Etiket: Olamaz”

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Benim için muhtar bile olamaz diyenler milli iradenin ne demek olduğunu bilmiyorlardı”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Mahalleye muhtar olarak seçilmişse, her ne kadar benim içinde muhtar bile olamaz dedilerse, de bu ülkeye muhtar da cumhurbaşkanı da olduk. Çünkü o başlıkları atanlar bu ülkede milli iradenin ne olduğunu bilmiyorlardı. Ama şimdi milli iradeyi öğrenmeye başladılar” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Valiliği tarafından Yenikapı Avrasya Gösteri Merkezinde düzenlenen iftar programına katıldı. Programın yapıldığı salona giriş yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, vatandaşlar tarafından ilgiyle karşılandı. İftar programında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve vatandaşlar ezanın okunmasıyla birlikte dualar eşliğinde oruçlarını açtı.

    İftar programında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Milletimizle en çok iç içe olan, yapılan hizmetleri de eksik kalan işleri de bilen kesim muhtarlarımızdır. İçişleri Bakanlığımızda muhtarlar daire başkanlığı kurduk. Muhtarlarımız mahalleyle ilgili talepleri ister formlarla isterlerse internet üzerinden bildiriyorlar. Bakanlığımızda meseleyi takip edip sonucu iletiyorlar. Muhtarlarımıza verdiği kıymet milletimize olan saygımız gereğidir. Mahalleye muhtar olarak seçilmişse, her ne kadar benim içinde muhtar bile olamaz dedilerse, de bu ülkeye muhtarda cumhurbaşkanı da olduk. Çünkü o başlıkları atanlar bu ülkede milli iradenin ne olduğunu bilmiyorlardı. Ama şimdi milli iradeyi öğrenmeye başladılar. Artık o kişi demokratik sistemde farklı bir yere gelmiş demektir. Önümüzdeki dönemde de her fırsatta muhtarlarımızla bir araya gelmeye devam edeceğiz” dedi.

    “Gayrisafi Milli Hasılaya göre az gelişmiş milletlere destek olma noktasında Türkiye 1 numaradır”

    İstanbul’un önemine değinerek konuşmasını sürdüren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İstanbul 3 heceden ibaret değildir. İstanbul Türkiye’dir. İstanbul dünyadır. Böyle bir şehirde yaşamak, böyle bir şehirde sorumluluk üstlenmek kolay değildir. Büyükşehir belediye başkanlığını yaptığım için yönetici olmak ne demek çok iyi biliriz. Gençliğimizden beri İstanbul’da sorumluluk üstlendik. Sosyal kültürel çok faaliyette, siyasette, belediyede, başbakan olduk sorumluluk taşıdık. Cumhurbaşkanı olduk aynı şekilde devam ettik. Biz bunca sorumluluk üstlendik ve ne yaptık. Bu soruyu kendi kendime çok sordum. Biz bu emanete hakkıyla taşıdık mı, ileriye götürdük mü? İstanbul’a yaptığımız ve Türkiye’ye yaptığımız hizmetlere ve coğrafyaya yaptığımız hizmetlere baktık. Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın mazlumlara yaptığımız hizmetlere baktık. Hamd olsun her yerde eserlerimizi gördük. Dünyada en aza gelişmiş ülkelere destekte 1 numaralı ülke ABD görünür. Gayrisafi milli hasılaya göre dünyada 1 numaralı ülke Türkiye’dir. Biz numarayız, ABD değil, İngiltere bizden çok daha geride. Sizler böyle bir ülkenin evlatlarısınız” diye konuştu.

