Etiket: Öğretmenlik

  • Emine Erdoğan: “Öğretmenlik Bir Memuriyet Değil, Bir Gönül İşçiliğidir”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, okul öncesi eğitim ile ilgili düzenlenen zirvede yaptığı konuşmada, “Öğretmenlik bir memuriyet değil, bir gönül işçiliğidir” dedi.

    Gelecek Eğitimde Derneği’nin organize ettiği, İstanbul MEM, ÖZKUR-BİR ve İhlas Koleji’nin desteklediği “Okul Öncesi Eğitim Zirvesi” Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşti.

    İstanbul MEM, ÖZKUR-BİR ve İhlas Koleji”nin desteklediği “Okul Öncesi Eğitim Zirvesi”ne, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, ÖZKUR-BİR Yönetim Kurulu Başkanı Hami Koç, sanatçı Gülben Ergen, TED Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyesi Prof. Dr. Ziya Selçuk, şair Hayati İnanç ile eğitim dünyasından pek çok öğretmen ve eğitmen adayı katıldı.

    Emine Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, öğretmenliğinin bir memuriyet değil, bir gönül işçiliği olduğunu söyledi. Erdoğan, şunları söyledi:

    “Çocuk, onun ihtiyaçlarına duyarlı, onu önemseyen bir ortamda büyüdüğü oranda potansiyelini açığa çıkarabilir. Uzmanlar bir insanın kendine güveninin çocukluk yıllarında çevresine duyduğu güvenle kazanıldığını vurguluyorlar. Bu duygunun sonradan edinilmesi gerçekten çok zor. Güven duygusunun gelişiminde elbette önce ebeveynlerin tutumu büyük önem taşıyor. Çünkü hayata yön veren temel değerler aile ortamında kazanılıyor. Çocuğun burada öğrendiği tüm olumlu ve olumsuz davranışlar hayat boyu kalıcı izler bırakmakta. Aile ve okulun bu anlamda çok iyi bir işbirliği içerisinde olması gerek ki çocuklar ikilemde kalmasın. Aile ortamı ve okul öncesi eğitim kurumları bir anlamda hayatın prova alanlarıdır. Çocuklar temel insani eylemleri; paylaşmayı, dayanışmayı, birlikte yaşamayı buralarda öğrenip benimsiyorlar”.

    Okul öncesi eğitim alanında hizmet veren öğretmen sayısında önemli bir artış olduğunu dikkat çeken Erdoğan, okul öncesi eğitim hizmetlerinin, 13 yıl öncesine kadar daha çok çalışan annelerin çocuklarına yönelik bir hizmet alanı olarak algılandığını kaydederek, “Fakat son 13 yılda bu algı değişti. Artık tüm çocukların okul öncesi eğitim alması bir ihtiyaç olarak kabul edilmekte. Devletimiz bu konuda önemli adımlar atmıştır. Milli Eğitim Bakanlığımızın çalışmalarına baktığımızda tüm eğitim kademeleri içinde en büyük ilerleme okul öncesi eğitim alanında yaşanmıştır. Bakanlığımız her çocuğun zorunlu eğitime başlamadan en az bir yıl okul öncesi eğitim almış olmasını kısa vadeli bir hedef olarak belirlemiştir. Bunun sonucu olarak 2002 yılında yüzde 11 olan okul öncesi eğitim okullaşma oranı bugün itibariyle 5 yaşta yüzde 70’e ulaşmıştır. Keza bu alanda hizmet veren öğretmen sayısı 14 binden 72 bine çıkmıştır. Bu süreçte okul öncesi eğitimin ücretsiz olması çocuklarımızın gelişimindeki maddi engellerin ortadan kaldırılması adına önemli bir adım olmuştur” şeklinde değerlendirme yaptı. Devletin çalışmalarının yanında, bu alanda gayret gösteren sivil toplum kuruluşlarının varlığının son derece önemli olduğunu anlatan Emine Erdoğan, “Öğretmenlik bir memuriyet değil bir gönül işçiliğidir. Elbette yapılacaklar henüz bitmedi. Bu çalışmaların nihai noktası 4-5 yaşlarında yüzde 100 okullaşmış kaliteli bir okul öncesi eğitim olmalıdır. Devletimizin çalışmaları yanında bu alanda gayret gösteren sivil toplum kuruluşlarımızın varlığı son derece önemlidir. Son 10 yıldır çeşitli vakıf ve derneklerin bu konuda yaptığı çalışmaları teşvik ve himaye etmeye çalışıyorum. ’7 çok geç’, ’Ana sınıfsız okul kalması’ gibi kampanyalar bu alandaki farkındalığı artırmıştır. Yüzlerce okul öncesi eğitim kurumu açıldı. Gerçekten sivil topluma çok önemli vazifeler düşmektedir. Gerek okullarımızın sayılarının gerekse kalitelerinin artırılması noktasında yapabileceklerinin sınırı yoktur” dedi.

