Etiket: olabilir

  • Ağız Kokusu Hastalık Habercisi Olabilir

    Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Adil Çınar Akkaynak, özel ve sosyal yaşamı olumsuz etkileyebilen ağız kokusunun, yalnızca ağız bakımının ihmal edilmesine bağlı olarak değil, çeşitli hastalıklar sonucu da gelişebildiğine dikkat çekerek, bu sorunun kişisel yöntemlerle giderilmeye çalışılması yerine mutlaka uzman yardımı alınması gerektiğini vurguladı.

    Memorial Dicle Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Opr. Dr. Adil Çınar Akkaynak, ağız kokusu ve tedavisi hakkında bilgi verdi. Ağız kokusunun toplumun yaklaşık yüzde 15’ini etkilemesine rağmen, genellikle ihmal edilen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu anlatan Akkaynak, “Nefes kokması olarak da adlandırılan bu durum; ağız ve diş sağlığının ihmal edilmesi, boğaz enfeksiyonu, diyabet, böbrek ve karaciğer hastalıkları, uzun süre aç kalmak, reflü gibi nedenlerle ortaya çıkabileceği gibi solunum ve sindirim sistemi kanserlerinin de habercisi olabilir” dedi.

    “ERKEKLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR”

    Kadınlara oranla erkeklerde daha sık görülen ağız kokusunun, çiftler arasında da sorunlara neden olabildiğini belirten Akkaynak, “Stresli bir işi ya da özel hayatı olan kişilerde, tükürük akımının azalmasıyla birlikte ağız kokusu ortaya çıkabilir ve kişiyi birçok yönden olumsuz etkileyebilir. Ağız kokusu bazen psikolojik sorunlara da neden olabilir. Sosyal ortamdan kopma, kendini kötü hissetme, ağız kokusunun psikolojik sonuçlarından bazılarıdır” diye konuştu.

    “PROTEİN İÇERİKLİ BESİNLER BAKTERİ ÜRETEBİLİR”

    Ağız ve diş sağlığının ihmal edilmesinden dolayı ağızda bakteri sayısı arttığını vurgulayan Akkaynak, şunları kaydetti:

    “Kırmızı et, süt ve süt ürünleri gibi proteinden zengin besinler bakterilerin oluşmasında etkilidir. Alkol, sigara, kafein bazlı içecekler de ağız kokusuna yol açabilmektedir. Bu nedenle her öğünden sonra dişlerin ve dil üzerinin temizlenmesi önemlidir. Eğer diş macununa ve fırçasına ulaşılamıyorsa ağız su ile çalkalanmalıdır. Genellikle çocuklarda görülen boğaz enfeksiyonları, ağız kokusuna neden olabilir. Bu durum bazen yetişkinlerde de ortaya çıkabilir. Enfeksiyon tedavi edildikten sonra koku ortadan kalkar ancak buna rağmen koku hala devam ediyorsa mutlaka sebebinin araştırılmasına devam edilmelidir. Toplumda yaygın bir şekilde görülen reflü hastalığı da ağız kokusunun nedenlerinden biridir. Mide sıvısı reflü hastalarında yemek borusuna geri kaçarak mide içeriğinin kötü kokusunu nefeste hissettirir. Reflünün tedavi edilmesi ile bu yolla oluşan ağız kokusunu da yok edilebilir.”

    “DOĞRU TEDAVİ UYGULANMALI”

    Ağız kokusu yaşayan bireylerin mutlaka uzman bir hekime başvurması gerektiğine dikkat çeken Akkaynak, “Sorunun nedeni tam olarak araştırılmalıdır. Sonuca göre ağız kokusu tamamen tedavi edilebilir, hasta tamamıyla kurtulabilir. Bunun yanı sıra ağız kokusu yaşayan veya yaşamayan her birey ağız ve diş sağlığına dikkat etmeli, özellikle yemeklerden sonra dişler fırçalanmalıdır” ifadelerinde bulundu.

