Etiket: olabilir

  • Basit Burkulmalar Kireçlenmeye Neden Olabilir

    Acıbadem Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Ahmad, “Ayak bileği burkulması geçiren hastalar ayak bileğinde geçmeyen ödem ve şişlik, üstüne basamama ve 2 haftayı aşkın sürede devam eden ağrı şikayeti varsa mutlaka bir ortopedi uzmanına baş vurmalıdır” dedi.

    Acıbadem Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Ahmad, ayak bileğine yönelik yaralanmalarda belirgin bir artışın olduğuna dikkat çekerek konuya ilişkin açıklamada bulundu. Yaklaşık olarak her gün 10 bin kişiden birinin ayak bileğinin burkulduğunu kaydeden Ahmad, “Ayak bileği kabaca kemik ve yumuşak dokulardan oluşmaktadır. Ayak bileğinde oluşan yaralanmaların yüzde 75 bağ yaralanması olmakla beraber kırıklara da sık rastlanmaktadır. Röntgen filminin sadece kemik bütünlüğünü değerlendirmede yararlı olduğu, bağ ve kıkırdak dokusunu değerlendirmede yetersiz kaldığı bilinmektedir. Genel olarak bu şikayetle acil servise başvuran hastalarda çekilen röntgen filmlerinde bir sorun saptanmayabilir. İleri radyolojik tetkik yapılmadığı sürece bağ yaralanmaları ve kıkırdak hasarı atlanabilir. Sonuç olarak bu da ileride bağ dokularında gevşeklik, sık ayak bileği burkulmaları, geçmeyen kronik ağrı ve kireçlenmeye neden olabilir. Kireçlenmeye bağlı başlıca şikayetler hastalar tarafından ayak bileğinde şişlik, uzun süre ayakta kalmakla ve yürümekle ağrı, gece ağrıları şeklinde tarif ediliyor. Önceden ayak bileği burkulmuş ve yetersiz tedavi gören veya bağ yaralanması atlanmış hastalarda ikinci ve üçüncü kez ayak bileği burkulmasının oranı daha yüksek görülüyor” diye konuştu.

    Ayak bileği burkulması geçiren hastaların ayak bileğinde geçmeyen ödem ve şişlik, üstüne basamama ve 2 haftayı aşkın sürede devam eden ağrı şikayetinin olması durumunda mutlaka bir ortopedi uzmanına baş vurması gerektiğini belirten Ahmad, şöyle devam etti:

    “Yapılan detaylı muayene ve çekilen MRG sonrasında bağ yaralanması, kıkırdak hasarı saptanması durumunda tedavi planlanmalıdır. Bu türlü rahatsızlıklarda erken tanı önemli olup tedavi süresi 3-6 hafta arasında değişmektedir. İlk tedavi koruma, istirahat soğuk uygulama, kompresyondan oluşmaktadır. Amaç ödem gelişimini, hasarın ilerlemesini önlemek ve ağrıyı azaltmaktır. Öncelikle ayak bileği eklemi istirahata alınır. Bu amaç doğrultusunda alçı atellerden veya splint ve brace’lerden yararlanılır. Antienflamatuar ve analjezik ilaçlar kullanılır. Günümüzde bu türlü yaralanmalar konservatif yani ameliyata gerek kalmadan tedavi edilebilir. Yalnız ayak bileğinde nüks eden instabilite, atlanmış ve ya geç kalınmış durumlarda bileğin boşalarak düşme endişesi kişileri çok rahatsız eder. Konservatif tedaviye rağmen hastanın şikayetleri devam ederse cerrahi önerilen bir tedavi yöntemidir.”

  • Mevsim Geçişleri Gribe Neden Olabilir

    Doç. Dr. Erdal Seren, mevsim geçişlerindeki hava değişikliklerinin özellikte gribal enfeksiyonlara yol açtığını söyledi.