    Programa konuk olan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ise okullaşma oranındaki artışa dikkat çekerek, “2001-2002 Eğitim ve Öğretim yılında yüzde 11 olan okullaşma oranı, bugün itibariyle net 67.17, brüt 70.19’a ulaşmıştır. Yüzde 11’den 67’ye ulaşmıştır. Okul öncesi eğitim alanındaki gelişmeler sadece okullaşma oranları ile de sınırlı değil. 2002 yılında 14 bin 295 olan bu çağ grubuna yönelik öğretmen sayısı 72 bin 228’e çıkmıştır. Okul öncesi alanında öğretmen sayısı 14 bin 295 öğretmen vardı, şimdi 72 bin 228’e çıktı” dedi.

    Söz konusu çağ grubuna yönelik bu dönemde derslik sayısının 5 kat daha fazla olduğunu ifade eden Avcı, “11 bin 314 dersliğimiz vardı şimdi 58 bin 265 dersliğimiz var. Bu rakamları verirken de tereddüt ediyorum çünkü burada sürekli bu rakamlar artıyor. Benim konuşma metnim hazırlandığı saat itibariyle 58 bin 265 dersliğimiz vardı” diye açıklama yaptı. Bakan Avcı, “4 artı, 4 artı, 4 düzenlenmesinin en önemli ilkelerinden biri de her çocuğun özel olduğu, her çocuğun kendisine mahsus özel yetenekleri ortaya çıkarılması, mümkün olduğu kadar erken yaşta keşfedilmesi ve ona göre de geliştirilmesi. En temel, 4 artı 4 artı 4 düzenlemesini yaparken gözettiğimiz en temel ilkelerden bir tanesi buydu. Çünkü 8 yıllık kesintisiz eğitim bütün çocuklarımızın önüne tek bir kulvar koyuyordu. Özelliklere ve özel yeteneklerine bakmasızın her çocuğumuzun önüne tek bir kulvar açıyordu ve o kulvarı da herkes için zorunlu hale getirmişti. 4 artı 4 artı 4 düzenlemesinin yaptığı en büyük yenilik ve katkı her çocuğumuzun önüne olabildiğince kendi becerilerini ve yeteneklerinin farkına varacağı keşfedilebileceği bir uzmanlar yelpazesi açmaktı ve bunu da yaptık” diyerek sözlerini noktaladı.

