Etiket: Okumayı

  • Kitap okumayı sevdiren mekan “Kitap Kafe”

    Elazığ’da bulunan kitap kafede, öğrenciler hem ders çalışıyor hem de boş vakitlerini değerlendirerek istedikleri kitapları okuma fırsatı buluyor.

    2 çocuk annesi Hatice Sayın, yıllarca hayalini kurduğu kitap kafeyi açarak vatandaşlarla buluşturdu. Kafede, sanat, deneme, anı, felsefe ve düşünce eserleri olmak üzere 10 bin kitap bulunuyor. Müşterilerinin çoğunluğu öğrencilerden oluşan kitap kafede bulunmayan kitaplar ise sipariş edilerek okurla buluşturuluyor. Telefon, internet ve sosyal medyadan tamamen uzak olan kafeye 1 kitap bağışlayana 1 kahve ikram ediliyor. Kafeye gelen vatandaşlar ve öğrenciler Türk halk müziği eşliğinde kahve ve çaylarını yudumlanarak seçtikleri kitapları okuma fırsatı buluyor.

    Kafe işletmecisi Hatice Sayın, “Bir kitap sever olarak Elazığ’ın bu eksikliğini hissetmekteydim. Şehrimizde böyle bir eksiklik vardı. Tüm kitap severlerin toplanıp kitap okuyacakları, söyleyişi yapacağı aynı zamanda çayını, kahvesini yudumlayacağı bir mekan olsun istiyordum. Kafeyi açtık ve güzel ilgi gördü. Dışarıdan gelen ve üniversitede okuyan öğrenciler buraya gelerek ders çalışabiliyorlar. Ayrıca burayı ev ortamına göre dizayn ettik. Buraya tüm kitap severleri bekliyorum. Yani burada bütünleşirler. Buraya gelenler arasında zaten bir bağ oluşuyor. Ders çalışmak isteyip de o ortamı yakalayamayan kişileri bekliyorum. Sakin sessiz bir ortamda derslerini çalışabilirler” dedi.

    Kitap bağışlayana, kahve ikramı

    Kafelerinde her kesime hitap eden kitapların mevcut olduğunun altını çizen Sayın, “Kitap Kafemizde hemen hemen tüm kitlelere hitap eden kitaplarımız mevcut. Sağlık, dini, felsefi, edebi romanlar mevcut Yaklaşık 10 bine yakın kitabımız mevcut. Kafede olmayan kitapları talep üzerine getirtiyoruz. Gün geçtikçe kitap yelpazemiz artmaktadır. İnşallah ikinci şubeyi açarsak tamamen hayallerimizi gerçekleştirmiş olacağız. Gerçi kitap bir deryadır. Sonu gelmez. Ama biz elimizden geldikçe sermayemizi kitaplara yatırmaya devam edeceğiz. Kitap bağışları kabul ediliyor. Bir kitap bağışlayana bir bardak kahve hediye ediyoruz. İnsanlar kitap okumayı seviyorlar fakat ellerinde yoksa buraya gelip kitaplardan istifade edebiliyor. İkinci el kitaplarımızı burada rahatlıkla okuyabiliyorlar”ifadelerini kullandı.

    Daha çok öğrenciler tercih ediyor

    Kitap okuyan ve kitap konuşan insanlarla bir arada olmanın kendisi için büyük bir ayrıcalık olduğunu aktaran öğrencilerden Abdülkadir Akar ise , “Ben, bunu kitap kafe de bulabiliyorum. Bu bizim için gerçekten çok önemli bir şey. Burada, gayet güzel ders çalışabiliyoruz. Hizmet konusunda da hiçbir sıkıntı yaşamamaktayız. Diğer kafelerden farklı olarak burada hem eğlenebiliyor hem ders çalışabiliyoruz. Bizler için çok güzel bir aktivite oluyor. Burada fikir tartışabiliyoruz”diye konuştu.

    Öğrencilerden Tansu Şahin’de, “Burada arkadaşlarla toplanıp, kitap tahlili yapıyoruz. Yeni fikirler, başka hayatlar ve karakterler keşfediyoruz. Bir kitabı bitirip diğerine başlayabiliyoruz. Burada ön yargı ve yargılama yok. Samimiyet var. Burada her şey açık. Burası bizlere hem ders çalışma ortamı hem kitap okuma imkanı hem de dinlenme imkanı sunuyor. Buraya gelip kendimizle bile vakit geçirebiliyoruz” şeklinde dile getirdi.

