Etiket: Oksijen

  • (Özel Haber) 13 yıldır kapanmayan yarası oksijen tedavisiyle kapandı

    Bursa’da 13 yıldır ayağındaki yarası iyileşmeyen kadın, hiperbarik tedavisiyle sağlığına kavuştu. Yaralarının kapandığını söyleyen kadın, doktoruna ve hemşirelere teşekkür etti.

    55 yaşındaki Sıdıka Özkan’ın ayağında toplardamar yetmezliği sebebiyle 2005 yılında yara açıldı. Zamanla büyüyen yara yapılan tüm müdahalelere rağmen kapatılamadı. Yıllarca açık yarayla yaşayan Özkan ağrıları dayanılmaz bir hal alınca yeni bir tedavi arayışına girdi ve yakınları aracılığıyla Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan hiperbarik tedavisiyle tanıştı. Tedavinin ilk aylarından itibaren ayağındaki iyileşmeyi fark eden Özkan, tedaviye ara vermedi. 10 aylık sürecin ardından Özkan’ın yarası tam anlamıyla kapandı.

    Hastalığı ve tedavi süreciyle ilgili konuşan Sıdıka Özkan, Bursa’da sadece Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan hiperbarik tedavisinin çoğalması ve devletin de bu anlamda destek olması gerektiğini kaydetti.

    Özkan, “1990 senesinden beri kalp damar tedavisi görüyordum. İlaçlarımı düzenli kullanmama rağmen tiroidim çalışmamış, kilo almaya başladım. Kilolardan sonra ayağımda 2005 yılında bir su akmaya başladı. Derim açıldı, ayağımda bir yara çıktı ve bu yara zaman içinde büyümeye başladı. İlk zamanlar bu kadar ağrı yapmıyordu. Kalp damar tedavisi görüyordum, ilaç veriyorlardı, antibiyotik veriyorlardı ama yaram kapanmadı. Bir doktorda 4 sene, bir başka yerde 3 sene tedavi gördüm. Doktorum bana her şey denedi, ozon tedavisi gördüm, ufak yöntemler denedim ama kapanmadı. En son doktorum bana ‘ben sana yararlı olamadım bir şey yapamadım’ dedi. Benim çok ağrılarım vardı, 6 ay hiç uyumadım, koltukta oturarak sabahlıyordum. İnanın günde 4 tane bazen 6 tane ağrı kesici alıyordum. Şu an Allah razı olsun bir arkadaşımız aracılığıyla hocamızla tanıştım. Doktorumuz beni tedavi altına aldı. Benimle ilgilendiler, yatarak oksijen tedavisi gördüm. Hemşire arkadaşlarımız özenle yaralarımı sardılar. Yaralarım kapandığında onlar benden daha çok seviniyordu. Ayaklarımdan ilk etapta sarı ve yeşil sular akıyordu. Çok kötü durumdaydım, o yaraların nasıl kapanacağını bilmiyordum, bunalmıştım. Beni bu sıkıntıdan kurtardıkları için onlara teşekkür ediyorum” dedi.

    Yüksek İhtisas eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mehmet Güzelsoy da hiperbarik merkezi ve tedavisiyle ilgili bilgi verdi. Başhekim Güzelsoy, Bursa’daki kamu hastaneleri arasında bu hizmeti veren tek kurum olduklarını söyleyerek, çevre il ve ilçelerden gelen hastaları da tedavi ettiklerini belirterek, “2016 yılında hiperbarik merkezimiz açıldı. O zamandan bu yana yaklaşık olarak binden fazla hastayı tedavi ettik. Bu hasta grupları içerisinde en çok karbonmonoksit zehirlenmeleri oldu. Her mevsimde yaklaşık olarak 100 veya üzerinde hasta geliyor. İyileşmeyen yaralar, diyabet veya başka sebeplerden ötürü meydana gelen yaralarda da bu tedaviyle büyük sonuçlar aldık. Sadece Bursa’dan değil Bursa çevresindeki il ve ilçelerden de hastalarımız geliyor. Güney Marmara ve çevre ilçelerimizden tedavi olmak için gelen vatandaşlarımız oluyor. Şu anda Bursa’da bu konuda güzel bir hizmet veriyoruz” dedi.

