Etiket: Olduğunu

  • AK Parti İstanbul İl Başkanı Temurci: “Biz 15 Temmuz’da karargahın kime ait olduğunu millet olarak gösterdik”

    AK Parti İstanbul İl Başkanı Dr. Selim Temurci, “Halen 15 Temmuz’u yaşadıktan sonra gazete manşetlerinde ‘Karargah Rahatsız’ ifadelerini okuyorsak, bu ülkede ve topraklarda yaşayan herkese çok büyük sorumluluklar düşüyor. Biz 15 Temmuz’da karargahın kime ait olduğunu millet olarak gösterdik” dedi.

    28 Şubat mağdurlarının şahitliklerini ve neler yaşandığını özetleyen “Şubattan Sonra” belgeselinin gösterimi Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. AK Parti İstanbul İl Başkanlığı Kadın Kolları tarafından düzenlenen gösterime, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, AK Parti İstanbul İl Başkanı Dr. Selim Temurci, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, AK Parti İstanbul Milletvekili Fatma Benli, AK Parti İl Kadın Kolları Başkanı Şeyma Döğücü, İl Yönetim Kurulu üyeleri, Toplumsal Hafıza Derneği Başkanı Fatma Aydın Ataş, ilçe başkanları, kadın ve gençlik kolları ile partililer katıldı. Program öncesi Bakan Kaya, AK Parti İstanbul İl Başkanı Temurci, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş ve Kadın Kolları Başkanı Döğücü, fuaye alanındaki “28 Şubat Fotoğraf Sergisi”ni gezdi. Protokol sergiyi gezdiği esnada 10 yaşındaki Ebrar Tığ, Temurci’yi bir anda karşısında görünce şaşırdı. Temurci, küçük kızı yanına çağırarak yanaklarından öptü. Ardından Temurci, Ebrar’a Kadın Kolları Başkanı, Bakan Kaya ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş’ı tanıyıp tanımadığını sordu. Protokolün bir süre sohbet etmesinin ardından Bakan Kaya, küçük kızla beraber sergiyi gezdi. Ardından salona giriş yapan protokolü partililer coşkuyla karşıladı.

    “Ders alındığı taktirde gelecek çok daha güçlü bir şekilde bizlerin olmaya devam edecektir”

    AK Parti Kadın Kolları Başkanı Şeyma Döğücü’nün açılış konuşmasının ardından kürsüye gelen Temurci, partililere hitap etti. 28 Şubat’ta herkesin kendine göre birçok çileyi çektiğini belirten Temurci, “Ancak 28 Şubat en fazla hanımlarımızın çektiği çileyle hatırlanan bir darbedir. Onun için hanım kardeşlerimizin bugün burada böyle bir buluşmada olması, 28 Şubatta onlarla birlikte konuşmamız bugün ve yarın Türkiye’nin geleceği için çok önemlidir. Acaba 28 Şubat dediğimiz o post modern darbe bu coğrafyanın üzerinde yaşadığımız topraklarda gördüğümüz felaketlerden sadece birimiydi. Darbe dediğimiz şey bu topraklarda 28 Şubat ya da 15 Temmuz muydu. Aslında tarih içerisinde coğrafyamızda yaşamış olduğumuz her bir darbe, girişim ayrı ayrı analiz edilmesi gerekir. Biz 28 Şubat’ı, 15 Temmuz’u yaşarken bize bu darbeyi yaşatanlar, rahmetli Adnan Menderes’i 1960’da darbeyle darağacına gönderenler, hatta astıktan sonra idam ettikleri ipin parasını bile ailesinden isteyen o alçaklar bu milletin çocukları olabilir miydi? 15 Temmuz’da bizim insanımıza bizim silahımızla o tankları, tüfekleri doğrultanlar bu ülkenin çocukları olabilir miydi? Bunlar bir anda nasıl yetişmişti? Onun için tarih içerisinde 28 Şubatlar da, 15 Temmuzlar da sadece bir noktadır. Ders alındığı taktirde gelecek çok daha güçlü bir şekilde ümmet, medeniyet anlayışı olan ve bu topraklara aşık olan bizlerin olmaya devam edecektir” dedi.

