Etiket: Olamaz”

  • Çakır: “Herkes Türkiye olamaz”

    Çakır: “Herkes Türkiye olamaz”

    ABB Erzurum Şube Başkanı Mehmet Musa Çakır, Türkiye’nin Koronavirüs’le ilgili olarak sergilediği süreç yönetiminin takdiri hak ettiğini söyledi.

    Anadolu Basın Birliği (ABB) Erzurum Şube Başkanı Mehmet Musa Çakır, Türkiye’nin Koronavirüs’le ilgili olarak sergilediği süreç yönetiminin takdiri hak ettiğini söyledi. Başkan Çakır, “Türkiye’nin soruna yaklaşımı, tedbir adımları ve süreç yönetimi, kelimenin tam anlamıyla her türlü takdirin üzerindedir. Ülkemiz bu süreçte kesinlikle küçümsenemeyecek bir imaj ortaya koymuş, gücünü bir kez daha göstermiştir” dedi.

    Anadolu Basın Birliği Erzurum Şube Başkanı Mehmet Musa Çakır, virüse karşı alınan tedbirlerin yerinde ve atılması gereken en isabetle adımlardan müteşekkil olduğunu dile getirerek, “Bu tedbirlerin abartıldığını düşünen kesimlere şu hatırlatmayı yapmak gerekiyor. Korona’dan olumsuz yönde etkilenen ülkeler, başından beri bizim sergilediğimiz gibi bir tavır sergilemiş olsaydı, belki de içinden çıkılması bu kadar zor süreçler yaşamayacaklardı, ama yapmadılar” diye konuştu.

    TÜRKİYE İÇİN EŞSİZ BİR TECRÜBE

    Başta Cumhurbaşkanlığı olmak üzere Bilim Kurulu ve Sağlık Bakanlığı’nın süreç yönetiminin, Türkiye’ye ayrıca çok büyük de bir deneyim kazandırdığını anlatan Çakır, “İçerisinde yaşadığımız çağ; oluşturulabilir her türlü kaos ve karmaşanın mümkün olduğu bir çağ. Dolayısıyla kriz yönetme biçimleri, kitleleri ilgilendiren süreçlerin doğru değerlendirilmesi gibi deneyimler, sadece bugün için değil, gelecek açısından da büyük önem taşımaktadır. Bu manada Türkiye sadece Koronavirüs’e karşı bir tedbir refleksi geliştirmemiş, aynı zamanda çok gerekli bir tecrübeye de kavuşmuştur” şeklinde konuştu.

    BAŞKAN ÇAKIR’DAN İSTİSMAR UYARISI

    Öte yandan ABB Başkanı Çakır, bu süreci fırsat olarak gören istismarcılara da tepki gösterdi. Erzurum’da bu manada çok belirgin örnekleri olmasa da, yurdun birçok bölgesinde fiyat istismarına kalkışan fırsatçıların bulunduğuna dikkati çeken Başkan Çakır, “Devletin ilgili kurum ve kuruluşları bu istismarın önüne de geçmeli ve krizi fırsata çevirenlere ağır bir bedel ödetmelidir. Hele insan sağlığı hususunda ki, en küçük bir istismara geçit verilmemelidir. Zira bu en az virüsle mücadele etmek kadar önemli ve de kıymetlidir” ifadelerini kullandı.

  • Tuna: “Adaletli olmayan payidar olamaz”

    Toroslar Belediye Başkanı Hamit Tuna, adaletli olmayanın payidar olamayacağını belirterek, “Hem duruşumuzla adaletli hem hizmetimizi de en adaletli bir şekilde yapma gayreti içinde olduk. Yaşadıklarımızın ustası, yaşadığımız anın kalfası, yaşayacaklarımızın çırağıyız” dedi.

    Tuna, Mersin’in düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıldönümü dolayısıyla gerçekleştirilecek olan ’3 Ocak Zafer Yürüyüşü’ etkinliği ile ilgili düzenlenen toplantıda, 3 Ocak’taki etkinlikle Mersin’de birlik ve beraberliğin mesajını vermeyi amaçladıklarını söyledi.

