Etiket: Öğretmene

  • Biga’da öğretmene saldırı

    Çanakkale’nin Biga ilçesinde, bir okul müdürü yardımcısının 2 kişi tarafından darp edildiği bildirildi.

    Eğitim-Bir-Sen Çanakkale Şubesi Başkan Yardımcısı Resul Can, Hamdibey İmam Hatip Ortaokulu Müdür Yardımcısı F.A.’nın iki kişinin fiilî saldırısına maruz kaldığını açıkladı. Biga Öğretmenevi’nde basın toplantısı düzenleyen Resul Can, “Öğretmene yönelik şiddetin karşılıksız kalması öğretmenlerimizin sahipsiz ve savunmasızmış sanılmasına sebep olmaktadır. Üzülerek ifade etmeliyiz ki, şiddet toplumsal bir mesele haline gelmiştir. Aklını ve duygularını yönetemeyenler şiddeti seçiyor, failler bedelini ödemediği için de şiddet sıradan bir olaymış gibi algılanıyor. Mağdur bazen öğretmen, bazen sağlık çalışanı oluyor. Biz kuruluşumuzdan bu yana şiddetin her türlüsünün karşısında olduk, bundan sonra da olmaya devam edeceğiz. Öğretmene saygısızlık, anne babaya da saygısızlık demektir. Öğretmen felakete uğrarsa toplum felakete uğrar. Daha ahlaklı bir nesil yetiştirmek zorundayız. Bu da değerler eğitimini önemseyen bir eğitim müfredatıyla olacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı daha fazla gecikmeden öğretmene yönelik şiddeti tamamen sona erdirecek tedbirler almalı ve öğretmenlerimizi bazı kendini bilmezlerin hedefi olmaktan kurtarmalıdır. Bir kez daha arkadaşımıza geçmiş olsun diyor, bu hadisenin takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyururuz” dedi.

  • 130 bin öğretmene ihtiyaç var

    Eğitim-Bir-Sen Bursa 1 Nolu Şubesi Başkanı Numan Şeker, Türkiye’de öğretmenlerin tecrübe açısından bölgelere ve illere göre dengesiz dağılımının eğitimde fırsat eşitliği açısından endişe verici boyutta olduğuna dikkat çekti. Yaklaşık 40 bin norm fazlası öğretmen bulunduğunu, 130 bin öğretmene ihtiyaç olduğunu kaydeden Numan Şeker, ortalama sınıf mevcutlarında OECD ortalaması yakalanmasına rağmen ilk ve ortaokullarda yaklaşık 60 bin dersliğe ihtiyaç olduğunu dile getirdi.

    ‘Eğitime Bakış 2016 Raporu’nu değerlendiren Numan Şeker, “Sendikamızın genel merkezi, Türkiye’de eğitimle ilgili hemen hemen bütün göstergeleri içeren, farklı açılardan değerlendiren, her birine yönelik analizlere yer verilen ve bu yönleriyle bu alanda bugüne kadar hazırlanmış en geniş çalışmayı yapmıştır. Tarafsız bakış ve yapıcı yaklaşım çerçevesinde yürütülen uzun soluklu bir çalışmanın eseri olan Eğitime Bakış 2016’nın, Eğitim-Bir-Sen’in eğitimi izleme ve değerlendirme raporlarının ilkini oluşturuyor. Eğitime Bakış 2016: İzleme ve Değerlendirme Raporu hazırlanırken, eğitime dair ulusal ve uluslararası göstergeler, parametreler incelenmiştir. Bundan sonra ‘Eğitime Bakış’ ana temasıyla her yıl izleme ve değerlendirme raporu yayımlamak konusundaki kararlığımız devam edecektir. Böylece, Türkiye’de eğitimin mevcut durumunu ve küresel görünümünü sürekli ve istikrarlı bir disiplinle mercek altına almış olacağız. Raporumuzun, birçok veriyi toplu olarak sunmak niteliğiyle, gerek öğretmenlerin ve eğitimle ilgili araştırma yapan akademisyenlerin gerekse eğitim politikalarıyla siyasi ve idari karar alıcıların çalışma masalarında yer alacak temel bir kaynak olacağına inanıyoruz” dedi.