    Gribe karşı alınacak tedbirler hakkında bilgiler veren Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Doç. Dr. Erdal Seren, “Hastalık öksürme, hapşırma, konuşma ve solunum yolu salgılarının ağız, burun mukozası ve göze teması ile yayılır. Öksürük ya da hapşırık sırasında ağız ellerle kapatıldığında dokunulan yüzeylere bulaşır. Hasta olmayan insanlar ise bu yüzeylere temas eder, ellerini ağızlarına, burunlarına ve gözlerine temas ettirir ve hastalık kaparlar. Bir metrelik mesafe bulaşma için riskli alandır. Virüs 0-4 °C arasında haftalarca canlılığını sürdürebildiği için kış aylarında daha sık enfeksiyon oluşturur. Burun kapalı olduğunda sinüsler boşalmadığından grip tedavisi daha zor olan sinüzit enfeksiyonuna neden olabilir. Grip ayrıca östaki borusu tıkanıklığına da yol açarak orta kulak enfeksiyonlarına da dönüşebilir. Bu nedenle grip mutlaka uzman doktor gözetiminde tedavi edilmelidir. Grip tedavisinde istirahat etmek oldukça önemlidir. İstirahat süresinin bulaşmayı önlemek için hastalık belirtilerinin geçmesinden bir gün sonrasına kadar sürmesi gerekir. Grip tedavisi sırasında bol sıvı alınmalı, beslenmeye dikkat edilmeli ve sigara içmemelidir” dedi.

    GRİP AŞISI HAKKINDA BİLİNMEYEN GERÇEK

    Grip Aşısı hakkında da bilgiler veren Seren, “Aşı, canlı virüs içermediği için gribe sebep olmaz. Yaş ve kronik hastalıklar nedeniyle risk grubunda bulunan kişilerin, kalabalık ortamlarda çalışanların ve gribe yakalanmak istemeyen herkesin grip aşısı olması gerekir. Grip aşısı, binlerce grip mikrobu içerisinden sadece bir yıl önceki en sık karşılaşılan grip mikrobuna karşı koruyucudur. Aşı olunduktan sonra farklı bir virüse maruz kalınırsa gribe yakalanılması mümkündür. Gribe olmak istemiyorsanız, mevsim geçişlerinde hava sıcaklığına aldanmayın, tedbirli giyinin. Gribal enfeksiyonu olan kişilerle yakın temas halinde bulunmayın. Eğer gripseniz avuç içinize hapşırmayın. Tek kullanımlık kağıt mendil ya da peçeteyle ağzınızı kapatın. El hijyenine özen gösterin. Ellerinizi şüpheli yüzeylere temastan hemen sonra ve kış aylarında normal zamana göre daha sık yıkayın” diye konuştu.

  • Uzm. Dr. Çoban: “Yeni Çıkan Benler Cilt Kanseri Habercisi Olabilir”

    Memorial Antalya Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Lütfiye Çoban, vücutta ve yüzde sonradan çıkan benlerin cilt kanserine işaret olabildiğine dikkat çekerek, benlerin renk ve yapısındaki değişikliklerin önemsenmesi ve bu konuda vakit kaybetmeden uzman yardımı alınması gerektiği uyarısında bulundu.

    Memorial Antalya Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Lütfiye Çoban ben tanısı ve takibi hakkında bilgi verdi. Cilt kanseri olgularının yarısından fazlasının normal deri üzerinde oluştuğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Çoban, 35 yaşından sonra yeni çıkan benlerin önemsenmesi gerektiğini söyledi. Hastalığın genel olarak 50 yaş ve üzeri uzun süreli kuvvetli güneş ışınlarına maruz kalan insanlarda görüldüğüne dikkat çeken Uzm. Dr. Çoban, “Solaryum da ultraviyole ışığı yaydığı için güneş kadar risklidir. Melanoma, hastaların yarıdan daha az kısmında eski bir ben üzerinden gelişir. Eski bir benin renk değiştirmesi, büyüklüğünün artması, üzerinde kabarıklık, kanama olması ya da yara açılması melanoma için işaret olabilir” diye konuştu.