    Göreve geldikleri günden bu yana yaptıkları çalışmalarla, Torosların değerini 20 kat büyüttüklerini ifade eden Tuna, “Gelişmeyi en hızlı kendi içinde tamamlayan ve kurulan düzenek ve kurumsal yapısıyla belediye anlamında hizmetin en kalitelisini, insanların yaşam kalitesini yükseltmek adına, üreten bir belediyecilik anlayışı ile kurumsal kimliği ile öne çıkan bir belediye oluşturduk. Çok hızlı gelişiyoruz. Bu gelişme ile inşallah Toroslar, kentin şu andan en kalabalık olduğu bir bölge, gelecekte de en zengin bölge olacak. Belediye anlamında da geliri, ruhsatlı binaların yapılmasıyla birlikte ekonomik değer anlamında en zengin belediyelerden bir tanesi olacak” diye konuştu.

    “3 Ocak, 1071’de Anadolu’yu yurt eden Sultan Alparslan’ın vurduğu mührün Mersin’deki tescilidir”

    Bütün bunları yaparken tarih şuurunun genç nesle aktarılması noktasında, özellikle 1970’li yıllarda Mersin’in kurtuluş gününe özel yapılan o etkinliği devam ettirme gayesi ile organizasyonun içerisine girdiklerini kaydeden Tuna, “Lokomotif görevi yaptık, toplumun her katmanından insanlarla bir araya gelmek suretiyle etkinlikler düzenledik. 2005 yılının ilk 3 Ocak tarihinde bu çalışmamızı başlattık. O gün bugündür de aralıksız bir şekilde geleneksel olarak sürdürüyoruz. 3 Ocak, 1071’de Anadolu’yu yurt eden Sultan Alparslan’ın vurduğu mührün Mersin’deki tescilidir. 3 Ocak, Karadeniz’i yaran Bandırma vapurunun saçtığı ışığın Akdeniz’de yansımasıdır. 3 Ocak, Erzurum Kongresi’nin, Sivas Kongresi’nin burada tescilidir. 3 Ocak, Cumhuriyete el sallamaktır, Ulu Önder Atatürk ile yol yürüneceğinin Mersin’den işaretidir. Dolayısıyla 3 Ocak, bu şehrin kurtuluşu noktasında çok önemli bir gündür” ifadelerini kullandı.

    “Tarihini bilmeyenlerin coğrafyasını başkaları çizer”

    Milli refleksleri dik ve diri tutmak gerektiğine vurgu yapan Tuna, “Yanı başımızda olan olayları her birlikte takip ediyoruz. Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da, Libya’da olan hadiselerin sonucundan bir şeyler çıkartmamız lazım. Tarihini bilmeyenlerin coğrafyasını başkaları çizer. Dolu dolu bir tarihe sahip olan yüce Türk milletinin bu değerlerini, böyle özel günlerde düzenlediğimiz etkinliklerle genç neslin belleklerine kazıyacağız. Ne 3 Ocak’ı unuttuk, unutturduk ne 18 Mart’ları ne 23 Nisan’ları ne 19 Mayıs’ları ne 24 Temmuz’ları ne 30 Ağustos’ları ne 29 Ekim’leri ve 10 Kasım’ları unutmadık, unutturmayacağız inşallah. Bizim en asli görevlerimizden biri de 3 Ocak’ın tescilli bir şekilde kutlanmasıdır” şeklinde konuştu.

    “Adaletli olmayan payidar olamaz”

    15 yıldır Toroslar Belediye Başkanlığı görevini yürüttüğünü hatırlatan Tuna, şöyle devam etti; “11 Eylül tarihi itibariyle 2014’te de aday adayı olduğumuz Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı noktasında, genel başkanımızın bu görevi bize tevdi ettiler. 11 Eylül’den bugüne kadar tabiri caizse adeta Mersin kazan biz de kepçe her yeri geziyoruz. 24 yıldır aktif siyasetteyim ve siyaseti yaparken millet ortalaması duruşumuzu, siyasi görüşü ne olursa olsun, bu milletin ortak paydasını paylaşan, o değerleri savunan herkesle bir ve beraber olduk. Bölücü unsurlar haricinde herkesi kucakladık. Her zaman söylerim; adaletli olmayan payidar olamaz. Hem duruşumuzla adaletli hem hizmetimizi de en adaletli bir şekilde yapma gayreti içinde olduk. Şükürler olsun siyaset yaptık, siyasette tabi insanlar yıpranır, hırpalanır, elbette ki her şeyi veremeyebilirsiniz ama niyetimizin halis olduğunu, bu kent için kafa yorduğumuzu, bu kentin her katmanında birlikte olup, bu kentin daha iyi noktaya gelmesi, sevginin, barışın, huzurun hakim olduğu bir kent oluşturma gayreti içinde olduğumuzu herkes tescilliyor.”

