Etiket: olabilir

  • Ayak Ağrıları Bakımsızlıktan Olabilir

    Zirve Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı ve Zirve Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ali Cımbız, ayak ağrılarının bakımsızlıktan olabileceğini belirterek, yanlış ayakkabı seçimi konusunda da uyarılarda bulundu.

    Prof. Dr. Ali Cımbız, ayakların sadece konusu açıldığında akla gelen bir organ olmadığını hatırlatarak, tüm vücudu gün boyu ayakta tutan yegane bir denge mekanizması olduğunu ifade etti. Ayakların tüm vücut için çok önemli olduğunu belirten Cımbız, ayakların sağlık açısından çok iyi korunması gerekmesine rağmen insanların ellerine baktıkları kadar bile ayaklarına bakmadıklarını ifade etti. Prof. Dr. Cımbız, “Dünya’da şu an düzgün ayak bakımı yapmadığı için diyabet nedeniyle, yüz binlerce insanın ayakları kesiliyor. Bunun beraberinde yeterince ayak sağlığına dikkat etmediği için yürüyüşü bozulan, bel ağrısı çeken, diz ağrısı çeken insanlar var. Bu nedenle ayak bakımı ve ayağa bakılacak hassasiyet çok önemlidir” dedi. Giyilen ayakkabı ve çorap ile ayaklara uygulanan bilinçsiz yöntemlerin çok ciddi sağlık problemlerine yol açabileceğini belirten Cımbız, “Başta ayaklarımızın su toplaması olmak üzere, nasır, mantar, ayak kokusu, ayak ağrısı, ayak şişmesi, kesikler ve yaralanmalar gibi pek çok problem ayak sağlığımızı tehdit ediyor. Bunların önüne geçmek ve ilerlemesini engellemek için her gün düzenli olarak ayaklarımızı kontrol etmeli ve gerekirse günlük bakım yapmalıyız” ifadelerini kullandı.

    Ayakkabı seçerken elbiseye yakışmasından çok rahatlığına bakılması gerektiğini söyleyen Cımbız, “Giyeceğiniz ayakkabı ayak arklarını, iç kısmını, arkadaki aşil tendonu sıkmayan ve yerdeki stresleri alan bir ayakkabı olmalıdır. Bunun dışında üzerindeki yükü absorbe etmek için ayakkabının tabanının esnek olması gerekiyor. Bayanların giydiği beş santim, on santim topuklu ayakkabılar vücuda yük bindirmektedir ve çeşitli ayak sorunlarına davetiye çıkartmaktadır” diye konuştu. Ayak sağlığını korumak için Zirve Üniversitesi öğrencilerine tavsiyelerde bulunan Dr. Cımbız, “Ayakkabı ayağınızı terletmemeli. Yazın giyilecek ayakkabıyı yazın kışın giyilecek ayakkabıyı kışın giyin. Özellikle erkekler her zaman aynı ayakkabıyı giymemeli. Ayakkabının da dinlendirilmesi gerekiyor. Bunun dışında ayak sağlığı için düzenli tırnak kesimi ve ayağın kurutulması da çok önemli” uyarılarını yaptı.

  • Baş Dönmesi Ciddi Hastalıkların Belirtisi Olabilir

    Özel Konya Hospital doktorlarından Nöroloji Uzmanı Öner Yalın, baş dönmelerinin toplumumuzda sık karşılaşılan bir rahatsızlık olduğunu belirterek, “Baş dönmesine, beyinden kaynaklanan ciddi hastalıklar ya da beyincikte tümör sebebiyet verebilir” dedi.

    Nöroloji Uzmanı Dr. Öner Yalın, baş dönmelerinin toplumumuzda sık karşılaşılan bir rahatsızlık olduğunu ve halk arasında baş dönmelerinin vertigo diye bilindiğini, aslında vertigonun bir hastalık olmadığını söyledi. Vertigo’nun ya da baş dönmelerinin mevcut hastalıkların, dışa yansımasından kaynaklanan bir semptom olduğunu ve bunun bir çok sebebi olabileceğini ifade eden Dr. Yalın, şöyle konuştu:

    “Baş dönmesi sistemik hastalıklardan kaynaklanabileceği gibi iç kulaktan ya da beyinden de kaynaklanabilir. Anemi, kolesterol yüksekliği, tiroit fonksiyonlarındaki bozukluk, b12 vitamin eksikliği, tansiyonlardaki düşüklük ya da yükseklik vertigo ya da baş dönmesi yapabileceği gibi iç kulaktaki bazı rahatsızlıklar da beyindeki bazı rahatsızlıklar da baş dönmesi yapabilir. İç kulağın orta kulak iltihaplanması, iç kulakta vestibüler nürit dediğimiz iltihaplanma miniere hastalığı, iç kulaktaki suyun fazla olması, hidrops olması, benign pozisyonel vertigo dediğimiz rahatsızlıklar baş dönmesi yapabilir.”

