Etiket: Öğrenmek

  • Atölyede Öğrenmek Çok Zevkli

    Keçiören Belediyesi Çocuk Danışma Merkezi ve Üstün Zekalı ve Yetenekli Çocuklar Derneği işbirliği ile yürütülen atölye çalışmaları çocukların eğitimlerine destek oluyor.

    Keçiören Belediyesi Çocuk Danışma Merkezi ve Üstün Zekalı ve Yetenekli Çocuklar Derneği işbirliği ile yürütülen atölye çalışmaları ile 5-18 yaş arası çocukların eğitimlerine destek olurken aynı zamanda yetenekler de keşfediliyor. Yaratıcı Drama Atölyesinde yaşayarak deneyimleme öğretilirken, İlk Sınıfım Atölyesinde çocuklar; kendini ifade edebilme, başkalarını anlama, dil ve iletişim becerilerini arttırma, okul öncesi eğitime hazırlanma konularına adım atıyorlar.

    Merak duygularının ve araştırma becerilerinin geliştirilmesine katkı sağlayan atölyelerde çocuklar eğlenerek öğrenirken, farklı yeteneklerini de keşfediyorlar.

    YETENEKLER GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR

    İlgi gören atölyelerden biri olan Akıl Oyunları ve Robotik Atölyesi ise çocuklara olaylara farklı yorumlar katabilme, süratli düşünebilme, karşılaştığı zorluklarla mücadele edebilme, yenilgiyi hazmedebilme, yaratıcı düşünme becerilerini artırma yetisi kazandırıyor.

    Tasarla-Yap-Oyna ve El Sanatları Atölyeleri ise çocukların, el işçiliğini temel alarak yeşil ve doğayı korumalarına ve ahşap setler sayesinde kurgulama yeteneği kazanma, tasarlama-birleştirme, buluşçu yaklaşımlarla çok boyutlu düşünüp uygulama yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı oluyor.

    Evrenin konumu, gezenlerin özelliklerini anlatan Uzay ve Gökbilim Atölyesi de büyük ilgi görüyor.

    Ayrıca çocukların farklı kültürleri tanımaları için eğitim veren İngilizce, Almanca, Japonca Dil Atölyeleri de oyunla dil öğrenmelerini sağlıyor. Edebiyat Atölyesiyle çocuklara yazınsal eserleri inceleme, yazarları ve şairlerin hayatlarını araştırma, yazıya giriş, düşünceleri yazıya dökebilme becerisi kazanma, Türkçeyi doğru ve düzgün kullanma, iletişim becerilerinin geliştirilmesiyle kendilerini daha rahat ifade edebilme yetileri kazandırılıyor. Çocuklara diksiyon çalışmaları yaptırılarak kelimeleri doğru telaffuz etmelerine de yardımcı olunuyor.

    Ritm Atölyesiyle de çocuklar müziğin temeliyle tanışıp ritmik sayabilme, analitik düşünme, grupla birlikte hareket edebilme becerileri kazanıyorlar.

  • Gen Mutasyonunuzu Öğrenmek Hayatınızı Kurtarabilir

    RS Kadın Hastanesi Tıbbi Genetik Uzmanı Prof. Dr. Necat İmirzalıoğlu, kadınlarda meme ve yumurtalık kanserlerinin oluşumunda genlerin mutasyona uğramasının büyük risk oluşturduğunu söyledi.

    Prof. Dr. Necat İmirzalıoğlu, yeni nesil dizileme teknolojisi kullanılarak yapılan testler sayesinde mutasyon taşıyıcılarının önceden saptanarak önleyici tedavinin hayat kurtarabildiğini belirtti. Meme ve yumurtalık kanserlerine ilişkin açıklama yapan Tıbbi Genetik Uzman İmirzalıoğlu şöyle konuştu: “Meme kanseri, memenin süt bezlerinde ve üretilen sütü meme başına taşıyan kanalları döşeyen hücreler arasında, çeşitli etkenler sonucu sınırsız ve kontrolsüz bir şekilde çoğalan ve başka organlara yayılma potansiyeli taşıyan hücrelerden meydana gelen tümöral oluşumlardır. ABD’de tüm yaşamı boyunca her 8 kadından biri, meme kanserine yakalanmaktadır. 2008 yılında ABD’de 180 binden fazla kadına meme kanseri teşhisi konulmuş olup 40 bin civarı kadın da meme kanseri nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Herediter (kalıtsal ya da ailevi) meme kanseri, meme kanserli hastaların yaklaşık yüzde 10’unda görülen bir durumdur. Kalıtsal meme kanserlerinin yüzde 80’inden sorumlu iki gen bulunmaktadır”.