    “Yaşadıklarımızın ustası, yaşadığımız anın kalfası, yaşayacaklarımızın çırağıyız”

    “Yaşadıklarımızın ustası, yaşadığımız anın kalfası, yaşayacaklarımızın çırağıyız” diyen Tuna, 15 yıldır belediyeciliği öğrendiğini, ustası olduğunu dile getirerek, “Az para ile nasıl belediyecilik yapıldığını herkese gösterdik. Yetkileri az, parası kıt ama üreterek nasıl bir Toroslar oluşturulduğunu, iş bitirmesi olarak biz Toroslar bölgesini gösteriyoruz. Bu kent Allah’ın verdiği bütün güzellikleri içerisinde barındıran bir kent. Bu kent tarım kenti, turizm kenti, lojistik kenti, sanayi kenti, teknoloji kenti, sanat kenti, spor kenti. Bu değerleri bu yapılardaki insanlarımızla görüşerek, konuşarak, uzlaşarak sonuçta yaptığımız işi bir defa yapmak suretiyle, ortak akılla bu değerleri büyüteceğiz” dedi.

  • Tuna: “Adaletli olmayan payidar olamaz”

    Toroslar Belediye Başkanı Hamit Tuna, adaletli olmayanın payidar olamayacağını belirterek, “Hem duruşumuzla adaletli hem hizmetimizi de en adaletli bir şekilde yapma gayreti içinde olduk. Yaşadıklarımızın ustası, yaşadığımız anın kalfası, yaşayacaklarımızın çırağıyız” dedi.

    Tuna, Mersin’in düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıldönümü dolayısıyla gerçekleştirilecek olan ’3 Ocak Zafer Yürüyüşü’ etkinliği ile ilgili düzenlenen toplantıda, 3 Ocak’taki etkinlikle Mersin’de birlik ve beraberliğin mesajını vermeyi amaçladıklarını söyledi.

    Göreve geldikleri günden bu yana yaptıkları çalışmalarla, Torosların değerini 20 kat büyüttüklerini ifade eden Tuna, “Gelişmeyi en hızlı kendi içinde tamamlayan ve kurulan düzenek ve kurumsal yapısıyla belediye anlamında hizmetin en kalitelisini, insanların yaşam kalitesini yükseltmek adına, üreten bir belediyecilik anlayışı ile kurumsal kimliği ile öne çıkan bir belediye oluşturduk. Çok hızlı gelişiyoruz. Bu gelişme ile inşallah Toroslar, kentin şu andan en kalabalık olduğu bir bölge, gelecekte de en zengin bölge olacak. Belediye anlamında da geliri, ruhsatlı binaların yapılmasıyla birlikte ekonomik değer anlamında en zengin belediyelerden bir tanesi olacak” diye konuştu.

    “3 Ocak, 1071’de Anadolu’yu yurt eden Sultan Alparslan’ın vurduğu mührün Mersin’deki tescilidir”