    “YILDA BİR KEZ DERİ MUAYENESİ OLMALIDIR”

    35 yaşından sonra yeni ben oluşan ve eski bende değişiklik olan kişilerin mutlaka bir uzmana başvurması gerektiği uyarısında bulunan Uzm. Dr. Çoban, “Ayrıca 50 adet ve üzerinde beni olanlar, ailesinde melanom öyküsü bulunan kişiler, daha önce melanoma geçirmiş olanlar, diğer türde cilt kanserine yakalanmış olanlar da yılda bir kez deri muayenesi olmalıdır. Dermatoloji uzmanı genel olarak tüm benleri değerlendirdikten sonra dermoskop adı verilen deri yüzey mikroskobisi ile şüpheli benleri detaylı olarak incelemektedir. Dijital dermoskop kullanılması durumunda görüntülerin fotoğraflanıp saklanması ve her kontrolde karşılaştırma yapılması mümkün olmaktadır. Muayenenin sonucuna göre benin alınması ya da belli aralıklar ile takip edilmesi önerilmektedir” dedi.

    “VÜCUT, BÖLGELERE AYRILARAK İNCELENMELİDİR”

    Vücuttaki benlerin yerlerini ve yapılarını tanıyana kadar haftada bir kez, daha sonra ise 1-2 ay arayla kendi kendine ben muayenesi yapılması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Çoban, “İyi aydınlanan bir odada, bir adet boy aynası ve bir adet el aynası yardımı ile yeni çıkan ben olup olmadığına ve eski benlerdeki değişikliklere dikkat edilmelidir. Vücut bölgelere ayrılarak incelenmelidir. Ağız içi, kulak içi ve arkasına koltukaltı, parmak araları gibi bölgeler unutulmamalıdır. Saç dipleri için aile bireylerinden yardım alınmalıdır. Daha sonraki muayenelere kılavuz olması için bir şema üzerine işaretlemeler yapılabilir” şeklinde konuştu.

    Uzm. Dr. Lütfiye Çoban, “Eğer benlerinizin yapısı asimetrikse, kenarlarında düzensizlik varsa, içinde birden fazla renk bulunuyorsa, çapı büyükse, üzeyinde, boyutunda ve şeklinde değişiklik oluştuysa, üzerinde kanama veya kaşıntı başladıysa, üzerinde yara varsa uzmana başvurmanız gerekmektedir” ifadelerini kaydetti.

  • Ellerdeki Titreme ’Parkinson’ Habercisi Olabilir

    Nöroloji Uzmanı Dr. Dilek Kasım Yücel, ellerde görülen titremenin nörolojik hastalıklardan ’parkinson’un habercisi olabileceğine dikkat çekerek, hastalığın genellikle ileri yaşta ellerde titreme ile başlayan ve beyin hasarına yol açan ilerleyici bir hastalık olduğunu söyledi.

    Samsun Büyük Anadolu Hastanesi doktorlarından Nöroloji Uzmanı Dr. Dilek Kasım Yücel, ‘parkinson’ hastalığı hakkında bilgi verdi. Stres, yoğun çay ve kahve içmek, açlık, yorgunluk, ani sinirlenme gibi bazı durumların titremeyi fark edilir hale getirebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Dilek Kasım Yücel, “Ellerde titremenin duruş ve harekete göre değişik tipleri vardır. Titreme istirahatte, hareket sırasında, eller öne uzatılmış halde veya bir olaya özel olarak (örneğin; yazı yazma) ortaya çıkabilir. Ellerde titremenin şiddeti hafif olabileceği gibi yeme, içme, kişisel ihtiyaçlarını gidermede güçlük yapabilecek düzeyde çok şiddetli olabilir. Ellerde titreme ile başvuran hastaların büyük çoğunluğunda ‘esansiyel tremör’ olarak adlandırılan iyi huylu bir durum saptanmaktadır. Sebebi bilinmemekle birlikte sıklıkla ailesel geçişlidir. Altta yatan ciddi bir hastalık yoktur. Genellikle 20’li yaşlarda belirginleşir ya da başlar ama her yaşta da görülebilir. Yorgunluk, stres, kafein bu titremeyi artırabilir. Yaş ilerledikçe genellikle artış gösterir ve eller dışında kafada, dilde, bacaklarda da görülmeye başlayabilir. Sıklıklar kişinin yaşamını kısıtlayıcı ağırlıkta olmaz ancak ince el becerisi gerektiren işlerde çalışırken zorluk çekebilirler” dedi.