    “Biz 15 Temmuz’da karargahın kime ait olduğunu millet olarak gösterdik”

    “Sultan Abdülaziz katledildiği zaman onu katledenleri aslında bugün burada daha net bir şekilde görmemiz lazım” diyen Temurci, “28 Şubat’ta başörtüsünden ve bu milletin inancından korkanlarla 1876’da Sultan Abdülaziz’i öldürenler, 31 Mart 1909’da Sultan Abdülhamid’i tahttan indirenler ve Menderes’i idama götüren ruh İttihatçı ruhtu ve Jön Türk anlayışıydı ve 28 Şubat’ı da, 15 Temmuz’u da yapan aynı ruhtu. Dolayısıyla bu topraklarda darbe geleneği asla unutulmamalıdır. Halen 15 Temmuz’u yaşadıktan sonra biz gazete manşetlerinde ‘Karargah Rahatsız’ ifadelerini okuyorsak, hanım kardeşlerimize bu ülkede ve topraklarda yaşayan herkese çok büyük sorumluluklar düşüyor. Biz 15 Temmuz’da karargahın kime ait olduğunu millet olarak gösterdik. 28 Şubat’ta sizin ve annelerinizin duaları bize yepyeni kapılar açtı. Sizin gibi dualar edecek, ellerini kaldırıp ‘Amin’ dediğinde duaları kabul edilecek nesiller yetiştirmek şu anda bu ülkenin en büyük imtihanıdır. Allah bu imtihandan başarıyla çıkmayı herkese nasip eylesin” ifadelerini kullandı.

    “AK Parti 27 Nisan e-muhtırasına karşı duruşuyla bu milletin iktidara gelebileceğini gösterdi”

    Başkan Selim Temurci sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz Erbakan hocanın 28 Şubat’ta o meşhur MGK’da boncuk boncuk terleyen halini gördüğümüzde hep birlikte çok farklı duygular hissetmiştik. Bugün burada 28 Şubat’ı konuşmak çok kolaydır. Bugün burada bin yıl sürecektir diyenlerin olmadığını görüyoruz. Ama hamd olsun Erbakan hocamız da manevi şahsiyetiyle burada, biz de buradayız, siz de buradasınız ve olmaya da devam edeceğiz. Ben 28 Şubat’ın bu millete en büyük hediyesinin Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti olduğunu söylüyorum. 28 Şubat yaşanmadan adeta bir tarlayı sürer gibi ülkeyi hazır hale getirmişlerdi. Birçok insanı katletmişlerdi. AK Parti döneminde 2001’de kurulduğumuzda 2002’de iktidara geldiğimizde şunları söyledik; bu milletin 28 Şubat’a verdiği cevaptır 3 Kasım 2002. Bu cevabın devamı bizim için çok önemlidir. Seçildiği halde iktidara hiçbir zaman gelemeyenleri AK Parti, 27 Nisan e-muhtırasına karşı duruşuyla bu milletin iktidara gelebileceğini gösterdi.”

    “Bu vesayetçileri tarihin çöp sepetine atmak 16 Nisan’da en büyük görevimizdir”

    “Bu hükümetin adının vesayetçi parlamenterizm idi” diyen Başkan Temurci, “Vesayet odaklarından biri medyaydı, biri ordu, biri iş dünyasıydı, biri üniversiteydi. Milletin kendilerine vermediği hakkı milletin üzerinde kullanarak, milletin iktidarını çalan bu vesayetçileri tarihin çöp sepetine atmak 16 Nisan’da en büyük görevimizdir. Bunu hep birlikte başarmalıyız” diye konuştu.

    AK Parti İstanbul İl Başkanı Temurci’nin ardından bir konuşma yapan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ise, “Bugün üzerinden 20 yıl geçen 28 Şubat, ’millete rağmen ve millet dışı iktidar’ anlayışında olan vesayetçilerin, parlamenter sistemde benzerlerine sıklıkla tanık olduğumuz darbelerinden biri ve ’post modern’ kılıflı olanıdır. Biliyorsunuz, bu kavramlaştırmayı, bizzat darbecilerin kendisi yapmıştır. 28 Şubat; amaçları, aktörleri ve sonuçları itibarıyla bir ’proje’dir. Bu ülke insanlarının zulmüne, haksızlığına ve hukuksuzluğuna çok aşina oldukları, bir ’toplumu, siyaseti ve milleti dizayn’ projesidir. 28 Şubat, takvimden bir gün değil, hazırlıkları ve etkileriyle uzun bir ’sürecin’ adıdır” dedi.

