Etiket: Öğrenme

  • Hayat Boyu Öğrenme Halk Eğitimi Planlama ve İşbirliği Toplantısı yapıldı

    Erzincan’da İl Hayat Boyu Öğrenme Halk Eğitimi Planlama ve İşbirliği Komisyon Toplantısı yapıldı. Toplantıya Erzincan Vali Yardımcısı Fatih Acar, İl Milli Eğitim Müdürü Aziz Gün, Halk Eğitim Müdürü Ziya Yavuz ve kamu kurum ve kuruluşlarının idarecileri katıldı.

    Destekleme kurslarının önemine değinen İl Milli Eğitim Müdürü “Milli Eğitim Bakanlığında Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünün resmi, özel, sivil kamu kurum ve kuruluşlarıyla birlikte verimliliği arttırılması işbirliğinin yapılması, koordinasyonun sağlanması gereksiz tekrarlara girmemek suretiyle kamu zararının oluşmaması başlıkları adı altında hayatının herhangi bir safhasında eğitimini devam ettiremeyen ya da örgün eğitimde örgün eğitimde eğitimini devam ettirmekle birlikte kendi eksikliklerini tespit edip bu eksikliklerini gidermek amacıyla Milli Eğitim Müdürlüğüne başvuran vatandaşlarımızı eğitimlerini aldıkları bir kurum Halk Eğitim. Halk Eğitim merkezimizde genel kurslar, mesleki kurslar ve okuma yazma kursları adı altında yıl içerisinde farklı kurslar açılmakta ve bunlara kursiyerlerin müracaatları neticesinde şartlar oluşmuşsa bu kurslar açılıp ve neticesinde gelenlere sertifika verilmektedir. Bir önce yıl toplam bin 78 kurs açmışız, geçen yıl bin 277 kurs açmışız. Bir önceki yıl kursiyer sayımız 23 bin 764, geçen yıl kursiyer sayımız 28 bin 183. Açık Öğretim Ortaokulu ve Açık Öğretim Lisesiyle birlikte mezun öğrencilerimizin destekleme kurslarına müracaat edenlerle birlikte geçen yıl Halk Eğitim Merkezlerimize başvuran kursiyer sayımız 33 bin 701, örgün eğitimde 40 bin 700 öğrenci yaygın eğitimde 33 bin 700 öğrenci. Burada özellikle şunu belirtmek istiyorum, Milli Eğitim Müdürlüğü olarak açılmış olan kurslarda sene başı toplantımızda özellikle şunu istiyoruz; gereksiz tekrarlara girip de kamu zararı oluşturmamak madamında sizlerin bize tavsiye ettiği kamu kurum ve kuruluşları olarak, STK’lar olarak hangi kursları açarsak hem ilimiz açısından, hem kursiyerler açısından çok daha faydalı olup güzel neticeler alırız şeklinde önerilerinizi bekliyoruz. Dershanelerin kapatılma sürecinden sonra İl Milli Eğitim Müdürlükleri liseden mezun olan öğrencilerimize yönelik destekleme ve yetiştirme kurslarımız ve merkezimiz Halk Eğitim Merkezi bünyesinde açılmıştır. Önceki yıl ve geçen yıl bize müracaat eden kursiyer sayısı 300 civarında iken, bu yıl 568 müracaat vardır. Herhangi bir destekleme kursuna katılmak isteyenleri bizlere yönlendirme hususunda özellikle hepinizden bu desteği istiyoruz” dedi.

    Milli Eğitim Müdürü Gün’ün konuşmasının ardından toplantı, işbirliği yapılan kurumların temsilcilerinin 2017-2018 Eğitim-Öğretim yılı için Yaygın Eğitim Faaliyetleriyle ilgili görüş ve önerileri, dilek ve temennilerinin gündeme alınmasının ardından sona erdi.

  • “Çocuklarımızın aklını şekillendiren teknolojilere göre öğrenme alanlarını değiştirip, şekillendireceğiz”

    Girne Amerikan Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yöneticiler Kurulu Başkanı Serhat Akpınar, Kuzey Kıbrıs’ta eğitim sektöründe, ‘farkındalılık’ kavramının, tüm kurumlar tarafından koşulsuz kullanıldığını, GAÜ’nün ise; farkındalılık kavramının ‘farklılık’ olmadan, yüksek eğitimde gereken kalite paydasına eklenemeyeceğini öngördüğünü dile getirdi.