    Ellerde titreme yapan nörolojik hastalıkların içerisinde en çok bilinenin “parkinson” hastalığı olduğunu belirten Yücel, “Parkinson hastalığı genellikle ileri yaşta ellerde titreme ile başlayan ve beyin hasarına yol açan ilerleyici bir hastalıktır. Parkinson hastalığında başlangıçta tek bir elde titreme vardır. Bu ’para sayma’ hareketi şeklinde kaba ve yavaş bir titremedir. Hastalığın başlangıcında hareket ile titreme kaybolur. İlerleyen dönemlerde titreme daha bariz bir hal alır. Diğer elde, vücudun diğer kısımlarında da görülebilir. Parkinson hastalarında titremenin tedavisinde hastalığa özgü ömür boyu kullanılmak üzere olan ilaçlar verilmektedir. İlaç ile tedavi edilemeyen hastalarda cerrahi ve beyin pili takılması gibi yöntemler kullanılmaktadır” şeklinde konuştu.

    TEDAVİ AŞAMASI

    Nöroloji Uzmanı Dr. Dilek Kasım Yücel şu bilgileri verdi: “Titremenin tipi, karakteri, şiddeti ve dağılımı belirlendikten sonra sebebe yönelik araştırma planlayarak tedavi sağlanabilir. Kan tahlilleri, beyin, omurilik ve sinir sistemine yönelik tetkikler yapılabilir. Elektromiyografi aleti ile yapılan özel yöntemlerle titreme analizleri yapılabilir. Altta yatan sebep saptandıktan sonra buna yönelik ilaç ve tedaviler seçilmektedir. Titreme, altında yatan sebebe bağlı olarak geçici veya kalıcı olabilmektedir. Örneğin ‘esansiyel tremör’ genellikle kalıcı bir titremedir. Guatr veya ilaç yan etkisine bağlı bir titreme geçici olabilir yani düzelebilir. Kalıcı el titremelerinde titremenin şiddetine ve yaşamını etkilemesine göre tedavi düzenlenir. Şiddetli ve yaşamını etkileyen tipteki titremelerde kişiye sürekli kullanacağı ilaçlar verilir. İlaç seçiminde en az dozda ve en az yan etkisi olabilecek tek bir tip formüldür. El titremesinin ilaç tedavisinde ’beta bloker’ dediğimiz kalp ritim düzenleyiciler başta olmak sara ilaçları uygulaması kullanılmaktadır.”

    Ellerde titreme yapabilen diğer nörolojik hastalıklara değinen Yücel, “Multiple skleroz (MS), inme, travmatik beyin hasarı, beyincik ve beynin yıkımı ile giden ilerleyici hastalıklardır. Ayrıca vücuda dağılan sinir liflerinin hasarlandığı durumlarda, bazı omurilik hastalıklarında da ellerde titreme olabilir. Astım ilaçları, amfetamin gibi uyarıcılar, psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar da yan etki olarak ellerde titremeye yol açabilir” diyerek sözlerine son verdi.