    Zirveye ev sahipliği yapan ÖZKUR-BİR Yönetim Kurulu Başkanı ve İhlas Eğitim Kurumları Genel Müdürü Hami Koç da açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Okul öncesi eğitimin geleceğin ilk düğmesi olduğunu vurgulayan Koç, “Okul öncesi eğitim, bireylerin yetişkin olarak hayata atıldıklarında sosyal çevrelerinde ihtiyaç duyacakları her şeyin temelinin atıldığı bir yer olması nedeniyle çok önemlidir. Muhterem hanımefendinin bir açılış töreninde ifade ettikleri gibi ‘ Okul öncesi eğitim geleceğin ilk düğmesi gibidir’. Yani o düğmeyi doğru iliklemek insanın hayatına yön verir. Çocuklar zeka gelişimini 7 yaşına kadar tamamlıyor ve özgüven duygusu kazanıyorlar. Çocukların var olan yeteneklerini de bu yaşlarda ortaya çıkarıyor ve okul öncesine yapılan yatırım misliyle artarak geri dönüyor. Bu noktada çocuğun ilk öğretmeni olan anneye ve babaya da önemli bir sorumluluk düşmektedir.Zira eğitimde bütünlüğü ve devamlılığı sağlamak ancak aile katılımı ile mümkündür. Okulda verilen eğitimin ve evde verilen desteğinde okulda pekiştirilmesi neticesinde olumlu davranışlar vücut bulmaktadır. Şunu ifade etmeliyim ki bakanlığımız bu konuda çok ciddi adımlar atmış ve neticesinde okul öncesinde okul öncesinde okullaşma oranı 2003 yıllarına göre yüzde 3 üzerinde artmıştır. Türkiye’de okul öncesi eğitimin önemi bütün çevrelerce ortak görüş olarak yer edinmiş, kabul edilmiş, kavranmış ve hayata geçirmek için her kesim elinden gelen desteği vermeye çalışmaktadır” dedi.

    Yapılan konuşmaların ardından Emine Erdoğan ve Bakan Nabi Avcı’ya zirveye katkılarından dolayı plaket ve çiçek takdim edildi, ardından zirveye katkı sağlayan sponsorlar ile katılımcılar sahnede toplu fotoğraf çektirdi.

  • Mersin’de Danışman Öğretmenlik Semineri Başladı

    Mersin’de yeni atanan öğretmenlere danışmanlık yapacak öğretmenlere yönelik eğitim seminerleri başladı.

    İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, iki grup halinde gerçekleştirilecek olan seminerlerin ilki, 422 danışman öğretmenin katılımıyla Yenişehir, Akdeniz, Toroslar ve Mezitli ilçelerinde yapılacak. İkinci grup için düzenlenecek olan seminerler ise Anamur, Silifke, Erdemli ve Tarsus ilçelerinde 478 danışman öğretmenin katılımıyla gerçekleştirilecek.

    Yenişehir Şevket Pozcu Anadolu Lisesi’ndeki seminerin açılışına İl Milli Eğitim Müdürü Adem Koca, İlçe Milli Eğitim Müdürü Kamil Çelebiyılmaz, il ve ilçe ilgili yöneticileri ile danışman öğretmenler katıldı.

    779 aday öğretmen bulunduğu Mersin’de, ayrıca bu aday öğretmenlerin eğitimleri için 900 danışman öğretmen belirlendi.

    Seminerin açılışında konuşan İl Milli Eğitim Müdürü Adem Koca, aday öğretmenlerin yönlendirilmesi, yetiştirilmesi programının, gönüllü danışman öğretmenler tarafından yürütüleceğini ifade ederek, aday öğretmenlerin yetiştirilme ve mesleğe hazırlanma sürecini en verimli şekilde yürütüleceğine inandığını söyledi.

    Aday öğretmenlerin bu yeni süreçte içine girdikleri büyük milli eğitim camiasını tanıyacaklarını kaydeden Koca, bu süreçte aday öğretmenlerin alacakları deneyim ve kazanımların meslek hayatlarını biçimlendireceğini belirtti.

    Açıklamada ayrıca, Türkiye genelinde 30 bin yeni öğretmen adayı yetiştirme sürecinde 35 bin danışman öğretmenin görev aldığı bildirildi.

    KİMLER DANIŞMAN ÖĞRETMEN OLABİLİYOR?

