Etiket: Nedeni

  • Kuraklık Nedeni İle Çiftçiler Tedirgin

    Adıyaman’a Aralık ayında yeterli yağışın gerçekleşmemesi sulu tarım yapmayan çiftçileri endişelendiriyor. Çiftçilerin umudu ise 15 gün içerisinde yağması beklenen yağmur oldu.

    Adıyaman’da iki aydır yağış miktarları düşerken, Aralık ayında ise beklenin çok altında yağış gerçekleşti. Mercimek, buğday, arpa gibi hububat eken çiftçiler, Aralık ayında yağışların geçen yıla oranla düşük olmasından dolayı tedirgin olmaya başladı. Ekilen ürünlerden az verim ihtimali ile karşı karşıya kalan çiftçileri zor bir dönem beklediği belirtildi. Çiftçiler, mevsimin artık kış aylarının ortasında olmalarına rağmen beklenen yağışların hala gerçekle Yağışların bu yıl kış döneminde hala beklenen düzeyde bile olmadığına vurgu yapan çiftçiler, yağışların düşmemesi ile beraber hububat eken çiftçilerin olumsuz etkilediğini söyledi. Ocak ayında da yağışların başlamaması durumunda verim düşüklüğü yaşanabileceğini belirten Kahta Ziraat Odası Başkanı Rüştü Turanlı, kuraklığın sadece bu yıl değil önümüzdeki yıllarda da çok ciddi sorunlara sebep olabileceğini ifade etti.

    Yaşanan kuraklık nedeniyle çiftçinin ektiği ürünlerin yaklaşık yüzde 30’nun tahrip olduğunu belirten Kahta Ziraat Odası Başkanı Turanlı, “Kuraklık Kahta ilçemizde bu sene büyük bir sorun olmaya başladı. Son yağmurdan sonra çiftçilerimizin yüzde 80’ni ekimlerini ekti. Şimdi ilk yağmurdan önce yapılan ekinler çıkmış durumda. Fakat bundan sonra ekilen hiç bir şey çıkmamış durumda. Teknik elemanlarımızla beraber yaptığımız köy gezilerinde, tarla incelemelerinde çiftçilerimizin son yağmurdan sonra ektiği ürünlerin yüzde 30’ unda zarar gözükmektedir” dedi.

    YAĞMUR DUASINA ÇIKTILAR

    Turanlı, yaşanan kuraklık tehdidini devletin ilgili birim ve müdürlüklerine bildirdiklerini de sözlerine ekledi. çiftçilerle birlikte yağmur duasına da çıktıklarını anlatan Turanlı, “Biz bu sorunu yetkililere bildirdik. Yetkililerin biran önce bu işe bir el atıp çiftçilerin zarar ve ziyanlarının tespit edilmesi gerekiyor. Aksi taktirde bir haftaya kadar da yağmur yağmasa çiftçilerimiz zor günler bekliyor olacak. Çünkü ekinler büyük bir zarara uğramış olacak. Geçen hafta Cuma günü Kahta Çağrı Cami’sinde yağmur duasına çıktık” diye konuştu.

    SON UMUT, ÖNÜMÜZDEKİ 15 GÜN

    Devlet yetkilileri de, iklim şartlarının bu şekilde devam etmesi halinde çiftçilerin tarlalarını kendi imkanları ile de olsa sulama yapması gerektiğini hatırlatarak, çiftçileri uyardı. Yetkililer aksi durumda ise çiftçilerin büyük zararlarla karşı karşıya kalacağını belirtti. Kahta Gıda Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürü Fahri Can, Adıyaman’ın yıl genelinde kuraklık yaşandığını ifade etti. Çiftçilerin son umudunun önümüzdeki 15 gün olduğunu belirten Can, 15 gün içerisinde de yağmur yağmaması halinde çiftçinin zararının çok daha büyüyeceğini söyledi.