    “BEYİNDEN KAYNAKLANAN CİDDİ HASTALIKLAR BAŞ DÖNMELERİNİN SEBEBİ OLABİLİR”

    Dr. Yalın, beyinden kaynaklanan ciddi hastalıkların, beyin ya da beyincikteki tümörlerin, artrio venöz malformasyonların, migrenin baş dönmesiyle ilişkili olabileceğini ifade etti. Epileptik sara hastalarının da yine baş dönmesiyle ilişkili olabileceğini anlatan Nöroloji Uzmanı Yalın, sözlerini şöyle tamamladı: “Baş dönmesi olan hastalarımızda çok hafif semptom dışında yataktan kalkamayacak kadar çok şiddetli semptom olabilir. Baş dönmesi olan hastalarımızın mutlaka bir KBB doktoru ya da Nöroloji doktoruyla görüşmesi ve baş dönmesine neden olabilecek hastalığın teşhisinin yapılması gerekmektedir. Tedavi bu teşhisin sonucuna göre yapılacaktır. Teşhis konulmayan hastalarımız iç hastalıklarıyla fizik tedavi doktoruyla ya da psikiyatri hastalarıyla görüşülebilir.”

  • Vajinismus Boşanma Sebebi Olabilir

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr.Aslı Alay, Vajinusmus’un her kadına göre farklı uygulanan yöntemler ile tedavi edilebilecek bir hastalık olduğunu belirterek, “Vajinismus boşanma sebebi olabilir” dedi.

    “Tedavisi olan bu hastalığın sizi ve eşinizi esir almasına izin vermeyin” diyen Op.Dr.Aslı Alay, “Ana sorun cinsellikle ilgili eksik, yanlış bilgiler olup toplumda, özellikle bizim gibi cinsel eğitimin verilmediği kültürlerde daha sık görülür. Yani vajinusmus tedavisi size doğru bilgileri anlatmak, bilinçaltınızdaki saplantılardan kurtarmak ile başlar. Vajınusmus tanısını koymadan önce her kadın jinekolojik muayeneden geçmeli, anatomik bir sorun olmadığı tespit edilmelidir. Vajinusmus ön tanısı ile gelen kadına jinekolojik muayene sırasında daha dikkatli davranılmalı, vajınusmus deneyimi olan kadın doğum hekimlerince yapılmalıdır. Böylece vajınusmuslu birçok kadına yapılan cerrahi işlemler, anestezi altında ilişkiye girme gibi yanlış müdehaleler engellenmiş olur. Bu yanlış ve bilimsel dayanağı olmayan uygulamalar kadınları dahada yanlızlaştırır ve tedavisi olmayan bir hastalıkları olduğunu düşündürür” diye konuştu.

    Vajınusmusda vajinadaki kasların istemsiz kasılmasının söz konusu olduğunu dile getiren Op.Dr.Aslı Alay, “Aslında kadın cinsel birleşmeyi istemekte, ama partnerini itmesi veya vajinadaki kasların kasılması tamamen istem dışıdır. Kontrol edilemeyen bir şeyler vardır sanki, bedenini yönetememektir. Bu durum çiftleri okadar rahatsız etmektedir ki, hem kadın hem erkek cinsellikten soğumakta, isteksizlik gelişebilmektedir. Bazen bu yaşam şekli kabul edilir ve çiftler uzun yıllar ilişkiye girmeden yaşayabilirler. Ama geçen zamanla birlikte bir bebek hayali kurulur. Aslında bu istek bir hayal değildir. Çünkü vajinusmus tedavisi olan , anatomik bir bozukluğun olmadığı bir hastalıktır. Önemli olan doğru yerlere başvurmanızdır” dedi.

    Op.Dr.Aslı Alay, hastalığın tedavisi konusunda ise şunları söyledi; Öncelikle vajınusmus deneyimi olan kadın doğum hekiminiz tarafından anatomik yapınız kontrol edilir. Bu muayenede spekulum kullanılmaz, canınız yanmaz, kısa sürer, endişelenmeyin, hekiminize güvenin.Güven korkularınızı azaltır.