    Bütün bunları yaparken tarih şuurunun genç nesle aktarılması noktasında, özellikle 1970’li yıllarda Mersin’in kurtuluş gününe özel yapılan o etkinliği devam ettirme gayesi ile organizasyonun içerisine girdiklerini kaydeden Tuna, “Lokomotif görevi yaptık, toplumun her katmanından insanlarla bir araya gelmek suretiyle etkinlikler düzenledik. 2005 yılının ilk 3 Ocak tarihinde bu çalışmamızı başlattık. O gün bugündür de aralıksız bir şekilde geleneksel olarak sürdürüyoruz. 3 Ocak, 1071’de Anadolu’yu yurt eden Sultan Alparslan’ın vurduğu mührün Mersin’deki tescilidir. 3 Ocak, Karadeniz’i yaran Bandırma vapurunun saçtığı ışığın Akdeniz’de yansımasıdır. 3 Ocak, Erzurum Kongresi’nin, Sivas Kongresi’nin burada tescilidir. 3 Ocak, Cumhuriyete el sallamaktır, Ulu Önder Atatürk ile yol yürüneceğinin Mersin’den işaretidir. Dolayısıyla 3 Ocak, bu şehrin kurtuluşu noktasında çok önemli bir gündür” ifadelerini kullandı.

    “Tarihini bilmeyenlerin coğrafyasını başkaları çizer”

    Milli refleksleri dik ve diri tutmak gerektiğine vurgu yapan Tuna, “Yanı başımızda olan olayları her birlikte takip ediyoruz. Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da, Libya’da olan hadiselerin sonucundan bir şeyler çıkartmamız lazım. Tarihini bilmeyenlerin coğrafyasını başkaları çizer. Dolu dolu bir tarihe sahip olan yüce Türk milletinin bu değerlerini, böyle özel günlerde düzenlediğimiz etkinliklerle genç neslin belleklerine kazıyacağız. Ne 3 Ocak’ı unuttuk, unutturduk ne 18 Mart’ları ne 23 Nisan’ları ne 19 Mayıs’ları ne 24 Temmuz’ları ne 30 Ağustos’ları ne 29 Ekim’leri ve 10 Kasım’ları unutmadık, unutturmayacağız inşallah. Bizim en asli görevlerimizden biri de 3 Ocak’ın tescilli bir şekilde kutlanmasıdır” şeklinde konuştu.

    “Adaletli olmayan payidar olamaz”

    15 yıldır Toroslar Belediye Başkanlığı görevini yürüttüğünü hatırlatan Tuna, şöyle devam etti; “11 Eylül tarihi itibariyle 2014’te de aday adayı olduğumuz Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı noktasında, genel başkanımızın bu görevi bize tevdi ettiler. 11 Eylül’den bugüne kadar tabiri caizse adeta Mersin kazan biz de kepçe her yeri geziyoruz. 24 yıldır aktif siyasetteyim ve siyaseti yaparken millet ortalaması duruşumuzu, siyasi görüşü ne olursa olsun, bu milletin ortak paydasını paylaşan, o değerleri savunan herkesle bir ve beraber olduk. Bölücü unsurlar haricinde herkesi kucakladık. Her zaman söylerim; adaletli olmayan payidar olamaz. Hem duruşumuzla adaletli hem hizmetimizi de en adaletli bir şekilde yapma gayreti içinde olduk. Şükürler olsun siyaset yaptık, siyasette tabi insanlar yıpranır, hırpalanır, elbette ki her şeyi veremeyebilirsiniz ama niyetimizin halis olduğunu, bu kent için kafa yorduğumuzu, bu kentin her katmanında birlikte olup, bu kentin daha iyi noktaya gelmesi, sevginin, barışın, huzurun hakim olduğu bir kent oluşturma gayreti içinde olduğumuzu herkes tescilliyor.”

    “Yaşadıklarımızın ustası, yaşadığımız anın kalfası, yaşayacaklarımızın çırağıyız”

    “Yaşadıklarımızın ustası, yaşadığımız anın kalfası, yaşayacaklarımızın çırağıyız” diyen Tuna, 15 yıldır belediyeciliği öğrendiğini, ustası olduğunu dile getirerek, “Az para ile nasıl belediyecilik yapıldığını herkese gösterdik. Yetkileri az, parası kıt ama üreterek nasıl bir Toroslar oluşturulduğunu, iş bitirmesi olarak biz Toroslar bölgesini gösteriyoruz. Bu kent Allah’ın verdiği bütün güzellikleri içerisinde barındıran bir kent. Bu kent tarım kenti, turizm kenti, lojistik kenti, sanayi kenti, teknoloji kenti, sanat kenti, spor kenti. Bu değerleri bu yapılardaki insanlarımızla görüşerek, konuşarak, uzlaşarak sonuçta yaptığımız işi bir defa yapmak suretiyle, ortak akılla bu değerleri büyüteceğiz” dedi.