    Yeni atanan öğretmenlerin 6 aylık dönemde yetiştirilmeleri amacıyla en az 10 yıl hizmeti olanlar arasında ulusal ve uluslararası projelerde koordinatör, danışman veya katılımcı öğretmen olarak görev almış, sosyal kültürel faaliyetlere katılım sağlayan, iletişim becerisi ve temsil yeteneği güçlü, mesleğine temayüz etmiş kriterlerinden bir veya birkaçına sahip öğretmenler, danışman öğretmen olabiliyor. Danışman öğretmenler, aday öğretmenlere bakanlıkça hazırlanmış yetiştirme programı çerçevesinde izleme, yöneltme ve rehberlikte bulunma, onlara mesleki bilgi beceri, tutum ve davranışlarıyla ilgili tecrübelerini aktarma ve öğretmen atama ve yer değiştirme

    yönetmeliği çerçevesinde birinci performans değerlendirmelerini yapma çalışmalarından sorumlu olacak.

  • Güney: “Adanmış Öğretmenlik, Atanmış Öğretmenlikten İyidir”

    İnsan ve Medeniyet Hareketi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Mehmet Güney, eğitimcilere seslenerek, “Adanmış öğretmenlik, atanmış öğretmenliğe göre çok güzel. Ben sizi adanmış öğretmenler olarak görmek istiyorum” dedi.

    Ordu Valiliği tarafından “İnsan ve Medeniyet Hareketi” konulu konferans düzenlendi. Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen, İnsan ve Medeniyet Hareketi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Mehmet Güney’in konuşması olarak katıldığı konferansta, Ordu Valisi İrfan Balkanlıoğlu, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz, Altınordu Belediye Başkanı Engin Tekintaş, daire müdürleri ve Ordu’da görev yapan öğretmenler hazır bulundu.

    “ADANMIŞ ÖĞRETMENLER OLUN”

    “İnsan ve Medeniyet Hareketi” konulu konferansta konuşan İnsan ve Medeniyet Hareketi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Mehmet Güney, katılımcılara eğitimi ve eğitimciliği dönemindeki anılarını anlattı. Eğitimcilerin mesleğini en iyi şekilde icra ederek iyi bireylerin yetişmesine olanak sağlamaları gerektiğini aktaran Güney, “Adanmış öğretmenlik, atanmış öğretmenliğe göre çok daha güzel. Ben sizi adanmış öğretmenler olarak görmek istiyorum. Eğer bu ülkede hayrın paydaşı olacaksak bu işin adanmışlıktan geçtiğine inanıyorum. Eğer ki siz bu ülkedeki birleşmenin paydaşı olacaksanız son kale olan iç kale olan Anadolu’nun ayakta olabilmesi için siz eğitimcilerin gayretlerine çok ihtiyacımız var” diye konuştu.

    “ANADOLU, EĞİTİMCİLERLE GÜÇLENECEK”

    Anadolu’nun bir çok topluluğa kucak açtığını ve Anadolu’nun eğitimcilerle daha da güçleneceğini ifade eden Güney, “Bugün Fatih Camisi’ne geldiğinizde safın ilk ikisinde Suriyeliler, sağ ve sol tarafta Afrikalılar, öbür tarafta Balkanlılar, arkanızda Iraklılar, Mısırlılar ve Kafkaslılar var. Anadolu gerçekten bir ana kucağı gibi ülkesinde özgürlüğünü ve insan onuru ile yaşam hakkını kaybeden herkesin sığındığı bir yer. Türkiye sadece Türkiyelilere ait bir yer değil. Bir imparatorluk bakiyesi olarak herkesi barındırabilecek kadar zihni, yüreği geniş olan bir yer. O yüzden sıradanlığı değil de niteliği, donanımı ve gayreti hedefleyeceksek o zaman bu son kalenin, iç kalenin, Anadolu’nun siz eğitimciler ile birlikte daha güçlenmesini ve daha da genişlemesinden yanayım” şeklinde konuştu.