    Kamu okullarında çalışan 40 bin civarında norm fazlası öğretmen bulunduğunu belirten Eğitim-Bir-Sen Başkanı Numan Şeker, “130 bin öğretmen ihtiyacı varken (Şubat 2016 verisi), öğretmenlerin yüzde 5’inin ihtiyaç fazlası olarak okullarda görev yapıyor olması eğitimde fırsat eşitliği bağlamında ve kamu kaynaklarının verimli kullanımı açısından son derece sorunlu bir durumdur. Anayasal haklar kapsamında tanınan aile bütünlüğünün korunması ve sağlık ihtiyaçlarının giderilmesi gibi haklar ihlâl edilmeden bu sorunun çözümüne yönelik politikalar geliştirilmelidir” dedi.

    Türkiye’de öğretmenlerin tecrübe açısından bölgelere ve illere göre dengesiz dağılımının, eğitimde fırsat eşitliği bağlamında endişe verici boyutta olduğunu vurgulayan Numan Şeker, “Türkiye genelinde kamu çalışanı öğretmenlerin hizmet süresi ortalaması 11,7 yıl iken, Kuzeydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde sırasıyla 6,0, 6,7 ve 7,2’dir. Öğretmen hizmet süresi ortalamasının en yüksek olduğu iller sırasıyla İzmir (15,6), Aydın (15,5), Karabük (14,9), Ankara (14,9), Yalova (14,8) ve Balıkesir (14,8) iken, en düşük olduğu iller sırasıyla Şırnak (1,8), Hakkâri (2,0), Ağrı (2,8), Muş (3,1) ve Bitlis’tir (3,9). Onuncu Kalkınma Planı’nda belirlenen hedef doğrultusunda, öğretmenlerin dezavantajlı bölgelerde ve okullarda uzun süreli çalışmalarını özendirecek birtakım düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Özellikle öğretmenlerin özlük hakları ile ilgili bir düzenlemenin bu doğrultuda etkili bir politika aracı olacağı düşünülmektedir” diye konuştu.

    “Öğrenciler öğretmen, öğretmen adayları ise tayin bekliyor”

    Raporda ülkemizde gelecek yıllarda da öğretmen olmak isteyenlerin sayısının talebin üzerinde olacağının öngörüldüğünün altını çizen Numan Şeker, “Eğitim fakültelerindeki mevcut öğrenci sayıları, yeni kayıt öğrenci sayıları ve mezun sayıları birlikte değerlendirildiğinde ve ayrıca fen-edebiyat fakültelerinin mezunlarına verilen pedagojik formasyon sertifikalarının sayısı göz önünde bulundurulduğunda, önümüzdeki yıllarda da öğretmen arzının birçok alanda öğretmen talebinden daha fazla olacağı öngörülmektedir. 2015 yılında 417 bin 480 öğretmen adayı KPSS Eğitim Bilimleri Testine girmiştir” şeklinde konuştu.

    Yer değiştirme ile bulunduğu ilden ayrılanların büyük çoğunluğunu Güneydoğu, Ortadoğu ve Kuzeydoğu Anadolu bölgelerindeki öğretmenlerin oluşturduğunu ifade eden Numan Şeker, konuşmasına şöyle devam etti:

    “İller arası yer değiştiren öğretmenlerin yaklaşık yüzde 52’si bu bölgelerdeki illerden ayrılmıştır. İller arası yer değiştiren öğretmenlerin önemli bir kısmı (yüzde 43) Akdeniz, Ege ve İstanbul bölgelerinde bulunan illere tayin olmuştur. Genel olarak bakıldığında iller arası yer değiştirmelerde öğretmenlerin görece az gelişmiş illerin bulunduğu bölgelerden ayrılarak, görece daha gelişmiş illerin bulunduğu batıdaki bölgelere doğru hareket ettiği görülmektedir. İller arası yer değiştirme ile ayrılan öğretmenlerin oranlarının yüksek olduğu doğu bölgelerinde ve sosyo-ekonomik gelişmişlik seviyesi düşük olan illerden ayrılan öğretmenlerin yerleri büyük oranda yeni atanan öğretmenlerle doldurulmaktadır. İlk atama ile atanan yeni öğretmenlerin yüzde 73’ü doğu bölgelerindeki illere atanmaktadır. İller arası yer değiştirmeye bağlı tayinler ve ilk atamalar birlikte değerlendirildiğinde, doğu bölgelerindeki öğretmen ihtiyacı yüzde 90 ve üzeri oranlarda ilk atamalarla tayin edilen yeni öğretmenlerle karşılanırken, diğer bölgelerde yüzde 49 ila yüzde 75 arasında değişen oranlarda iller arası yer değiştirme ile atanan tecrübeli öğretmenlerle karşılanmaktadır.”