    Sıdıka Özkan’ı tedavi eden doktoru Sualtı Hekimliği ve Hiperbarik Tıp Uzmanı Uzm. Dr. Bekir Selim Bağlı da tedavi yöntemini anlattı. Uzm. Dr. Bağlı, hastasının 13 sene kapanmayan yarasını kapattıkları için mutlu olduklarını kaydederek, “Sıdıka Hanım bize müracaat ettiğinde toplardamar yetmezliği hastalığı vardı. Bunun sıkıntısını hemen hemen 20 yıldır yaşıyordu ama 10 yılın üzerinde bir süredir yara mevcudiyetiyle komplike oluşmuştu. Çeşitli tedaviler denenmiş kısmi iyileşmeler göstermiş, fakat tam iyileşme hiçbir zaman için mümkün olmamıştı. Bize geldiğinde hiperbarik oksijen tedavisi ve diğer yara bakım destek tedavileri ile birlikte uzun bir süreçte yaklaşık 10 ay süren bir süreçte yarayı kapatarak temizledik. Yara hastaları bize müracaat ediyorlar. Oksijen tedavisinden fayda gören bir grup olmasına rağmen yaralar oksijen tedavisi dışında diğer tedavilerle de kapatılabilir. Hiperbarik tedavisi uygulanması için hastaya yapılan tetkik ve muayenelerden sonra doktoru tarafından fayda görülebileceği yönünde rapor çıkarılması gerekiyor. Rapor alınmaması durumunda hasta tedaviye alınamıyor. Hiperbarik tedavisi de yarada destek tedavi olarak kullanılıyor. Sıdıka Hanım ilk hastamız değil. Biz diyabetik ayak yaraları ile yine toplardamar yetmezliği ve atardamar yetmezliği yaşayan hastalarımıza da bu tedaviye uyguluyoruz” diye konuştu.

  • Asi Nehri’nde balıklar oksijen yetersizliğinden telef olmuş

    Hatay’da, Asi Nehri’nin Akdeniz’le buluştuğu Meydanköy’de telef olan on binlerce balığın ardından köyde yaşam normale dönüyor. Asi Nehri ve denizin içerisinde bulunan ölü balıklar rüzgarla beraber yok olurken kıyılara vuran balıklarsa kuruyarak yok oluyor.

    Hatay’ın Samandağ ilçesinden geçerek Akdeniz’e dökülen Asi Nehri’nde on binlerce balığın telef olmasıyla ilgili yapılan incelemelerde balıkların oksijen yetersizliğinden telef olduğu değerlendirildi. Balık ölümlerinin yaşandığı Meydanköy ve Tekebaşı Mahallerinde kıyıya vuran balıklar Hatay Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi personelleri tarafından toplandı. Göze çarpan ve kötü koku yayan balıklar, ekiplerin geniş kapsamlı çalışmaları sonucunda çuvallara konularak götürüldü. Asi Nehri kenarlarında bulunan ölü balıklar ise rüzgarın da etkisi ile su sümbüllerinin aralarına karıştı.

    “Milli servet telef oldu”

    Balık ölümlerinin katliamdan farkı olmadığını ifade eden Çöğürlü Mahalle Muhtarı Mehmet Doğru, sorumluların cezalandırılması gerektiğini söyledi. Doğru, “Bu balıkların ölümleriyle ilgili acımız çok büyük. Katliam gibi oldu. İlk kez böyle bir ölümlerle karşı karşıya kaldık. Bunun akarsudan veya neden kaynaklandığını öğrenmek bilgi edinmek ve sorumluların cezalandırılmasını devlet büyüklerimizden istiyoruz. Böyle katliamların bir daha yaşanmasını istemiyoruz” dedi.

    Ölen on binlerce balığın milli servet olduğunu ifade eden Doğru, “İlgililerin daha duyarlı olup, gereken işlemleri yapmalarını arz ediyoruz, böyle katliamlar bir daha yaşanmasın” diye konuştu.

