Etiket: Olduğunu

  • Manisa’da 900 kişi çölyak hastası olduğunu bilmiyor

    Manisa Çölyak ve Organik Beslenme Derneği Başkanı Halim Şivecan, Manisa’da 475 çölyak hastası olduğunu, yaklaşık 900 kişinin de hastalığının farkında olmadan yaşamlarını sürdürmeye çalıştığını belirtti. Şivecan, çölyakın önemli bir hastalık olduğunu ve diyetten başka bir tedavisinin olmadığını da sözlerine ekledi.

    Manisa Çölyak ve Organik Beslenme Derneği Başkanı Halim Şivecan, Başkan Yardımcısı Tolga Nardal ve Yönetim Kurulu üyesi Harun Duracak, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. A. Kemal Çelebi’yi ziyaret etti.

    Prof. Çelebi, kendilerini üniversitede ağırlamaktan memnuniyet duyduğunu dile getirerek, ziyaret için teşekkür etti.

    Yeni kurulan bir dernek olduklarını ve Manisa ile ilçelerindeki tüm çölyak hastalarına ulaşmayı amaçladıklarını belirten Halim Şivecan; çölyakın önemli bir hastalık olduğunu, beslenme konusunda özel gıdaya ihtiyaç duyulduğunu ve bu konuda farkındalık oluşturmayı hedeflediklerini söyledi.

    Şivecan, “Tıp dilinde Glüten Enteropatisi olarak adlandırılan Çölyak hastalığında; buğday, çavdar, arpa ve yulaf proteinine karşı aşırı duyarlılık oluşmakta; çocuklarda ishal, kusma, karın ağrısı, gelişme geriliği, iştahsızlık, zayıflama, adale erimesi, bağırsakta gaz birikimi sonucu karın şişkinliği, kansızlık ve vitamin eksikliği görülmektedir. Hastalık bazen kansızlık, karaciğer yağlanması gibi bağırsak dışı vücut organlarında meydana gelen hasarlarla kendini gösterirken, sessizce de ilerleyebilir” dedi.

    “Diyetten başka tedavisi yok”

    Şivecan, Çölyak hastalığının glütensiz diyetten başka bir tedavisinin olmadığını belirterek, her yüz kişiden birinde görülen hastalığın, 1 milyon 350 bin nüfuslu Manisa’da 475 kişide görüldüğünü söyledi. Şivecan, yaklaşık 900 kişinin de çölyak hastası olduğunun farkında olmadığını kaydetti.

    Manisa’da Çölyak ve organik beslenme konularında farkındalık oluşturmak, bilgilendirmek, önemini vurgulamak ve Manisa’daki Çölyaklıların yaşam kalitelerini artırmak amacı ile Manisa Celal Bayar Üniversitesi ile işbirliği yapmak istediklerini ifade eden Şivecan, “Dernek olarak bize göstermiş olduğu yakın ilgi ve verdiği destek sözü için Rektörümüz Prof. Dr. A. Kemal Çelebi’ye çok teşekkür ederiz” diye konuştu.

    Halim Şivecan, çölyak hastalarının kendilerine ulaşmak için interneti ve sosyal medyayı kullanabileceklerini belirterek, ‘Çölyak Manisa’ ile arama yapılabileceğini ve 0507 900 00 45 numaralı telefondan da kendilerine ulaşılabileceğini kaydetti.

  • Kanser olduğunu gelinlik provasında öğrendi

    Gelinlik provasında meme kanseri olduğunu öğrenen anaokulu öğretmeni Türkan Kendirci, tedavi gördüğü hastanede yaşadığı süreci anlatarak, bütün kanser hastalarına örnek olacak mesajlar verdi. Kendirci, “Zordu, ama gücünüz varsa, hiçbir şey zor değildir. Ben güçlüyüm, kanser güçsüz diyebilirim” dedi.