    “60 bin derslik ihtiyacı karşılanmalıdır”

    Numan Şeker, ortalama sınıf mevcutlarında OECD ortalamasını yakalamamıza rağmen, ilk ve ortaokullarda yaklaşık 60 bin dersliğe ihtiyaç bulunduğunu kaydederek, “2013 yılı OECD verileri esas alındığında, ilkokul ve ortaokul düzeylerinde Türkiye’de ortalama sınıf mevcutları (sırasıyla 23 ve 28) OECD ortalamasının (sırasıyla 21 ve 24) üzerindedir. Son yıllarda yaşanan gelişmelere bağlı olarak Türkiye 2015 yılında OECD’nin 2013 yılı ortalamasını yakalamıştır. Ancak ortalama sınıf mevcutlarında bölgeler ve iller arası farklılıklar (eşitsizlikler) son 10-15 yıllık dönemde ciddi boyutlarda azalmasına rağmen söz konusu gösterge için bölgeler ve iller arası eşitsizlikler halen devam etmektedir. İlk ve ortaokul kademelerinde ikili eğitim yapan okul ve öğrenci oranları 2010 yılından (sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 51) 2015 yılına (sırasıyla yüzde 19 ve yüzde 46) az miktarda düşüş göstermiştir. 2015 yılında dersliklerin yaklaşık yüzde 16’sında ikili eğitim yapılmıştır. Buna göre, sınıf mevcutları ve okullaşma oranlarıyla ilgili verilerin sabit kalması durumunda ilk ve ortaokullarda ikili eğitim uygulamasına son verebilmek için yaklaşık 60 bin derslik ihtiyacı vardır” diye konuştu.

    Türkiye’de son yıllarda bütün eğitim kademelerinde okullaşma oranlarında kayda değer bir büyüme kaydedildiğini işaret eden Şeker, “2015-2016 eğitim öğretim yılında, ilkokul çağını kapsayan 6-9 yaş grubunda yüzde 98,81 ortaokul çağını kapsayan 10-13 yaş grubunda ise yüzde 99,05 net okullaşma oranlarına ulaşıldığı görülmektedir. Ayrıca okul öncesinden ortaöğretime tüm kademeler göz önünde bulundurulduğunda, 1990 yılında 157 bin civarında olan özel öğretim kurumu öğrenci sayısı, 2000 yılında 272 bine, 2010 yılında 498 bine, 2015 yılında ise 1 milyon 174 bine çıkmıştır. Oransal olarak bakıldığında özel öğretim kurumlarına devam eden öğrencilerin, açık öğretim öğrencileri dâhil, tüm öğrenciler içerisindeki payı 1990 yılında yüzde 1,5 civarında iken, 2000 yılında yüzde 2,1’e, 2010 yılında yüzde 3,0’a, 2015 yılında ise yüzde 6,7’ye yükselmiştir” dedi.

    “Lise çağındaki her 100 gençten 15’i eğitime devam etmiyor”

    Ortaöğretimin 2012 yılından itibaren mecburi eğitim kapsamına alınmasıyla bu kademede okullaşma oranlarının son yıllarda ciddi artış gösterdiğini ifade eden Numan Şeker, “Ancak, ortaöğretimi kapsayan 14-17 yaş grubundaki her 100 öğrenciden yaklaşık 15’i eğitimine devam etmemektedir. Bu durum, yeni politikaların geliştirilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır” dedi. Söz konusu eğitim-öğretim yılında temel liselere devam eden öğrencilerin sınıflara göre dağılımı incelendiğinde oldukça çarpıcı bir tablo ortaya çıktığını belirten Şeker, “İlgili yönetmelikte temel liselerin her sınıf düzeyinde kayıtlı öğrenci sayısının toplam kontenjanın yüzde 40’ını geçemeyeceği belirtilmiş olmasına rağmen, 12. sınıfa devam eden öğrenci sayısı, toplam kayıtlı öğrencilerin yüzde 58’ine denk düşmektedir. Başka bir ifadeyle, temel liseye kayıtlı öğrencilerin yaklaşık beşte üçü 12. sınıf öğrencisidir” şeklinde konuştu.