    “Şimdi sıkıysa herhangi bir hastane hastayı kapıdan geri çevirsin”

    Sağlıkta yapılan çalışmaları anlatarak yaşı 18 olan gençlerin yapılan yatırımlar hakkında bilgilendirilmesi gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sağlıkta yatırım yaptık, doktor atadık, hastaneler yaptık, şimdi şehir hastaneleri yapıyoruz, röntgen çektiremiyorduk. MR mı vardı, tomografi mi vardı. Bunları bizimle beraber var. İnsanların sağlam girip hasta çıktığı, kapıdan girse doktor bulamadığı, ambulans bulamadığı sağlık sistemini bilmiyorlar. Ambulansa diye bir şey yok bizi balık istifi gibi doldurdu, doğru Gerede’ye götürdüler. Bizi Bolu’ya götürecek hemşire bile yoktu. Hemşire en az yaralı olan arkadaşımız oldu. Serum şişelerini taktılar, bir iki tanesi de onun elinde kaldı. Bolu’ya geldik. İlk hastane devlet hastanesi, soruyor emekli sandığımı SSK’mı? ben doğrusu SSK’lı arkadaşlarla öyle alamayız dediler. Bizi oradan SSK hastanesine gönderdiler ve birkaç gün Bolu da yattıktan sonra İstanbul’a geldik. Şimdi sıkıysa herhangi bir hastane hastayı kapıdan geri çevirsin. Böyle bir şey yok geri çeviremez, özel hastanede dahil, böyle bir muamele yapıyorsa bedelini öder. Biz devletsek bu bütün kurumlar bu milletin evlatlarına ilk müdahaleyi yapmak zorundadırlar. Ondan sonraki ayrı mesele” dedi.

    “Şimdi yaptığımız çalışmaların adeta taçlandırılacağı yeni bir dönemin eşiğindeyiz”

    24 Haziran Seçimleriyle ilgili konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ”Şimdi bu yaptığımız çalışmaların adeta taçlandırılması olarak görebileceğimiz yeni bir dönemin eşiğine geldik. İnşallah 24 Haziran’da bir kez daha icazet alacak ve 2023 hedefler doğrultusunda çalışmaya devam edeceğiz. Milletime sahip yapıyorum. Memleket ziyaretlerini uzatıp sandıkları boş bırakmayın. Oy vererek ülkeye cumhurbaşkanı ve milletvekili seçmiyorsunuz. Aynı zamanda geleceğinizi kararını veriyorsunuz. Sandığınıza gidin ve iradenizi yansıtın. Bir aksilik olursa ahların faydası olmaz. Milletimize en büyük bayramı inşallah 24 Haziran akşamı çalışacağız. Durmadan duraksamadan çalışmaya devam edeceğiz. Sizlerden kardeşlerimize selamlarımızı iletmenizi rica ediyorum” ifadelerini kullandı.

  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: “Peygamberi inkar eden Tanrı anlayışının İslam’la ilgisi olamaz”

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, peygamberi inkar eden, kenarda duran ve hiçbir şeye karışmayan bir Tanrı anlayışının İslam’la ilgisi olmadığını belirterek, “Bu bir tuzaktır. Bu ateizme giden bir yoldur. Bunu propagandasını da yapmak isteyenlere de fırsat vermeyin” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Denizli’de görev yapan din görevlileriyle bir araya geldi. Pamukkale Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleştirilen programda konuşan Erbaş, Diyanet’in 150 bin din görevlisiyle hem yurt içinde hem yurt dışında dini mübini İslam’a hizmet ettiğini söyledi.

    Her bir din görevlisinin hem caminin içinde hem cami dışında yürüteceği hizmetin önemine işaret eden Erbaş, kürsüde ders anlatmaktan çıkan hocanın, mahalleyi, esnafı dolaşarak, dini mübini İslam’ı anlatması gerektiğini savundu. İlk inen vahyin ilim, hikmet ve irfanla ilgili olduğunu ifade eden Başkan Erbaş, bu medeniyetin insanlarının, çocuklarının elinden kitap, kalem düşmemesi gerektiğini kaydetti.