  • Erdoğan: “Ölenin Allahu Ekber Dediği, Öldürenin De Allahu Ekber Dediği Bir Anlayış Olabilir Mi?”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen Medeniyetler İttifakı’nın 7. Küresel Forumu’nda yaptığı konuşmada, DAEŞ’in İslam’la uzaktan yakından bir alakasının olmadığını belirterek, “Ölenin Allahu Ekber dediği, öldürenin de Allahu Ekber dediği bir anlayış olabilir mi?” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen Medeniyetler İttifakı’nın 7. Küresel Forumu’nda konuşma gerçekleştirdi. Erdoğan konuşmasında, 21. yüzyılın sorumlu liderleri olarak tehlikeli gidişata son vermek zorunda olduklarını ifade ederek, “Zira insanlık din ve kültür temelli kutuplaşmaların, gerilimlerin vicdanlarımızda açtığı yaraları artık taşıyamaz hale gelmiştir. Bugün 60 milyon insanın ülkelerindeki çatışlmalar yüzünden evlerini terk etmek zorunda kaldıkları bir dünyada yaşıyoruz. Büyük kısmını çocukların ve kadınların oluşturduğu bu masum insanların bir bölümünün çıktıkları umut yolculuğu denizlerin karanlık sularında daha büyük acılarla sonuçlanıyor. Ulaşmak istedikleri yere varabilenler ise misafir edildikleri toplumlarda şüphe ile karşılanmanın ve ötekileştirmenin sıkıntılarını yaşıyorlar. Bu dramların çıkış noktası olan coğrafyalara baktığımızda ise gerçekten çelişkilerle dolu bir fotoğraflarla karşılaşıyoruz. İslam adına eylem yaptığını iddia eden örgütler, en büyük katliamları Müslümanlara yapıyor, en büyük zararı onlara veriyor. Açık ve net söylüyorum: Bu terör şebekeleri eli ile binlerce yıllık medeniyet birikimi yok ediliyor. Kadim şehirlere harabeye çevriliyor. Bu örgütlerin sebep oldukları algı yüzünden özellikle Batı ülkelerinde yabancı düşmanlığı ve İslamofobinin hızla yayıldığını görüyoruz. Kimi art niyetli çevrelerin fırsattan istifade ile ayrıştırmayı, sevgi yerine nefret tohumları ekmeyi, ötekileştirmeyi kendilerine görev addettiklerine şahit oluyoruz. Bu şekilde farklı medeniyetlere farklı, inançlara, farklı kültürlere sahip insanlar arasındaki uçurumun derinleşmesi daha büyük felaketlerin habercisi olarak karşımıza çıkıyor” ifadelerini kullandı.

    “İNSANLIK OLARAK KARŞI KARŞIYA BULUNDUĞUMUZ BU TEHDİT HEPİMİZE YÖNELİK”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, her zaman terörün, teröristlerin ve terör örgütlerinin dini, kökeni, bölgesi ve kültürü olmadığını ifade ettiklerini hatırlatarak, “Masum insanların hayatına kast etmeyi hiçbir inanç, din, hiçbir vicdan tasvip etmez. Özellikle de İslam kelime itibari ile manası barış olan bir dindir. Manası barış olan bir din teröre müsaade eder mi? Bizim dinimizde terörün asla yeri yoktur ve İslam adına ortaya çıkan bu örgütler ki başta DAEŞ, bunların İslam’la yakından uzaktan alakası yoktur. Çünkü terör diğer tüm vasıfların ötesinde bizatihi insanın kendisine düşmandır. İnsanlık olarak karşı karşıya bulunduğumuz bu tehdit hepimize yönelik. Düşünebiliyor musunuz ? Şu salondaki birinci derece yakından ilgilendirdiği için söylüyorum. Ölenin Allahu Ekber dediği, öldürenin de Allahu Ekber dediği bir anlayış olabilir mi? Bunun bizim dinimizle alakası yoktur. Hiçbir medeniyet bu tehdidin dışında değildir. Terör örgütleri Medeniyetler İttifakı projesi ile kurmaya çalıştığımız ortak idealin en büyük hasmıdır. Bu tehdidi ancak ortak mücadele ile aşabiliriz. Aksi yöndeki her tutum, her beyan teröre, terör örgütlerine destek anlamına gelmektedir” açıklamasını yaptı.