    “28 Şubat’ı bize yaşatanlar milletten asla bir destek göremediler”

    “28 Şubat’ın en büyük acılarını yine kadınlar çekti” diyen Bakan Kaya, “Burada 28 Şubat yüzünden hayatlarının bir kısmı gasp edilen, en temel hakları elinden alınan değerli dostlarımız, ablalarımız, büyüklerimiz var. Biz kaderin üstünde bir kader olduğuna iman etmiş insanlarız. Çalışıp üzerimize düşeni yapacak, mücadelemizi verecek, ondan sonra da tevekkül edeceğiz. İşte sizler, o yenilgi, yenilgi büyüyen zaferin isimlerisiniz. 28 Şubat’ı bize yaşatanlar milletten asla bir destek göremediler. Nitekim, 2001’de kurucu liderimiz Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde siyasi hayatına başlayan AK Partimiz, Kasım 2002 seçimlerinde ezici bir üstünlükle tek başına iktidara geldi. Daha sonra da her seçimde oyunu artırarak iktidarını pekiştirdi. Artık korkulu rüya görmektense uyanık kalacağız. Türkiye’yi, istikrarını sağlam teminatlar altına alan yeni ve çağdaş bir sistemle buluşturmak gerekiyor. Öyle bir sistem kuralım ki, milli irade gaspına alışmış vesayetçilerin bütün ümitleri sona ersin” şeklinde konuştu.

    Konuşmaların ardından Bakan Kaya, 28 Şubat’ta mağdur olan kadınların avukatlığını yapanlara plaket verdi. Daha sonra Temurci’nin de aralarında olduğu protokol hatıra fotoğrafı çektirdi. Programın ardından Temurci’ye partililer yoğun ilgi göstererek, fotoğraf çektirdi.

  • Başkan Çakır, Cumhurbaşkanına bağlama hediye eden alevi vatandaşlara baskı olduğunu söyledi

    Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Malatya ziyaretinde bağlama hediye eden alevi vatandaşların baskı gördüğünü söyleyerek, “Ama tabi onlara da yapılan bir baskı var” dedi.

    Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır, bir dizi açılış için geçen hafta sonu kente gelen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Malatyalılarla buluşmasını İHA’ya değerlendi. Açılış mitingine 100 binin üzerine Malatyalının katılığını belirten Çakır, Cumhurbaşkanına hediye ettiği atın ne anlama geldiğini de paylaşarak, “Burada Hara’nın varlığına dikkat çekme, Hara’nın daha da geliştirilmesi noktasında, daha da kente değer katması noktasında bir adım atmaktı. En temel hedefimiz buydu” diye konuştu.

    “100 binin üzerinde bir katılımın olması gerçekten çok manidardı”

    Çakır, Cumhurbaşkanını tahmin edilenin üzerinde bir kalabalığın karşıladığını belirterek, “Coşkulu bir karşılama oldu gerçekten. Malatya’nın her yerinden, ilçelerinden bu alana bir yığılmanın olduğunu gördük. 15 Temmuz’dan sonra Cumhurbaşkanımız ilk defa Malatya’ya geldi. Demek ki hemşerilerimizde de büyük bir özlem oluşturdu. Gerçekten tahminlerin üzerinde bir katılım oldu. 100 binin üzerinde bir katılımın olması gerçekten çok manidardı. Bu şunu gösteriyor, demek ki insanlar Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine olan güveni ve desteğini diğer bir yandan gösteriyor. Bu anlamda önemliydi. Cumhurbaşkanı ve heyeti son derece memnun kaldı, son derece memnun ayrıldı Malatya’dan” dedi.

    “Referandumda evet oyu vereceğiz dediler”