    Can, “Çiftçilerimiz bu durumdan etkilenmektedirler. Son zamanlarda yağışların olmaması özellikle hububat eken çiftçilerimizde risk oluşturmaktadır. Önümüzdeki 15 gün içerisinde yağış olması gerekiyor aksi takdirde tarla bitkilerinde buğdayda ve arpada risk oranı bayağı artmakta. Çiftçilerimiz hasarı yüzde 50-60’lara varacak, hatta kuraklık tehlikesi ile karşı karşıya kalabilecektir. Ümidimiz son 15 gün içerisinde bir yağışın olması ve bitkilerin ihtiyaç duyacağı suya kavuşabilmesidir. Aksi takdirde kuraklık ile ilgili büyük riskler bizi beklemekte. Tabi bunun için, Gıda Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğü olarak çiftçilerimize gerekli uyarılarımızı yapıyoruz. Çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Bunun için sulama imkanı olan çiftçilerimize ürünlerini tarlalarını sulamalarını tavsiye ediyoruz. Tabi şu anda dediğimiz sınırda değiliz henüz bir 10-15 gün içerisinde şayet yağış olmasa bu sıkıntılar baş gösterecektir. Önümüzdeki günlerde yağışın olması ve bitkilerin ihtiyaç duyduğu suya kavuşmasıdır” şeklinde konuştu.

  • Meme Kanseri Artık Ölüm Nedeni Değil

    Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, meme kanserinin artık ölüm nedeni olmadığını, erken tanı sayesinde günümüzde meme kanserinden oluşan ölümlerin önüne geçildiğini söyledi.

    Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirten Samsun Büyük Anadolu Meydan Hastanesi doktorlarından Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, “Bu anlamda her 10 kadının birinde meme kanseri görülmektedir. Toplumda ortalama her 100 bin kadının 20’sinde meme kanseri vardır. Erkeklerde kadınlara göre meme kanseri daha nadir görülmektedir. Fakat bunlarda da seyir daha hızlı ve kötüdür. Meme kanserinin nedeni tam olarak bilinmediğini ancak burada, kalıtım, beslenme şekli, sosyoekonomik durum, regl durumu, doğumlar, doğum kontrol hapları gibi birçok faktör sayılabilir. Meme kanseri için kesinleşmiş risk faktörlerini sıralamak gerekirse; yaşın ileri olması (45-55 yaş arası en sık görülen yaş aralığıdır. Yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar), annede 50 yaş altında meme kanseri görülmesi veya annenin her iki memesinde de meme kanseri olması, hiç doğum yapmamış olmak veya ilk doğumunu 35 yaşın üstünde yapmak (20 yaş altında doğum yapanlarda meme kanseri daha az görülür), emzirememek, ilk adetin 12 yaş altında görülmesi, geç menopoza girmek (55 yaş üstü), menopoz sonrası dönemde gelişen şişmanlık, yumurtalık ya da rahim kanseri olanlar, beslenmede doymamış yağların aşırı kullanımı (margarinler) meme kanserinde erken tanı yaşamı etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Erken tanı sayesinde günümüzde meme kanserinden ölümler yarıya inmiştir” dedi.

    ” ’KANSERİN AMELİYATLA AZACAĞI’ DÜŞÜNCESİ YANLIŞ İNANIŞ”