    Başkan Erbaş ikinci gelen vahiyde ‘kalk ve uyar’ emrinin olduğuna işaret ederek, “Okumak, ilim, irfan, kitap ve bunların ulaştırılması, kalkacağız, inzar edeceğiz, uyaracağız. Sadece mahallemiz, köyümüz, şehrimiz değil, bütün dünya bizden bunu bekliyor. İnsanları yeterince aydınlatma noktasında vazifenin yeterince yapılıp yapılmadığının muhasebesinin yapılması gerekiyor. Kendimizi hesaba çekelim, çocuklarımız, gençlerimiz ne durumda? Onlara yeterince sahip çıkabiliyor muyuz, onlara dini mübini İslam’ı zorlaştırmadan kolaylaştırarak, nefret ettirmeden sevdirerek öğretebiliyor muyuz? Yoksa hesabımız ağır olur” diye konuştu.

    “Kim peygamberi, vahyi inkar eder de hala Müslüman kalır?”

    Peygamberi inkar eden, kenarda duran ve hiçbir şeye karışmayan bir Tanrı anlayışının İslam’la ilgisi olmadığının altını çizen Erbaş, şöyle konuştu:

    “Peygamberi inkar ettiğinizde beraberinde kitabı, ahireti de inkar etmiş oluyorsunuz. Yani kendiliğinden olan bir Tanrı anlayışı, onun dışında her şeyi inkar etmiş oluyorsunuz. Bu bir tuzaktır. Bu ateizme giden bir yoldur. Bunu propagandasını da yapmak isteyenlere de fırsat vermeyin. Birileri de bakınız bize şöyle yaptınız böyle yaptınız milletin çocukları bundan oluyor diye planlı bir propaganda yapıyorlar. Bunlara da aldırmayın. Bu da dini istismardır. Din istismarını en uç noktalarından birisidir. Bir de imam hatipteki bizim yavrularımıza iftira ediyorlar. Kim peygamberi, vahyi inkar eder de hala Müslüman kalır, böyle bir şey olur mu? Sizler bu tür propagandaları sakın pirim vermeyin. Peygamberlerin varisleri olarak bizler onların omuzlarımıza bıraktığı emaneti en güzel bir şekilde taşıyacağız. İhlas ve samimiyet, aşk ve heyecan bizim olmazsa olmazımız. Bizler yorgunluğu yormalıyız. Eğer biz yorgunluğu yorarsak o zaman gençlerimize, çocuklarımıza, herkese daha çok hizmet etmiş oluruz. Bizim yürüyüşümüz, oturmamız, kalmamız, bakışımız, üslubumuz sözlerimizden daha etkili, bunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız. Bizi örnek alacak insanlar.”

    “Vazife şuuru, sabır, tahammül, hoşgörü, güler yüz olmazsa olmazlarıdır”

    Din görevlisinin toplumda en çok okuması gereken insan olduğunu belirten Erbaş, din görevlisinin o okumalarla davetini, irşadını güçlendireceğini söyledi. Bir din görevlisinin en çok önem vermesi gereken özelliklerden bir kaçına değinen Erbaş, “Kendine güvenen ve başkaları tarafından da en güvenilir insanlar olmaya çalışacağız. Şahsiyet ve onur sahibi olmak din görevlilerinin olmazsa olmazlarıdır. Vazife şuuru, sabır, tahammül, hoşgörü, güler yüz olmazsa olmazlarıdır. İletişim gücü en yüksek olması gereken mesleklerden birisi bizim görevimizdir. İrtibatımızın çok yüksek olması lazım, acı ve tatlı günlerinde insanımızın yanında olacağız” şeklinde konuştu.

    Programa Diyanet İşleri Başkan Yardımcıları Prof. Dr. Huriye Martı, Prof. Dr. Ramazan Muslu, Başkanlığın üst düzey yöneticileri, Denizli İl Müftüsü Mehmet Aşık ve çok sayıda din görevlisi katıldı.

  • Ali Yalçın: “Öğretmen performans değerlendirme taslağı tam bir zihni sinir projesi, böyle bir şey olamaz”

    Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “Öğretmen performansı diye bir zihni sinir projesi üzerinden eğitimin neredeyse geleceğine dinamit konuluyor. Öğretmen performans değerlendirme taslağı tam bir zihni sinir projesi, böyle bir şey olamaz” dedi.

    Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Giresun Üniversitesi Şehit Ömer Halisdemir Konferans Salonundaki Giresun teşkilat buluşmasında üyelerle bir araya geldi. Performans sistemini eleştiren Yalçın, “Eğitim bir otorite olarak öğretmeni görmeyi ve ondan alabileceğini almayı gerektirir. Öğrencinin öğretmene not için parmak salladığı ’hoca görüşürüz’ dediği yerde işin rayını çıkarırsınız. Veliye ise ’çocuğunla alakalı sıkıntılar var, bak şöyle böyle sorunlar var’ denildiğinde, velinin ’benim çocuğum öyle değil, benim çocuğuma toz konduramazsınız’ dediği yerde, siz veliye ’öğretmene not ver’ dediğinizde işin suyunu çıkarırsınız. Fatih, Ak Şemsettin’ne not verdi mi? Böyle bir performans oldu mu? Çırak ustaya not verdi mi? Yöntem yanlış. Bu, eğitime ilişkin paradigmanın yanlış olduğunu gösteriyor. Bütün işimiz öğretmenin işini kolaylaştırmak olmalı” dedi.

    Taslağın yanlış olduğunu ve bu işin böyle olmayacağını kaydederek performans sistemini eleştirisine devam eden Yalçın şöyle devam etti:

    “Biz buna baştan söyledik, dedik ’bu taslak yanlış kardeşim’ Böyle bir şey olamaz, taslak sahaya sürüldü, protip uygulaması yapıldı, biz buna itiraz ettik, taslak tamamen indirildi tartışalım diye. Tartışıyorsak söylüyoruz, diyoruz ki bu yöntem yanlış, bu yöntemi geri çekin. Öğretmenler odasına giriyorum, öğretmenler odası ateş küpüne dönmüş durumda, bu sosyal maliyet üretiyor, bu hayra hizmet etmiyor, memnuniyet değil maliyet, şu an maliyet üretiyor. Bu kitleyi tahrik ederek, tepkisel hale getirerek buradan bir çıkış elde edilemez.”

    Konuşmanın ardından Eğitim-Bir- Sen Giresun Şubesi Başkanı Mustafa Öz Genel Başkan Ali Yalçın’a hediye sundu. Program toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

  • Akıncı: “’Sıfır asker, sıfır garanti’ söylemi başlangıç noktası olamaz”

    Sinde Panayırı açılışına katılan KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, ’Sıfır asker, sıfır garanti’ söyleminin başlangıç noktası olamayacağını vurgulayarak, “Sıfır asker, sıfır garanti diyerek müzakereye sadece bunu sağlayacak bir formül için oturamazsınız” dedi.

    İnönü Kültür ve Sosyal Aktivite Derneği (İKSAD) tarafından düzenlenen Sinde Panayırı’na katılan KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı açılış konuşması gerçekleştirdi. Akıncı, “O zaman size var olanın virgülü noktası değişmez derler. Halbuki biz de, Türkiye Cumhuriyeti de böyle söylemedik” ifadelerini kaydetti.

    Kıbrıs Türk tarafının müzakere sürecinde bugüne kadar gösterdiği iyi niyetin ortada olduğunu ifade eden Akıncı, “Bu işler karşılıksız olmaz” dedi. KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, Cenevre’deki Kıbrıs Konferansı’nın, 4 Haziran’da New York’ta yapılan görüşmede varılan mutabakat gereği, BM’nin tüm taraflarla görüşerek onay almasının ardından 28 Haziran’da başlayacağını açıkladığını da belirterek, “Biz Cenevre’ye her zamanki gibi iyi niyetle Kıbrıs’ta barış için gideceğiz” dedi.