    “MEME VE YUMURTALIK KANSERLERİNDE BİLİNMESİ GEREKENLER”

    Prof. Dr. Necat İmirzalıoğlu, BRCA-1 geninde mutasyon olan kadınlarda 70 yaşına kadar meme kanseri gelişme riskinin yüzde 85, yumurtalık kanseri riskinin ise yüzde 45 olarak bildirildiğine dikkat çekti. BRCA-2 gen mutasyonu taşıyıcılarındaysa, 70 yaşına kadar meme kanseri gelişme riskinin yüzde 84 ve yumurtalık kanseri gelişme riskinin de yüzde 76 olduğunu ifade eden Necat İmirzalıoğlu,“BRCA1 ve BRCA2 tümör baskılayıcı genlerdir. Hücre içi genetik materyalinin çoğalmasının kontrolünden sorumludurlar. Genlerin yapıtaşı olan DNA molekülünde meydana gelen değişiklikler, aralarında kanser de olmak üzere birçok hastalığa neden olur. BRCA1 ve BRCA2 geni mutasyonu taşıyan bir kadının meme kanserine yakalanma riski yüzde 10’lardan yüzde 70’lere, yumurtalık kanserine yakalanma riskinin ise yüzde 1,5’lardan yüzde 15-40’lara kadar çıkabilmektedir. Meme ve yumurtalık kanserlerinde erken tanının hem önleyici olduğunu hem de yaşam kurtardığını gözönüne aldığımızda yapılacak testlerin önemini gözönüne sermektedir” şeklinde konuştu.

    “GEN MUTASYONUNUN SAPTANMASI DURUMUNDA TEDAVİ KANSERİ ÖNLEYEBİLİR”

    HRS Kadın Hastanesi Tıbbi Genetik Uzmanı Prof. Dr. Necat İmirzalıoğlu, BRCA1 ve BRCA2 testleri yapıldığında bir mutasyon saptanması durumunda kişiye özel önleyici bir tedavi uygulanarak kanser riskinin önemli ölçüde azaltılabildiğini ifade etti. Necat İmirzalıoğlu, herhangi bir mutasyon saptanmaması durumunda her kadına uygulanması gereken tarama yöntemlerinin takibinin önerildiğini kaydetti. Mevcut standart yöntemlerin yalnızca dokularda var olan değişimleri saptadığını belirten Prof. Dr. İmirzalıoğlu, yeni nesil dizileme yöntemlerinin ise kanser gelişmeden önce en etkili ve önleyici işlemleri yapmaya olanak sağladığını hatırlattı.

    RİSK GRUBUNDAYSANIZ TEST YAPTIRIN

    Prof. Dr. Necat İmirzalıoğlu, risk grubunda olan kişileri de şöyle sıraladı:

    1. Aynı ailede takip eden üç kuşakta ya da en az üç kişide meme kanseri tanısı konmuş olması

    2. Aile bireylerinden birinde menopoz öncesi dönemde meme kanseri varlığı,

    3. Aynı bireyde meme ve yumurtalık kanserinin birlikte gelişmesi,

    4. Aynı bireyde iki memede birden kanser gelişmesi,

    5. Ailede erkeklerde meme kanseri varlığı.”

    Tıbbi Genetik Uzmanı Prof. Dr. Necat İmirzalıoğlu, BRCA1 veya BRCA2’nin mutasyon yaygınlığının 400 bireyde 1 olarak görüldüğünün altını çizerek, yaptırılacak basit bir testle çok büyük risklerin erken tespitinin önemli olduğunu sözlerine ekledi.

  • Çocuklar Telefonda Konuşmayı Öğrenmek İçin 112’yi Arıyor

    Muğla 112 Acil Servis çağrı merkezine gelen çağrıların yüzde 95’inin gereksiz olduğu ve çocukların telefonda konuşmayı öğrenmek için 112’yi aradıkları açıklandı.