    “Açık öğretimdeki öğrenci artışı büyüyor”

    Açık öğretimde (ortaokul ve lise) öğrenim gören toplam öğrenci sayısının 2007 yılından itibaren sürekli artış gösterdiğine altını çizen Numan Şeker, 2015 yılında toplam 1 milyon 874 bin 210 açık öğretim öğrencisi bulunurken, bu öğrencilerin 1 milyon 536 bin 135’inin açık lise öğrencisi, 338 bin 75’inin ise açık öğretim ortaokulu öğrencisi olduğunu söyledi. Ortaöğretimde, 2015 yılı başında açık öğretim öğrenci sayısının toplam öğrenci sayısına oranının yüzde 26,45’i bulduğunu söyleyen Şeker, şöyle konuştu: “Başka bir ifadeyle, her dört öğrenciden biri açık ortaöğretim lisesine gitmiştir. Geçen yıl yapılan değişiklikle, TEOG yerleştirmelerinde herhangi bir örgün öğretim kurumuna yerleşemeyen öğrenciler zorunlu olarak açık öğretim lisesine yerleştirilmektedir. Ayrıca, iki yıl üst üste sınıf tekrarı yapan lise öğrencileri de açık ortaöğretime kaydırılmaktadır. Buna bağlı olarak, açık öğretim lisesi, öğrencileri için nitelikli bir alternatif olmaktan ziyade sistemde başarısız öğrencilerin yönlendirildiği depo kurum haline gelmiştir.”

    Yükseköğretim programına yerleşen öğrencilerin mezun oldukları lise türüne göre detaylı analizinin, üniversiteye geçişte lise türleri arasındaki başarı farkını açıkça ortaya koyduğunu belirten Numan Şeker, “2015 yılı yerleştirme sonuçlarına göre, lisans programlarına yerleşme oranı açısından, Sosyal Bilimler Lisesi, Özel Fen Lisesi, Anadolu Öğretmen Lisesi ve Özel Lise (yabancı dil eğitim verenler), Fen Lisesi ve Anadolu Lisesi diğer tüm lise türlerine göre belirgin bir şekilde daha başarılı olmuştur. Lise türlerine göre lisans programlarına yerleşme oranlarındaki uçurum, yükseköğretime geçişteki fırsat eşitsizliğini gözler önüne sermektedir” değerlendirmesinde bulundu.

    “Herkes için daha iyi eğitim anlayışı ile eleştiri ve önerileri ortaya koyuyoruz”

    402 bini aşkın üyesiyle eğitim hizmet kolunun yetkili sendikası ve Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu Eğim-Bir-Sen olarak 24 yıldır özlük ve özgürlük mücadelesi verdiklerinin altını çizen Numan Şeker, “Eğitim çalışanlarının mali ve sosyal haklarını korumak ve geliştirmek, sorunlarını gündeme getirmek ve çözmek, ‘herkes için ve daha iyi eğitim’ anlayışıyla eleştiri ve öneriler ortaya koymak, ücretlerde ve gelir dağılımında adaleti sağlamak hedefleri için çalışıyor ve üretiyoruz. Eğitim çalışanlarının mali ve sosyal haklarını korumak ve geliştirmek, sorunlarını gündeme getirmek ve çözmek, ‘herkes için ve daha iyi eğitim’ anlayışıyla eleştiri ve öneriler ortaya koymak, ücretlerde ve gelir dağılımında adaleti sağlamak hedefleri için çalışıyor ve üretiyoruz. Medeniyetimizin kök değerlerini idrak etmiş, daha özgür, daha müreffeh ve daha mutlu insanların yaşadığı ‘daha güçlü, daha huzurlu, daha adil Türkiye’yi inşa etmek amacıyla çıktığımız sendikal yolculukta, hem sendikacılık hem de sivil toplum noktasında yeni eşikler oluşturmaya devam ediyoruz” diyerek, sözlerini şu cümlelerle tamamladı: “Bu çerçevede, akademik çalışmalarımızla geçmişe, güne ve geleceğe ışık tutuyor, eğitim çalışanları için elde ettiğimiz kazanımlarla emeğin değerini artırıyor, akademik sendikacılık anlayışının hakkını veriyoruz.”

  • Aksaray’da 8 öğretmene FETÖ gözaltısı

    Aksaray’da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturmasına yönelik gerçekleştirilen operasyonda, daha önce açığa alınan 8 öğretmen gözaltına alındı.