    İstanbul’da anaokulu öğretmenliği yapan 28 yaşındaki Türkan Kendirci ile Ankara’da ticaret yapan Tuncay Kaya ortak arkadaşları vesilesiyle tanıştı. Kendirci ve Kaya birbirlerine ilk görüşte aşık oldular. Birbirlerini görmek için İstanbul – Ankara arasında mekik dokuyan iki genç, 30 Nisan’da nişanlandılar ve 27 Ağustos’ta düğün yapmaya karar verdiler. Beğendiği gelinliğinin siparişini iki ay önce veren ve iki kere gittiği provalarda hiçbir sorun yaşayan genç kadın, yaşadığı yoğunluk nedeniyle kilo vermesine rağmen giydiği gelinlik göğüs kısmından çok dar gelince şaşkınlık yaşadı. Vücut ölçüleri ve gelinliğin ölçülerinin tekrar alınması için üzerini çıkarak anaokulu öğretmeni Türkan Kendirci, ayna karşısında sağ göğsünün çok fazla büyüyerek şekil bozuklukları olduğunu gördü. Gördükleri karşısında şok yaşayan ve genç kadın, gelinliğinin göğüs kısmımın genişletilerek düğününe yetiştirilmesini istedi. Genç çift için önemli süreç son provada Türkan’ın sağ göğsünde bir kitle olduğunu ve büyüdüğünü fark etmesiyle başladı.

    Türkan Kendirci, yaşadığı süreci tedavi gördüğü özel bir hastanede basın mensuplarına anlattı. Kendirci, basın mensuplarının, “Yaşadıklarınızı en kısa şekilde nasıl anlatırsınız?” sorusuna, “Zordu, ama gücünüz varsa, hiçbir şey zor değildir. En kısası bu olur herhalde. Ben güçlüyüm, kanser güçsüz diyebilirim. En kısa şekilde böyle özetleyebilirim” dedi.

    “28 yaşında kim meme kanseri olmuş?”

    Göğsündeki kitleyi önceleri çok önemsemediğini, daha sonra kanser olduğunu nasıl anladığını anlatan Kendirci, “Gelinlik provamdan önce elime bir kitle gelmişti, ama çok önemsememiştim. Gelinlik provama gittiğimde gelinliğimin üst kısmı bana olmadı. Daha sonra aynanın karşısında gelinliği çıkarırken sağ göğsümün sol göğsümden çok büyük olduğunu fark ettim. Şekli çok bozuktu. İlk o gün dikkat ettim. Çünkü düğün telaşından kendimle ilgilenmiyordum. Gelinlik provasından çıktım, Tuncay’a durumu anlattım. “Hadi, hemen doktora gidelim” dedi, “Boşver, önce şu işleri halledelim” dedim. Çünkü eksiklerim vardı. O arada Tuncay da benim ona anlattıklarımla ilgili internette araştırma yapıyor. Tabii internette tamamen kanser belirtisi olduğunu söylüyor. Tuncay, “Korkuyorum. Hadi, doktora gidelim” diyor, “Yahu korkma, 28 yaşında kim meme kanseri olmuş?” diyorum. Doğru bilinen yanlış. 40 yaşından önce meme kanseri olmaz diye bir şey yok. Ben 28 yaşında oldum” şeklinde konuştu.

    “Ben ne kadar güçlüysem, hastalık güçsüz olacak”

    Kanser olduğunu anladıktan sonra sadece bir kere ağladığına ve hastalığını güçlü kalarak yeneceğine inandığına vurgu yapan Kendirci, “Abdullah Hoca’ya geldim, “Ben burada ne olduğunu biliyorum, ama elime gerçek sonuçları alınca konuşacağım. Biopsi yapalım” dedi. İşte, o gün ben kanser olabilirim düşüncesi aklıma geldi. Biopsi yapıldı, sonuç kanserdi. Ben ilk o gün ağladım ve son kez ağladım. İlk ve sondu o. Çünkü ben ağlarsam, güçsüz olurum. Ben ne kadar güçlüysem, hastalık güçsüz olacak. Beni bir daha ağlatamadı. Şu an iyiyim, tedavim devam ediyor. Daha da iyi olacağım” ifadelerini kullandı.

