Etiket: Olmamalı”

  • İmeci: “İş kazalarını önlemenin yolu yasayı ertelemek olmamalı”

    OSGBDER Başkanı Cengiz İmeci, Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın yasalaştığı takdirde 50’den az çalışanı olan işyerlerinde ve kamu işyerlerinde iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi çalıştırma zorunluluğunun 1 Temmuz’a erteleneceğini belirtti. İmeci, “İş kazalarını önlemenin yolu yasayı ertelemek olmamalı” dedi.

    Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri İşletmeciler Derneği (OSGBDER) Başkanı Cengiz İmeci, Meclise sunulan Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın yasalaşması halinde 50’den az çalışanı olan işyerlerinde ve kamu işyerlerinde iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi çalıştırma zorunluluğunun 1 Temmuz 2020 tarihine erteleneceğini söyleyerek “İş kazalarını önlemenin yolu yasayı ertelemek olmamalı” ifadesinde bulundu.

    İmeci şunları kaydetti: “13 Mayıs 2017 tarihinde 3’üncü Havalimanında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı himayesinde İşveren Sendikaları ve TOBB’unda dahil olduğu Çalışma Hayatında Milli Seferberlik kapsamında Hedef Sıfır İş Kazası deklarasyonu tüm taraflarca imzalandı. İş Güvenliği için bu imza çok şey ifade ediyordu. Aradan geçen 15 gün içerisinde ne oldu nasıl oldu anlayamadan 1 Haziran 2017 tarihinde TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi Ve Teknoloji Komisyonu’nda görüşülen Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’na hiçbir sektör temsilcisinden görüş alınmadan son dakika eklenen bir madde ile 50’den az çalışanı olan işyerlerinde ve kamu işyerlerinde İş Güvenliği Uzmanı ve İşyeri Hekimi çalıştırma zorunluluğu 1 Temmuz 2020 tarihine ertelenmesi kabul edildi. Bugüne kadar işverenlerin çabası ile 2 kez ertelenen yasa yeniden üstelik bu kez 3 yıl sonraya ertelenmesi 4,5 milyon çalışanın iş güvenliğinden yoksun çalışmasını sağlayacaktır. Bu erteleme sayıları 1 milyonu bulan işvereni sevindirse de 4.5 milyon çalışanı ve ailelerini endişeye sevk etmiştir. Yasanın noksansız uygulanması için kaç Soma faciası, kaç Aladağ yurt yangını daha yaşamamız gerektiğini bilemiyoruz. 29 Kasım 2016 tarihine Adana Aladağ Öğrenci yurdunda 11’i öğrenci 12 kişinin hayatını kaybettiği işletme az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerindendir. Şayet geçen yıl mevzuatta erteleme olmasaydı yurtta görev yapacak iş güvenliği uzmanı elektrik tesisatının kontrolü isteyecekti ve yangın riskleri için zamanında işvereni uyarabilecekti. Buna benzer faciaların bir daha yaşanmaması için İş Sağlığı ve Güvenliğinin ertelenmeden 1 Temmuz 2017 tarihinde tüm maddelerinin yürürlüğe girmesi çok önemlidir. Aksi takdirde 2020 yılına kadar iş kazası olmaması için tedirgin yaşayacağız”.

    “Kamu işyerleri için durum daha da vahim”

    Kamu işyerleri için durumun daha da vahim bir hal aldığını söyleyen İmeci, “Şöyle ki bir kamu kurumunda işçiler 4-A sigortalısı olduğu için İş Güvenliği Uzmanı ve İşyeri hekiminden istifade edecekken, kamuya ait aynı üretim tesisinde çalışan 4-C sigortalısı İş Güvenliği uzmanı ve İşyeri Hekimi gözetiminden 2020 yılına kadar mahrum kalacaklar. Bu erteleme tasarısı yasalaşırsa 13 Mayıs’ta oluşan Hedef Sıfır İş Kazası deklarasyonuna büyük darbe vurmuş olacaktır, Hedef Sıfır İş Güvenliği Deklarasyonu olarak anılacaktır. Geçtiğimiz yılı TESK ve TOBB un baskıları ile ertelenme gerekçesi işverenlerin altyapısının hazır olmaması gösteriliyordu. Bugün bakıyoruz yine alt yapı hazır değil deniliyor. Bu durum çok samimi gelmiyor. Böyle giderse 2020 yılında da alt yapının hazır olacağını düşünemiyoruz. Çünkü bir çaba yok. Ertelemeye konu olan gerekçe “kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan iş yerleri için 6331 sayılı Kanun’un 6’ncı ve 7’nci maddelerinin 1 Temmuz 2020 tarihinde yürürlüğe girmesi amaçlanmaktadır” böyle bir gerekçe kabul edilebilir bir gerekçe değildir” dedi.