    Başkan Çakır, belediyeyi ziyaretinde Cumhurbaşkanına hediye ettiği atın ne anlama geldiğini de aktararak, “Belediyemizi ziyaretinde Cumhurbaşkanımıza bir at hediye ettik. Bu atın önemi de tabi ki burada Hara’nın varlığına dikkat çekmek, Hara’nın daha da geliştirilmesi noktasında, daha da kente değer katması noktasında bir adım atmaktı. En temel hedefimiz buydu. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımıza da Hara ile ilgili bilgi verdik. Buranın 7 bin dönümlük bir alan olduğunu, 1865 yılında, 1. Abdulaziz döneminde kurulduğunu, Abdulhamit döneminde de Osmanlı ordusuna at yetiştiren bir yapıya dönüştüğünü, daha sonra Cumhuriyet dönemindeki evreleriyle birlikte en son TİGEM’e dönüştüğünü anlattık. Esas olarak bunları amaçladık ve atımızı hediye ettik. Kendileri bundan memnun oldular. Yine yöresel kıyafetli ninelerimiz, annelerimiz karşıladılar burada Cumhurbaşkanımızı. Yöresel kültürümüzün yaşaması adına arkadaşlarımız daha önce kırsal yerlerimizi ziyaret ederek, şuanda çok kullanılmayan o giysilerin yaşatılması için bir çalışma yapmıştık. O yöresel kıyafetlerimiz giyen teyzelerimiz, ninelerimizi buraya davet ettik ve onlar da Cumhurbaşkanımızı karşıladılar. Çakır, daha önce kendisine bağlama hediye edip referandumda ‘evet’ oyu kullanacaklarını açıklayan alevi vatandaşların Cumhurbaşkanına da bir bağlama hediye ettiğini kaydederek, “Alevi vatandaşlarımız, muhtarlarımız daha önce bizi ziyaret edip bir bağlama hediye etmişlerdi. Bana biz aynı bağlamadan Cumhurbaşkanımıza da hediye etmek istiyoruz dediler ve referandumda da evet oyu vereceğiz dediler. Ama tabi onlara da yapılan bir baskı var. Ona halk baskısı mı diyelim yoksa kamuoyu baskısı mı diyelim, öyle bir baskı oluşturuldu. Bunu ben ilk geldiklerinde kendilerine de dedim. Dedim ki, size biraz sıkıntı çıkarırlar. Doğru olan nedir, insanlar hür düşünebilmeli, düşüncesini ifade edebilmeli, iradesini mutlaka yansıtabilmeli. Aksi taktirde bu tür baskılar, eleştiriler olayı farklı boyutlara çekmeler doğru şeyler değil. Bu arkadaşlarımızın böyle bir çevre baskısına maruz kalması bizleri üzüyor gerçekten” diye konuştu.

  • “Hakiwi” ile “Hurartma” isimlerini duyanlar ne olduğunu merak ediyor

    Artvin’de Ayhan Şahenk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri kente özgü “Hakiwi” ile “Hurartma” adı verilen yiyecek ve içecek üretimine başladı.

    Okulun Yiyecek ve İçecek Hizmetleri Bölümü son sınıf öğrencileri öğretmenleri Güngör Duyar’ın önderliğinde ’Hurartma’ ve ’Hakiwi’ adını verdikleri yöresel içecek ve tatlı üretimine başlamalarının ardından

    İl Milli Eğitim Müdürü Abdulcelil Kahveci ve Okul Müdürü Orhan Sevim, ile birlikte Vali Ömer Doğanay’ı makamında ziyaret ederek ürettikleri yöresel ürünlerden ikram ettiler.

    Artvin’de yetiştirilen Trabzon Hurması ve kivinin besin bileşiminden bütün bireylerin faydalanmasını sağlamak amacıyla bir proje yaptıklarını belirten Yiyecek ve İçecek Hizmetleri Bölümü öğretmeni Güngör Duyan, ”Projemizin amacı hurmada ve kivide bulunan besin değerlerinden faydalanarak sağlıklı, yöresel bir içecek elde ederek çeşitliliği arttırmak, posasından ise atıştırmalık tatlı hakiye cezerye elde etmekti. Ayrıca insanların bu meyvelerin tadına, lezzetine ve besin bileşimine ulaşmasını sağlamayı amaçladık” dedi.

    Ürettikleri yöresel ürünlerin içeriği hakkında bilgi veren Duyar, ”Trabzon Hurması, kivi, tarçın, nane, karanfil karışımından ’Hurartma’ adını verdiğimiz Artvin’e özgü bir içecek elde ettik. Lifli posasından ise ’Hakiwi’ adını verdiğiniz cezerye şeklinde atıştırmalık tatlı elde ettik. Öğrencilerimizin hummalı çalışmaları neticesinde ürettiğimiz yöresel içecek ve tatlımızı bütün halkımızın beğeneceğini düşünüyoruz” diye konuştu.

    Hurartma ve Hakiwi’nin tadına bakan Vali Doğanay, her iki ürünün de çok lezzetli olduğunu belirterek makamına gelen konuklarına yöresel ürünleri ikram edeceğini söyledi.