  • Muharrem İnce, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmesine ilişkin, “Ben partinin cumhurbaşkanı adayıyım. Yerel seçim yaklaşmış, Genel Başkan ile görüşmemizden daha doğal bir şey olamaz. Ben kendi kişisel derdimin peşinde değilim. Ben ülkemin, partimin peşindeyim” dedi.

    IHAAW134611-SIY/16-11-2018

    – Muharrem İnce, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmesine ilişkin, “Ben partinin cumhurbaşkanı adayıyım. Yerel seçim yaklaşmış, Genel Başkan ile görüşmemizden daha doğal bir şey olamaz. Ben kendi kişisel derdimin peşinde değilim. Ben ülkemin, partimin peşindeyim” dedi.

    16.11.2018 13:46:11 TSI
    NNNN

  • TBMM Başkanı Yıldırım: “Bayrağımız, toprağımız devletimiz ve milletimiz asla tartışma konusu olamaz”

    TBMM Başkanı Binali Yıldırım, terörün müsamaha edilmeyecek kırmızı çizgi olduğunu belirterek, “Bölücülük yok, eyalet gibi düşünceler yok. Bayrağımız, toprağımız devletimiz ve milletimiz asla tartışma konusu olamaz. Bunları masaya getirirseniz orada özgürlük filan dinlemeyiz” dedi.

    TBMM Başkanı Binali Yıldırım, Dokuz Eylül Üniversitesi ve İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanları Derneği tarafından düzenlenen Meslek Hastalıkları Kongresi’ne katıldı. Kongrede, milletvekilleri, hekimler, sağlık çalışanları, iş sağlığı ve iş güvenliği uzmanları, iş dünyası ve sendika temsilcileri ile işçiler de hazır bulundu. Konuşmasında, terörün müsamaha edilmeyecek kırmızı çizgi olduğunu vurgulayan TBMM Başkanı Yıldırım, “Siyaset, ticaret yapabilirsiniz, akademik çalışma yapabilirsiniz. Hangi kesimden olursanız olun, üzerinde tartışılmayacak gerçeklerimiz ortadadır; ülkenin milleti ve devleti ile bağımsız bütünlüğü. Bölücülük yok, eyalet gibi düşünceler yok. Bayrağımız, toprağımız devletimiz ve milletimiz asla tartışma konusu olamaz. Bunları masaya getirirseniz orada özgürlük filan dinlemeyiz. Bu ülkeyi emanet edenler, bu bayrağa renk verenler ecdadımız, şehitlerimizdir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarıdır” diye konuştu.

    “Bu durum geçicidir”

    Türkiye’de bazı zorluklar yaşandığını, bu zorlukların işçileri ve işverenleri de yakından ilgilendirdiğini söyleyen Yıldırım, “Ama şunu bilmenizi istiyorum, bu durum geçicidir. Dünyadaki mevcut statükonun bozulmasını istemeyen kimi ülkeler milli paralarını silah olarak kullanmaktan geri durmuyor. Türkiye’deki iş ortamını da tehdit eden bu operasyonlar işçilerimizin çalışma güvencesine de zarar veriyor. Geçmişte de benzer sıkıntılarla karşı karşıya kaldığımızı hatırlayın. Türkiye güçlendikçe bu sıkıntıların üstesinden geleceğimizden şüpheniz olmasın. İstenen açık ve nettir. Başına ve ensesine vurularak ekmeyi alınacak bir Türkiye istiyorlar. Bu eskiden böyleydi. ‘Benim de söyleyecek sözüm var’ diyen ve ‘bölgemdeki olan bitenden ben de sorumluyum, binlerce kilometre uzaktan gelip burada proje yürütenlere karşı dimdik duralım, sınırlarımızı tehdit eden terörü sadece sınır içinde değil sınır dışında da kaçtıkları yere kadar kovalayarak yok edelim’ diyen, şimdi Fırat’ın doğusunda teröre kaşı amansız mücadele eden Türkiye var” açıklamasında bulundu.