    ”Evlenemedik, ama bence biz hala eşiz”

    Evlilik süreci hakkında da bilgi veren Kendirci, “Aslında doktorumuz izin verseydi, biz hala düğünümüzü yapmayı düşünüyorduk. Doktorum, saçlarımın döküleceğini ve kalabalık ortamlarda bulunmamam gerektiğini söyledi. Ben de, “Sorun değil, kel ve marjinal bir gelin olurum” dedim. Ama o, vücudumun bunu kaldıramayacağını, kemoterapi ağır bir süreç çünkü, o kadar kalabalık bir ortama giremeyeceğimi söyledi. Evlenemedik, ama bence biz hala eşiz. Evliliğimiz için vereceğimiz bir sınav bu. İleride çok gereksiz şeyler yüzünden tartışmaktansa, biz neleri atlattık diyeceğimiz günler gelecek” diye konuştu. Kendirci, kanser olmanın evlilik hazırlıklarına engel olmadığını da anlatarak, “Çok gezip tozamıyorum, ama internetten mutfak eşyaları, nevresimler, çarşaflar bakıyorum. Bu tarz şeyler devam ediyor. Hiç vazgeçmedim. Vazgeçmemi gerektirecek bir sebep yok çünkü” dedi.

    “Lütfen, siz dikkat edin”

    28 yaşında meme kanserine yakalanan ve meme kanserinin yaşının olmadığına değinen Kendirci, bütün kadınlara önemli uyarılarda bulunarak, “Lütfen, siz dikkat edin. 20 yaşından itibaren tüm genç kadınlar, kendinizi mutlaka muayene edin. Rutin kontrolleriniz mutlaka yapın. Vücudunuzda elinize gelen ufacık bir kitle veya vücudunuzdaki başka herhangi değişikliği mutlaka önemseyin” ifadelerini kullandı.

    “Türkan’ı seviyorum, her zaman yanındayım”

    Nişanlısının her zaman yanında olan Tuncay Kaya ise, “Ben çok büyük bir şey yaptığımı düşünmüyorum. Olması gerekeni yaptığına inanıyorum. Türkan’ı seviyorum, iyi gününde de, kötü gününde de her zaman yanındayım” diye konuştu.

    Kendirci’nin tedavisini yapan Doç. Dr. Serkan Keskin, hastanın durumu hakkında, “Hastamız şu an kemoterapi oluyor. Tedaviye çok önemli oranda cevap verdi. Kemoterapi süreci tamamlandıktan sonra ameliyat olacak. Sonra ışın tedavisi olacak ve hayatına kaldığı yerden devam edecek. Kemoterapi süreci en az 6 ay devam edecek. Bütün tedavi bir yılı buluyor” ifadelerini kullandı.

  • CHP Genel Başkan Yardımcısı Ağbaba: “15 Temmuz’un nasıl olduğunu anlamamız gerekiyor”

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, 15 Temmuz’un yaşanmasında bir tek CHP’nin katkısının olmadığını belirterek, “15 Temmuz’un nasıl olduğunu anlamamız gerekiyor” dedi.

    CHP Malatya İl Teşkilatı’nda düzenlenen bayramlaşma törenine katılan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, barışın ve huzurun egemen olduğu bir bayram dileğinde bulunarak, “Umarım Türkiye’ye demokrasinin egemen olduğu günler gelir” diye konuştu.

    Ağbaba, “Maalesef darbeler Türkiye’yi hem geriye götürdü hem de gönüllerde onarılamayan yaralar açtı. 15 Temmuz akşamında bir darbe girişimi oldu. CHP olarak bizlerin bu süreci çok iyi anlayıp herkese anlatmamız gerekiyor. Bir şeyin muhasebesini yapacağız, buraya nasıl geldiğimizi muhasebe edeceğiz ki bir daha bunları yaşamayalım” dedi.

    Ağbaba, “15 Temmuz’un nasıl olduğunu anlamamız gerekiyor. Paşalar, askerler tarihimizde ilk kez Meclis’i bombaladı. Bunun ne olduğunu anlamamız ve anlatmamız gerekir” ifadelerini kullandı.

    12 Eylül 2010’da yapılan 26 maddelik referandumda CHP olarak 24 maddeyi kabul ettiklerini ancak 2 maddeye karşı çıktıklarını hatırtalatan Ağbaba, “Kabul edilen bu 2 madde darbenin yolunu açtı. Evet cephesinde kimler vardı, hayır cephesinde kimler vardı hatırlayalım. Bu referandum geçerse yargı cemaatin eline geçer diyen tek bir parti vardı, o da CHP’ydi. Evet sonucu çıkarsa Türkiye’de demokrasi yok olur dedik. MHP kampanya yapmadı, HDP sandığa gitmedi, aydınlar da demokrasi getireceğini söyleyerek evet dediler” ifadelerini kullandı.

