin. Doğru ve dengeli beslenin. Özellikle C vitamininden zengin meyve ve sebzeleri tüketmeye özen gösterin. Ne çok sıcak ne de çok soğuk olmak kaydıyla sıvı tüketiminizi artırın.”

  • Minik Derya’nın annesi : “Başka çocuk ölümleri olmasın, Derya son olsun”

    Artvin’in Hopa ilçesinde kadın sığınma evinde baygın halde bulunduktan sonra solunum cihazına bağlı 2 yıl yaşam mücadelesi veren ve 2 hafta önce hayatını kaybeden 2 yaşındaki Derya D.’nin annesi, o gün kızına ne olduğunu bilmediklerini belirterek, “Ben iki yıldır mücadele ediyorum. Kızıma ne oldu? “Başka çocuk ölümleri olmasın, Derya son olsun” dedi.

    Artvin’in Hopa ilçesinde Kadın Sığınma Evi’nde kalan Ö.D.’nin (29) 16 Nisan 2016 tarihinde 2 yaşında olan kızı Derya D., sığınma evinde baygın bulunmuştu. Kaldırıldığı hastanede kalp masajıyla yeniden hayata döndürülen kız çocuğu, solunum cihazına bağlı olarak 2 yıldır verdiği yaşam savaşını 30 Ağustos 2018’de kaybetmiş ve 4 kişinin katıldığı cenaze töreniyle defnedilmişti. Hukuk mücadelesine devam eden acılı anne Ö.D., o dönem Kadın Sığınma Evi’nde çalışanların adalet önünde hesap vermelerini istediğini belirterek, “Başka çocuk ölümleri olmasın, Derya son olsun” dedi.

    Derya’nın 2 yıl mücadele ettiğini vurgulayan Ö.D., “Birçok yere başvurdum ama kimse sesimi duymadı. Benim kızım öldü. Benim şimdi tek isteğim o 5 personelin yargılanması, yargılanacaklar da. Ben tek ’Derya’ için değil tüm çocuklar için ayaktayım. Kızımın katilleri yakalana kadar, sorumlular hesap verene kadar davamın peşindeyim” diye konuştu.

    Sığınma evlerinin arka perdelerine bakılması gerektiğini dile getiren Ö.D., ailesinden şiddet gören kadınların sığınma evlerinde de sözlü şiddete maruz kaldıklarını savundu.