    “Kanalizasyon ve fabrika atıkları neden oldu”

    Amik Ovası’nın sulanması nedeniyle suların 6-7 ay verilmediğini ve kirlenen suyun bir anda verilmesiyle balıkların telef olduğunu ifade eden muhtar Doğru, “Balıkların ölümü kirli sudan kaynaklanıyor. Her yıl Amik Ovası’nı suladıkları zaman suyu 6-7 ay bırakmadıkları için kirli su geliyor. Kanalizasyon, fabrika atıkları, zeytin fabrikalarının akıntıları son dönemde onların dikkate alınmasını ve gerekli işlemlerin yapılmasını temenni ediyoruz” ifadesini kullandı.

    Telef olan balıkların gün geçtikçe eridiklerini vurgulayan muhtar Doğru, “Telef olan balıklar şuan erimiş durumdalar. Kokudan geçilmiyor. Mahallelerde oluşan koku ve artı sivrisinekler de çoğaldı. Bunların da ilaçlatılması ve halkın temiz bir hava soluması için gerekli temizliklerin yapılmasını arz ediyoruz” açıklamalarında bulundu.

  • Oksijen tüpü patladı, engelli kız ve annesi yaralandı

    Bursa’nın İnegöl ilçesinde meydana gelen oksijin tüpü patlamasında engelli kız ile annesi yaralandı.

    Olay, Alanyart Esentepe Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, engelli olan 9 yaşındaki Meryem Korkmaz’ın kullandığı oksijen tüpü büyük bir gürültü ile patladı. Patlama sırasında engelli kız ile o sırada yanında bulunan annesi 42 yaşındaki Hatice Korkmaz yaralandı. Yaralı anne ve kız yapılan müdahalenin ardından İnegöl Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Patlamayla alakalı tahkikat başlatıldı.

  • SDÜ’den oksijen deposu Kızıldağ’da ‘Doğa Eğitimi’

    Süleyman Demirel Üniversitesinin Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunun (TÜBİTAK) ‘4004-Doğa Eğitimi ve Bilim Okulları’ kapsamında desteklenen projesi başladığını belirten SDÜ Öğretim Üyesi Dr.Yasin Ünal, “Doğa bizim bir parçamız. Aslında Doğa’yı korumak, kurtarmak kendimizi de garanti altına alır. Sevgi tek başına buraları kurtarmaya yetmiyor. Gönüllü katılımcılık esasına dayalı ‘Doğa Laboratuvarı’ mantığıyla proje hazırladık. En Nadir değerleri, Endemik türleri korumak açısından iyimseriz. İnsan zekasının daha güzeli hedeflemesi dileğiyle” dedi

    Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Süleyman Demirel Üniversitesi’nin (SDÜ) “Kızıldağ Milli Parkı ve Çevresinde Doğa Eğitimi Projesi”ni onaylayıp finansal desteğe bağladı. “4004- Doğa Eğitimi ve Bilim Okulları” adımı kapsamında desteklenen proje hakkında açıklamalarda bulunan Öğretim Üyesi ve Yaban Hayatı Ekoloğu Dr.Yasin Ünal, “Sevgi tek başına doğayı kurtarmaya yetmiyor. Bu Dünya sadece bizim değil. Biz Dünya’yı onlarla paylaşıyoruz. Bizim olduğu kadar onların da yaşam hakkı var” diye konuştu. Ekolog Yasin Ünal, en nadir değerleri, endemik türleri korumak için proje hazırladıklarını söyledi.

    “Esas amacımız, hedef kitlemizi eğitimin nesnesi olmaktan çıkartıp, öznesi haline getirmektir”