    Memenin korunmasına ve daha kaliteli yaşama olanak sağlaması, erken tanıyı daha da önemli hale getirdiğini belirten Prof. Dr. Serdar Yol, “Meme kanserinin erken evrede saptanması büyük ölçüde mamografik tarama ile mümkün olmaktadır. Tarama programları yaygınlaştıkça saptanan nonpabl yani ele gelmeyen erken evre meme kanseri sayısı da giderek artmaktadır. Meme kanserine erken dönemde tanı koyabilmek için gelişmiş ülkelerde 40 yaş üstü kadınlarda yıllık mamografi takipleri yapılmaktadır. Meme hastalıklarında en uygun tedavi yönteminin seçilmesi ancak hastalığa doğru ve kesin bir tanı koyulması ile mümkündür. Doktor veya hasta tarafından memede bir lezyon tespit edildiği zaman her şeyden önce bu lezyonun tabiatının kesin bir şekilde anlaşılması gerekir. Bu da hastanın durumunun iyi değerlendirilmesi ve kesin tanı konulması ile gerçekleşir. Şüphesiz yapılan çalışmalarda en büyük görev hastayı ilk defa gören ve muayene eden hekime düşmektedir. Kesin tanıya kadar memede saptanan her lezyonun kanser olabileceği olasılığı akıldan çıkarılmamalıdır. Memelerinde bir şiş oluştuğu zaman bunun önemini kavrayamayan hastalar, erken evrede tedavi olmasa ne gibi sorunlar çıkacağını düşünememektedirler. Memedeki kitle zamanla büyük boyutlara ulaştığında hekime başvurmaktadırlar. Meme kanserinde hastaya bağlı tanı gecikmesinin ikinci önemli nedeni psikolojik faktörlerdir. Bazı hastalar doktorun kendilerinde kötü bir hastalık olduğunu söyleyeceğinden korkarak hekime gitmezler. Bu çok yanlış bir düşüncedir. Zira memede kötü huylu bir hastalık varsa bir an önce teşhis ve tedavi edilmelidir. Memedeki hastalık iyi huylu bir hastalığa bağlıysa da tedavisi erken dönemde yapılır. Meme şikayeti ile doktora başvuran kadınların ancak 10 tanesinin birinde meme kanseri tespit edilmektedir. Halk arasındaki bir yanlış inanış da ‘kanserin ameliyatla azacağı’ düşüncesidir” diye konuştu.

    MEME KANSERİNİN BELİRTİLERİ

    Hastaların kendi kendini muayene ederek meme kanserinin belirtilerini erken teşhis edebileceğini ifade ederek “40 yaşın üstündeki kadınlar 2 yılda 1 kez ise 50 yaşın üstündeki kadınlar yılda 1 kez mamografi ile kontrol yaptırmalıdırlar” diyen Prof. Dr. Serdar Yol, “Memedeki lezyonların saptanmasında kadınların kendi memelerini muayene edebilmeleri çok önemlidir. Meme kanserinin erken bir dönemde teşhis edilmesini sağlar ve dolayısıyla tedavide başarı şansı artar. 20 yaşından büyük kadınlar her ay kendileri meme kontrollerini yapmalıdırlar. En uygun zaman adet bitiminden sonraki 4. ve 5. günlerdir. Bu dönemlerde memelerde şişme ve hassasiyet çok daha düşüktür. Menopoza girmiş kadınlar ise muayene için her ayın ilk günü gibi bir günü seçebilirler. 40 yaşın üstündeki kadınlar 2 yılda 1 kez ise 50 yaşın üstündeki kadınlar yılda 1 kez mamografi ile kontrol yaptırmalıdırlar. Memede ele gelen kitle, şişlik, meme derisinde çöküntü (retraksiyon), meme derisinin portakal kabuğu görünümünü alması, meme derisinde veya meme başında egzamaya benzeyen iyileşmeyen yaralar, meme başından kanlı akıntı gelmesi, meme başının içeriye doğru çökmesi, memenin boyutlarında küçülme ya da büzülme, meme uçlarının içe, dışa veya yukarıya doğru kıvrılması, koltuk altında ele gelen şişlik” şeklinde konuştu.

    MEME KANSERİNDE TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Genel Cerrahi Uzmanı ve Cerrahi Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol son olarak, “Meme kanseri tespit edilmiş hastaların kanserin boyutuna göre, tedavi yöntemleri değişmektedir. Erken dönemde gelen hastaların tedavisinde memesinin tamamı alınmamakta, sadece tümörlü kısım etrafındaki sağlam doku ile çıkartılmaktadır. Eğer koltuk altında yayılma varsa, tedaviye radyoterapi veya kemoterapi ilave edilmektedir” ifadelerini kullandı.