    Katıldığı bir TV programında kendisine yöneltilen bir soruyu yanıtlarken; Girne Amerikan Üniversitesi’nin 30.uncu yılından, 50.inci yılına uzanacak perspektifinin ‘nasıl olacağını’ anlatan Akpınar; “Hayalperest yeni nesillerin matematik, fen ve mühendislik bilimlerine karşı iştahı artıyor. Bugünün çocukları, yarının mucitleri olacak bu yeni kuşağın; kullanacakları sınıfları hazırlamak için bugün erken midir? GAÜ, bu soruya net cevap veriyor: Çocuklarımızın aklını şekillendiren teknolojiler neye benzeyecek ise, ‘Öğrenme Alanlarını’ da buna göre tamamen değiştirip, şekillendireceğiz.” şeklinde konuştu.

    Kurucu Rektör Akpınar, Girne Amerikan Üniversitesi bünyesindeki ‘Okullar Grubu’ nda; Teknolojinin sınıfları nasıl değiştireceği konusunda da “Her öğrenciye bir dizüstü bilgisayar gibi basit fikirlerden söz edilmeyen, öğrencinin nefes alışverişini, yüz ifadelerini ve hatta yazı yazma hızını ölçebilen; bu sayede öğrencilerin derslere veya eğitim ortamına nasıl tepki verdiğini öğretmene bildirebilen bir biyometrik teknolojileri ile ilgili olarak artık, fikir atölyelerinde tartışmalar yapılabiliyor. Gözümüzün gerçek dünyada gördüğü şeylerin üzerine; bilgi veya resim ekleyen, birer ekran görevi görmesini sağlayan, artırılmış gerçeklik gözlüklerinin sınıflarda kullanılması, hatta artırılmış gerçeklik gözlükleri sayesinde, her öğrencinin, ders anlatan öğretmeni video olarak da karşısında da görebildiği gerçeklikler;50’inci yıl perspektifimize bir giriş olarak değerlendirilmelidir.” dedi.

  • Bakan Özlü: “Türkiye, sınai mülkiyet alanında emekleme ve öğrenme dönemini artık geride bırakmıştır”

    Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, Türkiye’nin sınai mülkiyet alanında hızla büyüyen ve gelişen bir ülke profiline sahip olduğuna vurgu yaparak, 40 binin üzerinde tasarım başvurusuyla Avrupa’da 3’üncü dünyada ise 6’ncı sırada yer aldığını kaydetti. Özlü, “Türkiye, sınai mülkiyet alanında emekleme ve öğrenme dönemini artık geride bırakmıştır” dedi.

    Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, Ankara Ticaret Odasında (ATO) düzenlenen Sınai Mülkiyet Kanunu tanıtım toplantısına katıldı. Toplantıda Bakan Özlü’nün yanı sıra ATO Başkanı Gürsel Baran, ASO Başkanı Nurettin Özdebir de bulundu.

    Bakan Özlü, Sınai Mülkiyet Kanunu’nun Türkiye’nin son dönemde gerçekleştirdiği en önemli yapısal reformlardan biri olduğuna vurgu yaparak, “Gerçekten de uzun yıllardır beklenen bir kanunu hayata geçirdik. Uzun yıllardır beklenen, ancak bununla birlikte, bundan sonra uzun yıllar ihtiyacımızı görecek olan bir kanun çıkardık. Bu kanun için harcadığımız enerji ve gayret, günü kurtarmak gibi bir derdimizin olmadığını, aksine uzun vadeli, kalıcı çözümlerin ve mekanizmaların peşinde olduğumuzu açıkça gösteriyor. Zira sınai mülkiyet alanına yatırım yapan bir ülke, bugünün veya yarının değil, gelecek 10 yılın, 20 yılın hatta 50 yılın planlarını yapıyor demektir. Bu süreçte bizim temel önceliğimiz, Türkiye’nin gelecek vizyonuyla uyumlu ve bu vizyona değer katacak bir sınai mülkiyet sistemini oluşturmaktı” şeklinde konuştu.