    Muğla 112 Acil Çağrı Merkezinin hizmeti girmesinin ardından 20 günlük süreçte İtfaiye ve AFAD için gelen çağrıların yüzde 93’nün gereksiz çağrı olmasının yanında, küfür ve hakaretlerin de yer aldığı açıklandı.

    KÜFÜR VE HAKARETLERE İDARİ VE ADLİ YAPTIRIM

    112 Çağrı Merkezi Müdürü Kamil Karakaya, sabit telefon veya GSM hatlarından arayan ve gereksiz çağrı yapanlar hakkında adli ve idari her türlü yaptırımın yapılacağını açıklarken, arayan numaraların numaralarını gizlese bile anında tespit edilebildiğini açıkladı. Karakaya, “İlk hizmet vermeye başladığımız 10 Kasım tarihinden itibaren geçen 20 günlük süreçte ses dinlemelerinden gördük ki çok ağır hakaretler, zaman zaman ağza alınmayacak küfürler ediliyor. Bunlar hakkında idari ve adli yaptırımın yapacağız. Dikkatimizi çeken bir başka unsur da çocukların telefonda konuşmayı öğrenmek için aradıklarına şahit oluyoruz. Bizi gereksiz arayan vatandaşların numarasını gizlemesi gibi bir düşüncesi var ise, biz hem cep, hem de sabit telefonlarda ev adresi ve kapı numarasına kadar tespit edebiliyoruz. GSM aramalarında da en fazla 50 metrelik bir sapma ile bulabiliyoruz. Basının bu konuyu özellikle gündem tutmalarını istiyoruz. Gereksiz yere meşgul ederek kamu hizmetinin yerine getirilmesi konusunda hem basından, hem de vatandaşlarımızdan yardım bekliyoruz” dedi.

    “HUKUKİ İŞLEMLERİ YAPMAKTAN KAÇINMAYACAĞIZ”

    Vali Vekili Salih Gürhan ise bu merkezde görev yapan personelin de bir insan olduğunu belirterek, “Bu personelimizin de belirli bir dayanma ve sabır güçleri var. O sabrı zaman zaman gereksiz arayan arkadaşlar aşıyorlar. Biz bu konuda hukuki işlemleri yapmaktan kaçınmayacağız. Daha da ötesi, burası bir Acil Çağrı Merkezi. Bir ev yangını oluyor, vatandaş bu konuda ihbarda bulunacak, kalp krizi geçiren bir vatandaş için ambulans istenecek ve hastaneye yetiştirilmesi gerekiyor. Bunu gereksiz arama yapanlar istemeyerek de olsa mani oluyor. Bunu yapanlar empati yapsın ve o hastanın yerine kendilerini koysunlar” ifadelerini kullandı.

    900 BİN ÇAĞRININ YÜZDE 95’İ GEREKSİZ ÇAĞRI

    İl Sağlık Müdürü Dr. Cihan, yıl sonu itibari ile 112 Acil Servis hattında 900 bine yakın bir çağrı alacaklarını belirterek, “Bizim yaptığımız istatiki çalışmalarda bu çağrıların yüzde 95’i gereksiz çağrı olduğunu görüyoruz. 112 Çağrı Merkezinin açılması personel yönünden bizi rahatlatacak. Çünkü 112 personeli hem çağrıya cevap verip, hem de vaka yönlendirmesi yapmayacak. İçişleri Bakanlığımızın projesi olduğu için Acil Çağrı Merkezi Müdürlüğümüz ön çağrıdaki personelin istihdamını gerçekleştirdi. İlk çağrılar onlara düşeceği için sağlık personeli bu anlamda daha rahatlamış olacak. Çünkü hakarettir, küfürdür, tehdittir ve çocukların görüşmesi gibi tüm çağrılar ön çağrı olarak karşılayıcılara düşecek. Bu bizi hem çağrı yükünden kurtarmış olacak, aynı zamanda yaptığımız işi daha iyi yapmamızı sağlayacak” dedi.

  • Kurz: “Bu Ülkede Kalmak İsteyen Mülteci Değerlerimizi Öğrenmek Zorunda”

    Avusturya Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz, iltica başvuruları kabul edilen mültecilere “demokrasi, eşitlik ve özgürlükleri” içeren değerler dersi vereceklerini açıklayarak, “Mülteciler bu ülkede kalmak istiyorlarsa bu ülkenin değerlerini öğrenmek ve riayet etmek zorundadır” dedi.