  • Ağrılarınızın Nedeni Duygularınız Olabilir

    Uzman Psikolog Özge Genlik, “Ağrılarınızın nedeni duygularınız olabilir” dedi.

    Erken çocukluk deneyimlerimizi hatırlamasak ya da unuttuğumuzu zannetsek de, iliklerimize kadar işleyen izler olarak yaşamlar boyu peşimizi bırakmadığını anlatan Uzman Psikolog Özge Genlik, “Bebeklik dönemi “ilişki bilgisinin” içselleştirildiği ruhsal gelişimimiz için en önemli yaşam dilimini oluşturmaktadır. Yetişkin olarak, bedenimizi nasıl hissettiğimiz, ilişkilerimizde nasıl davranışlar, tutumlar sergilediğimiz, “öfke, hüzün, mutluluk, ” duygularını hissettiğimizde bedenimizde olanlar, bir topluluğun önünde konuşma yaparken bedensel olarak hissiyatlarımız hatta ruhsal rahatsızlıklara olan tolerans seviyemiz bebeklik döneminde oluşmaktadır” diye konuştu.

    Stres tepkisini düzenleyici ve duyguların işlenmesi için önemli olan beyin bölümlerinin en hızla olgunlaştığı dönemin bebeklik çağları olduğunu söyleyen Uzman Psikolog Özge Genlik, “Bu nedenle bebeğe birincil derece bakım veren kişinin bebeğin hissiyatlarına duyarlı ve onları en iyi şekilde anlayarak bebeğin kendini ifade repertuarını geliştirmesi “sağlıklı” olma hali için büyük önem taşımaktadır. Bebek ilk yıllarında, kendisine birincil derece bakım veren kişinin duygularına çok duyarlı ve hassas olur. Çünkü hayatta kalabilmesi bu kişiye bağlıdır. Dolayısı ile kendisine birincil derece bakım veren kişinin ,kendisinini “iyi, huzurlu,mutlu” hissettiği davranışları geliştirir, kendisine birincil derece bakım veren kişinin, kendisini “üzgün, öfkeli, mutsuz” hissettiği davranışları devre dışı bırakır. Böylece bebek yavaş yavaş farkında olmadan ancak bedenin daimi farkındalığı ışığında kendisine birincil derece bakım veren kişiden gördüğü modeli devralır” dedi.

    “Sürekli hareket halindeki enerjiler olan duyguları hissetmeyi ve onları ifade etmeyi bebeklik ve erken çocukluk döneminde öğreniyoruz. Dolayısı ile bu süreçte ne kadar çok duygu ile tanışır ve onları ifade edebilirsek yetişkin olduğumuzda “duygu körlüğü” deneyimleyerek kronik ağrılardan muzdarip olma oranımız o denli az olur” diyen Uzman Psikolog Özge Genlik, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Nasıl ki, fizyolojik bedenimize aldığımız maddelerin posalarını dışarı bırakıyoruz. Duygusal bedenimize aldığımız duyguları da dış dünyaya özgürce kendi ve diğerinin sınırlarının farkında olarak ifade edebilmeliyiz ki “çeşitli fizyolojik olarak nedeni bulunamayan ağrılardan şikayetçi olmayalım”.

    Örneğin bebeklik ve erken çocukluk döneminde yeterince dokunulmayan bedenlerin, dünyaya yönelik davranışlarında “özgüven” eksikliği bulunmakla birlikte bu kişilerde sıklıkla kronik sırt ve omuz ağrısı gözlemlenmektedir. Dokunma, bebeğe destek verir, güven sağlar, stress hormonlarını azaltır, büyüme ve bağlanma hormonlarını serbest bırakır. Dokunma noksanlığını, erken dönemde deneyimlemiş yetişkinler stres uyarıcı bir uyaranla karşı karşıya kaldıklarında kendilerini nasıl sakinleştireceklerini bilemediklerinden yeterince sevilmediklerini ve desteklenmediklerini hisseder ve genellikle kronik sırt ve omuz ağrısı duyumsayabilirler.