    Fikri Mülkiyet Akademisi

    “Her alanda olduğu gibi, fikri ve sınai mülkiyet alanında da en önemli konu nitelikli insan gücüdür” diyen Bakan Özlü, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

    “İşte kanunla kurmuş olduğumuz Fikri Mülkiyet Akademisi, Türkiye’nin bu ihtiyacını karşılayacak bir yapı olarak çok önemli faaliyetler gerçekleştirecektir. Unutmayalım ki büyük başarılara ancak nitelikli insanlarla ulaşabiliriz. Markaları insanlar kurar, tasarımları insanlar yapar, patentleri insanlar alır. Birçok disiplinin kesiştiği bir alan olan fikri mülkiyet alanında uygulanacak eğitimler, Türkiye’yi bu alanda öne çıkaracak bir etki meydana getirecektir. Bakanlık olarak, Fikri Mülkiyet Akademisinin kurumsallaşma sürecini tamamlamak ve hizmet kalitesini artırmak için her türlü desteği sağlayacağımızı ifade etmek istiyorum.”

    “40 binin üzerinde tasarım başvurusuyla Avrupa’da 3’üncü dünyada ise 6’ncı sırada yer alıyoruz”

    Bakan Özlü, Türkiye’nin sınai mülkiyet alanında hızla büyüyen ve gelişen bir ülke profiline sahip olduğunu sözlerine ekleyerek, “2011 yılından bu yana her yıl 100 binin üzerinde marka başvurusuyla Avrupa’da en fazla marka başvurusu yapılan ülkesi olmamız, bir tesadüf ya da sıradan bir olay değildir. Bu önemli bir farkındalık göstergesidir. Türk insanı, sınai mülkiyet haklarını korumak istediğini ve geleceğe dair umutlarının ve beklentilerinin olduğunu açıkça gösteriyor. Bu dinamizm ve beklenti, tasarım başvurularına da yansıyor. 40 binin üzerinde tasarım başvurusuyla Avrupa’da 3’üncü dünyada ise 6’ncı sırada yer alıyoruz. Üzerinde belki de en fazla durmamız gereken patent alanında ise oldukça geriden geldiğimiz bir yarışta, rakiplerimizle aramızdaki farkı hızla kapatıyoruz. Son 14 yılda yerli patent başvuru sayısını 16 katına, tescil sayısını 24 katına çıkarma başarısı gösteren bir Türkiye, hiç kuşkunuz olmasın, bundan çok daha iyisini gerçekleştirme potansiyeline sahiptir. Nitekim 2016 yılında, yerli patent başvurularımız bir önceki yıla göre yüzde 17 artış göstererek 6 bin 445’e yükseldi. 3 bin 457 yerli faydalı model başvurusunu da dahil edersek, geçtiğimiz yıl, ülkemizde yaklaşık 10 bin yerli buluş için patent ve faydalı model başvurusu yapıldığını görüyoruz. Bundan sonraki süreçte, hem bu sayıları hem de bunların niteliğini ve ticarileşmesini daha fazla artırmak gerekiyor. Yeni kanunun, bu açıdan çok önemli bir fonksiyon icra edeceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Türkiye, sınai mülkiyet alanında emekleme ve öğrenme dönemini artık geride bırakmıştır”

    Sınai Mülkiyet Siteminde son 20 yıllık tecrübeler neticesinde ortaya çıkan sorunlar bulunduğunu ancak söz konusu kanun ile bu sorunların ortadan kaldırıldığına vurgu yapan Özlü, “Örneğin geçtiğimiz dönemin sorunlu alanlarından birisi incelemesiz patent sistemiydi. Bunu kaldırdık ve faydalı model başvurularına araştırma raporu zorunluluğu, tasarımlara yenilik araştırması getirdik. Faydalı model ve tasarım niteliğini artıracak olan bu tedbirlerle, aslında kendimize ve ülkemiz sanayisine önemli bir mesaj veriyoruz; Türkiye, sınai mülkiyet alanında emekleme ve öğrenme dönemini artık geride bırakmıştır” değerlendirmesinde bulundu.

    Bakan Özlü, Sınai Mülkiyet Kanunu’nun yasalaşması ile yabancı yatırımcının Türkiye’ye daha fazla ve daha güvenli bir şekilde yatırım yapmasının önünü de açılacağına dikkat çekti.

    Ankara patent başvurusunda ikinci sırada

    ATO Başkanı Gürsel Baran ise markalaşmanın önemine vurgu yaptı. Baran, Türk Patent ve Marka Kurumu’nun verilerine göre, Türkiye’de yerli patent başvuru sayısının 2002 yılında 414 iken 2016 yılında 6 bin 445’e çıktığını söyledi. Baran, söz konusu başvurularda Ankara’nın, 2016 yılı itibariyle 738 patent başvurusuyla İstanbul’un ardından ikinci sırada yer aldığını kaydetti.

    Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü’nün “Dünya Fikri Mülkiyet Göstergeleri” raporuna göre, Türkiye’de son 5 yılda tescil edilen marka sayısının 800 bine yaklaştığına değinen Baran, “Türk Patent ve Marka Kurumu, 2015 yılında yaptığı 192 bin 950 marka tesciliyle dünyada Çin, Avrupa Birliği ve ABD’nin ardından dördüncü sırada yer alıyor. Bu büyük bir başarı ancak ekonomik kalkınma için daha fazlasını yapmak ve dünya çapında markalar oluşturmak zorundayız. Türkiye ekonomisi, markaları ile zenginleşecektir. Fason üretimin yerini markanın katma değeri almalıdır” dedi.

    Baran, Ankara Ticaret Odası olarak coğrafi işaretlerin Türkiye’de ihmal edilen ekonomik boyutuna kamuoyunun ve kamu otoritesinin dikkatini daha fazla çekmek amacıyla, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Türk Patent ve Marka Kurumu, Ankara Üniversitesi ve Yöresel Ürünler ve Coğrafi İşaretler Türkiye Araştırma Ağı’nın katkılarıyla, “Coğrafi İşaretli Ürünler Zirvesi” düzenleyeceklerini bildirdi. Baran, söz konusu zirvenin 28-29 Nisan 2017 tarihlerinde ATO Congresium’da gerçekleştirileceğini sözlerine ekledi.

    Toplantının ardından ATO Başkanı Baran, Bakan Özlü’ye plaket takdim etti.

  • Çocuğunuzda Öğrenme Ve Algılama Bozukluğu Varsa Dikkat

    Öğrenme ve algılama bozukluğu, farklı davranışlar, kısıtlı ilgi alanları, yalnız kalma tercihi, sürekli tekrarlanan davranış ve ilgisiz cümleler, çocukta otizmin varlığına işaret ediyor. Üç yaşından önce başlayan, yaşam boyu süren ve görülme sıklığı giderek artan otizm konusunda aileleri uyaran uzmanlar, erken teşhisin kaliteli bir yaşamın da anahtarı olduğunu belirtiyorlar.

    Otizme dikkat çekmek, bu farklılığa sahip bireylerin yaşam kalitelerinin yükseltilmesi ve toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla ilan edilen ‘2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’ dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Mersin Halk Sağlığı Müdürü Dr. Aytekin Kemik, ‘Otizmi Erken Fark et Yaşamı Yakala’ sloganıyla ailelere uyarılarda bulundu. Çocukluğun erken dönemlerinde görülen otizmin, günümüzde dikkate alınması gereken hastalıklardan biri olduğunu vurgulayan Dr. Kemik, otizmin, yaşamın ilk 3 yılı içinde ortaya çıkan ve yaşam boyu devam eden, sosyal etkileşim, sözel ve sözel olmayan iletişimde problemler, tekrarlayıcı davranış ve kısıtlı ilgi alanları ile kendini gösteren, karmaşık gelişimsel bir bozukluk olduğunu bildirdi.

    “HER 68 ÇOCUKTAN BİRİ OTİZM RİSKİ İLE DOĞUYOR”

    Otizmin nedeninin tam olarak bilinmediği, ancak ortaya çıkmasında genetik yatkınlık, çevresel, kimyasal ve fiziksel etmenlerin rol oynadığını kaydeden Kemik, “Otistik bireylerde beyin hücreleri farklı çalışmaktadır. Hücreler arasında mesaj taşıyan kimyasal ileticilerde eksiklik ya da fazlalık olduğu düşünülmektedir. Otistik çocuklar genelde öğrenme, algılama bozukluğu ve çevrelerindeki dünyayı algılamakta zorluk çekerler. Otizmin görülme sıklığı günümüzde çok büyük bir hızla artmaktadır. 1985 yılında her 2 bin 500 çocuktan birine konan otizm tanısı, 2001 yılında 250, 2013 yılında ise 88 çocuktan birine denk gelirken, günümüzde her 68 çocuktan biri otizm riski ile doğuyor. Otizmin erkek çocuklarındaki yaygınlığı, kızlardan 4 kat fazladır. Otizm dört önemli gelişimsel bozukluktan biridir. Erken teşhis edilmesi, çocuğun gelişiminin desteklenmesi ve ailelerin bilgilendirilmesi açısından önem arz etmektedir” dedi.

