Etiket: olabilir

  • Kocaoğlu’ndan “Kararınızdan bir dönüş olabilir mi?” sorusuna net yanıt

    İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, 31 Mart seçimlerinde aday olmama kararını gözden geçirmesi yönündeki daveti net bir şekilde yanıtlayarak, “Bu karar 2014’te alındı. Binali Bey’in aday olması ve pompalanmasından dolayı, siyasette iddia ve tahrik önemli bir unsurdur. ‘Şöyle adam, böyle adam, seçim kaybetmedi’ dediler, biz de girdik. O zamanki kararımızı 5 yıl ertelemiş olduk. Çok büyük bir anormallik olmazsa şimdi kararımız kesindir. Benim adaylık için geriye dönüşüm diye bir şey söz konusu değil. Türkiye için, İzmir için ’yak kendini’ derlerse yakarım. O noktaya da inşallah gelmeyiz” dedi.

    İzmir’de, 2004 yılından bugüne kente yaptığı hizmetler nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu için teşekkür toplantısı düzenledi. Kalabalık bir davetli topluluğuna seslenen Başkan Kocaoğlu, İzmir Modeli olarak anılan özgün yönetim şeklini ve kentin kalkınmasına katkı sağlayan çalışmalarını anlattı.

    15 sene belediye başkanlığının ardından yeniden aday olmama kararını açıklamasıyla birlikte katıldığı tüm toplantılarda İzmir Modeli’ni anlatmasının istendiğini belirten Başkan Aziz Kocaoğlu, “Gezgin vaiz gibi olduk. Eskiden Ramazan’da gezgin vaizler köy köy dolaşır anlatırlardı. Biz de şimdi öyle bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz” dedi.

    Geçmiş yıllarda İzmir’e dışarıdan bakanların, “Siz kimliğinizi bulamamışsınız, bu kadar sektörle uğraşılmaz” şeklinde eleştiriler yönelttiğini vurgulayan Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu, “Özellikle İstanbul ayağı ve devlet bürokrasisi. Bu kent kasaba değil. Bu kent Türkiye’nin en çok üreten kenti. Her sektörde büyümek zorundadır; çünkü her sektörde birikimi, tarihi ve yatırımı vardır. İzmir’e böyle bakmak gerekir. Aradan 15 yıl geçse de bu bakış açısını yeni yeni törpüleyebildik” şeklinde konuştu.

    İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, katılımcı demokrasiye ilişkin görüşlerini ise şu sözlerle ifade etti:

    “Gerçekten katılımcı yerel yönetimi, demokrasiyi, bizim yöneticilerimiz uygulayabiliyorlar mı? O uygulama olgunluğu, becerisi bizim yöneticilerimizde var mı? Ama ideal yöntem bugün budur. Paylaşmak. Seçim arifesinde ’at babam at’ diyerek işler gidiyor. Bu belediyenin parası var mı? Kaynak nereden geliyor? Şunu yapacağım diye atarsın, sonra hepsi havada kalır. Yapamayacağınız şeye söz verdiğiniz için baştan maçı kaybeder güveni zedelersiniz. Hiçbir şey de yapamazsınız. Çalışabilmeniz için güven tesis etmeniz birinci koşuldur. Parayı da bulmanız gerekir. Bizim ilk 3 senemiz finans gücümüzü arttırmakla geçmiştir. Başka türlü hiçbir şey yapamazdık. Hazır burada limanımız var. Tarama yapılacak. İzmir, liman faaliyetinin artmasıyla maksimum iki senelik parayla maliyeti karşılayacak durumda. Onu bile yapamadık. İzmir ekonomisi büyüyecek, İzmir tarımı büyüyecek. Tarım dünyanın en kritik sektörü oldu. Hapla beslenme noktasına gelmediysek üretmek zorundayız. Siz bu coğrafyada Avrupa’yı besleyemeyecek düzeye geldiyseniz ekonomiyi yönetemiyorsunuz.”