    Kronikleşmiş ve fizyolojik nedeni saptanamamış baş ağrılarının sebebi, “değersiz” hissetmektir. Erken çocukluk döneminde eylemlerine yönelik ebeveynlerinden yeterince takdir görmeyen yetişkinler yetişkin yaşamlarında her ne yaparlarsa yapsınlar kendilerini yetersiz görürler ve bunun sonucunda gelişen “mükemmeliyetçilik” hissiyatları ile birlikte dönem dönem kronik baş ağrıları ile baş etmek durumunda kalabilirler.

    Yaşamda sonsuz olasılık vardır ancak bazı insanlar tek bir çözüm varmış gibi hareket eder ve “inatçı” tutumlar sergilerler bunun sebebi ise erken çocukluk döneminde aşırı kuralcı ve otoriter ebeveynlik tutumlarıdır. “Eğer yemeğini dökmeden yiyebilirsen, seni severim.” mesajını veren bir ebeveyn çocuğun beden hafızasına herşeyin doğru düzgün yapılırsa, diğerleri tarafından kabul göreceğine ilişkin bir bilinç tohumu eker. Kişi yetişkin olduğunda her işin en iyisi olma yönünde çaba ve efor sarf ederken yaşamın diğer olasılıklarına karşı kendini bırakamaz ve dönemsel olarak kronik boyun ağrıları hissedebilir.

    Erken çocukluk döneminde öğrenilmemiş beden farkındalığı, duygularını özgürce ifade edememenin sonucu duygularını, düşüncelerini ve eylemlerini birbiri ile tutarlı bir biçimde ortaya koyamamış yetişkinler yaşamlarında “denge” sorunları ile karşılaşabilirler. Kalçalarımız, bizleri dünyaya “denge” ve “güvenle” kökleyen dokumuzdur. Dolayısı ile özgürce ve birbiri ile ahenkli biçimde ifade edilmeyen duygu-düşünce kalıpları ilerleyen yaşlarla birlikte dengesiz eylemlere zemin hazırlar ve kalça ağrıları hissedebiliriz.

    Sürekli değişken, tutarsız ebeveyn tutumları ile yetişmiş yetişkinlerde “gelecek kaygısı” yoğun olarak gözlemlenmektedir. Buna bağlı olarak da bizleri geleceğe hep bir adım ileriye doğru taşıyacak olan organlarımız; bacak, ayak ve diz ağrıları sıklıkla deneyimlenir. Bacak, ayak ve diz ağrılarının ardındaki mesaj: yaşamda yeterince esnek olduğumda ne yapabileceğimi bilemiyorum ve bu bilinmezlik beni adım atmaktan alıkoyuyor, gelecekten korkuyorum.”

  • İntihar Genetik Geçişli Olabilir

    Çocuk ve Genç Psikiyatri Uzmanı Dr. Özlem Özcan, intihar eğiliminin genetik geçişli olabileceğini söyledi.

    İzmir’de çalışmalarını sürdüren Çocuk ve Genç Psikiyatri Uzmanı Dr. Özlem Özcan, intiharlar hakkında önemli açıklamalarda bulundu. İntiharda herkesin çok bilmediği genetik bir zemin olduğuna dikkat çeken Dr. Özcan, “Birinci derece yakınlarında intiharla yaşamına son vermiş kişiler olanlarda intihar etme riski diğer toplum bireylerine göre 4-5 kat daha fazladır” dedi.