    Anayasa değişikliği ile HSYK’nın değiştirildiğini belirten Ağbaba, “Değişen o savcılar, hakimler TSK’da ne kadar Atatürkçü subay varsa hepsini darbeci diye içeri attılar. Toplumun önemli bir kısmı bu olayı alkışladı ama bir tek CHP bu duruma karşı çıktı” dedi.

    15 Temmuz’un sorumlusunun iyi bilinmesi gerektiğini dile getiren Ağbaba, CHP’nin Türkiye’nin güvencesi olduğunu ve hiçbir zaman kimseyi kandırmadıklarını söyledi. Ağbaba, cemaat konusunda olduğu gibi Suriye konusunda da hükümeti uyardıklarını belirterek, “Suriye’ye girmeyin dedik, orada yanan ateş bir gün Türkiye’ye de sıçrar ve sıçradı da. Malatya Gençlik Kolları’nın yarısı Ankara’daki patlamada katledildi” diye konuştu.

    CHP İl Başkanı Enver Kiraz da konuşmasında geçtiğimiz Ramazan Bayramı’ndaki konuşmasını hatırlatarak, “2 ay önce Ramazan Bayramı’nda iyi dilek temennilerinde bulunmuştuk ama maalesef ülke daha büyük travmalarla karşı karşıya kaldı. Önümüzdeki döneme ilişkin terörün artık son bulduğu, şehit cenazelerinin gelmediği, insanların katledilmediği, katliamların yaşanmadığı, insanların bayramdan bayrama et yemediği, yoksulluğun yok olduğu bir gelecek diliyoruz” dedi.

    12 Eylül askeri darbesinin yıl dönümü olduğunu da belirten Kiraz, “Hepimizin kafalarında karanlık bir yeri var. Dolayısıyla 36 yıl geçmesine rağmen o derin yaralar hala yüreğimizde devam ediyor” ifadelerini kullandı.

    Son yaşanan 15 Temmuz darbe girişiminin halen yeteri kadar ders alınmadığını gösterdiğini belirten Kiraz, “Bu darbe girişimi bu yüzyılda içler acısı bir durum” dedi.

  • (Özel Haber) İnanoğlu: “Türkiye’de yastık altında 5 tondan fazla altın olduğunu düşünüyorum”

    47 yıllık kuyumcu Ertaş İnanoğlu, altındaki düşüşün bir süre daha devam edeceğini ifade ederek, “Ancak altın zirveyi sever ve yeniden yükselecektir” dedi.

    Altın fiyatları yaklaşık 10 gündür düşük seviyede seyrediyor. 24 ayar bazında 1 gram altın fiyatları 123 ile 126 TL arasında değişirken, önümüzdeki bir süre daha fiyatların bu seviyede kalması bekleniyor. Altın piyasasıyla ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulunan 47 yıllık kuyumcu ve Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) 22 No’lu Meslek Komitesi Başkan Yardımcısı Ertaş İnanoğlu, altın fiyatlarındaki düşüşün biraz daha devam edeceğini ifade etti. Ancak bu süre sonra altının yeniden yükselişe geçeceğini vurgulayan İnanoğlu, “Altının düşmesinin nedeni hepimizi derinden etkileyen, alçakça yapılan darbe girişiminin ardından piyasanın normale dönmesi ve en önemlisi Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin yeniden düzelmesidir. Rusya ile ilişkiler düzeldikten sonra piyasalar oturdu. Normal olarak yaklaşık 10 gündür altın fiyatları aynı yerlerde dolaşıyor yani 123 ile 126 TL arasında gidip, geliyor. Bu bir müddet daha bu şekilde devam edecektir. Tabi ki dünya piyasalarında ONS’un yükselmesinden kaynaklanan bir olayda otomatikman altında yükselme olacaktır. Altın çünkü zirveyi sever ve geldiği yeri asla unutmaz. Altın yine o zirveye oturacaktır” diye konuştu.