    “Çok büyük bir anormallik olmazsa şimdi kararımız kesindir”

    Kocaoğlu, konuşmasının ardından soruları da yanıtladı. Başkan Kocaoğlu, “Aday olmama kararınızdan bir dönüş olabilir mi?” şeklindeki soruya şu yanıtı verdi:

    “Bu karar 2014’te alındı. ’Ben bu işi biliyorum, ölene kadar yapacağım’ diye bir şey yok. Bir arkadaş gelecek bayrağı yukarı taşıyacak. Binali Bey’in aday olması ve pompalanmasından dolayı, siyasette iddia ve tahrik önemli bir unsurdur. ‘Şöyle adam, böyle adam, seçim kaybetmedi’ dediler, biz de girdik. O zamanki kararımızı 5 yıl ertelemiş olduk. Çok büyük bir anormallik olmazsa şimdi kararımız kesindir. Bir olayın getirisini, götürüsünü, faydasını, zararını teraziye koymaya şartlanmış bir adamım. Benim geriye dönüşüm diye bir şey söz konusu değil. Türkiye için, İzmir için ’yak kendini’ derlerse de kendimi yakarım. O noktaya da inşallah gelmez. İyi bir arkadaş gelir, biz de gider işimize, bakar torun severiz. Bırakmayanlara saygı duyuyorum; ama ben böyle düşünüyorum. Belediye başkanlığı yıpratıcıdır. İcra makamıyız. Taze kana ihtiyaç var.”

  • Balıklar kıyıya vurdu, polis ‘zehirli olabilir’ diye uyardı

    Amasya’nın ortasından geçen Yeşilırmak’ta çok sayıda ölü balık kıyıya vurdu. Çırpınan balıkları avlamak üzere suya botla giren vatandaşları polisler ‘balıklar zehirli olabilir’ diyerek uyarmaya çalıştı.

    20 gün önce balık ölümlerinin görüldüğü Yeşilırmak’ta yine aynı sahne yaşandı. Akşam saatlerinden itibaren çok sayıda balık kıyıya vururken, su yüzeyinde dolaşanları ise bazı vatandaşlar avlamaya çalıştı. Polis ve Zabıta ekipleri rengi koyulaşan suya botla giren iki kişiyi ‘balıklar zehirli olabilir!’ diyerek uyardı.

    Amasya Belediyesi itfaiye ekipleri, kıyıya vurup can çekişen balıkları kurtarmak için tazyikli su kullandı. Ekiplerin çalışmalarının ardında yapılan uyarılara rağmen bazı vatandaşların balık tuttukları görüldü. Çırpınan balıkları endişeyle izleyen İbrahim Torbalı adlı vatandaş 20 gün önce de benzer şekilde toplu balık ölümlerinin görüldüğü ırmakta yüzlerce balığın yine aynı akıbeti yaşadığını, üzüldüğünü söyledi.

    Devlet Su İşleri (DSİ) ile Amasya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekipleri de toplu balık ölümlerinin nedeninin tespitine ilişkin çalışma başlattı.

  • “Kaşıntı kanser habercisi olabilir”

    Cilt kaşıntısına karşı uyarılarda bulunan Dermatoloji Uzmanı Doc. Dr. Berna Aksoy, kaşıntı olduğu takdirde tanısal yaklaşım ve tedavi açısından doktora başvurulmasının önemine değinerek, vücutta kaşıntının pek çok nedene bağlı olarak geliştiğini söyledi.

    VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Doc. Dr. Berna Aksoy, cilt kaşıntısıyla ilgili önemli bilgiler verdi. Doc. Dr. Aksoy, deri hastalıkları, karaciğer böbrek hastalıkları, tiroid ve diğer endokrinolojik hastalıklar, lenfomalar gibi çeşitli kanserlerin, bağırsak parazitleri, ilaçlar ve stresin de vücutta kaşıntıya neden olduğunu belirtti. En çok kaşıntı yapan hastalıklar arasında egzamalar, ürtiker (kurdeşen), cilt kuruluğu, mantar hastalıkları ve uyuzun yer aldığını da ifade etti. Cilt kaşıntısının tedavi süreci hakkında bilgiler veren Doc. Dr. Aksoy, “Kaşıntılı bir hastada öncelikle kaşıntıya neden olan deri hastalığı ya da sistemik hastalık tespit edilmeye çalışılır. Eğer deri hastalığı varsa buna yönelik tedaviler uygulanır. Sistemik bir nedene bağlı kaşıntı varsa, kaşıntı giderici kremler ve ağızdan alınan ilaçlar verilir” dedi.