    Gönüllü katılımcılık esasına dayalı ve “Doğa Laboratuvarı” mantığıyla hazırlanan projenin “Kızıldağ Milli Parkı, Beyşehir Gölü, Pınargözü Mağarası, Kubad-ı Abad Sarayı, Eşrefoğlu Camii, Köşk Kaplıcaları, Eflatun Çeşmesi, Kız Kalesi, Tarihi Köşk Kaplıcaları, Zindan Mağarası, Kovada Gölü Millî Parkı, Yazılı Kanyon Tabiat Parkı, Aksu Zindan Mağarası, Gölcük Tabiat Parkı ve Süleyman Demirel Üniversitesinde yürütüleceğini” açıklayan Dr. Öğretim Üyesi Yasin Ünal şöyle devam etti; “Projedeki eğitim modelimiz doğanın ve doğa sevgisinin eğitimin her parçasına katıldığı, eğitimin dört duvara takılmayıp her yerin eğitim alanı, her anın da eğitim zamanı olduğu bir yaklaşımı benimsemektedir. Esas amacımız, hedef kitlemizi eğitimin nesnesi olmaktan çıkartıp, öznesi haline getirmektir. Tamamen katılımcılık esasına çerçevesinde ve doğa laboratuvarı mantığıyla planlanmış etkinliklerimizde, hedef kitlemizin, doğayı inceleme ve anlayabilme yeteneklerini geliştirmek için açık havada ve doğal ortamlarda gözlemler yaparak, temas ederek, duyarak ve hissederek öğrenmeleri tarzında gerçekleştirilecektir. Proje hedeflerimize uygun tarzda hazırlanmış eğitici dramalarla zenginleştirilmiş etkileşimli ve eğlenceli uygulamalarla sunarak anlaşılır, uygulamalı, doğanın içerisinde merak duygularının, araştırma ve öğrenme isteklerinin tetiklenmesi, doğa sevgisinin artarak devamı ve doğanın dilinin en anlaşılır şekilde yeni bireylere aktarılmasına öncülük etmek, projenin ana amacını oluşturmaktadır.”

    “Hedef kitlemizle gözlem ve uygulamalarla katılımcılara disiplinler arası bir bakış açısı kazandırmak amacındayız”

    Ünal, TÜBİTAK tarafından desteklenen projenin 22 ana başlıkta hedef izlediğini belirterek, “Hedef kitlemizin doğaya daha duyarlı ve bilinçli bir doğa gönüllüsü bireylere yönelik yeni çalışma ve projeler üretmesine önderlik etmek. Proje alanı ve çevresinde bulunan doğal çevre, flora ve fauna, jeoloji, coğrafya vb. gibi doğa ile ilgili konuları uygun etkinliklerle uygulamalı vermek. Aynı etkinlik içerisinde Türkiye’nin iki büyük tatlı su gölünü (Eğirdir Gölü, Beyşehir Gölü) tüm güzellikleri ve sorunları ile birlikte değerlendirme fırsatı bulmak. Ülkemizin en önemli korunan doğal alanları içinde yer alan Kızıldağ Millî Parkı ve çevresindeki korunan doğal alanları (Gölcük Tabiat Parkı, Kovada Gölü Millî Parkı) aynı etkinlikte ve yerinde görmek, bu alanlarda doğa etkinlikleri yürütmek. Hedef kitlemiz vasıtasıyla ülkemiz çevre – doğa bilinci ve sevgisinin yaygınlaşmasına katkıda bulunmak. Doğa bilimleri konularında gerçekleştireceğimiz gözlem ve uygulamalarla katılımcılara disiplinler arası bir bakış açısı kazandırmak amacındayız” ifadelerini kullandı.

  • Balıklar zehirlenmeden değil oksijen yetersizliğinden ölmüş

    Aydın Valisi Yavuz Selim Köşger, Büyük Menderes Deltası’nda yaşanan toplu balık ölümlerinin zehirlenmeden değil, sudaki oksijen yetersizliğinden kaynaklandığını belirterek; “Benzer hadiselerin bir daha yaşanmaması için gerekli tüm tedbirleri alıyoruz” dedi.

    Vali Yavuz Selim Köşger, Büyük Menderes Deltası’nda 22 Mayıs günü yaşanan toplu balık ölümlerinin ardından başlatılan incelemenin sonucunu oluşturulan komisyonda yer alan kurumların temsilcileriyle bir araya gelerek, kamuoyuyla paylaştı.