  • Türk hacılar Hac’da Kur’an-ı Kerim okumayı öğrendi

    Türk hacılar, kutsal topraklarda hac farizalarını yerine getirirken Kur’an-ı Kerim okumayı da öğrendi.

    Diyanet İşleri Başkanlığı hac organizasyonu ile hac farizasını yerine getirmek için kutsal topraklara giden Türk hacılar aynı zamanda Kur’an-ı Kerim okumayı öğrendi.

    Diyanet 40 günlük hac süresince verdiği birçok hizmetin yanında, fıkıh dersleri vererek hacılara Kur’an-ı Kerim de öğretti. Bir akademi gibi hizmet veren Diyanet, Kur’an-ı Kerim’i hiç bilmeyenlere Arapça alfabe üzerinden eğitim verdi. Bursalı Adnan Beyhan Hoca yaşları 65 ile 78 arasındaki 7 talebesine Elif-Ba’dan başlayarak Kur’an-ı Kerim’i öğretti. Kutsal topraklara ayak basınca Elif-Ba öğrenmeye başlayıp Arafat’ta Kur’an-ı Kerim’e geçen Türk hacılar, çifte mutluluk yaşadı.

    İhlas Haber Ajansı’na (İHA) konuşan bir Türk hacı, “Allah’ıma şükürler olsun ki bu sene kurada haccımız çıktı. Hanımımla beraber geldik, şu anda haccımız yaptık, şu anda Arafat’tayız. Arafat’ta Elif-Ba’dan başlayarak Kur’an-ı Kerim öğrendik. Şu anda dua ediyorum. Allah haccımızı kabul etsin, gelmeyenlere de Allah nasip etsin” dedi.

  • Şentürk, “Kitap okumayı boş zaman etkinliği olarak görüyoruz”

    Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç.Dr.Zülfiye Acar Şentürk, toplum olarak en büyük sıkıntının kitap okumanın boş bir zaman etkinliği olarak değerlendirildiğini belirtti.

    Şentürk, toplum olarak okumadığımızı, okumadığımız için sorgulayamadığımızı, düşünemediğimizi ve böylelikle kendimize yatırım yapamadığımızı ifade etti.

    Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim görevlisi Acar Şentürk Türkiye’de kişi başı kitap okuma oranlarının çok düşük olduğunun zararlarına dikkat çekerek bu meselenin nedenlerini toplumda derinlemesine araştırılmasının öneminin altını çizerken, kitap okuma oranlarının düşük olmasının temel nedeninin toplum olarak kitap okumayı boş bir zaman etkinliği olarak değerlendirdiğimizi ve gerektiği kadar önemsenmediğini belirtti.

    Derslerle ilgili roman öneriyorum

    Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlisi öğrencileri okumaya teşvik etmek için derslerle ilgili romanlar önerdiğini ve bu vesileyle öğrencilerin her dönem birkaç tane roman okumalarıyla birlikte okuma alışkanlığı edindiklerini ifade eden Şentürk “Aslında sorunumuz okumayı bilmememiz, öğrencilerin okudukça yorumlamayı öğrendikleri ve olaylara farklı açılardan bakabilme kabiliyeti ediniyorlar. Öğrenciler bu yöntemle temel sorunumuz olan “Neden?” sorusunu soruyorlar ve ayrıca romanlardan bir bütün çıkarmayı da öğreniyor. Sadece okuryazar olmak değil okuyabilmek, metnin altındakileri anlayabilmek ve yorumlayabilmeyi oldukça etkin kullanmak gerekir.

    Üniversiteden önce orta öğretim döneminde de ezber odaklı olmak yerine yoruma dayalı olmasının çok daha yararlı ve gerekli. Okumayan toplumların direk teknoloji çağına geçerek algılamakta zorluk yaşayan ve olayları derinlemesine yorumlayıp kavrayamayan toplumlar olarak karşımıza çıkıyor” dedi.