    Entegrasyon Bakanı da olan Sebastian Kurz ile entegrasyon Komisyon Başkanı Dr. Heinz Fassman düzenlediği basın toplantısında, mültecilerin entegrasyonu için hazırladıkları 50 maddelik paketin detaylarını paylaştı. Göçmenlerin topluma uyum sağlamasını istediklerini belirten Kurz, bu yıl sonuna kadar yaklaşık 40 bin sığınmacıya mülteci statüsü verileceğini söyledi. Mültecilere Almanca, pedagoji, hukuk devleti, demokrasi, eşitlik ve özgürlük konularını içeren zorunlu değerler eğitimi verileceğini kaydeden Kurz, “Mülteciler bu ülkede kalmak istiyorlarsa bu ülkenin değerlerine öğrenmek ve riayet etmek zorundadır” dedi. Sığınmacılara en az 8 saat zorunlu Avrupa değerleri dersi verileceğini belirten Kurz, Almanca kursu ve değerler derslerine katılmayanların cezalandırılacağını sözlerine ekledi.

  • Prof. Dr. Sibel Alper: “Sedefle Yaşamayı Öğrenmek Gerekir”

    Sedef hastalığı, kronik bir deri hastalığı olarak ortaya çıkan ve bulaşıcı olmayan bir hastalık olarak biliniyor.

    İstanbul Florence Nightingale Hastanesi Dermatoloji Bölümü doktorlarından Prof. Dr. Sibel Alper, sedef hastalığına dikkat çekti. Sedef hastalığının nedeninin tam olarak anlaşılamadığını anlatan Alper, şöyle konuştu: “Anormal keratin oluşumu, deri hücrelerinde çoğalma, bağışıklık sistemi aktivasyonu ve kalıtsal faktörler hastalığın gelişiminde rol oynar. Sedef hastalığı bazı ailelerde daha sık görülür. Çocukta sedef hastalığı gelişme riski, eğer hem anne hem de babada sedef hastalığı mevcutsa % 41, eğer bir ebeveynde hastalık mevcutsa % 14 ve bir kardeşinde mevcutsa % 6’dır.”

    Sedef lezyonlarının güneş yanığı ve deri hastalıkları ile tetiklenebildiğini belirten Alper, şunları söyledi: “Psikolojik stres, sedef hastalığının ilk defa ortaya çıkışını tetikleyebildiği gibi stresli bir olaydan birkaç hafta ya da aylar görülebilen alevlenmeleri de tetikleyebilir. Bakteriyel enfeksiyonlar olguların yaklaşık % 45’inde, sedef hastalığını tetikleyebilir veya şiddetlendirebilir. Farenjit en yaygın tetikleyicidir ancak diş apseleri ve cilt enfeksiyonları tetikleyici olabilir. HIV enfeksiyonu, sedef hastalığı ağırlaştırabilir; HIV-pozitif hastalarda sedef hastalığı oldukça sık olarak tedaviye dirençlidir ve sıklıkla artrit ile birliktedir.”

    Sedefle yaşamayı öğrenmek?

    Sedef hastalığının diğer bulaşıcı olmayan hastalıklara benzer bir ölçüde sağlıkla ilişkili yaşam kalitesini etkilediğini belirten Alper, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ellerde bulunan deri lezyonları, bireylerin bazı mesleklerde çalışmasını, spor yapmasını ve evde aile bireylerinin bakımını üstlenmesini engelleyebilir.

    Hastalığa yakalanmış bireyler, görünümleri hakkında içe-kapanık hissedebilirler ve bu bireylerde halk tarafından reddedilme korkusundan ve psikoseksüel kaygılardan kaynaklanan çekingenlik ve zayıf benlik saygısı olabilir. Hastalığa yakalanmış bireylerde utanma, suçluluk, öfke, başkalarının kirli ve mikroplu olduğunu düşüneceği korkusu bulunabilir. Bu bireylerin, özellikle çalışma hayatında ayrımcılığa ve sosyal izolasyona yol açabilen damgalanmanın sonucu olarak psikolojik sıkıntı çektikleri bilinmektedir. Sedef hastaları, “damgalanma”, “ayrımcılık” ve “halk arasında negatif tutumlara maruz kalmak” gibi sosyal bariyerler nedeniyle sağlıklı bireyler gibi tam ve etkin biçimde topluma katılmada sorun yaşamaktadır. Sedef hastalığı olan kişilerde depresyon ve anksiyete oranlarının genel nüfusa oranla daha yüksek olduğu birçok çalışma ile belgelenmiştir.”