    “Yastık altında 5 tondan fazla altın olduğunu düşünüyorum”

    Merkez Bankası’nın yastık altındaki altınları çıkarmak için yaptığı düzenlemeyle ilgili de İnanoğlu, “Şu anda Merkez Bankası’nın yapmış olduğu, Hükümetin politikasıyla yastık altındaki altınların tüm dünya borsaları içerisinde değerlendirilmesi söz konusu oldu. Bunlarda illere göre kimlerin ne kadar mevduat hesabı var, hangi ilde ne kadar altın var ortaya çıkmış olacak. Şu anda Mersin’de 235 milyon 812 bin TL’lik insanların bankada altın hesabı var. Bunları da Mersin nüfusuna bölecek olursak, kişi başına 135 TL’lik bir bankalarda insanların hesabı var. Türkiye’de kısa sürede 45 ton yastık altından altın çıkmıştı. Bu uygulamayla ve Hükümetin teşvik edeceği yüzde 1’lik dilim payla yastık altındaki altınların çıkacağını düşünüyorum. Şu anda yastık altında 5 tondan fazla altın olduğunu düşünüyorum. Allah bir daha göstermesin bu darbe olayını ama insanlar bu olaydan sonra biraz tedirgin. İnsanlar bu yüzden aman altın filan almayalım, hiçbir şey yapmayalım, altın bizi bir yere götürmez, elimizdeki altınları bankaya, şuraya buraya da yatırmayalım diyorlar. Bu yüzden altın bankacılığı biraz yavaşlayabilir” şeklinde konuştu.

    “Herkes kendi işini yapsın”

    Altın bankacılığının kuyumcuları çok büyük bir ölçüde etkilediğini belirten Ertaş, “Yaklaşık 2 yıldan bu yana altın bankacılığı bizi kötü bir şekilde etkiledi. Biz bunu başından da söyledik, herkes kendi işini yapsın diye. Ama tabi olay farklı. İnsanlar bankalara hesap açıyorlar, altınlarını yatırıyorlar veya sanal ortamda bir şeyler yapıyorlar. Neticede burada otomatikten bankalardaki işlemlerin ne şekilde olup, ne şekilde yürüdüğünü daha sonra buradan zarar ettiğini söyleyen müşterilerimiz de oldu. Biz vatandaşa bu konuda gerekli açıklamayı yapıyoruz. Ancak bu bizim işleri bitirme noktasına getirdi. Kuyumcu esnafı zor günler geçiriyor” ifadelerini kullandı.

    “Aileler düğünlerde artık çocuklar mesut olsun da birer halka ile bu işi bitirelim diyorlar”

    Yaz aylarının düğün ayları olduğunu kaydeden Ertaş, “Bu sene de çok iyi geçmedi. Çünkü artık eski işler yok, eski düğünler yok. Eskisi gibi şu kadar altın alacaksınız, şu kadar bilezik alacaksınız diye bir konu yok. Ailelerimiz artık çocuklarımız mesut olsun da birer halka ile bu işi bitirelim diyorlar. Çünkü şu anda bazı şeyler çok pahalı. Evlenen çiftler de zor durumda evleniyorlar. Evlenecek gençlerimiz artık buraya geliyorlar, biz evleneceğiz, kendi işimizi kendimiz göreceğiz, birer yüzükle bu işi bitirelim diyorlar. Tüm Türkiye’de kuyumcuların iş hacmi yüzde 75 oranında gerilemiştir” dedi.

  • ’Sudan bahanelerle’ görevinden istifa ettirilen polis memuru, hayatını karartan komiserin FETÖ’cü olduğunu iddia etti

    Komiserinin istediği bir bardak suyu musluktan verince edilen hakaretler nedeniyle görevinden istifa eden polis memuru Mehmet Babacan, hayatını karartan komiserin FETÖ’cü olduğunu ileri sürdü.

    İstanbul da polis memuruyken, FETÖ üyesi olduğunu iddia ettiği komiserine musluk suyu veren Mehmet Babacan, polislikten istifa etti. Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde Uluslararası İlişkiler Bölümünü de dereceyle bitiren Mehmet Babacan, Yüksek Lisans eğitimini ise Kamu Yönetimi Bölümünden aldı.