    Aksaray İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şubesi ekipleri, Eskil ilçesinde daha önce açığa alınan 8 öğretmen hakkında çıkan yakalama kararı için operasyon düzenledi. 8 ayrı adrese eş zamanlı gerçekleştirilen operasyonda 8 öğretmen gözaltına alındı. Aksaray Devlet Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçirilen 8 öğretmen, sorgulanmak üzere İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

    Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

  • FETÖ-PDY operasyonunda 5 öğretmene gözaltı

    Samsun’un Bafra ilçelerinde FETÖ-PDY operasyonu kapsamında 8 evde arama yapıldı ve 5 öğretmen gözaltına alındı.

    Bafra’da 94 öğretmenin açığa alınmasıyla başlayan gözaltılar devam ediyor. Sabah erken saatlerde İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, Mevlana, Altınyaprak, İshaklı ve Fevzi Çakmak mahallelerinde 8 ayrı evde arama yaptı. Yapılan aramalar sonucunda 5 öğretmen gözaltına alındı. Gözaltına alınan öğretmenlerin emniyetteki işlemleri sürüyor.

  • Antalya’da öğrencisini döven öğretmene para cezası

    Antalya’nın Korkuteli ilçesinde, ortaokul öğrencisini döven sınıf öğretmeni, 2 bin 240 TL para cezasına çarptırıldı.

    İlçeye bağlı Tatköy Mahallesindeki Tatköy Ramazan Karabağır Ortaokulunda 3 ay önce, 5. sınıf öğrencisi M.E.A’yı (11) sert sopayla dövdüğü iddiasıyla hakkında dava açılan sınıf öğretmeni M.O.K’nin yargılanmasına, Korkuteli Asliye Ceza Mahkemesinde devam edildi.

    ’Basit yaralama’ suçundan tutuksuz olarak yargılanan M.O.K.’ye, mahkemece 112 günlük adli para cezası verildi. Mahkeme, sanığın günlüğü 20 TL’den 2 bin 240 TL para ödemesine karar verdi. Cezayı az bulan aile ise emanet ettikleri öğretmenlerin çocuklarını darp etmelerine anlam veremediklerini kaydetti.

    45 yaşındaki muhasebeci baba Bekir A., oğlunun başka bir sınıfta bayan öğretmenin arkasından yapmadığı bir hareket nedeniyle okul müdürü tarafından tokatlandığını iddia etti.

    “Darp raporu aldım, 2 bin 24 TL ceza verildi”

    İzinli olan ve birkaç gün sonra olayı öğrenen sınıf öğretmeni M.O.K.’nin oğlunu öğretmenler odasında barış çubuğu denilen sert sopayla dövdüğünü öne süren baba Bekir A., “Oğlumun, omzuna, sırtına bacaklarına vurmuş. Eve gelen oğlumun vücudundaki izden dolayı hemen Korkuteli Devlet Hastanesinden darp raporu aldım. Konu mahkemeye taşındı. Sınıf öğretmeni M.O.K, 112 gün adli para cezası, 2 bin 240 TL para cezası aldı. Ama ceza çok düşük” dedi.

    “Çocuğum öğretmen görmek istemiyor”

    Oğlunun suçsuz yere dayak yediğini, darp edildiğini ifade eden Bekir A., “Öğretmenler odasında 4-5 öğretmenin gözü önünde oğlum dakikalarca dayak yiyor, kimse müdahale etmiyor. Kimse dur demiyor. Okulun eğitim kalitesi çok yüksek ama bu yaptıkları davranışlarında cezasız kalmasını istemedim. Oğlumun dersleri düştü. Bu olaya sebep olan veli, hemen çocuğunu başka okula naklini aldırdı. Biz de aynı okulda barınamayacağımızı düşünüyoruz. Uygun bir okula nakil yapacağız. Çocuğum şuan ne okula gitmek istiyor, ne de öğretmen görmek istiyor” diye konuştu.