    İnönü’deki Geleneksel Sinde Panayırı’nda yaptığı konuşmada Cenevre’ye toptancı yaklaşımlar bir kenara bırakılarak açık zihinle gidilirse zor konuların aşılabileceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Akıncı, “Bu ada hepimize yeter. 50 yıldır çözülemeyen Kıbrıs sorununu çözerek, bu adada refah ve barış içinde yaşanacak bir gelecek inşa etmek mümkündür. Biz bu anlayışla gideceğiz. Umut ederim ki Rum tarafı ve Yunanistan da Cenevre’ye aynı şekilde gelirler ve bu adanın kaderini değiştiririz” diye konuştu.

    “Güvenlik her iki toplumun da meselesidir”

    Güvenliğin sadece Kıbrıs Rum toplumu için önemli olmadığının, sayıca daha küçük olan Kıbrıs Türk halkı için güvenliğin çok daha önemli olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Akıncı, “Güvenlik sadece bir toplumun değil, her iki toplumun da meselesidir. Bu nedenle güvenlik kaygısının müşterek olduğunu daha önce de vurguladım. Bir tarafın güvenlik ihtiyacı sağlanırken, diğer tarafın tehdit algısı içinde yaşamasını istemeyiz. Bizim güvenliğimizin komşularımız için tehdit olarak algılanmasını istemezken, onların da bizim için aynı şekilde düşünmelerini ve davranmalarını isteriz” dedi.

    1960’ta yapılan antlaşmalar olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Akıncı, “Şimdi 2017’deyiz. Artık üniter bir devlet ve Kıbrıslı Türkler’in adanın her tarafında dağınık yaşadığı bir durum yok. Şimdi yeni bir dönem başlıyor. İki kurucu devlete dayalı iki bölgelilik temelinde yeni bir yapı kurulacak” ifadelerini kaydetti.

    Cumhurbaşkanı Akıncı, güvenlik ve garanti sisteminin bu yeni duruma göre uyarlanabileceğini, bunu değerlendirebileceklerini ifade ettiklerini anımsatarak, “Bir taraf kendini güvende hissederken diğer tarafın da bunu tehdit olarak algılamamasının yolu vardır. Bunun mesajını hem biz hem de Türkiye verdi. Rum tarafı ve Yunanistan’ın bu ‘sıfır asker, sıfır garanti’ toptancı yaklaşımlarını terk etmeleri lazım” dedi.

    Cenevre’deki Kıbrıs Konferansı’nda karşılıklı olarak adımlar atılabilirse, tüm tarafların huzur bulacağı, eşitlik, özgürlük ve güvenlik içinde yaşayabileceği bir çözümün mümkün olabileceğini dile getiren Akıncı, “Biz böyle bir geleceği yaratmak için siyasal partilerimiz ve Türkiye ile de yakın istişare ve diyalog içinde en iyisini yapmaya çalışacağız” dedi.

    Özellikle bu dönemde, Kıbrıs Türk toplumunun demokratik farklılıklarını koruyarak, Kıbrıs konusu bağlamında dayanışma ve sağlıklı bir diyalog içinde olmasının çok büyük önem taşıdığını vurgulayan Akıncı, “Haklarımızı koruma bilinci içinde olur, diğer toplumun haklı olabileceği kaygıları da elimizin tersiyle itmezsek, onları dinler, kaygılarını anlamaya devam edersek ve onlar da adım atma iradesini gösterebilirlerse, Kıbrıs’ın ve iki toplumun kaderinin; eşitlik, özgürlük, güvenlik ve refah içinde bir gelecek kurarak değişmesi mümkündür” açıklamasında bulundu.

  • Kurtulmuş: “Türkiye bu bölgede daha fazla bölünmenin, parçalanmanın asla adresi olamaz”

    37 yıldır terörle boğuştuğunu ve bir takım uluslararası güçlerin teröre her türlü destek verdiğini belirterek, “Eğer Türkiye’ye ilişkin fikirler varsa, bununla ilgili projeler varsa bütün siyasi aktörler bunları kamuoyunun gündemine getirmelidirler. Türkiye bu bölgede daha fazla bölünmenin, parçalanmanın asla adresi olamaz, daha fazla toparlanmanın adresi olur” dedi.