    Bilişsel terapi; yanlış bilgilerden sizi kurtarmak, kadın genital sisteminin anatomik yapısı konusunda sizi bilgilendirmekten oluşur.

    Davranışsal tedavi; öğrendiklerimizi artık uygulayabiliriz. Ama çok hızlı değil, adım adım ilerlemek gerekir. Pratik dersler ve ev ödevleri can yakıcı, ağrı verici değildir. Kişiye özeldir. Tedavi süreci genellikle haftada 1-2 seans olup 3-4 seansta tedavi tamamlanır.”

  • “Değişen İdrar Rengi Böbrek Kanseri Habercisi Olabilir”

    Hisar Intercontinental Hospital Üroloji Bölümü Uzmanı Prof. Dr. Sinan Ekici, idrar rengindeki değişikliğin böbrek kanseri habercisi olabileceğini vurguladı.

    Hisar Intercontinental Hospital Üroloji Bölümü Uzmanı Prof. Dr. Sinan Ekici, her yıl 10 bin kişiden birine böbrek kanseri tanısı konulduğunu söyleyerek 1-7 Nisan Kanser Haftası’nda bu hastalık ile ilgili bilgi verdi. Hastalığın belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Ekici, “Değişen idrar rengi böbrek kanseri habercisi olabilir” dedi.

    Ekici, erken evrede belirti vermeyen böbrek kanserinin fark edilmesi için düzenli kontrolün gerektiğini söyleyerek tedavisinin ise bireyselleştirilerek vakaya uygun yöntemlerle yapılabildiğini belirtti. Sigara kullanımı, obezite, hareketsiz yaşam, et ve süt ürünlerinin fazla tüketilmesi gibi faktörlerin böbrek kanseri riskini artırdığını belirten Ekici, “Her yıl 10 bin kişiden birine böbrek kanseri tanısı konulmakla birlikte böbrek kanseri sinsi bir seyir gösterdiğinden dolayı tanı konulduğunda, hastaların yüzde 25’inde hastalık ilerlemiş ve yayılmış olmaktadır. Böbrek kanserlerinin yüzde 90’ı “renal hücreli kanser” tipindedir. Erkeklerde 2-3 kat daha fazla görülebilen hastalık, idrar oluşumunu sağlayan böbrek dokusundan köken alır. Genetik geçişli hastalığı olanlarda daha erken yaşlarda görülmektedir. En sık 50-70 yaş aralığında görülen hastalıkta, 45 yaşından sonra düzenli kontrol yaptırmak hayati önem taşımaktadır” dedi.

    “HASTALIK BELİRTİ VERMEDEN SİNSİCE İLERLEYEBİLİYOR”

    Ultrasonografinin yaygın olarak kullanılmasıyla birlikte, herhangi bir nedenle yapılan ultrasonografide rastlantısal olarak, hiç bir şikayet nedeni değilken, kolaylıkla bir böbrek kanserinden şüphe duyulabildiğini ve bu sayede hastalığın erken yakalanabilmekte olduğunu dile getiren Ekici, “Önemli olan, hastanın hiçbir şikayeti olmadan böbrek kanserinin erken yakalanabilir. Çünkü erken evrede yakalanırsa, kanserden tamamen kurtulma şansı çok yüksektir. Kanserin evresine bağlı olarak belirtiler ortaya çıkabilir. İdrarda çıplak gözle görülebilen ya da tetkiklerde ortaya çıkan kanama veya idrar renginde değişme, böbrek bölgesinde ele gelen kitle ve ağrı, genel halsizlik, yorgunluk hissi, iştahsızlık, kilo kaybı, tekrarlayan yüksek ateş, kansızlık (anemi), yüksek tansiyon, karaciğer fonksiyon bozukluğu, çarpıntı, bacaklarda şişlik ve kanserin yayılım yaptığı organa göre ağrı, öksürük, nefes darlığı, kanlı balgam çıkarma, kemik ağrısı, baş ağrısı, şuur kaybı, felç gibi belirtiler görülebilir. Yılda bir böbrek ultrasonografisi ve tam idrar analizi yaptırmak, böbrek kanserinin erken tanısı için önerilecek en önemli yöntemdir. Özellikle, kanser gelişimi için risk faktörlerine sahip insanların mutlaka ürolojik onkolojide uzman bir üroloji doktoruna gitmeleri hayati önem taşımaktadır” şeklinde konuştu.