    “Stres de kaşıntıya yol açıyor”

    Stresin de kaşıntıya yol açtığını belirten Doc. Dr. Aksoy, “Stres egzaması diye bir tanım tam olarak bulunmamakla birlikte tüm egzamalar stres ile artmaktadır. Nörodermatit olarak isimlendirilen stresin arttırıcı faktör olarak rol oynadığı kronik egzama vücudun belli bir yerine yerleşmiş, kanatıncaya kadar kaşıma ihtiyacı uyandıran ve tedavisi çok zor olan bir egzamadır. Atopik dermatit, numuler dermatit, seboreik dermatit gibi endojen egzamaların tamamı stres altında artış gösterebilir yani alevlenebilir” diye konuştu.

    “Hafife almayın bir hekime başvurun”

    Kronik kaşıntının farklı hastalıkların yanı sıra altta yatan lenfoma gibi ciddi kanserlere de bağlı olabileceğini aktaran Dermatoloji Uzmanı Doc. Dr. Aksoy, şu uyarılarda bulundu:

    “Stres egzaması olarak nörodermatitten bahsediyorsak boyun, ayak bilek ve kasık gibi yerlere yerleşen, deride kabalaşma ile birlikte koyu morumsu kahve renkte ekzema lezyonları oluşmaktadır. Nörodermatit te en önemli faktör kaşıma ve kaşıntı kısır döngüsüdür. Bu egzamanın devamlı olmasına ve tedavinin güç olmasına neden olmaktadır. Vücutta kronik nedensiz kaşıntılar uzun sürede yaralar ve kronik kaşıntıya bağlı deri değişikliklerine yol açabilir. Tanısal deri bulguları olmaksızın kronik kaşıntı farklı sistemik hastalıkların yanı sıra altta yatan lenfoma gibi ciddi kanserlere de bağlı olabilir. Kaşıntı var ise tanısal yaklaşım ve tedavi açısından hekime başvurulmalıdır. Çünkü bazen altta yatan çok ciddi hastalıklar olabilmektedir.”

  • Uzm. Dr. Güler: “Bugün dur demezsek yarın geç olabilir”

    Lokman Hekim Hastanesi Enfeksiyon Ve Mikrobiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Muharrem Güler, bilinçli ve uygun antibiyotik kullanımının yaygınlaştırılmasında doktorlar kadar toplumun da bilgilendirilmesi ve eğitilmesi gerektiğini söyledi.

    Yaygın ve yanlış antibiyotik kullanımı ve bunun sonucu oluşan direnç gelişimine dikkat çekmek amacı ile dünyada 2008 yılından bu yana kutlanan “Antibiyotik Farkındalık Günü” nedeniyle Lokman Hekim Van Hastanesinde bir etkinlik düzenlendi. Hastanede stant kurularak hasta ve hasta yakınları bilgilendirildi. Konu ile ilgili bir açıklama yapan Lokman Hekim Hastanesi Enfeksiyon Ve Mikrobiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Muharrem Güler, antibiyotik kullanımı konusunda uyarıda bulunarak, “Akılcı antibiyotik kullanımı konusu; penisilinin 1928, sulfonamidlerin 1939, streptomisinin 1944-45 yıllarında keşfedilmesi ve penisilinin Florey ve Chain tarafından 1945 yılında izole edilip, klinik etkinliğinin gösterilmesinden beri tartışılan bir konudur. Antibiyotiklerin klinik kullanıma girmesi ile direnç sorunu başladı ve mikroorganizmalarla savaşımız artarak devam ediyor. Yeni antibiyotikler geliştirildikçe farklılaşan direnç mekanizmalarıyla karşılaşmaktayız. Bu sorunu bu kadar ciddi kılan ise; mikroorganizmaların çok hızlı direnç geliştirmesine karşın bu mikroorganizmaların tedavisinde kullanılabilecek yeni antibiyotiklerin artık geliştirilememesidir. Günümüzde artık mevcut antibiyotiklerin tümüne dirençli bakterilerle gelişen, hiç tedavi şansı olamayan enfeksiyonlar gözlenebilmektedir” dedi.