    “Terör bu ülkenin kaderi değil”

    Konuşmasında Batman’da şehit düşen askerlere Allah’tan rahmet dileyen Yıldırım, şöyle devam etti:

    “Terör bu ülkenin kaderi değil. Terör bu ülke topraklarından mutlaka sökülüp atılacaktır. Terörün kaynağının dışarıda olduğunu biliyoruz. Terörü Türkiye’nin enerjisinin tüketmek, azaltmak, hedeflerini geçirtmek için manevra olduğunu biliyoruz ama yapmamız gereken terörle mücadelede kararlılığın devam etmesi. Özgürlüğü de güvenliği de bir arada sürdürebiliriz. Zor olur ama başarırız. Gelişmiş demokrasilerin yapması gereken de budur. Geçmişte, 90’lı yıllarda yaptığımız hatalar, bugün bize bedel olarak geliyor. Bir yandan güvenlik esaslı mücadeleye devam dip bir yandan da insanlarımızı kucaklamaya devam edeceğiz.”

    “O günler yakındır”

    800 milyon nüfuslu İslam dünyasında Türkiye’nin kutup yıldızı gibi parladığını söyleyen Yıldırım, “İnşallah sadece Türkiye’de değil gönül dünyamızda terör altında, iç savaş altında inim inim inleyen tüm kardeşlerimizin sesi olmaya devam edeceğiz. Değişim sürecinin meydana getirdiği sıkıntılar da geçidir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi uygulamaları oturdukça belirsizlikler ortadan kalkacaktır. Tüm bunların olması için hepimizin yeni sisteme, değişime alışması gerekir. Meclis ile hükümetin yetki ve sorumluluklarını birbirinden net şekilde ayırıp bürokrasiyi kolaylaştıran bu sistem doğru uygulamalarıyla yerleştiğinde ülkemizi hiç kimse tutamaz. O zaman çalışanımız, işverenimiz de çok daha mutlu olacaktır. O günler yakındır. Eminim” dedi.

    Sözlerine espri yaparak başladı

    TBMM Başkanı Binali Yıldırım, meslek hastalıkları ile ilgili konuşması sırasında da, “Doktorlarımıza sormak lazım; biz dört dönem milletvekiliyiz. Bu meslek hastalığına girer mi, girmez mi? Sürekli sendika başkanı olanlar meslek hastalığına yakalanmış mı, yakalanmamış mı? Oda başkanları, kooperatif başkanları, sürekli muhtarlık yapanlar meslek hastalığı grubunda mıdır değil midir? Seçim kaybettiği halde koltuk kaybetmeyen parti başkanları bu hastalığın içinde midir, değil midir programa dahil etmek lazım” diye espri yaptı. Meslek hastalıkları konusunun önemli bulduğunu kaydeden Yıldırım, “Burada ortaya konan fikirler işyerlerinde meydana gelen sağlık sorunlarının çözümünde de ilerleme kaydetmemize vesile olacak” diye konuştu.

    “Gereken gayreti göstereceğiz”

    Hekimliğin kutsal bir meslek olduğunu kaydeden Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: “Meslek hastalıkları artık sıradan hekimlikle tedavi edilecek bir iş değil, bir uzmanlık gerektirmektedir. Meslek hastalıkları bölümünün DEÜ’de kurulması bu bakımdan heyecan verici bir fikirdir. Bu şehrin milletvekili olarak bu projeye gönülden destek veriyorum. Gereken gayreti arkadaşlarımızla birlikte göstereceğiz. İş hayatında yapılan işler; çalışanın solunum ve sindirim sisteminde, kas ve iskelet yapısında, işitme ve görme organlarında maalesef rahatsızlığa sebep olabiliyor. Bunun karşısında ilk ‘söz geçmiş olsun, sağlık olsun’ gibi basmakalıp sözler. Zaten bir şeyin değeri yok olduğunda anlaşılır. Aldığımız hava, içtiğimiz su, yediğimiz yemek sağlıklıyken çok güzeldir.”