    Majör depresyon tablosu tedavi edilmediği takdirde depresyonun ağırlaşarak kişiyi intihara sürükleyebileceğini ifade eden Dr. Özcan, şöyle konuştu: “Kişi de depresyon ağırlaştıkça intihar düşünceleri yerleşmeye başlıyor. Bu düşünce oturduğunda kişi tedavi almıyorsa, kendisine kıymayla ilgili planları oluşmaya başlıyor. İntihar düşüncesi oluşmuş, yatkınlığı olan bireylerde alkol ve uyuşturucu cesareti artırıp, intihar riskini artırıyor. Ancak genetik yatkınlığı olan kişilerde, majör depresyon tablosu olmayabilir. Çünkü kişinin zaten genetik bir yatkınlığı vardır. Aile çocuğunun risk altında olduğunu bilirse, sürekli doktor takibinde olmasını sağlayabilir. Çünkü bunalımlı bir dönem bu çocuklarda intihara neden olabilir.”

    AİLENİZDE İNTİHAR ETMİŞ BİREY VAR MI?

    Muayene ettiği her hastaya “Ailenizde intihar etmiş birey var mı?” şeklinde rutin bir soru yönelttiklerini anlatan Dr. Özcan, “Eğer yanıt ’evet’ ise ailelere bazı uyarılarda bulunarak, çocuklarını düzenli doktor kontrolünde altında tutmamaları önerisinde bulunuyorum” diye konuştu. Muayenede ailenin soy ağacını incelediklerini anlatan Dr. Özcan, şunları söyledi: “Soy ağacında gidebildiğimiz kadar geriye gidiyoruz. Şehirlerde yaşayanlar 3 kuşak, kırsal kesimdekilerde üç kuşaktan daha da geriye gidebiliyor. Genç çok iyi görünür; ama hiç ummadığımız bir an intihara kalkışabilir. İntihar edecek kişi, kimseye önceden haber vermez. ’Ben intihar edeceğim’ demez. Biz bunu söyleyen kişiyi çok da risk altında olduğunu düşünmüyoruz. İntiharı planlar ve yapar. Gençlerin uyku durumu, ders başarısı, iştah durumu nasıl aile tarafından takip edilmeli. Arkadaş ilişkilerinde problem varsa, ders başarısında düşüş olduğunda aile bir şeylerin yolunda gitmediğini düşünüp uzmana başvurabilir. Genellikle aileler bu değişikliklerin farkına varamıyor.”

    ALKOL BAĞIMLILIĞINDA GENETİK YATKINLIK VAR

    Bipolar bozukluk, şizofreni, alkol bağımlılığı gibi rahatsızlıkların da genetik yatkınlığı olduğunu vurgulayan Dr. Özcan, “Örneğin babası alkol bağımlısı olan bir gencin, alkol bağımlısı olması olasılığı diğer bireylere göre daha yüksektir” dedi.

  • Sebepsiz Gülme Krizleri Beyin Tümörü Habercisi Olabilir

    Vücutta kalıcı sakatlıklara ve hayati tehlikeye neden olabilen beyin tümörleri, yerleşim yerine göre farklı belirtilerle ortaya çıkabiliyor. Kusma, bulantı, şiddetli baş ağrısı, kol ve bacaklarda güç kaybı ile görme ve konuşma bozukluğuna yol açabilen beyin tümörleri, sebepsiz yere gülme krizleri ile de kendini gösterebiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Cüneyt Göçmez, beyin tümörleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

    Erkeklerde daha sık rastlanıyor

    Tümör, vücut anatomisinde olmaması gereken yerde oluşan doku ya da bir dokunun kontrolsüz büyümesidir. Beyin tümörleri, beyin içindeki hücrelerde oluşabildiği gibi beyne başka bölgeden de sıçrayabilmektedir. Yapılan araştırmalarda beynin kendi hücrelerinde oluşan tümörler, iyi huylu (benign) ya da kötü huylu (malign) olabilmektedir. Beyin tümörleri, her yaş grubundan insanda görülebilmektedir. Toplumda 100 bin kişiden 3-5’inde teşhis edilen beyin tümörlerine erkeklerde daha sık rastlanmaktadır.