    “TEDAVİ YÖNTEMİ HASTANIN DURUMUNA GÖRE BELİRLENİYOR”

    Ekici, böbrek kanserlerinde en etkili tedavi yönteminin ameliyat olduğunu söyleyerek “Ameliyatın tipi hastanın tıbbi durumu, kanserin yerleşimi, evresi, büyüklüğü ve sayısına göre ya radikal ameliyat ile böbrek, böbrek üstü bezi ve etrafındaki kılıf ve yağ tabakaları ile birlikte tamamen çıkarılması ya da kısmi olarak sadece kanserli dokunun çıkarılarak böbreğin kalan kısmının korunması şeklinde yapılır. Amaç, sadece kanserli dokuyu çıkartırken normal böbrek dokusunu da koruyabilmek olmalıdır. Çünkü böbreğin tümü çıkarıldığında kalan diğer böbrek, vücudun yükünü tek başına taşımak zorunda kalacak ve zaman içinde kronik böbrek yetmezliği ve kalp-damar hastalıkları gelişme riski artacaktır. Özet olarak, yapılacak ameliyatın tipinin belirlenmesi, her hastaya özgü yapılacak detaylı değerlendirme sonucunda alınacak bir karardır” dedi.

    “TÜMÖRÜN YAYILIM DERECESİ VE EVRESİ İLE AMELİYAT YÖNTEMİ BELİRLENİYOR”

    “Ameliyat yöntemini belirlerken hastalığın evresi önemli bir kriterdir” ifadesini kullanan Ekici, “Günümüzde laparoskopik veya robot yardımlı yöntemlerin sıklıkla kullanılmasına rağmen, ilerlemiş evredeki hastalıkta halen açık cerrahi tercih edilmektedir. Bu yöntemlerin seçiminde, kansere ve hastaya ait faktörler rol oynar. Tanıyı kesinleştirmek için, çıkarılan örnekler patolojik yöntemlerle incelenir ve tümörün cinsi, karakteri ve yayılım derecesi belirlenir. Sonuca göre, bazı hastalarda cerrahi sonrası ek bir tedavi gerekebilmektedir. Nüks riskinin yüksek olması nedeniyle bu hastalar yakın takip edilmelidir. Böbrek kanserlerinin yüzde 80’i şeffaf hücreli kanser tipinde olup, kemoterapiye ve radyoterapiye dirençli olmakla birlikte cevap vermezler. Cerrahi sonrasında gerek görüldüğünde veya ilerlemiş hastalık durumunda cerrahiye ek olarak biyolojik tedaviler kullanılır. Böbrek kanserinde şu an için en etkili biyolojik tedavi “hedefe yönelik tedaviler”dir. Kanserli dokunun damarlanması ve çoğalmasında görev alan mikromoleküllerin oluşumunu veya etkilerinin ortaya çıkmasını engelleyen ilaçlar kullanılır. Hastaya ait faktörler ve kanserin patolojik tipi ilaç seçiminde önemlidir. Yan etkileri nedeniyle deneyimli merkezlerde uygulanması gereklidir” diye konuştu.

    Böbrek kanserli hastaların tedavi sonrası sık ve düzenli olarak kontrol altında olmalarının çok önemli vurgulayan Hisar Intercontinental Hospital Üroloji Bölümü Uzmanı Prof. Dr. Sinan Ekici, “Kontrol sıklığı ve içeriğinin her hastaya göre ayrı ayrı belirlenmesi daha akılcı bir yoldur. Cerrahi tedavi ile kanserli doku tamamıyla çıkartılmış olsa dahi yüzde 20-30 oranında kanserin nüksetme riski vardır. Bu ihtimali azaltacak bir önlem şu an için yoktur. Bu nedenle, hastalıkta bir nüks oluşursa bunun hemen fark edilmesi ve tedavi edilmesi için düzenli kontrollere devam etmek hayati öneme sahiptir. Her kanser hastalığında olduğu gibi böbrek kanserinde de beslenme şekli önem taşımaktadır. Kanserin başlıca sorumlularından biri sigara kullanımıdır. Sigara alışkanlığı, böbrek kanseri oluşumunda en önemli faktördür. İçinde birçok kimyasal ve kansere yol açabilecek maddeler bulunduran sigaradan uzak durmak ve kullanılıyorsa en yakın sürede bırakmak kansere karşı alınabilecek önlemler arasında en başta gelmelidir. Beslenme şeklinde uzun süreli yüksek kalorili yağlı beslenilmesi veya diyet yapılması, et ve süt ürünleri gibi yüksek protein içeren besinlerin fazlaca tüketilmesi kansere yol açabilmektedir. Ayrıca uzun süreli radyasyon, hemodiyaliz ve kimyasal maddelere maruz kalma durumu böbrek kanseri risk faktörünü artıran nedenlerdendir. Aile öyküsünde kanser hastalığına yakalanmış kişilerin kansere yakalanma riski 2 kat daha fazladır. Bu nedenle mutlaka düzenli olarak muayene olmaları gerekmektedir” şeklinde konuştu.