    İmeci yapılan başka bir değişiklik ile 50’den az çalışanı olan işyerlerinde işveren isterse Anadolu Üniversitesi’nde sınava girerek kendi işyerlerinde iş güvenliği uzmanının yapacağı görevleri kendilerinin üstelenebileceğini belirterek “2014 tarihinde yapılan bir değişiklik ile ‘10’dan az çalışanı bulunan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyeri işverenleri veya işveren vekili tarafından Bakanlıkça ilan edilen eğitimleri tamamlamak şartıyla işe giriş ve periyodik muayeneler ve tetkikler hariç iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yürütebilirler’ maddesi eklenmişti. Yaklaşık 3 yıl geçmesine rağmen kapsama giren yaklaşık 900 bin işverenden çok az bir kısmı bahsedilen belgeyi almıştır. Yani işveren aslında İş Sağlığı ve Güvenliği hizmetlerini dışarıdan hizmet alarak yürütmek istemektedir. Bu hafta TBMM Genel Kurulunda görüşülecek değişiklik bu haliyle çıkması halinde 3 yılın sonunda yaklaşık 77 bin C Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı B Sınıfına yükselmemeleri halinde işsiz kalacaktır. Ayrıca İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununa güven azaldığı için gençlerin İş Güvenliği Uzmanlığına ilgisi azalacaktır. İhtiyaç planlaması yapılmadığı takdirde ileriki yıllarda İş Güvenliği Uzmanı sıkıntısı yaşanacaktır” açıklamalarında bulundu.

  • Abdullah Reha Nazlı: Mühendisler asosyal olmamalı

    Mühendis, girişimci ve yazar Abdullah Reha Nazlı, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’ndeki öğrencilerle buluştu. Gıda Mühendisi gibi Düşünmek kitabının da yazarı olan Nazlı, öğrencilere çokyönlülük, sektör, meslek, çağın fırsatları ve mühendisliğin hayata yansımaları konularında konferans verdi.

    Mühendisliğin günümüzde asosyallikle özdeşleştiğini ve hatta bu konudaki şakalara malzeme olduğunu söyleyen Nazlı, esasında mühendislerin insan ilişikleri ve psikoloji konusunda en ilgili kişiler olması gerektiğini söyledi. Mühendislerin işini yaparken maliyet, estetik ve prosedürler arasında zor bir çalışma gerektirdiğinin altını çizen Nazlı; hem tüketicilerin geribildirimlerinin projelere yansıması, hem personel ile yöneticiler arasında köprü kurması hem de çalışmalarının bizzat insanları etkileyecek olması dolayısıyla mühendisliğin sosyal bilimlerle de içiçe bir meslek olduğunu açıkladı.

    Çağımızda estetiğin işlevselliğin öneminin unutlacağı kadar öne çıktığını bildiren Abdullah Reha Nazlı, mühendislerin önce gereklilikleri önplana alması gerektiğini ama mükemmel planlanmış bir ürünün bile fonksiyonel olmadığı ve son kullanıcıyı dikkate almadığı sürece işe yaramayacağını açıkladı. Steve Jobs’un “Tasarım nasıl göründüğü değil nasıl çalıştığıdır” sözünü hatırlatan Nazlı, mühendisliğin tek yönlü bir meslek olmadığını ve daha iyi bir mühendis olmanın çokyönlü bir düşünce sistemi geliştirmekle ortaya çıkacağını bildirdi. Nazlı konferansı boyunca strateji, psikoloji ve teknolojinin mühendislikle olan ilişkileri ile ilgili örnekler verdi. (EFE)

  • Burun estetiğinde tek kriter güzellik olmamalı

    Özel Ümit Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Fatih Gören, ’Rinoplasti’ estetik burun ameliyatı hakkında bilgiler verdi.