    Vakıflar Genel Müdürlüğü Konferans Salonunda gerçekleştirilen Ensar Vakfı Buluşmalarına konuk olan Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş “Cumhurbaşkanlığı Sistemi ve Türkiye’nin 2023 Siyaset Reformu” hakkında bir konuşma gerçekleştirdi. Ensar Vakfı Ankara Başkanı Ercan Poyraz’ın açılış konuşmasının ardından Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, halkoylaması ile milletin kabul etmiş olduğu anayasa değişiklikleri çerçevesinde atılması gereken bir takım hukuki adımların ve yasal süreçlerin olduğunu belirtti. Bundan sonraki sürece ilişkin perspektifin ne olacağı ve siyasete hangi bakış açılarının yön vereceği konularını ele alan Kurtulmuş, Türkiye’de siyasetin iki farklı siyasi çizginin mücadelesi üzerinde geliştiğini belirterek, bu siyasi çizgilerden birisinin iktisadi ve siyasi elitlerin oluşturduğunu, diğerinin ise milletin içinden çıkan, halkın tercih ve taleplerine güvenen, medeniyet değerlerimizi savunan ve değişimci dönüşümcü milletin çizgisi olduğunu kaydetti. Tepeden inmeci anlayışın, zoraki bir modernleşme ve batılılaşmayı bu milletin önüne koyduğunun altını çizen Kurtulmuş konuşmasına şu şekilde devam etti:

    “Bu tepeden inmeci yapının dayattığı bir başka husus ise millet eğer zıvanadan ve onların belirlediği istikametin dışına çıkarsa, milletin haddinin bildirilmesi ve milletin hizaya sokulması operasyonlarıdır. Türkiye’nin darbe teşebbüsleriyle geçmiş maalesef siyasi tarihleri de hepimizin hafızalarındadır. En son 15 Temmuz’daki hain darbe teşebbüsü Türkiye’nin önlenmiş olmasına rağmen uzun yıllarını alan ve heba eden bir teşebbüs olarak kalmıştır. Terörün oluşturduğu baskının ve finansal mühendisliklerle halkın soyulduğu dönemlerde bunların yapıldığını biliyoruz. Türkiye’deki reform ve değişim hareketleri bir günde bir siyasi partinin gündemine gelmiş değildir. Bu süreç son 200 yılın temel meselesidir. Önümüzde 3 tane temel konu var bunlardan birisi Yeni Türkiye. Siyasetiyle, iktisadıyla, dış politikasıyla, toplumsal yapısı ve devlet millet ilişkisiyle güçlenmiş, milletin söz sahibi olduğu yeni bir Türkiye. Türkiye’nin büyük ve güçlü olmak mecburiyeti var.”

    “2007 referandumu Türkiye’nin yakın siyasi tarihinin en önemli noktalarından birisidir”

    2002 ve 2016 yılı arasındaki dönemin politik reformlarına değinen Kurtulmuş, bu dönemin değişim bakımından en sancılı ama en çok mesafe alınan dönemlerinden birisi olduğunu ifade ederek, “Bir taraftan statükocu bürokratik oligarşi direnmiş, bir taraftan da milleti değişime zorlamıştır. Bu çerçevede 2002-2016’nın en önemli gelişmelerinden birisi bürokratik oligarşinin zayıflaması ve bu anlamda siyasi iradenin bürokrasiye karşı güçlü hale gelmesidir. Katılımcı demokrasiyi güçlendirecek adımların atılmasıdır, milleti iradesinin daha güçlü bir şekilde ortaya konulmasıdır. Türkiye büyük bir olağanüstü dönemin kapısından döndü, eğer Türkiye’de parlamento 367 garabetiyle tıkanmasaydı belki 2017 referandumuna gidilmeyecek ve cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin önü açılmayacaktı. Dolayısıyla 2007 referandumu Türkiye’nin yakın siyasi tarihinin en önemli noktalarından birisidir. 2010’dan sonra da Türkiye darbelerin sonuçlarıyla yüzleşmeye ve mücadele etmeye başladı. Ardından da darbe teşebbüslerinin yargılanması oldu, şimdi önümüzde 15 Temmuz darbe teşebbüsünün yargılanmaları var, farklı dosyalarla bu teşebbüslerin yargılanmaları başlatıldı ve ümit ediyoruz ki 15 Temmuz’un hesabı bu darbe teşebbüsüne katılanların burnundan fitil fitil getirilir” şeklinde konuştu.