    Artvin’e özgü yöresel içecek ve tatlısının kısa sürede tüm Artvin halkı tarafından beğenileceğine inandığını kaydeden Doğanay, projenin sahibi okul idarecileri, öğretmenlerini ve öğrencilerini başarılı çalışmalarından dolayı kutladı.

    Hurartma ve Hakiwi’nin faydaları

    Özellikle kalp-damar, sindirim sistemi hastalıklarına iyi geldiği, bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği, sindirim sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanılabileceği belirlenmiştir. Ayrıca zayıflama, 100 gramda 0.3 miligram demir ihtiva etmesi nedeniyle kansızlığın, A, B, C vitaminlerini ihtiva ettiğinden dolayı da vitamin eksikliğinin tedavisinde kullanılabilmektedir. 6-7 yaş civarındaki çocuklarda, kivi solunum yolları açısından olumlu etkilere sahiptir. Çocukların yaşamış olduğu nefes darlığı, burun akıntısı, hapşırma, kronik öksürük ve de gece öksürüğü gibi sorunlara da kivi iyi gelmektedir.

  • Kalbinin delik olduğunu 25 yaşında öğrendi

    Üniversite öğrencisi Muhammed Kaya, şüphe üzerine gittiği doktorundan 25 yıldır delik bir kalple yaşadığını, aynı zamanda kalp kapakçığında sorun olduğunu öğrendi.

    Bursa’da çocukluğu boyunca ciddi herhangi bir sağlık sorunu yaşamayan Muhammed Kaya, 25 yaşına yaklaşırken kendinde bazı değişiklikler görmeye başladı. Acıbadem Bursa Hastanesi’ne gelerek sorunun ne olduğunu anlamaya çalışan Kaya, yapılan tetkikler sonrasında kalbinde doğuştan bir delik ve sağ kalp kapakçığında darlık olduğunu öğrendi. Kaya’nın doktorları ise bu iki hastalığın birden bulunmasının nadir rastlanan bir durum olduğunu ifade etti.

    Muhammed Kaya doğduğunda doktorlar, kalbinde delik olduğunu ancak hiçbir işleme gerek kalmadan bunun yıllar içinde kendiliğinden kapanacağını söyledi. Ailesi de Muhammed uzun yıllar hiçbir sağlık sorunu yaşamadığı için deliğin zaman içerisinde kapandığını zannetti.

    “Yaş ilerledikçe belirti veriyor”

    Kalbinde delik ve kalp kapakçığında sorun olan Muhammed Kaya’nın tedavisini gerçekleştiren Acıbadem Bursa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Şenol Coşkun, süreç ile ilgili şu bilgileri verdi;

    “Doğuştan kalp dokusunun yeterince gelişmemesi sonucunda oluşan rahatsızlık özellikle yaş ilerledikçe ve vücut büyüdükçe belirti veriyor. Gerekli tetkiklerin yapıldığı Muhammed Kaya’da, kalbin iki kulakçığının arasında bir kalp deliği ve bir kapak darlığı bulunduğunu tespit ettik. Bir hastada her iki hastalığın birden bulunması çok nadir rastlanan bir durum. İki hastalık birden oluşsa da, tedavi açısından şanslı bir hastaydı. Çünkü ameliyat yapılmayacak aksine girişimsel yöntemlerle tedavi olabilecekti. Ameliyatsız bir yöntem olan ASD ile deliği kapatılacak ve balon yöntemiyle sağ kalp kapağını genişletilecekti.”

    “Hayatını kaybedebilirdi”

    Kalpten akciğere giden ana damardaki kapak darlığının kişiye istirahati sırasında bir sorun çıkarmadığını söyleyen Dr. Şenol Coşkun, “Kalpten akciğere kirli kan taşıyan damarın kapağı dar olduğu için, kişinin hareketleri hızlandıkça daha da hızlı çalışmaya başlayan kalpte kanın oksijenlenmesi giderek güçleşiyor. Bu durum kalpte kirli kan birikmesine ve kalbin pompa fonksiyonunu yerine getirememesine neden oluyor ve kişi hayatını kaybediyor. Muhammed Kaya şikayetlerini önemsemeyerek hastaneye başvurmakta biraz daha gecikseydi, kalbinde telafisi imkansız hasarlar oluşabilir, hayatını kaybedebilirdi” dedi.