    Küçük yaştan alışkanlık hale getirilmeli

    Şentürk, kitap okuma eğiliminin çok küçük yaşlardan alışkanlık edilmesi gerektiğini savunarak kendisinin de küçük yaşlarda ebeveynini hep kitap okurken görmesinin, kitap okumasının alışkanlık hale gelmesinde etkin olmasını sağladığını ve bu açıdan şanslı olduğunun altını çizerek, “Kitap okumak aslında bir taraftan da model alma işi. Çocukların küçük yaşlardan etrafındaki büyükleri okurken görmesinin olumlu etkiye sahip. Kitap okumak zorunluluk olarak ve görevmiş gibi algılandığında diğer zorunlu işler gibi baştan savmaya dönüşüyor. Kitap okumayı keyifli bir hale getirerek küçük yaşlarda çocukların alıştırılmasına özen göstermek açısından aileler bu konuda etkin rol oynuyor. Okuduğumuz sürece birey oluruz ve okuduğumuz sürece özgürüz” diye konuştu.

  • Kısa Sürede Kur’an Okumayı Öğretecek Kitap

    Kırklareli’nin Babaeski ilçesinde Müftü Vekilliği görevini yapan İbrahim Yaman’ın yazdığı “10 Saatte Kur’an Öğreniyorum” isimli kitabı çıktı. Yaman, Kur’an okumayı bilmeyen insanların, kitap sayesinde kısa sürede Kur’an okumayı öğreneceğini ifade etti.

    Herkesin Kur’a okumayı öğrenmesini istediğini dile getiren Yaman, “’Allah’ım bana da ilimle ilgili bir şey yapmayı nasip eyle’ diye daha imam hatip yıllarında okurken içimden geçti. Ben istiyorum ki, iki ay gelmiş olsa bir çocuk Kur’an kursuna mutlaka Kur’an okumasını öğrensin. O maneviyat o Kur’an’ın maneviyatı ile bütünleşsin” dedi.

    “GELMESİ SİZE AİT ÖĞRETMESİ BİZE AİT”

    Kitap içeriği hakkında da bilgi veren Yaman, “Kur’an’ın bütün harflerini birden göstermek yerine ben çocuklara sadece üç harfi gösterdim. Sadece üstün ve üç harfle başladım. ’Ben Kur’an’ı öğrenemem’ böyle bir korku var insanlarda. Bu kitabımızda üç harf diğer kitaplarımızda farklıydı. Bu kitabımızda ’Le’ harfini, ’Ne’ harfini ve ’Fe’ harfini sadece üstün ile aldım. Yani diğer şeyleri karıştırmadım. Bu sayfayı bir insan 5 dakika içerisinde çözüyor. Ondan sonra bunu geçiyoruz, ikinci bir üç harf bunu da 5 dakika içerisinde çözüyor ve okumaya başlıyor. Tamam diyorum sen okudun işte, ’Allah Allah okudum ben’ diyor. Kendine bir güven geliyor. Yani çocuklar, büyükler çok kolay bir biçimde bu kitaptan Kur’an okumasını öğrendiler. Sloganımız şu, ’Gelmesi Size Ait Öğretmesi Bize Ait.’ Siz yeter ki camiye gelin Kur’an öğrenmeye gelin ama öğretmek bize ait” diye konuştu.

    Yaşı büyük insanların da, kitapla Kur’an okumayı öğrendiğini aktaran Yaman, “Almanya’da 65 yaşında emekli olmuş abimiz, ’Hocam ben Kur’an okumasını öğrenmek istiyorum’ dedi. ’Tamam’ dedim. ’Yok hocam ben öğrenemem’ dedi. Dedim ki, ’Gelmesi sana ait öğretmesi bize ait.’ ’Yok hocam olmaz’ dedi. Allah’ın izniyle öğrettik. Arada telefonlaşıyoruz. ’Hocam diyor, 10’unucu hatmi ettim’ diyor” ifadelerini kullandı.