    “Okula dayak yesin diye göndermiyoruz”

    Oğlunun tüm olanlara rağmen teşekkür belgesi almaya hak kazandığını vurgulayan baba Bekir A., “Biz okula çocuğumuzu dayak yesin diye göndermiyoruz. Çocuğun kabahati olur, uyarırsın. Ama öğretmenin bütün hıncını çocuktan çıkarması yanlış. Öğretmen bana, ’Abi dövdüm pişmanım, özür dilerim’ dedi. Mahkemede ise diğer öğretmenlerle birlikte dövmediklerini söylediler. Mahkeme süreciyle birlikte, oğluma baskı yapıldı. Bizi yıldırmak için uğraştılar. Uyduruk şeylerle disipline sevk etmeye kalktılar. Oğluma suçu var mı, yok mu diye sormuyorlar. Bana müdür, ’Birincide ateşi elimizle tuttuk elimiz yandı, ikinci de maşa varken ateşi elimize almaya gerek yok’ diye açıkça üstü kapalı tehdit etti. Disiplin kurulu kararını uygulayacağını söyledi. Niyet açıkça sınıfta bırakmaktır. Durumu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne de taşıdım. Ama öğretmenlerin tavırlarında değişiklik olmadı” iddiasında bulundu.

    “Sınıfa ağlayarak girdim”

    11 yaşındaki M.E.A.,Temel Eğitimden Orta Eğitime Geçiş (TEOG) sınavları nedeniyle derslerinin boş olduğunu ve yaptıkları gürültünün ardından yan sınıftaki bayan fen bilgisi öğretmenin kendilerini sınıfına aldığını ve çözmeleri için test verdiğini aktardı.

    Aynı öğretmenin bu kez 6’ncı sınıflara dersi olduğunu kaydeden M.E.A, “Bu sınıfta 4 öğrenci öğretmenin arkasından el hareketi çekti. Bu hareketi gören bir öğrenci, 4 kişiye dönerek, ’Yaptığınız hareketi gördüm eğer 1 lira vermezseniz sizi öğretmene söylerim’ dedi. Çocuklar da para vermedi. Öğretmene şikayet edildi, konu okul müdürüne taşındı. Öğle arası müdür, 6’ncı sınıflardan 4 kişinin odasına çıkmasını istedi. Bu dört kişi müdürden 4 tane tokat yemiş. 4 çocuk, benimde el hareketi çektiğimi ve bir öğrencinin de para istediğini söylemiş. Ama ben öyle bir hareket yapmadım. Ameliyat geçirdim baş parmağımdan bunun da belgeleri var. O gün parmağım kaşınmıştı. Yanlış anlaşıldı. Biz de müdürden 4 tane tokat yedik. Sınıfa ağlayarak gittik” dedi.

    “Sert barış çubuğu sırtımda kırıldı”

    7 Nisan 2016 günü sınıf öğretmeni M.O.K.’nin teneffüs arasında çenesinden tutup kendisini öğretmen odasına çağırdığını gözleri dolarak anlatan M.E.A, “Eşyalarımı koyup öğretmenler odasına girdim. Sınıf öğretmenim bana, ’Öğretmenine yaptığın hareketi bana da yap’ dedi. Ben de öğretmenime öyle bir hareket yaptığımı söylemeden, barış çubuğu denilen sopayla vurmaya başladı. Koluma, bacaklarıma, sırtıma 10 dakika boyunca barış çubuğu ile vurdu. Tokatta attı, çubuk sırtımda kırıldı. Çubuğu da yerine koydurttu. İngilizce dersine ağlayarak gittim. Arkadaşlarım da gördü. 2 ders sonra ise beni döven sınıf öğretmenim M.O.K. olayı anlatmamı istedi. Olayı ağlayarak anlattım. Beni döven öğretmenim, ’Tamam ağlama, senin suçun yok’ ifadelerine yer verdi.

    “Suçsuz yere dövüldüm”

    Okulda bütün arkadaşlarının dayak yediğinden haberi olduğunu aktaran M.E.A, “Öğretmenim beni suçsuz yere dövdü. Sınıfta parmak kaldırmama rağmen söz hakkı verilmedi. Fen bilgisi öğretmeni derse girdiği zaman, ’Birinin babasına sinir oluyorum. Gıcık gidiyorum. Biri babasına hemen şikayet ediyor’ diyordu. Bunu bana söylediğinin farkındaydım. Derslerde hiçbir öğretmen bana söz hakkı vermemeye başladı. Bu durum beni çok üzmeye başladı. Derslerim çok güzeldi, 68 ile 100 arasında değişiyordu. Mahkemeden sonra notlarım sözlü notu ile hemen düşürüldü. Beni döven öğretmenlerimi gördüğüm zaman üzülüyordum. Öğretmenlerim 5’inci sınıfta benle uğraştılar. 6’ncı sınıfta da uğraşacaklar. Sınıfta kalmam için her şeyi yapacaklardır. Artık bu okula gitmek istemiyorum” dedi.