    “2 farklı sorun tek operasyonla düzeltildi”

    Vakit kaybetmeden tedavi sürecine başlanan Muhammed Kaya’nın dar kalp kapağının kapalı olan balon yöntemi ile açılması ve aynı anda kalp deliğinin şemsiye yöntemi ile kapatılması işlemine karar verildi. 1 saat süren operasyon sırasında önce dar olan pulmoner kapak genişletildi. Ardından kalbin kulakçıkları arasında olan 15 mm çapındaki delik şemsiye yöntemi ile kapatıldı. Herhangi bir kesi yapılmadan, kasıktan iki küçük delik ile gerçekleştirilen operasyonlar sonrasında Muhammed Kaya, sağlığına kavuştu. 1 gün gözlem altında kaldıktan sonra da taburcu oldu.

    “Tüm şikayetlerim sona erdi”

    Tek operasyon ile kalbindeki iki sorunun da tedavi edilebileceğini öğrendiğinde büyük bir şaşkınlık yaşadığını ifade eden Muhammed Kaya, “Her iki sıkıntım da tek bir işlem sayesinde sona erdi. Operasyon sonrasında kendime geldiğimde annemi gördüm. Bana kalbimdeki deliğin başarıyla kapatıldığını söylediğinde çok duygulandım, gözlerim doldu. Şu an çok iyiyim. Çabuk yorulmak, nefes darlığı çekmem gibi şikayetlerim sona erdi. Acıbadem Bursa Hastanesi’ne, doktorum Şenol Coşkun’a ve tüm hastane ekibine çok teşekkür ederim. Onlar sayesinde artık sağlıklı bir hayat sürebilirim” şeklinde konuştu.

  • Evin balkonundan düşen oğlunun öldüğünü adliyede öğrendi

    Bolu’da 4. kattan düşerek hayatını kaybeden 10 yaşındaki Umut Sünbül’ü 3 günlükken evlatlık edinen annesi Gülsen Başaran ’taksirle ölüme neden olma’ suçlamasıyla çıkarıldığı mahkemede serbest bırakıldı.

    Bolu’nun Karamanlı Mahallesi Stadyum Caddesi Esen Sokak’ta bulunan Umut Apartmanı’nın 4. katında kendisini evlatlık edinen annesi ve annesinin daha sonra evlendiği ikinci eşiyle birlikte yaşayan 4. sınıf öğrencisi 10 yaşındaki Umut Sünbül, balkondan aşağı sarktı. Kolları yorulunca ’kurtar beni anne’ diyerek bağıran Umut’u duyan anne Gülsen Başaran balkona koştu ama çocuğun düşmesine engel olamadı. 112 sağlık ekipleri tarafından İzzet Baysal Devlet Hastanesi yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan Umut Sünbül tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

    “Anne sinir krizleri geçirdi”

    Olayın ardından ifadesi alınmak üzere karakola götürülen anne Gülsen Başaran, Umut’un ölümünün ardından adliyeye sevk edildi. Evlatlık edindiği Umut’un öldüğünü bilmeyen anne hem olayın şoku hem de çocuğu kendisinden alırar korkusuyla uzun süre savclıkta ifade veremedi. İfade sırasında sürekli, ’çocuğumu benden almayın’ diyen anneye, Umut’un öldüğünün söylenmesi üzerine Gülsen Başaran sinir krizleri geçirdi. Uzun süre ağlayan anne kendine geldikten sonra ’taksirle ölüme neden olma’ suçlamasıyla mahkemeye sevk edildi.

    “O gün ilacını almamıştı”

    Mahkemeye sevk edilen Gülsen Başaran hakim karşısında verdiği ifadede oğlunun hiperaktif olduğunu belirterek, “Umut’a ben kendi çocuğum gibi baktım. Hatay’da kaldığım zamanlarda kocam ölünce başkalarının evine temizliğe giderek yemedim yedirdim, kendim giymedim ona giydirdim. Umut’un sağlık sorunu nedeniyle günlük ilaç alması gerekiyordu. O gün de ilacını aldın mı diye sordum ama içmeyeceğim dedi. Ona ilacı içirmek isterken evden kaçarak aynı apartmanın 2. katındaki kuaföre gitti. Oğlumu kuaförden alıp tekrar eve çıktım. İlacı içirmek için diretince koşarak balkona gitti. Balkonun demirlerinden tutunmuş ve aşağı doğru sarkmıştı. ’Anne beni kurtar’ diye bağırıyordu, ben de onu tuttum ama başaramadım ve aşağıya düştü” şeklinde konuştu.