  • Canan Karatay: “İncirin Fazla Tüketilmesi Ölüme Neden Olabilir”

    Dolaşım sistemi hastalıklarının neden olduğu ölümlerin en fazla görüldüğü Aydın’da sağlık önerilerinde bulunan Prof. Dr. Canan Karatay, “Kuru incirde yüksek miktarda fruktoz var. Yani incirin fazla tüketilmesi ölüme neden olabilir” dedi.

    İncirin anavatanı Aydın’a gelen Prof. Dr. Canan Karatay, Türkiye’de en uzun yaşayan insanların yaşadığı Nazilli’de konferansa katıldı. Karatay, TÜİK’in dün açıkladığı 2015 ölüm nedenleri araştırmasında dolaşım sistemi hastalıklarından en fazla ölümün görüldüğü incir diyarı Aydın ve Nazilli’de yaşayanlar için önemli açıklamalarda bulundu. Kamuoyu ile dün paylaşılan 2015 yılı Ölüm Nedeni İstatistikleri sonuçlarına göre, Aydın’da 2015 yılında meydana gelen ölümlerin yüzde 45,87’sinde 3 bin 358 kişinin dolaşım sistemi hastalıklarından öldüğü görüldü.

    “FAZLA İNCİR ÖLÜME NEDEN OLABİLİR”

    Bilimsel araştırmanın nedenlerini yorumlayan Prof. Dr. Canan Karatay, ilk kez incir tüketimine dikkati çekti. Kuru incirde yüksek miktarda fruktoz olduğunu belirten Karatay, şu şekilde konuştu:

    “Nazilli’nin halkı çok uzun ömürlü. Fakat insanlar burada en fazla dolaşım sisteminden kaynaklanan sorunlardan dolayı yaşamını yitiriyor. Tüketilen gıdaların kalitesi çok önemli, hazırlanışı çok önemli. Tabi ki incir memleketindeyiz. Fakat incir çok fazla fruktoz yüklü olduğu için olabilir. Burada şişman insanları çok gördüm. Bu şekerden kaynaklanıyor. Yani şeker trigliseridleri yükseltir, insülini yükseltir ve kronik şeker hastası olmasanız dahi insülin kanser sebebidir. Mide bağırsak kanserine gelince, bağışıklık sisteminin çökmüş olduğunu düşünüyorum. Bütün kanser hastalıkları, bağışıklık sisteminin çökmesinden kaynaklanır. Bağışıklık sistemini de çökerten şekerdir, ekmektir, pilavdır ve şekerli içeceklerdir. Aydın halkı inciri çok tüketiyorsa farklı sonuçlar doğurabilir. İncir çok tüketildiği zaman gliserin indeksi yüksek olduğu için fruktoz ihtiva ederek, karaciğeri yağlandırır. Özellikle kuru incirde yüksek miktarda fruktoz vardır. Bunların sonucu olan karaciğer yağlanması da trioid, pankreas başta olmak üzere bütün vücudun yağlanmasıdır. Yani bağışıklık sistemi bu nedenlerle bir yerden sonra çöküyor. Bağışıklık sistemini şeker çökertir, fruktoz çökertir. Çünkü bağırsaklardaki dost bakterileri öldüren şeker ve ekmektir. Un ufak olmuş şekerli şuruplardır ve şekerli içeceklerdir. Bağırsaklardaki düşman bakterileri çoğaltan, üremelerine sebep olan ekmektir, şekerdir, gazlı içeceklerdir ve de yediğiniz çok fazla incirdir. Yani incirin fazla tüketilmesi de ölüme neden olabilir.”

    UZUN YAŞAMIN SIRRINI AÇIKLADI

    Nazilli’de uzun yaşamanın sırlarını araştırmak için uzun yaşayan insanların kan değerlerine bakılması gerektiğini ifade eden Karatay, “Bence insülinleri düşük olan uzun yaşıyor. Yani insülin hormonu 5 ve altında olanlar uzun yaşıyor. Burada egede çok yeşillik içinde, doğal besleniyor halk. Onlar bir de eski toprak olduğu için hazır yiyeceklerden uzak duruyorlar. Herkes yemeğini kendi yapıyor. Zeytin ve zeytinyağı tüketiliyor. Bunlar uzun ömür sebebidir” dedi.