    Kişi kendi kendine kahkaha atıyorsa…

    Beyin tümörleri bilinenin aksine her zaman baş ağrısı bulgusuyla ortaya çıkmaz. Bu tümörler bazen az bilinen belirtilerle kendini gösterebilir. Beklenmeyen ve en ilginç belirtisi ise sebepsiz gülme ataklarıdır. Hasta, dışardan bir etki olmadan ve durup dururken kahkaha şeklinde güler. Diğer belirtileri ise depresyon, halüsinasyonlar, çift görme, vücudun bir tarafında uyuşma ya da karıncalanma, güç kaybı hatta ‘düşük ayak’ denilen sadece ayak bileğinin altında güç kaybıdır. Hafif bir baş dönmesi ve yürürken sendeleme bile tümörün habercisi olabilmektedir.

    Tümör türünün belirlenmesi çok önemli

    Belirtiler, tümörün beyinde bulunduğu yer ile ilişkilidir. ‘Motor saha’ adı verilen kol ve bacağın beyinde hareketini sağlayan bölgede bir tümör söz konusu ise kol ve bacaklarda güçsüzlük ile uyuşma olabilmektedir. Duyularla ilgili bölgedeki tümör de ağrı ve uyuşma ile kendini belli edebilir. Başın arka kısmındaki tümörler ise görme kayıplarına ve bozukluklarına neden olmaktadır. Tümörlerin teşhis edilmesinde öncelikli teknik MR’dır. Ancak tümörün iyi huylu ya da kötü huylu olup olmadığı patoloji sonucuna göre belirlenir.

    Cerrahi yöntem tümörün büyüklüğüne ve yerine göre değişiyor

    Beyin tümörlerinin tedavisinde ilk seçenek her zaman cerrahi yöntemdir. Cerrahinin nasıl yapılacağı tümörün beyinde bulunduğu bölgeye göre belirlenir. Hızlı teknolojik gelişmeler sayesinde artık tümör ameliyatları mikro ya da endoskopik cerrahi yöntemle yapılabilmektedir. Operasyon ile tümörün tamamı çıkartılarak, kafa içi basınç düşürülür ve tümörün bölgesel etkileri yok edilir. Bu cerrahi yöntemler sayesinde, hastaların iyileşip günlük hayatlarına dönme süreleri de kısalmaktadır. Ameliyat sonrasında ise hasta genelde 1 gün sonra hastaneden taburcu edilmektedir. Daha küçük tümörlerin tedavisinde radyocerrahi yöntemi kullanılmaktadır.

  • Havutçu: “Son Dört Hafta Her Şey Olabilir”

    PTT 1. Lig’in 30. haftasında Balıkesirspor evinde Adana Demirspor ile karşılaştı. Mücadele 2-1 Adana Demirspor’un galibiyeti ile sona erdi. Maç sonu değerlendirmelerde bulunan Adana Demirspor Teknik Direktörü Tayfur Havutçu, “Bu maça iyi hazırlandık. Rakibimizin evinde hiç yenilmediğini biliyoruz” dedi.

    Balıkesirspor – Adana Demirspor maçı sonrası açıklamalarda bulunan Adana Demirspor Teknik Direktörü Tayfur Havutçu, “En zor deplasmanlardan birine geldik. Balıkesirspor evinde hiç yenilmemişti. Bu maça çok iyi hazırlandık. Rakibin neler yapabileceğini biliyorduk. İlk yarı önemli pozisyonlarımız vardı. Rakibimizin de vardı. İkinci yarı istediğimiz golü bulduk. Akabinde Balıkesirspor beraberliği yakaladı. Ama önemli olan oyuncularım mücadeleyi bırakmadı. İyi reaksiyon gösterdik ve galibiyet golünü attık. Son iki maçta rakiplerimizin puan kaybetmesi büyük bir fırsattı ama maalesef değerlendirememiştik. Son dört hafta her şey olabilir. Biz kendi yolumuza devam edeceğiz” dedi.