    Alper, sedef hastalığı olan insanların okulda veya toplumda kabul edilmeyerek, işverenlerin hastalık nedeniyle sık sık devamsızlık yapmalarından korkması veya artan sosyal maliyet korkusu nedeniyle çalıştırmamaları veya insanların onları göreceği iş pozisyonlarında çalışmaları engellenerek dışlandığını söyledi. Alper, “Sedef hastalığı tanısı genellikle tipik deri lezyonlarının varlığına dayanmaktadır. Özel kan testleri veya tanı yöntemleri yoktur. Nadiren, deri biyopsisi veya kazıma yöntemi diğer hastalıkları dışlamak ve tanıyı doğrulamak için gerekli olabilir.” dedi.

    Nasıl tedavi?

    Sedefin tedavisinin hastalığın yaygınlığı ve yerleştiği bölgelere göre seçildiğini anlatan Sibel Alper, sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğer vücudun %5’inden az bir alanı kaplıyorsa dışardan uygulanan ilaçlar yani kremler ile tedavi etmek mümkündür. Ancak yaygınsa veya yaygın olmamasına rağmen ellere, genital bölgeye yerleşiyor ise şiddetli kabul edilip farklı seçenekler değerlendirilir.”

    Alper, burada amacın, “Derideki hücrelerin hızlı çoğalmasını engellemek, yangıyı yani kızarıklığı azaltıp deri döküntüsünü ortadan kaldırmaktır. Derideki kabuklanmaların tedavisi ile döküntüler iz bırakmadan iyileşir, deri yumuşak ve normal hale döner. Döküntüler tamamen ortadan kalktıktan veya büyük ölçüde azaldıktan sonra hastalığı tetikleyen faktörler konusunda dikkatli davranarak nüks etme ihtimali kontrol altına alınmalıdır.”

    Alper, sedefin kontrol altında tutulan bir hastalık olduğunu belirterek “Her hastaya uygun bir tedavi yöntemi vardır ve deri belirtisi olmaksızın veya çok az döküntü ile yaşam sürdürülebilir. Hastalık sizi değil, doktorunuz ile birlikte siz hastalığı kontrol ediniz. Sedef hastalığının yönetimi, sadece deri lezyonlarının tedavisi ile sınırlı olmayıp, aynı zamanda sedef hastalığına eşlik eden farklı hastalıklarla başa çıkmayı da amaçlar.”

    12 ADIM

    İstanbul Florence Nightingale Hastanesi Dermatoloji Bölümü doktorlarından Prof. Dr. Sibel Alper, 12 adımda sedef hastalığına dikkat çekiyor.

    Alper’e göre;

    “1- Sedefin yaygın formu ölümcül olabilir: Nadiren, vücudun tüm cilt yüzeyi hastalıktan etkilenebilir; Sedefin bu yaygın formu ölümcül olabilir, çünkü sedefin yaygın formunda aşırı enflamasyon ve cilt soyulması nedeniyle cildin sıcaklığı düzenleyici özelliği bozulabilir ve cildin bariyer fonksiyonları zarar görebilir.

    2- El ve ayak tırnaklarının tutulumunda soyulmalar ve kabuk oluşumu görülebilir. Sedef hastalığı olan bireylerin yaklaşık 10%’unda elleri, ayakları, el ve ayak bileklerini, boyun ve omurgayı etkileyebilen artrit gelişmektedir. Bazı durumlarda eklemler belirgin sakatlığa yol açabilecek şekilde deforme olur. El ve ayak tırnaklarının tutulumunda soyulmalar ve kabuk oluşumu görülebilir ve şekil bozukluğuna neden olabilecek biçimde tırnak dökülmesi olabilir.