    Estetik burun ameliyatlarında kendileri için fonksiyonellik, güzellik ve doğallığın önemli olduğunu kaydeden Dr. Gören, hastaların ise ilk önem verdiği şeyin güzel görünmesi olduğunu belirtti. Dr. Gören, “Ama burun fonksiyonel bir organ. Dünyanın en güzel burnuna sahip olsanız, nefes alamıyorsanız sıkıntı. Öncelikle burnun içindeki problemleri değerlendiririz. Kemik mi, et mi, geniz eti mi, sinüzit mi var buna bakarız. Bu problemi nasıl çözeceğimizi hastaya izah ederiz. Daha sonra hastamızın resimlerini çekeriz. O resimler üzerinde tartışır, neler yapabileceğimizi anlatırız” dedi.

    Burun ameliyatlarında tek kriterin güzellik olmadığını ifade eden Dr. Gören, “Bizim için en önemli şey hastanın nefes alma oranında sıkıntı olmayan ve doğal görünümlü güzel bir burun olması. Burnun yüz oranlarına göre güzel olması önemlidir. Doğallık dediğimiz yüz oranları ile uyumlu bir burun. Burnun yüzde çok göze çarpan bir şekilde olmaması lazım. Sizi az tanıyan bir insanın ameliyat olduğunuzu çok fazla anlamaması, sizi tanıyan birinin ise ‘burnuna bir şey mi yaptırdın’ diye sorması bizim için başarıdır” diye konuştu.

    Hastaların burun örnekleri ile gelerek, ‘bu burundan istiyorum’ talebinde bulunduklarını söyleyen Op. Dr. Fatih Gören Gören, “Çok güzel görünümlü, kalkık, ince, dar, kemeri alınmış burunlar isteyebilirsiniz. Ama bu burun nefes alabilecek mi, fonksiyonel olabilecek mi, yüzünüze yakışacak mı? Hastaya bunları izah ediyoruz” dedi.

    “Hastanın genel iyileşmesi 1-2 hafta içinde tamamlanıyor”

    Ameliyat süreci hakkında da bilgi veren Dr. Gören, “Genel anestezi için gereken işlemler yapılıyor, gün veriyoruz. Ameliyat 2-3 saat sürüyor ve genelde bir gece hastanede kalınır. Eskisi gibi tampon sistemleri yok, silikon tamponlar kullanıyoruz. Çıkarırken de hastayı zorlamıyor. Hastanın genel iyileşmesi 1-2 hafta içinde tamamlanıyor. Ama burnun dış iskeletinin iyileşmesi yaklaşık 3-6 ay sürer” şeklinde konuştu.

    “Rinoplasti’de hekim tercihi çık önemli”

    Bazı hastaların yaptırdıkları burun ameliyatından memnun kalmayarak yeniden ameliyat olmak istediklerini söyleyen Op. Dr. Fatih Gören, bu durumda uygulanan yöntemler hakkında ise şunları söyledi:

    “Bazen çok ufak enjeksiyon teknikleri, dolgu teknikleri ile bunu çözebiliriz. Bazen de ufak bir müdahale gerekebilir. Rinoplasti yani 2. burun ameliyatı yaparız. Bu ameliyatlarda çok daha dikkatli olmamız ve burna daha önce yapılan işlemleri çok iyi analiz etmemiz lazım. Burna parça mı koyacağız, parça mı çıkaracağız, parça yoksa kulaktan kaburgadan kıkırdak mı alacağız bunları tek tek anlatırız. Hasta kabul ederse rinoplasti ameliyatını gerçekleştiririz. Bu çok zor bir ameliyat değil ama hem hasta hem hekim için zahmet ve sabır gerektirir. Bu ameliyatta hekimin maharetinin iyi sorgulanması lazım.”

    (MY-MET-Y)

  • Oyuncu Kemal Kuruçay: ‘’Tiyatro Mesaj Vermeli, Sanatta Memuriyet Olmamalı’’

    Küçükçekmece’de düzenlenen söyleşide konuşan oyuncu Kemal Kuruçay, tiyatro ile ilgili değerlendirmelerde bulunarak, “Tiyatro oyunlarının da topluma mesaj vermesinden yanayım. Devlet tiyatrolarında istediğiniz rolü istediğiniz şekilde oynayamazsınız. Memuriyet var çünkü. Ancak ben sanatta memuriyet olmayacağını düşünenlerdenim” dedi.

    Ekranların gülen yüzü sevilen oyuncu Kemal Kuruçay, Küçükçekmece Belediyesi’nin düzenlediği “Yüzümüzü Güldürenler” adlı söyleşi programında oyunculuk ve tiyatroyla ilgili ilginç açıklamalar yaptı.