  • Karataş: “Öğretmenlik Mesleğinin İtibarı Yükseltilmelidir”

    Eğitim-Bir-Sen Erzurum 2 Nolu Şube Başkanı Mustafa Karataş, 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla yayınladığı mesajda, “Öğretmenler Günü, öğretmenlik mesleğinin sorunlarının ve çözüm önerilerinin en yoğunluklu olarak ortaya konulduğu, öğretmenlik mesleğinin itibarının artırılması için en güçlü vurguların yapıldığı, öğretmenler arasındaki meslekî dayanışmanın en üst düzeyde gerçekleştirildiği, öğretmenlerle öğrenciler arasında öğretmenliğin kutsiyetini açığa çıkarak duygusal atmosferlerin yaşandığı en önemli günlerden ve en güzel imkânlardan biridir” dedi.

    Türkiye’de 24 Kasım Öğretmenler Günü olarak tayin ve tahsis edilen muayyen günün 12 Eylül askeri darbesinin ardından, darbe yönetiminin kararıyla kutlanmaya başladığını anlatan Karataş, “Darbecilerin ruhunu yansıtan, izlerini taşıyan, suç işleyenlerin yapmak istedikleri mühendisliğe öğretmenleri de ortak etmek için tahsis ettikleri, törenleri ve ritüelleriyle sorgulanmaksızın her yıl tekrarlanan Öğretmenler Günü, millet iradesini hiçe sayanların himmetiyle ‘öğretmenlere de bir gün olsun’ denilerek ihdas edildiği günden beri kabul sorunu yaşamaktadır. Darbecilerin yeri millet vicdanında nasıl meşrulaşmadıysa, 24 Kasım da aynı şekilde meşrulaşamamıştır.

    24 Kasım Öğretmenler Günü, bu haliyle bin yıllık medeniyet değerlerinden soyutlanmak üzere köklerinden koparılmak istenen milletimizin tabi tutulduğu operasyonun bir yansımasından ibarettir. Bin yıllık geçmişi yok sayan ve el yordamıyla kazılmış yüzeysel temeller üzerine bina edilmek istenen köksüz, ruhsuz anlayışın bir tezahürüdür. Öncelikle Öğretmenler Günü, karşılığını kendi medeniyet değerlerimizin derinliklerinden bulan bir temel üzerinde yeniden inşa edilmeli, darbelerin, darbecilerin, antidemokratik süreçlerin ve endoktrinasyon ameliyesinin bir karşılığı olmaktan uzaklaştırılmalıdır.” Diye konuştu.

    Ülkemizde 1981 yılından itibaren kutlanan 24 Kasım Öğretmenler Günü’nün, kutlanmaya başladığı günden bu yana içi doldurulamayan, yasak savmak kabilinden törenler ve beylik konuşmalarla geçiştirildiğinin görüldüğünü kaydeden Eğitim-Bir-Sen Erzurum 2 Nolu Şube Başkanı Mustafa Karataş, “Militarist üslup ve kalıplaşmış ritüelle savılan Öğretmenler Günü, bugüne kadar öğretmenlere pratikte herhangi bir katkı sunamamıştır. Oysa Öğretmenler Günü, bir ülkenin geleceğini büsbütün şekillendiren bir hizmeti ortaya koyan öğretmenlerin bir yıllık motivasyonunun yüklendiği ve ülkenin geleceğinin aydınlık olması yönünde bir fırsat olarak değerlendirilebilir, ülkenin ve milletin kazancına dönüştürülebilirdi.