    3-Sedef hastalığı belirtileri, deriyle sınırlı değildir: Orta şiddetli ve şiddetli sedef hastalığında eşlik eden bazı iç organ hastalıkları ortaya çıkabilir. Sedef hastalığı ile Kardiyovasküler hastalıklar arasında belirgin bir ilişki bulunmuştur. Sedef hastalığı olan kişilerde özellikle, iskemik kalp hastalığı, inme, hipertansiyon, dislipidemi, Tip II diyabet ve Crohn hastalığı bağıl riskleri artmıştır.

    4- Hipertansiyona dikkat gerekir. Sedef hastalığı hipertansiyon için bağımsız risk faktörüdür. Yapılan bir çalışmada sedef hastalığı olan hastalarda hipertansiyon sıklığı %38,8 olarak bildirilmiştir. Şiddetli Sedef hastalığı olan kişilerde kalp krizi, inme ve kardiyovasküler mortalite riski daha yüksektir.

    5-Şiddetli sedef hastalığı olan hastalarda beklenen yaşam süresi yaklaşık 5 yıl daha kısadır. Sedef hastalığı Tip II Diyabet için bağımsız bir risk faktörüdür. Hafif sedef hastalığı olan hastalarda Tip II diyabet görülme sıklığı %37,4 iken, şiddetli sedef hastalığı olan hastalarda bu oran %41’dir.

    Metabolik Sendrom sıklığı sedef hastalarında genel topluma göre daha yüksek oranda bulunur. Türkiye’de yapılan bir çalışmada sedef hastalığı olan hastalarda Metabolik sendrom görülme oranının %62 olduğu gösterilmiştir. Metabolik sendromun karaciğerdeki ifadesi Yağlı Karaciğer Hastalığıdır. Sedef hastalığında Yağlı Karaciğer hastalığı görülme oranı %59’dur.

    6-Sedef ve kanser ilişkisi: Hastalığının süresi ve şiddeti ile bazı kanser türleri arasında birliktelik olduğu bildirilmiştir. Uzun süreli tedavi ve sistemik tedavi alan sedef hastalarında lenfohematopoetik kanserler, mesane-böbrek kanseri, kolorektal kanserlerin sık olduğu bildirilmiştir. Sedef hastalığı melanom dışı deri kanserleri ve lenfoma için bağımsız bir risk faktörüdür.

    7- Sedef ve kolit: Sedef hastalığında inflamatuar barsak hastalıklarına bağlı risk artar. Sedef hastalığında Chron ve Ülseratif kolit sıklığının arttığı gösterilmiştir. Sedef hastalığının etkisi ile, etkilenen bireylerde obezite, artan alkol tüketimi ve sigara içme insidansında artışla sonuçlanan davranış değişiklikleri ortaya çıkabilir.

    8-Sedef ve obezite: Obezitenin duruma cevap olarak oluşan davranış değişikliğinin bir sonucu olarak ortaya çıktığı, sigaranın ise sedef hastalığına neden olduğu öne sürülmüştür. Yapılan bir metaanalizde ise, obezitenin sedef hastalığını, sedef hastalığının da obezite gelişim sıklığını artırdığı bildirilmiştir.

    9- Alkol ve sedef: Alkolizm ve sedef arasındaki var olduğu bildirilen ilişki, muhtemelen sedef hastalığının hastalığa yakalanan bireylerin üzerindeki psikolojik etkisinden kaynaklanmaktadır.

    10- Sedef hastalığının dünyada yaygınlığı yaklaşık %2 civarındadır. Sedef hastalığı olan insanların yaklaşık üçte ikisinde hastalığın hafif formu mevcuttur ve etkilenen vücut alanı % 3’den azdır. Hastaların yaklaşık dörtte üçünde sedef hastalığının başlangıcı 40 yaşından öncedir ve yaklaşık üçte birinde hastalık 20 yaşından önce ortaya çıkar.

    11- Sedef hastalığı çocuklarda nadir görülür: Hastalık doğal olarak genellikle aralıklı iyileşme ve alevlenme dönemlerinin olduğu kronik bir seyir gösterir. Ancak, tam remisyon (iyileşme) dönemleri görülür ve beş yıllık veya daha fazla süren remisyonlar söz konusudur.

    12- Sedef ve genetik: Genetik olarak yatkın bireylerde hem dış faktörler ve hem de sistemik faktörler sedef hastalığını tetikleyebilir. Sedef hastalığı olan kişilerin yaklaşık dörtte birinde lezyonlar ciltte yaralanma sonucu tetiklenir.“