    2023 hedefleri

    Politik reformlar bünyesinde gelecek 2017-2023 vizyonunu açıklayan Kurtulmuş, bu çerçevede parlamentoda HSYK ile ilgili seçimlerin yapıldığını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti üyesi olduğunu ve 21 Mayıs’ta Genel Başkan olarak referandumun gerektirdiği acil adımların atılmış olacağını vurguladı. Bundan sonra bir geçiş süreci olacağına dikkat çeken Kurtulmuş, şunları kaydetti:

    “Temennimiz odur ki bu geçiş süreci çok hızlı ve doğru şekilde olsun. Parlamentodaki diğer partilerle de çalışılarak Türkiye’nin anayasa değişikliğinin gerektirdiği uyum yasalarının çok sıhhatli bir şekilde çıkarılmasını sağlayacağız. Diğer bütün partilerinde bu sürece katkıda bulunmalarını isteriz. Gelecek vizyon kapsamında yeni anayasa talebi şimdilik büyük oranda karşılanmıştır, 12 anayasasının yönetim modeli değiştirilmiştir. İkincisi ise sivil-asker ilişkileridir. Her şerde bir hayır vardır, 15 Temmuz’daki hain teşebbüsten sonra ortaya çıkan manzarada Türkiye sivil-asker ilişkilerinin demokratikleştirilmesi için önemli adımlar atmak durumundaydı. Kuvvet Komutanlıklarının Bakanlıklara bağlanması, Jandarma ve Sahil Güvenliğin İçişleri Bakanlığına bağlanması, askeri okulların Milli Savunma Üniversitesi şeklinde dönüştürülmesi gibi alanlarda sivil-asker ilişkileri konusunda demokratikleşmenin yapılması Türkiye’nin senelerdir hayal ettiği önemli adımlardır. En son HSYK’dan da askeri yargıyla ilgili üyelerin çıkarılması, askeri mahkemelerin Türkiye’den kaldırılması ve sadece bir disiplin mahkemesi haline dönüştürülmesi de devrim niteliğinde bir adımdır. Çünkü biliyoruz ki nice siviller askeri mahkemelerde yargılandı. Bu iki adımdan sonra önümüzde 4 tane temel alan daha var hızla yerine getirilmesi gereken. Bunlardan birisi anti demokratik bütün yasaların kaldırılması, değiştirilmesi ve yenileştirilmesi gerekiyor, Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası ve Meclis İçtüzüğü bunlardan bazılarıdır. Bir başka önemli alan Türkiye’nin uzun zaman meşgul eden ve Türkiye’nin 1 buçuk trilyon maddi kayba uğramasına neden olan terörün bitirilmesi ve tamamen tasfiye edilmesi gerekiyor. Türkiye 36-37 yıldır terörle boğuşuyor ve bu terör örgütlerinin arkasındaki bir takım uluslararası güçler de teröre her türlü destek veriyor, olan bu milletin çocuklarına oluyor, askerlerimiz şehit oluyor. Eğer Türkiye’ye ilişkin fikirler varsa, bununla ilgili projeler varsa bütün siyasi aktörler bunları kamuoyunun gündemine getirmelidirler. Türkiye bu bölgede daha fazla bölünmenin, parçalanmanın asla adresi olamaz, daha fazla toparlanmanın adresi olur.”