    Öğretmenlerin, on yıllar boyunca birbiri üzerine eklenmiş pek çok sorunları bulunmaktadır. Öncelikle öğretmenlik mesleği itibarsızlaştırılmıştır. Öğretmenlere sunulan maddi imkânların yetersizliği nedeniyle öğretmenlik tercih edilen bir meslek olmaktan çıkmış, üniversite tercihlerinde eğitim fakültelerinin alt sıralara kaymasına neden olmuştur. Öğretmenliğin maddi manevi sorunlarının çözülmesi ve öğretmenliğin yeniden cazip, öncelikle tercih edilen bir meslek haline getirilmesi gerekmektedir.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın yürürlüğe koyduğu düzenlemeler öğretmeni ve okul yönetimlerini öğrenci ve veli karşısında etkisiz eleman konumuna itmiştir. Öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılmasının ve toplumsal saygınlığını yitirmesinin yanı sıra mevzuat düzenlemeleriyle elinde hiçbir yaptırım imkânı bırakılmayan öğretmenlerin mesleklerini icra ederken çeşitli saldırılarla karşı karşıya kaldıkları da gözlenmektedir. Okullarda disiplini sağlamak için bir yaptırım uygulamanın imkânı yoktur. Saygınlığı kalmayan, can güvenliği tehdit altında bulunan öğretmenler mesleklerini çok zor şartlar altında icra etmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı, Türkiye’nin eğitim politikalarını belirleyen ve uygulayan bir bakanlık olduğu gibi, öğretmenlerin de personeli olduğu bir bakanlıktır. Milli Eğitim Bakanlığı, personelinin sorunlarını sahiplenmeli ve çözümüne ilişkin çaba göstermelidir.” Şeklinde konuştu.

    Eğitim-Bir-Sen Erzurum 2 Nolu Şube Başkanı Mustafa Karataş, Eğitim çalışanlarının yetkili sendikası Eğitim-Bir-Sen olarak eğitim çalışanlarının ve eğitim hizmetini bizzat gerçekleştiren öğretmenlerin bugününün dünden, yarınının da bugünden daha iyi olması için üzerine düşeni samimi çabalarla yerine getirme uğraşı içerisinde olduğunu anlatarak konuşmasını şöyle sürdürdü; “Gerek Kurum İdari Kurulu toplantılarında gerekse Toplu Sözleşme görüşmelerinde önemli kazanımlar elde edilmesine vesile olmaktadır.

    Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen olarak kamu görevlilerinin 2016-2017 yıllarında yararlanacağı mali, sosyal ve özlük hakların belirlendiği 3. Dönem Toplu Sözleşme ile 2016 yılında (6+5 olmak üzere) toplamda yüzde 11,3, 2017 yılında (3+4 olmak üzere ) toplamda yüzde 7,12, iki yıllık toplamda ise yüzde 19,2 zam aldık. 2005 yılından sonra göreve başlayan kamu görevlilerine ilave bir derece verilmesi beklentisini kazanıma dönüştürdük. Üyelerimiz başta olmak üzere bütün öğretmenlerin hasretle beklediği ve hararetle istediği nöbet ücretini alarak tarihi bir başarının altına imza attık. Böylece, mesleki eğitim merkezleri de dâhil olmak üzere örgün eğitim kurumlarında fiilen nöbet görevini yerine getiren müdür yardımcıları ile öğretmenlere, 2016 yılında haftada 2 saat, 2017 yılında ise haftada 3 saat ek ders ücreti ödenecektir. Bu sayede, öğretmenlerimizin aylık gelirlerine ilgili yılların birinci ve ikinci altı aylık dönemleri itibarıyla, 2016’da 98 TL ila103 TL, 2017 yılında ise 159 ila 166 TL ilave brüt artış sağladık. Bir başka önemli kazanımımız, Bakanlıkça hafta sonu yapılan merkezi sınavlarda görev alan eğitim çalışanlarına, ek ders ücreti yerine ÖSYM ve diğer kurumlarca yapılan sınavlarda olduğu gibi sınav gösterge rakamına dayalı sınav ücreti ödenmesini elde etmek oldu. Bu kazanımla, sınavda görev alanlara 5 saat tutarında ek ders ücreti yerine, ilgili yılın altı aylık dönemleri itibarıyla, her oturum için 2016 yılında en düşük 141 TL ila 148 TL, 2017 yılında ise 152 TL ila 158 TL sınav ücreti ödenecek. Yabancı dil sınavlarında yazılı ve sözlü sınav komisyonlarında görev alan üyelere, her bir komisyon üyeliği için ayrı ayrı ücret ödenmesi kazanımı da bizim imzamızla sağlandı. İLKSAN dayatmasına bütünüyle son verdik. Bir önceki dönem toplu sözleşmesinde elde ettiğimiz isteğe bağlı üyelik kazanımına, isteğe bağlı olarak üyelikten ayrılma kazanımını ekledik. Böylece, rızaları dışında öğretmenlerimizin cüzdanına el atılması uygulamasına son verdik. Öğretim yılına hazırlık ödeneğinin 2016-2017 eğitim-öğretim yılında 1.000 TL, 2017-2018 içinse 1.050 TL olarak belirlenmesini sağladık.