    Küçükçekmece Belediyesi’nin düzenlediği Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’ndeki programda, Gurbetçiler, İnce İnce Yasemince , Reyting Hamdi, Sıkıysa Yakala, Zengin Kız Fakir Oğlan, Mandıra Filozofu ve daha nice TV dizisi ve sinema filminde oynadığı karakterlerle izleyicinin gönlünde taht kuran Kemal Kuruçay, Veysel Diker’in sorularını yanıtladı.

    “TESADÜFEN OYUNCU OLDUM AMA İYİ Kİ DİYORUM”

    “Tesadüfen oyuncu oldum” diyerek, oyunculuğunun hikayesini katılımcılarla paylaşan Kuruçay, “ODTÜ’de tiyatro yarışmaları vardı. Bana küçük bir rol verdiler. TRT çekime gelmişti, bizim oyunu seçtiler. Oyun bitti, alkış kıyamet koptu. Ben işletme okuyordum. Bıraktım. Tiyatro eğitimine başladım. İyi ki oyuncuyum, başka bir iş yapamazmışım” dedi.

    “TİYATRO OYUNLARI BİR MESAJ VERMELİ”

    Kemal Kuruçay, bir oyuncu olarak her daim tiyatroyu tercih ettiğini ifade ettiği konuşmasında, “Yalnızca ekonomik sebeplerden dizilerde oynuyorum. Tiyatroda para kazanacağımı bilsem, dizilerle hiç uğraşmam. Tiyatro oyunlarının da topluma mesaj vermesinden yanayım. Bizler, çok huzurlu, zengin, özgür bir toplum değiliz. Sanatçıların, halkı düşünmesinden yanayım” diye konuştu.

    “SANATTA MEMURİYET OLMAMALI”

    Devlet tiyatrolarına da eleştiri getiren Kemal Kuruçay, “Devlet tiyatrolarına gidiyorum. İlk baktığım şey, dekor- kostüm oluyor. Çok güzel hoşuma gidiyor. Ama devamında oyun başlıyor. İstiyorum ki oradaki bir iki oyuncu beni götürsün, sürüklesin. Yeteneksiz oyuncular görüyorum. Dekor-kostümün bir anlamı kalmıyor. Devlet tiyatrolarında istediğiniz rolü istediğiniz şekilde oynayamazsınız. Memuriyet var çünkü. Ancak ben sanatta memuriyet olmayacağını düşünenlerdenim” diye konuştu.

    Sanatçı, katılımcıların sorularını da yanıtlarken, bir Ankaralı olarak, Kızılay’da yaşanan terör olaylarını nefretle kınadığını da dile getirdi.

  • Tesk Genel Başkanı Palandöken: “Emekli Aylıkları Asgari Ücretin Altında Olmamalı”

    Sosyal güvenlik sistemi birleştirilmesine rağmen eşitsizliğin devam ettiğini belirten TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, Bağ-Kurlulara yapılan haksızlığın telafi edilmesi gerektiğini söyledi.

    TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Bağ-Kurlu biri 9 bin gün çalışarak emekli olurken, SSK’lılar 7 bin 200 gün gibi daha az sürede emekli oluyor. En düşük emekli maaşı Bağ-Kur’luya bağlanmaktadır. Madem hepsi bir şemsiye altında birleştiler, o zaman Bağ-Kurlulara yapılan haksızlık telafi edilmeli, maaşlarda da eşitlik sağlanmalı, hatta emekli aylıkları asgari ücretin altında olmamalıdır” dedi.

    Yaşını doldurmuş olmasına rağmen eksik prim günü nedeniyle emekli olamayanlar için bir fırsat verilmesinin vatandaşın beklentisi olduğunu ifade eden Palandöken, “Yapılacak bir düzenleme ile yaşını doldurmuş ama prim gün sayısı eksik olan vatandaşa bir fırsat verilerek eksik günlerinin borçlanması sağlanarak emekli olması sağlanmalı. Çünkü bu insanların krizler veya bedeni rahatsızlıklar gibi sebeplerle işini kaybetmiş, dükkanını kapatmak zorunda kalmış kişiler. Artık iş bulup çalışma şansları çok az. Sosyal devlet sorumluluğu ile gelirsiz kalmış vatandaşlarımıza böyle bir hak verilebilir, emekli maaşı karşılığında banka kredisi ile borçlandırılarak emekli edilebilirler” diye konuştu.