    “ÇOCUKLARINIZIN DAVRANIŞLARINI YAKINDAN TAKİP EDİN”

    Dr. Kemik, ailelerin, küçük yaştaki çocuklarının davranışlarını yakından takip etmeleri ve çocuğun göstermiş olduğu garip olarak nitelendirilen davranışlar hakkında bilgi edinme çabası içinde olmalarının çocuğun geleceğinin sağlıklı şekillenmesinde önemli bir faktör olduğunun altını çizdi. Kemik, otizmin belirtileri hakkında da şu bilgileri verdi:

    “Eğer çocuğunuz başkalarıyla göz teması kurmuyorsa, ismini söylediğinizde bakmıyorsa, söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa, parmağı ile istediği şeyi göstermiyorsa, oyuncaklarla oynamayı bilmiyorsa, akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyor, onlarla oynamayıp yalnız kalmayı tercih ediyorsa, bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz ortamlarda söylüyorsa, konuşmada akranlarının gerisinde kalmışsa, sese, kokuya, ışık ve dokunuşa aşırı tepki gösteriyorsa, sallanmak, çırpınmak gibi garip hareketleri varsa, aşırı hareketli, hep kendi bildiğince davranıyorsa, gözleri bir şeye takılıp kalıyorsa, dönen nesnelere karşı ilgisi varsa, bazı eşyaları döndürmek, sıraya dizmek gibi sıra dışı hareketler yapıyorsa, günlük yaşamdaki düzen değişikliklerine aşırı tepki veriyorsa, otizm açısından değerlendirme yapmak gerekir.”

    Bulgular fark edildiğinde, ailelerin aile hekimine, çocuk hastalıkları uzmanına, çocuk nöroloğu ya da çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurmalarını isteyen Kemik, bunun erken teşhis için önemli olduğunu dile getirdi. Otizmin bugün için bilinen tek tedavisinin özel eğitim olduğuna işaret eden Dr. Kemik, “Erken yaşta başlanan, çocuğun yetenekleri ve gereksinimleri dikkate alınarak, yoğun bireysel özel eğitim programları hazırlanması ve uzman kişilerce uygulanması, günümüzde bilinen tek tedavi yöntemidir. Uygulanacak olan ilaç tedavisi ise otizmi değil, eşlik eden semptomları kontrol altına almaya ve tedavi etmeye yardımcıdır. Ailelerin eğitim sürecine katılmaları ve desteklemeleri çok önemlidir” ifadelerini kullandı.

  • Ertuğrul Gazi Camii’deki Gece Açılan Kur’an Öğrenme Kursu Tamamlandı

    Osmaneli’nin İnönü mahallesindeki Ertuğrul Gazi Camii’nde gece açılan “Kur’an Öğretimi Kursu” tamamlandı.

    Ertuğrul Gazi Camii’nde bütün dünya Müslümanları için örnek gösterilecek bir uygulama faaliyette geçti. Üç ay önce mahallede gönüllü vatandaşların katıldığı gece Kur’an kursuyla ilgili konuşan Ertuğrul Gazi İmam Hatibi Saffet Dönmez, ilçedeki birçok camilerde Kur’an Öğretimi Kursu açıldığını, bu kurslara isteyen her vatandaşın katılabildiğini belirtti. Camilerinde açılan kursa katılanlara teşekkür eden Dönmez, “Cemaatin bilgi seviyesi arttıkça biz imamlarında kendini yenilemeye ihtiyacı vardır. Bunun yanında bizden dini konularda yardım isteyen veya Kur’an öğrenmek isteyen vatandaşlarımıza da bu eğitimleri vermektir. Kursumuz da kadın vatandaşlardan sonra erkek vatandaşlara bu eğitimi vermeye başladık. Şuan bazı vatandaşlarımız Kur’an-ı Kerim okumaya başladı. Bizden yardım isteyen cemaatimize seve seve yardıma hazırız. Yeter ki istesinler” dedi.

    Kursa katılan Arif Göl ise, “Bizim için çok gerekli bir kurs. Sadece bu mahalle değil cami olan her yerde bu durumun yaygınlaşarak devam etmesini diliyorum. Bu tür kursların düzenlenmesinde emeği geçenlere başta İlçe Müftümüz Aydın Bostancı’ya, bize ders veren İmamız Saffet Dönmez hocamıza çok teşekkür ediyorum. Kur’an öğrenmenin faziletini anlatmaya gerek yok. Kur’an öğrenmek isteyenleri fazla geç kalmadan bu kursa gelmelerini istiyorum” dedi.