    Eğitim-Bir-Sen olarak, 19. Milli Eğitim Şurası’nda tartışılan, karar altına alınan ya da üzerinde çalışma yapılmasına karar verilen hususların bir an önce hayata geçirilmesini bekliyoruz. Branş öğretmenleriyle meslek öğretmenlerinin maaş karşılığı ders saatlerinin 15 saat olarak eşitlenmesi, öğretmenlerin özlük haklarına yönelik olarak, her dört yılda bir yıpranma payı ve 3600 ek gösterge verilmesi, öğretmenlerin ek ders ücretlerinin artırılması, öğretmenlerin mesleki yeterlikler doğrultusunda kariyer basamaklarında yükseltilmesi, öğretmenlerin ihtiyaç duyulan il ve bölgelerde görev yapmalarına yönelik bir teşvik sistemi geliştirilmesi, öğretmenlik mesleğinin hak ettiği sosyal ve mesleki itibarın artırılmasında; yeterlik, nitelik ve standart gibi kavramlar arasında bir ortak anlayış yaratacak ve norm oluşturacak bir yasal düzenlemeye gidilmesi şeklinde ortaya konulan karar ve yaklaşımlar mutlaka hayata geçirilmelidir.

    Öğretmen, eğitim hizmetinin merkezindedir. Öğretmeni dikkate almadan verimli ve başarılı bir eğitim hizmeti verilemez. Öğretmenlerin gönülden iştirak edecekleri, kökü derinlerde bir Öğretmenler Günü özlemiyle; tüm öğretmenlerimizin emeklerinin değerinin anlaşıldığı, mesleğin itibarının ön plana çıktığı, sorunlarının çözüldüğü ve Öğretmenler Günü’nün sivilleştiği günler diliyoruz.”

  • Şeker: “Öğretmenlik Mesleğinin İtibarı Yükseltilmeli“

    Eğitim-Bir-Sen Bursa 1 No’lu Şube Başkanı Numan Şeker, öğretmenlik mesleğinin itibarının yükseltilmesi gerektiğini söyledi.

    Eğitim-Bir-Sen Bursa 1 Nolu Şubesi Öğretmenler Gününü tebrik etti. Başkan Numan Şeker, ülkemizde 1981 yılından itibaren kutlanan 24 Kasım Öğretmenler Günü’nün içinin doldurulamadığına dikkat çekti. Öğretmenler Günü’nün millet iradesini hiçe sayanların himmetiyle ‘öğretmenlere de bir gün olsun’ denilerek ihdas edildiğini ifade eden Numan Şeker, “Öğretmenler Günü, o günden beri kabul sorunu yaşamaktadır. Darbecilerin yeri millet vicdanında nasıl meşrulaşmadıysa, 24 Kasım da aynı şekilde meşrulaşamamıştır. Öğretmenler Günü’nün karşılığını kendi medeniyet değerlerinin derinliklerinden bulan bir temel üzerinde yeniden inşa edilmelidir.

    “ÖĞRETMENLER GÜNÜ KAPİTALİST ZİHNİYETİN ÜRÜNÜDÜR”

    Öğretmenlerin değerinin her anlamda yükseltilmesi gerektiğini belirten Numan Şeker, “Öğretmene değer veren herkes, öğretmeninin ayağına gelmelidir. Öğretmenini ayağına davet edip orada programlar düzenleyen bir anlayışı Eğitim-Bir-Sen olarak asla kabul etmiyoruz. Bunun yanı sıra öğretmenler, anneler, sevgililer günü gibi günleri kapitalist bir anlayışın ürünüdür. Öğretmenlerin değerini 1 güne indirgeyen bir anlayışı da benimsemiyoruz. Bütün bürokratlar başta olmak üzere herkes, öğretmenlerimizin hayatımızda 365 gün olduğunu bilmeli ve onlara saygı sunulmasının gerektiği bir anlayış içerisinde olmalıdır” diye konuştu.