    “BU KİTAPLA KENDİ KENDİNE DAHİ ÖĞRENEBİLİR”

    Kitabı okuyanların kısa sürede Kur’an öğrenebileceğini ifade eden Yaman, “En büyük dileğimiz de, gençlerimizin, büyüklerimizin yani ’ben Kur’an öğrenmek istiyorum. Nasıl öğrenirim?’ diyen insanımız eline bunu alsın iş yerinde, evde görecektir ki tahmin edemeyeceği kadar kısa sürede Kur’an okumasını öğrenecektir. Ama diğer şekilde bu kitapla kendi kendine dahi öğrenebilir. Bir şey yaptık. Biz tabi sadece Allah rızası için yaparız. Sadece 10 saatinizi veriyorsunuz. Ben bunu bazı öğrencilerimde denedim. Dedim ki, çocuklar ben sadece beraber olduğumuz zamanlarda derse başladık, saati yazdım. Öteki derse kadar dedim size kitabı vermiyorum dedim. Öyle bir deneme yaptım ve inanın 8-9 saatte Kur’ana geçenler oldu. Dileğimiz insanların Kur’an ile buluşması” dedi.

    Kitap yazarken destekçisinin eşi olduğunu ve kitabı 20 yıllık birikimin ile yazdığını söyleyen Yaman, “En büyük destekçim eşim oldu. Yani bu kitap 40 sayfalık bir kitap ama inanın bu tam 20 yıllık bir emeğin eseri. 20 yıllık birikimin tecrübelerin eseri. Kitap 40 sayfa ama bakıyorsun 20 yıllık birikim var” diye konuştu.

  • “Çocuğunuz Eğer 5 Yaşından Önce Okumayı Ve Saymayı Öğrenmişse Hemen Sevinmeyin”

    Çocuklarda erken gelişen okuma ve sayma becerisinin ‘Hiperleksi’ habercisi olabileceği belirtildi.

    Konuyla ilgili bilgiler veren Fizyotem Tıp Merkezi Psikolojik Danışma Birimi Psikoloğu Yrd. Doç. Dr. Mesud Yalçın Güzel, 5 yaşından önce okumayı öğrenen ve sayı saymayı beceren çocukların ‘Hiperleksi’ hastası olma riski taşıdığını söyledi.

    ‘Hiperleksi’nin erken gelişen okuma becerisi ve bunun yanında dil problemleri, öğrenme ve sosyalleşme yeteneğinde sorunları olan çocuklara verilen genel bir ad olduğunu kaydeden Güzel “Bu tip çocuklar çeşitli şikayetlerle kliniklere ve danışma merkezlerine geldiklerinde genelde otizm, asperger davranış bozuklukları ile karıştırılır. Hatta bu çocuklar arasında üstün yetenekli çocuklar bile bulunmaktadır. Erken okuma yeteneği genelde görsel öğrenme tarzındadır. Başlangıçta okuduklarını anlamadıkları halde anlamanın daha sonra oluştuğu görülür. Bir eğitim almadan 5 yaşından önce okumayı öğrenebilirler fakat dilde ve sosyal ilişkilerde güçlükleri vardır. Bu çocuklar cümle içindeki yapısal ve anlamaya ilişkin ipuçlarını yakalamakta güçlük yaşarlar” dedi.

    Hiperleksik olan çocukların bazı ipuçları ile kendilerini ele verdiğini kaydeden Güzel “En başta okumaya erken başlarlar. 3 yaşında okumayı öğrenirler. Yazılı kelimeler çok dikkatini çeker. Televizyondaki Çarkıfelek veya kelime bulma tipi yarışma programlarındaki kelimeleri anında öğrenir başka zaman aynı kelimeyi okurlar. Ebeveynlerini şaşırtırlar. Anne ve babası onu üstün zekalı zannederler. Dil öğrenme bozuklukları baş gösterir. İlk konuşmaları ‘Ekolali’ şeklinde yansıtmalıdır. Harflere, sayılara ve şarkı sözlerine karşı iyi bir işitsel hafızaları olduğu gibi iyi bir görsel hafızaları da vardır. Tek kelimeleri anlamaları cümleyi anlamalarına göre daha iyidir Tekrarlayıcı ve kendilerine has kelime ve cümlecikler kullanırlar. Konuşması normal bile olsa konuşmayı başlatma ve sürdürmede sorunları vardır. Sosyalleşmede yaşanan problemler ise gruba uyumda zorlanma, yaşıtlarıyla arkadaşlık kuramama, yüksek sesli makinelere karşı duyarlılıktır. Dilde gelişme oldukça bu davranış gecikmeleri de azalmaktadır. Bu çocukların bir kısmı ilk başlarda otistik bozukluğa benzer davranışlar gösterebilir, ritüalistik tekrarlanan davranışlarda bulunurlar. Aşırı ısrar, bir duygusal durumdan diğerine geçiş de zorlanmalar, öfke nöbetleri gibi” ifadelerini kullandı.