    “Çalışan yoksa ortada üretim olmaz”

    İş hayatında çalışanın önemine değinen Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Meslek hastalığı; kimya, tekstil, sanayi, mobilya endüstrisinde, taş işleme, kaynakçılık, gemi inşası gibi işlerde görülen hastalıklardır. Bunla mücadele etmek sadece tıbbi tedbirlerle mümkün değil. Bu noktada işçiye de işverene de sorumluluk düşmektedir. Çalışma hayatı deyince üç tane ayağı var. Biri çalışan, biri çalıştıran, diğeri işyeridir. İşyeriniz olabilir, patron olabilirsiniz ama çalışan yoksa ortada üretim olmaz, sonuç olmaz. O halde çalışan işin merkezindedir. Üreten, akıl teri ve alın teri ile katma değer sağlayan, çalışandır.”

    Yıldırım’dan iş güvenliği anısı

    “Ben uzun yıllar ağır sanayi diyeceğimiz gemi inşa işinde çalıştım. Çalışma şartlarının ne demek olduğunu, tedbirlerin yerine getirilmemesi halinde maliyetini ne kadar yüksek olduğuna şahit oldum” diyen Yıldırım, yaşadığı bir anıyı şu sözlerle anlattı: “Üniversite ikinci sınıfta bir fabrikada staj yapıyordum. Kaynak yapacağız. Penseyi verdiler elime, eldiven ve maske de verdiler; ‘hadi başla’ dediler. Maske beni sıkınca kaldırım attım. Başladım kaynak yapmaya. Usta başı bana gelip ‘maskeyi çıkarmakla kendine zarar yaptın’ dedi. ‘Ne olacak göremiyordum çıkardım’ dedim. Eve gelmeden gözlerim yandı, sanki çivi çakıyorlar, elektrik veriyorlar. Şişti, yaşlar aktı. Üç gün kendime gelemedim. Cehaletin bedelini üç gün yatakta geçirmekle el içine çıkamamakla yaşadım.”

    “Nerede bir kaza var, telaşla bir düzenleme yapıyoruz”

    Yıldırım, şöyle devam etti: “Maalesef ülkemizde herhangi bir konuda yasal düzenleme hayatın doğal akışı devam ederken yapılmıyor. Nerede bir kaza var, nerede olağanüstü gelişme oldu; telaşla, panikle bir düzenleme yapıyoruz. Sonra o düzenlemeyi ya çok abartıyoruz ya da ihmal ediyoruz ve uygulama kabiliyeti sınırlı oluyor. Her kazadan sonra bir düzenleme yapmak yerine hiçbir kaza olmadan oturup uzmanlarıyla, çalışanlarla, çalıştıranlarla, akademisyenlerle, hekimlerle enine boyuna görüşüp konuşup yapmak bizi daha doğru sonuca götürecektir.”

    “Düzenleme ihtiyacı varsa Meclisimiz bunu yapacaktır”

    2012’de çıkarılan kanunla kamu ve özel sektör ayrımı gözetmeksizin bütün çalışanları kapsama dahil edildiğini hatırlatan Yıldırım, “Kanun ile bütün işyerlerinde sağlıklı ve güvenli çalışma ortama hedeflendi. Kanun kapsamına stajyerler ve çıraklar da dahil edildi. Her çalışanın iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili uygulamalardan faydalanması öngörüldü. Alınması gereken tedbir, yapılması gereken düzenleme ihtiyacı varsa Meclisimiz bunu yapacaktır. Ben bu noktada Meclisin meslek hastalıklarına, çalışan hayatının her kesimin beklentisini sağlayacak şekilde düzenlenmesi bakımından çok ciddi çalışmalar yapabileceğini düşünüyorum” dedi.

    “’Her şey mükemmel’ desek doğru demiş olmayız”