    “ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ İTİBARSIZLAŞTIRILDI”

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın yürürlüğe koyduğu düzenlemelerin öğretmenleri ve okul yönetimlerini, öğrenci ve veli karşısında etkisiz eleman konumuna ittiğini vurgulayan Şeker, “Öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılmasının ve toplumsal saygınlığını yitirmesinin yanı sıra mevzuat düzenlemeleriyle elinde hiçbir yaptırım imkânı bırakılmayan öğretmenlerin mesleklerini icra ederken çeşitli saldırılarla karşı karşıya kaldıkları da gözlenmektedir. Bugün okullarda disiplini sağlamak için bir yaptırım uygulamanın imkânı yoktur. Saygınlığı kalmayan, can güvenliği tehdit altında bulunan öğretmenler mesleklerini çok zor şartlar altında icra etmektedir” diyerek, şöyle devam etti:

    “Milli Eğitim Bakanlığı, Türkiye’nin eğitim politikalarını belirleyen ve uygulayan bir bakanlık olduğu gibi, öğretmenlerin de personeli olduğu bir bakanlıktır. Milli Eğitim Bakanlığı, personelinin sorunlarını sahiplenmeli ve çözümüne ilişkin çaba göstermelidir.”

    “19. MİLLİ EĞİTİM ŞURASI’NDA ALINAN KARARLAR BİR AN ÖNCE HAYATA GEÇİRİLMELİDİR”

    Öğretmenlerin, on yıllar boyunca birbiri üzerine eklenmiş pek çok meselesi bulunduğunu hatırlatan Numan Şeker, “Öğretmenlere sunulan maddi imkânların yetersizliği nedeniyle öğretmenlik tercih edilen bir meslek olmaktan çıkmış, üniversite tercihlerinde eğitim fakültelerinin alt sıralara kaymasına neden olmuştur. Öğretmenliğin maddi manevi sorunlarının çözülmesi ve öğretmenliğin yeniden cazip, öncelikle tercih edilen bir meslek haline getirilmesi noktasında Eğitim-Bir-Sen olarak, 19. Milli Eğitim Şurası’nda tartışılan, karar altına alınan ya da üzerinde çalışma yapılmasına karar verilen hususların bir an önce hayata geçirilmesini bekliyoruz. Şurada alınan karar neticesinde 3600 ek gösterge verilmeli ve öğretmenlerin ek ders ücretleri artırılmalıdır. Ayrıca öğretmenlerin mesleki yeterlikler doğrultusunda kariyer basamaklarında yükseltilmeli, ihtiyaç duyulan il ve bölgelerde görev yapmalarına yönelik bir teşvik sistemi geliştirilmelidir. Bunun yanı sıra öğretmenlik mesleğinin hak ettiği sosyal ve mesleki itibarın artırılmasında; yeterlik, nitelik ve standart gibi kavramlar arasında ortak norm oluşturacak kanuni düzenlemeye gidilmesi şeklinde ortaya konulan karar ve yaklaşımlar mutlaka hayata geçirilmelidir” şeklinde konuştu.

    Şeker, “Öğretmeni dikkate almadan verimli ve başarılı bir eğitim hizmeti de verilemez. Öğretmenlerin gönülden iştirak edecekleri, kökü derinlerde bir Öğretmenler Günü özlemiyle bütün öğretmenlerimizin emeklerinin değerinin anlaşıldığı, mesleğin itibarının ön plana çıktığı, meselelerin çözüldüğü ve Öğretmenler Günü’nün sivilleştiği günler diliyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.