    Teşkilattan ayrılmasının çok basit bir sebep olduğunu vurgulayan Babacan, “Üniversite eğitimimi dereceyle bitirdikten sonra, Polis Meslek Eğitim Merkezinden de 6 aylık eğitim sonrasında İstanbul’da göreve başladım. Daha sonra 2 yıl yüksek lisans yaptım ve kurumum hakkında da bir tez yazarak, Emniyet Genel Müdürlüğüne sundum. Çok beğenildi, bu şekilde başarılı çalışmaları olan bir polis memuru olarak, daha sonra çok basit bir musluk suyu olayı için şuan işsiz olmam beni çok yıpratıyor” diyerek yaşadıklarını anlattı.

    Yaşadığı trajikomik olayın gerçekleştiğine ve şu anki sonucuna halen inanamadığını belirten eski polis memuru Mehmet Babacan, “Bir komiserimin benden bir bardak su istemesi ve benim de görev esnasında ona verdiğim suyun damacana suyu değil de, musluk suyu olduğunu iddia etmesi sonrasında, görev arkadaşlarımın arasında benimle dalga geçip, hakaret etmesi sonrasında onurum kırıldı. O komiserimin yaklaşık yüz kişilik bir toplantı salonunda, herkesin gözü önünde bana etmediği hakaret kalmadı. Beni sürdüreceğini ve hatta anamdan doğduğuma pişman edeceğini söyledi. Ben de bu konuyla ilgili üstlerime şikayette bulundum. Ancak bir sonuç alamadım. Kendimi bir boşlukta hissettim ve 2012 Eylül ayında polislik mesleğimden istifa ettim” şeklinde konuştu.

    “Komiserin yanına dışarıdan hoca isimli şahıslar gelirdi”

    Başarılı eğitim hayatına rağmen meslek hayatında hayal kırıklığına uğrayan Babacan, istifasının ardından ise Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından kendisine 8 bin 500 TL para tazminatı gönderildiğini, son olarak da nişanlısından olduğunu ifade etti. Hayatını karartan komiser Ç.K’nın FETÖ’cü olduğunu ileri süren Babacan, dışarıdan hoca isimli kişilerin komiserin odasından çıkmadığını belirterek “Dışarıdan emniyete sivil bir adam gelirdi komiserin odasında kalırdı. Herkes ona hoca diye hitap ederdi. Bu kişinin emniyetle hiçbir ilişkisi yoktu. Polisler arasında bir guruplaşma vardı. Öyle tahmin ediyorum ki, bazı guruplar cemaat üyesiydi bunlar ayrıcalıklıydı. Bizim gibi kendi çabalarıyla bir yere gelenlerin ise, pek bir değeri yoktu. Bir bardak su yüzünden beni harcadı ve şu anda kendisinde bazı olaylardan dolayı hakkında disiplin araştırmaları ve disiplin soruşturmaları açıldığını duydum. O zaman benimle birlikte çalışan arkadaşlarımız bu şekilde bilgi verdiler. Şuan aldığım bilgi doğrultusuyla kendisi hakkında soruşturma açıldı. Yasa dışı FETÖ/PYD örgütünün mensubu olduğuna inanıyorum” ifadelerini kullandı.

    “Evlenemedim onlar yüzünden”

    Bir bardak su yüzünden hayatının karardığını vurgulayan Babacan, “Bir bardak su isteyen, musluk suyu diyerek arkadaşlarımın önünde beni rencide eden komiserim beni tehdit etti. Ben seni süründüreceğim, attıracağım ne yapıp edim seni sürdüreceğim gibisinden tüm polis memurların önünde beni rencide etti. Bu tehditleri yaparak, beni meslekten ayrılmak zorunda bıraktı. Ben yaklaşık 3 senedir maddi ve manevi olarak zor şartlar altında yaşıyorum. Mesleğime geri dönmek istedim, fakat bir türlü kabul edilmedim. Geçici işlerde çalışıyorum. Evlenecektim, evlilik arifesindeydim evlenemedim. Ben FETÖ örgütü mensubu emniyet görevlileri tarafından bir bardak su yüzünden attırılan başarılı bir polis memuruydum. Bu ülkenin böyle başarılı insanlara ihtiyacı var. Böyle eğitim seviyesi yüksek, bilgi seviyesi yüksek polis memurlarına ihtiyacı var. Benim istediğim başarıyla sürdürdüğüm hem akademik, hem fonksiyonel olarak çok güzel bir şekilde devam ettirdiğim memuriyetime geri dönemimin kabul edilmesidir” diye konuştu.