    7,5 milyar dünya nüfusunun 3 milyardan fazlasının emeği ile geçindiğini kaydeden TBMM Başkanı Yıldırım, “Bu insanlar çalışma şartlarının kötü olması sebebiyle ya canlarını ya da sağlıklarını riske atarak üretim yapmak zorunda. Dünyada 1 milyona yakın iş kazası meydana geliyor. İş kazası ve meslek hastalıkları sonucu her yıl dünyada 2,5 milyon insan hayatını kaybediyor. Ayrıca çok sayıda insan da artık engelli hale geliyor, iş göremez hale geliyor. Türkiye’de 1 milyon 800’ü aşan işyerinde 20 milyondan fazla çalışan var. İşyerlerinde ‘her şey mükemmel’ desek doğru demiş olmayız. Zaman zaman kazalar olmuyor değil. Haslıklar oluyor. Kazalar ve meslek hastalıkları dikkate alındığında dünyada durum neyse Türkiye’de de aynı. Bu durumdan en fazla zararı yine kendimiz görüyoruz. Sosyal barışımız yara alıyor. Maddi kayıpları biraz daha çalışarak, yorularak telafi edebiliriz ama kaybettiğimiz canları, kaybolan sağlığı geri getiremiyoruz mevcut tablonun resmini doğru çekip gelecekte neler yapmamız lazım geldiği üzerinde daha çok düşünmeliyiz. Bu toplantılardan ortaya çıkacak sonuçların yasal düzenleme gerektiren kısımlarını TBMM ile paylaşacağınızı ve milletvekilleri vasıtasıyla takip edeceğinizi düşünüyorum. Yasal tedbir gereken konularda üzerimize düşen sorumluluğunu yerine getireceğimizden emin olabilirsiniz” ifadelerine yer verdi.

    İzmir’e meslek hastalıkları hastanesi geliyor

    DEÜ Rektörü Nükhet Hotar ise, İzmir’de bir meslek hastalıkları hastanesi olmadığını belirterek Meclis Başkanı Yıldırım’dan İzmir’de bir meslek hastalıkları hastanesi açılmasını talep etti. Yıldırım’ın sahne üzerinden onay vermesi üzerine Hotar, “İnşallah desteklerinizle bir hastanenin çalışmalarını başlatmış oluyoruz” dedi. DEÜ olarak meslek hastalıkları konusuna farklı yaklaştıklarını kaydeden Hotar, şöyle konuştu: “Konunun birçok noktasında muhatabız. İster çalışan, ister işveren, ister kamu otoritesi ya da temsilcisi olsun; bir şekilde bizden eğitim, danışmanlık, tanı, teşhis veya tedavi almak durumunda kalınmakta. Bu yüzden bizim konuya bakışlımız derinlikli ve bilimsel olmakta. Sağlık Bakanlığının bu konuyu uzmanlık alanı olarak onaylamasının ardından DEÜ Tıp Fakültesinde İş ve Meslek Hastalıkları Bilim Dalı kurulduğunu dikkatinize sunmak istiyorum. Zaman içinde iş ve meslek hastalıklarında yan dal ve uzmanlık eğitimi vermeye başlayan üniversitemiz kamunun ihtiyaçlarına hızla refleks vermektedir.”

    “İnsanlar can vermeye devam ediyor”

    Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, “Bu toplantı çalışma hayatı için o kadar önemli ki, salonun yarısından fazlası işçi arkadaşlarımız. Ortalama 5 tane arkadaşımız günde can veriyor, bazısı iş kazasından, bazısı iş cinayetinden. Meslek hastalığı ile ilgili madenlerde bir hastalık var, hiç çaresi yok. İnsanlar can vermeye devam ediyor. Bu hastalıkta erkenden tanı konulması mümkün. İnsanı yaşatmak için bu kongrelerin yapılması ve kararların hayata geçmesi gerekiyor. İşçilerin sorunları ve sıkıntıları var mı, tabii var. Onun zamanı bugün değil. Bugün amacımız meslek hastalıklarına dikkat çekmek” açıklamasında bulundu.

    “Yüzde 2.1’inin işle ilişkili sağlık sorunu yaşamış”

    İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanları Derneği Başkanı Prof. Dr. Arif Hikmet Çımrın da, “Çalışan sağlığı ile ilgili veriler nedeniyle Türkiye’de mevcut durumun iyi olmadığını söyleyebiliriz. 2013’te TÜİK tarafından yapılan ankette, Türkiye’de nüfusun yüzde 2.1’inin işle ilişkili sağlık sorunu yaşadığını ifade etmiştir. Ölümlü olsun olmasın iş kazalarının yüksek oranının yanı sıra meslek hastalıklarının da yüksek düzeyde olduğu ve bunun düzeltilmesi konusunda herkes hemfikirdir” dedi.