    Yaşanan toplu balık ölümleriyle ilgili olarak medya kuruluşlarında bazı yanlış bilgiler yer aldığına işaret ederek konuşmasına başlayan Vali Köşger, balık ölümlerinin yaşandığı bölgenin Büyük Menderes nehri değil, 25 kilometrelik T2 ana tahliye kanalı olduğunu söyledi. Ana amacı sulama olmayan bu kanalın su sıkıntısı yaşandığı dönemlerde çiftçiler tarafından kullanılabildiğine işaret eden Köşger, “Bu kanalın Menderes ile bağlantılı değil. Söke Belediyesi ile 3- 4 tane fabrikanın atık suları bu kanala deşarj yapılıyor. Balık ölümleri Menderes’te değil, bu tahliye kanalında gerçekleşmiş. Buradaki bulunan tüm kurumlar hemen olay mahalline giderek hem balıklar hem de sudan numuneler alarak inceleme yaptı. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğümüz ayrıca belediye ve diğer fabrikaların atıklarında numune alarak akredite laboratuvara gönderdi. Ölü balıklar üzerine 196 farklı yönden inceleme yapıldı. Sonuç olarak, balıkların herhangi bir zehirlenme sonucu ölmedikleri ortaya çıktı. Sudaki kirlenme, atıklar veya tarımsal faaliyetler sonucu suya pestisitin karışmış olması gibi bir durum söz konucu değil” dedi.

    “Ani sıcaklık artışı ölümleri tetikledi”

    Balık ölümlerinde o günkü meteorolojik olayların etkili olduğuna dikkat çeken Köşger, “O günlere ait meteorolojik veriler elimizde. O günlerde mevsim normallerinin 8 ila 10 derece üstünde ani sıcaklık artışlarının yaşandığı gözlemlendi. Aydın’da uzun yıllar Mayıs ayı ortalaması 20 derece iken balık ölümlerinin yaşandığı gün ve 1 gün öncesinde 33 ve 35 derece sıcaklık ölçülmüş. Ani sıcaklık yükselmesine bağlı olarak, suyun da sığlaşmış olması sebebiyle sudaki oksijen seviyesinin azalmasına bağlı olarak balık ölümlerinin meydana geldiğini tespit etmiş durumdayız. Oksijen yetersizliğinin sebebi ani sıcaklık artışı ve suyun sığlaşması olarak belirlendi. Bu tespitlerimizi oksijene daha çok ihtiyaç duyan büyük balıkların ölmesi, oksijene daha az ihtiyaç duyan küçük balıkların ise halen yaşıyor olması doğruluyor. Zehirlenme olsa idi yavru balıklar da ölürdü”

    “Benzer hadiselerin yaşanmaması için tüm önlemler alınıyor”

    Balıkların oksijen yetersizliğine bağlı olarak ölmüş olmalarına rağmen idarenin bazı sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğinin altını çizen Vali Köşger, kanalda alınacak önlemleri şu şekilde sıraladı: “Canlı yaşadığı için bu kanalın izlenmesi ve oksijen oranı azaldığı zaman başka kaynaklardan dengeleme yapılması gerekiyordu. Bundan sonra kanaldaki suyun takibi DSİ tarafından yapılacak. Büyük Menderes Nehri’nde suyun kalitesini ölçen 3 noktada istasyonlarımız var. Ankara’da gerekli görüşmeleri yaparak, bir tane daha istasyonu bu kanala kurarak suyun izlenmesini sağlayacağız. Suların takibi Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından Ankara’dan yapılıyordu. Biz bu tabin yerelden DSİ, Çevre ve şehircilik İl Müdürlüğü ile Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü tarafından yapılabilmesi için gerekli izinleri aldık. Bundan sonra Büyük Menderes ve bu kanalda yaşanabilecek benzer hadiseler online olarak izlenecek. İnşallah bundan sonra bu gibi toplu balık ölümlerini bir daha karşılaşmayacağız. Çünkü suyun kalitesini, oksijenlenmesini ve diğer atıklar açısından izlenmesini otomatik olarak sağlayacak sitemler kurulacak”

    Aydın Valiliği toplantı salonunda gerçekleşen açıklamaya Vali Köşger’in yanı sıra ADÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Ali Sarılı, DSİ 21. Bölge Müdürü Mehmet Akif Balta, Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Fikret Fuat Aktaş, Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Mehmet Taha Al ile Vali Yardımcıları katıldı.