    “HİPERLEKSİLİ ÇOCUKLAR ÇOĞUNLUKLA ERKEKTİR”

    Yrd. Doç. Dr. Mesud Yalçın Güzel, Hiperleksili çocukların çoğunlukla erkeklerden oluştuğuna dikkat çekerek “Davranışsal ve sosyal anormallikleri vardır. Dili anlamada iletişim sorunu yaşarlar. 5 yaşından önce okurlar ve kelimeler karşısında büyülenmiş gibi bir davranış gösterirler. Tüm hiperleksik çocuklar kelimeleri bütün olarak tanır. Bazı hiperleksik çocuklar kelimeyi daha önce bir yerde görmeseler de okuyabilirler. Bazıları logolara aşırı ilgi duyar. Hiperleksi özelliği olan çocuklar genelde ilk kelimelerini 12. ayda söylerler ve bu kelimeler genellikle tren, kamyon, araba vb. gibi ilgi duydukları kelimelerdir. Harfler ve sayılarla çok ilgilendikleri hatta bunlar karşısında büyülenmiş gibi davranırlar. Sayıları ve alfabenin harflerini sayabilirler, kolayca şarkıları ezberleyebilirler. Dilde 18. aya doğru bir gerileme olmakta ve bu 24. aya kadar sürebilmektedir. Dil gelişimi normal yaşıtlarına göre daha geç gerçekleşir” diye konuştu.

    “Bu çocuklar görsel mekanik oyuncakları severler. Özellikle tren araba gibi oyuncaklara ilgi fazladır” diyen Güzel “Televizyonda özellikle Çarkıfelek gibi programlara kilitlenirler. Bu programlar gibi içinde çok fazla sayıda harf, sayı ve kelime görselleri okumalarını artırır. Evdeki eşyaların aynı yerlerde kalması konusunda ısrarcı davranırlar. Yine bir yere giderken hep aynı yolu kullanmak isterler başka bir yoldan gitme konusunda direnirler. Öfke patlamalarında sözel olarak sakinleşmezler, bir şekilde dikkatleri ilgi duyduğu başka bir tarafa çekilmeye çalışılmalı ya da müzik kullanılmalıdır. Genellikle arkadaşlık ilişkileri kurmada zorluk çekerler. Oyun oynayan yaşıtlarının yanına gitse bile nadiren bir konuşma veya ilişki başlatabilirler. Dinlemede seçicilik gösterirler. Yanındaki bir şeyi dinlemiyorken diğer odada ilgilerini çekebilecek hafif bir sesi işitebilirler. Dinlemedeki bu seçicilik önemlidir. Zeki ve sevimli bir görünümleri vardır. Oyuncaklarla oynarken mekanik olanları yada puzzle’ı tercih edeceklerdir. Bu çocukların ince motor becerilerinde herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Okuduğunu anlama sözel dil ile ilişkilidir. Erken yaşlarda yazılı soruları ve bilgileri daha iyi anlarlar. Erken okuma, yüksek işlevli otistik bozuklukta da görülebilmektedir. Pek çok hiperleksi özelliği olan çocuk 4,5-5 yaşlarında dil gelişimlerinde ilerleme gösterirlerken sosyal iletişimdeki bozukluk bazen kalıcı haldedir” şeklinde konuştu.

    Hiperleksik çocukların erken yaşlarda, otizme benzer pek çok tipik davranış gösterebildiğini de vurgulayan Güzel “Bunlar tekrarlanan, ritüalistik davranışlar, duyusal hassasiyet (gürültü, dokunma ve koku gibi) artmış duyarlılık, öfke patlamaları, yaygın anksiyete ve anormal korkulardır. Bu davranış anormallikleri 4,5-5 yaşında dilin gelişimi ile azalır. Bu çocuklar sevecen, sıcak çocuklardır ve yetişkinler ile daha iyi bir iletişim kurarlar. 5 yaşından itibaren eğitici oyunlara katılabilirler. Her ne kadar normal bir okula gidebilseler de eğitimlerinde küçük değişikliklerle anne-babalar uzman bir psikolog tarafından yönlendirilirse özel eğitimle çok iyi netice alabilirler” tavsiyesinde bulundu.