    “Bugün dur demezsek yarın geç olabilir” diyen Uzm. Dr. Güler, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Görevini, yetkisini kötüye kullanma ve yolsuzluk anlamına gelen suiistimal, günümüzde en fazla antibiyotik kullanımında gözlenmektedir. Yapılan çalışmalarda; polikliniklerde yazılan antibiyotiklerin yüzde 50’sinin uygunsuz olduğu, akut solunum yolları enfeksiyonları için yazılan antibiyotiklerin tüm yazılan antibiyotiklerin yüzde 75’i dolayında olduğu, soğuk algınlığı ve ÜSYE’nin yaklaşık yüzde 50’sine, bronşitlerin yüzde 80’ine antibiyotik yazıldığı saptanmıştır.”

    Hastanede açtıkları stantta bilinçsiz antibiyotik kullanımına dikkat çektiklerini ifade eden Güler, “Akılcı antibiyotik kullanılmasında asıl amaç; tedavide maksimum etkiyi elde ederken yan etki ve direnç gelişimde minimum etki elde etmektir. Antibiyotiklerin uygunsuz ve aşırı kullanımı sonucu; tedavisi zor ve çok ilaca dirençli bakterilerin ortaya çıkacağını, hastanede kalış süresi ve mortalitenin artacağını, ilaç yan etkisi ve diğer ilaçlarla etkileşimin artacağını her zaman akılda tutmak gerekir. Bilinçli ve uygun antibiyotik kullanımının yaygınlaştırılmasında doktorlar kadar toplumun da bilgilendirilmesi ve eğitilmesi gereklidir. Antibiyotiklere karşı oluşan direnç sorunu, aslında buz dağının görünen kısmıdır ve sanılandan daha büyüktür. Özellikle nezle ya da grip gibi virüslere bağlı solunum yolu enfeksiyonlarında antibiyotiklerin tedavide yerinin olmadığı unutulmamalıdır” şeklinde konuştu.

  • Bebeğinizin huzursuzluğunun nedeni inek sütü alerjisi olabilir

    Özel Ümit Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Gökhan Görünmez, bebeklerde görülen inek sütü alerjisi hakkında bilgi verdi.

    Ailelerin, “Çocuğum yeni doğdu ama sürekli doktora taşınıyoruz” diyerek doktor doktor gezdiğini söyleyen Görünmez, bunun sebebinin inek sütü alerjisi olduğunu söyledi. İnek sütü alerjisinin en sık görülen besin alerjisi olduğunu dile getiren Görünmez, belirtileri hakkında bilgi verdi. Görünmez, bu belirtileri “Bebeğin huzursuz olması, çok gaz sancısı çekmesi, çok kusması, ciltte kaşıntılar, geçmeyen ve tekrarlayan ciltte kuruluk, kabuklanma ve kızarıklık, mukuslu veya kanlı dışkı, tekrarlayan ve geçmeyen pişik ve konak, sebepsiz öksürük, kilo alımında azlık ve sık tekrarlayan ishal inek sütü alerjisinin belirtileridir. İşte bu belirtilerden bir veya birkaçı varsa mutlaka inek sütü alerjisini aklımızın bir köşesinde tutmalı ve bir çocuk hekimine başvurmalıyız” diye anlattı.

    DİYETLE ALERJİDEN KURTULMAK MÜMKÜN

    “Basit bir diyetle bu hastalığın bulgularından çocuğumuzu koruyabiliriz” diyen Görünmez, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tanıda en önemli detay, ailenin doktora anlatacağı öyküdür. Ayrıca alerji testleri tanıya destek olur. Ancak testler negatif dahi gelse öykü düşündürüyorsa, annenin diyetinden süt ve süt ürünleri içeren tüm besinleri çıkarıp en az 2 hafta bekleriz. Eğer şikayetler geriliyorsa tanımız kesin demektir. 0 durumda annenin diyetine devam etmesini öneririz. Bebek anne sütü almıyorsa özel mamalar verir, normal formül mamaları keseriz. Vakaların büyük çoğunluğunun 1 yaşa yakın dönemde alerjisi geçer. Ancak nadir de olsa 3 yaş ve sonrasına uzayan alerjik vakalar da olabiliyor. Burada önemli nokta doktorunuzla yakın takipte olmanız ve diyete harfi harfine uymanızdır.”

    Bazı ailelerin inek sütü yerine keçi sütü vermeyi düşündüğünü söyleyen Görünmez, “Çapraz reaksiyona neden olacağından dolayı keçi sütü vermek uygun değildir” dedi.