    “SURİYE’DE DEVLET TERÖRÜ ESMEKTEDİR VE ORADA BİR TERÖRİST İŞ BAŞINDADIR”

    Erdoğan üç başlığın çok önemli olduğunu vurguladığı konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Bunun birincisi mezhepçiliktir ki biliyorsunuz bir zamanlar özellikle Orta Çağ ve sonrasında mezhepçilik yine farklı mezhepler arasında birbirilerine karşı çok ciddi tehdit oluşturuyordu. Şu anda yine bunu yaşıyoruz. İki ırkçılık. Çok ciddi bir tehdit olarak teröre zemin oluşturuyor. Üçüncüsü terör. Eğer bu mezhepçiliğe karşı ortak mücadeleyi veremezsek barışı temin demeyiz. Irkçılığa karşı bu ortak mücadeleyi veremezsek terörle mücadele edemeyiz. Biz şu ırktan bu ırktan diye insanlara bakamayız. Şu siyahtır, şu beyaz ırktandır diye insanları birbirinden ayırmayız. Biz karşımızdaki tüm ırkların mensuplarına insan olarak bakmak ve insan olarak hepsini sevmek zorundayız. Dünyada barışın temelini bu oluşturmaktadır. Üçüncüsü terör. Teröre karşı küresel ittifakı sağlamak zorundayız. Eğer küresel ittifakı teröre karşı sağlayamazsak burada da barışı temin edemeyiz. Şu anda ülkem terörle mücadelede çok ciddi bir sorun yaşamaktadır. 35 yıldır terörle mücadele ediyoruz. Şu ana kadar teröre karşı mücadelede ölen insanımızın sayısı 40 bini aşmış durumda. Aynı şekilde geliyoruz yanı başımızda artık terörle başlayan süreç Suriye’de iç savaşa dönüşmüştür. Ölenlerin sayısına bakıyoruz, 500 bini aşmış vaziyette. Orada artık bireysel terör yok. Suriye’de devlet terörü esmektedir. Orada bir terörist iş başındadır. İnsanlarını artık varil bombaları ile öldüren, toplarla, tanklarla öldüren terörist vardır. Bunlara karşı acaba kırmızı halılar serenler, kırmızı halılarla bunları karşılayanlar sorumlu değil mi? Eğer teröre karşı bu mücadeleyi vereceksek samimi olmak zorundayız. Onlarla silah yardımında bulunanlar sorumlu değil mi, onlara parasal yardımda bulunanlar sorumlu değil mi”

    “AYLAN BEBEĞİN O KUMSALA VURDUĞU ANA KADAR NEREDEYDİNİZ?”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Medeniyetler İttifakını kurarken, Türkiye olarak biz bu anlayışa bu işin içerisinde bulunduk. Biz o yavruların denizlerde ölerek sahile vurmalarını görmek istemiyoruz. Bizim en çok üzüldüğümüz, kahrolduğumuz an budur. Aylan bebeğin kumsala vurduğu zaman, insanlık ‘ne yapıyoruz’ demeye başladı. Peki, Aylan bebeğin o kumsala vurduğu ana kadar neredeydiniz? 6 yıldır Suriye’de bu insanlar ölüyor. Sadece Ege’de, Akdeniz’de denizden topladığımız insan sayısı bizim şu anda 100 bine ulaştı. Onları ölümden kurtarabilirdik” ifadelerini kullandı.

    “BAL BAL DEMEKLE AĞIZ TATLANMAZ”

    Cumhurbaşkanı Suriye ve Irak’tan olmak üzere 3 milyon mültecinin Türkiye’de olduğunu belirterek, “Sağ olsun bize dostalar geliyorlar ve teşekkür ediyorlar. Bizde bir söz var. ‘Bal bal demekle ağız tatlanmaz’. Balı yersen ağız tatlanır. bize teşekkür ediyorlar iyi güzel de bizim şu ana kadar faturalı olarak yaptığımız harcama 10 milyar doları aştı. STK’larımızın, belediyelerimizin yaptığı harcamaları söylemiyorum. Onlarla beraber ele alırsak 15, 20 milyar dolara ulaşmış vaziyette. Kamplarımızda yaşayan insanların sayısı 280 bin. Ayıca şehirlerimize dağılmış olanlarla beraber 3 milyon insanı ülkemizde misafire ediyoruz. Hala kapılarımızı batı Batılı ülkeler gibi kapatmıyoruz. O bombalardan kaçıp gelenlere, yine açmaya devam edeceğiz. Çünkü biz o insanları ölüme terk edemeyiz” açıklamasını yaptı.