  • Prof.dr. Oğuz Kılınç: “Tezekle Isınmak Koah Nedeni”

    Türk Toraks Derneği tarafından Dünya KOAH Günü sebebiyle düzenlenen toplantıda KOAH hastalığı ve bu hastalığa yol açan etkenler ele alındı. Toplantıya Türk Toraks Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, Prof. Dr. Ali Fuat Kalyoncu, Doç. Dr. Zuhal Karakurt, Prof. Dr. Benan Müsellim, Prof. Dr. Oğuz Kılınç, Yrd. Doç. Dr. Levent Akyıldız, KOAH hastalığı ve bu hastalığa yol açan etmenleri ele aldı.

    TEZEK YAKMAK KOAH NEDENİ

    Toplantıda konuşan Toraks Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Oğuz Kılınç, akciğer hastalıklarına neden olan etkenleri katil olarak niteledi. Katillerin başında sigaranın olduğunu ifade eden Kılınç, “Akciğer hastalıklarına neden olan etkenleri katil olarak tanımlarsak bunların bir numarası sigaradır. Bunun bir de çırakları var. İç ortam hava kirliliğini sayabiliriz. Tezek, odun, kömür yakılıp tütmeye yol açması ve akciğer hava yollarında hasara neden olarak KOAH’a neden olabilir. Hiç sigara içmedikleri halde KOAH olabilirler. İş yerinde de bu dumanlarla temas edenlerde de sık görülüyor. Bacalar uygun tutulmalı ve artık temiz enerji kaynaklarına geçilmelidir” dedi.

    SİGARANIN ETKİLERİNİ SİLMEYE KATRİNA KASIRGASI LAZIM

    KOAH’lı hastaların yüzde 90’ında sigaranın etkilerinin olduğunu belirten Kılınç, toplumda 5 kişiden birinde bu hastalığın görüldüğünü söyledi. Organik dumanlara maruz kalanların yüzde 30’un da KOAH görüldüğünü ifade eden Kılınç, “KOAH’lı hastaların yüzde 90’ında sigaranın aktif ya da pasif etkilerini görebiliyoruz. Toplumun genelinde her 5 kişiden 1’inde bu hastalık görülebiliyor. Organik dumanlara ise maruz kalanlarda yüzde 30 oranında KOAH’ın arttığını görebiliyoruz” dedi. Ev içinde kapalı ortamda ailelerin genelde balkon, kapı, pencere açık şekilde sigara içtiğini ancak bunun etkilerini azaltmaya hiçbir etkisinin olmadığını ifade eden Kılınç, “Ev içinde kapalı ortamda içilen sigaranın koksu duyulmasa bile içindeki zehirleri o ortamdan uzaklaştırmak bugünkü teknoloji ile mümkün değil. Dumanların ortamdan uzaklaşması için saatte 122 bin 500 kez hava değişimi sağlayan bir sisteme ihtiyaç var. Bu da en son Katrina Kasırgası’nda görüldü. Dolayısıyla kendimizi kandırmayalım. Kapı, pencere açmakla aspiratörü 3 numaraya alıp çalıştırmakla, belinize kadar camdan sarkıp içmek etkileri azaltılmıyor. Hatta balkona çıkıp sigara içen anne babanın eline zehir bulaşıyor ve çocukların sevdiklerinde bu zehirler çocuklarına geçiyor. Bunlar hiçbir işe yaramıyor”

    “TÜTÜN MAMULLERİ EN YAYGIN KİTLE İMHA SİLAHIDIR”

    Yrd. Doç. Dr. Levent Akyıldız ise ölüm oranları açısından KOAH ve trafik kazalarını karşılaştırdı. Trafik kazalarında yılda 4 bine yakın insanın hayatını kaybettiğini ancak hava kirliliği nedeniyle 28 bin insanın hayatını kaybettiğini söyledi. Nargilenin etkileri açısından sigaradan hiçbir farkının olmadığını da ifade eden Akyıldız şöyle konuştu:

    “Yıllık trafik kazalarında Türkiye’de 3 in 500 4 bin insan ölüyor. Çok farkında olmadığımız hava kirliliğine bağlı akciğer hastalıklarında ölüm sayısı yıllık 28 bin civarında. Dünyada yıllık 4.3 milyon civarında insan ise dünyada ev içi hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybediyor. Nargilenin daha az zararlı olduğu şehir efsanesidir. Aynı ölçüde ölüm riskine sahiptir. Nargile ya da bir başka tütün kullanımı daha masum az sakıncalı değildir. Tütün mamullerine en yaygın kitle imha silahı demek mümkündür. Light sigara tanımlaması bütünüyle bir aldatmacadır. İsimlendirme cazibesi üzerinden tüketiciyi aldatma üzerine kurulmuştur. Light isimlendirmenin kullanımıyla ilgili düzenlemelere geçiliyor. Pazarlama tekniğidir daha az ölümcül sayabileceğimiz hiçbir etmen yoktur”

  • Prof. Dr. Büke: “Antibiyotik Direnci Nedeni İle Ameliyatlar, Organ Nakilleri Yapılamayabilir”

    Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK), Antibiyotik Direnci Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Çağrı Büke, antibiyotik direncinin enfeksiyonlardan ölümlere, ameliyatlar, organ nakilleri gibi önemli işlemlerin yapılamaması gibi durumlara yol açacağını söyledi.

    Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Başkanı Prof. Dr. Önder Ergönül, kullanımın fazla olmasının bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç geliştirmesine neden olduğunu vurguladı.

    16-22 Kasım Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası nedeniyle bir açıklama yapan Ergönül, Sağlık Bakanlığı’nca yapılan düzenleme ile antibiyotiklerin artık reçetesiz verilmemesinin çok önemli bir gelişme olduğunu kaydetti.

    ‘‘KLİMİK Derneği olarak bu kararı desteklediklerini belirten Ergönül, “Umarız böyle devam eder, yaklaşık 6 ay kadar oldu yürürlüğe gireli. Bu şekilde gitmesini istiyoruz destekliyoruz ve arkasındayız. Antibiyotikler ateş düşürücü ilaçlar değildir, başımız ağrıdığında, burnumuz aktığında kullanılacak ilaçlar değildir. Nezle ilaçları hiç değildir. Antibiyotikler çağdaş gelişmiş ülkelerde doktor reçetesi ile verilirler’’ dedi.

    Prof. Dr. Önder Ergönül, antibiyotik kullanımına sadece doktorun karar vereceğini belirterek, ‘‘Bu sayede ancak direnç oranlarımızı yıllar içinde azaltabiliriz. Çok az sayıda kalmış etkili antibiyotiklerimizi hiç değilse korumuş olabiliriz’’ dedi.

    Ergönül, artık basit bir enfeksiyondan bile hastaların kaybedildiğini vurgulayarak, “Bunlar en fazla ağır hastalığı olan ve antibiyotiğe ihtiyacı olan yoğun bakımdaki hastaları etkiliyor. Yani çok basit bir idrar yolu enfeksiyonundan rahatlıkla hasta kaybedebilir noktasına geldik. Akut sistit denilen idrar yolu enfeksiyonunu kadınlar hayatları boyunca en az üç kez yaşıyorlar. Eskiden sistit antibiyotikle tedavi edilebiliyordu. Artık bu enfeksiyonu eskisi gibi gönül rahatlığı ile tedavi edemiyoruz. Çünkü her başvuran sistitli kadından 1’nde direnç söz konusu. Polikliniklerde verdiğimiz antibiyotikler dirençli bakterilerde işe yaramıyor. O kişilerin damardan antibiyotik almaları gerekiyor, bazen geç kalınması durumunda da tedaviye yoğun bakımda devam ediliyor, hatta o antibiyotiklere de direnç olduğu için bazen hastaları kaybedebiliyoruz, felaket dediğimiz bu” dedi. Ergönül, “Bu bizim için uzak gözükse de ben olabilirim, siz olabilirsiniz komşumuz olabilir çok yakınımız olabilir felaket budur. Umuyoruz hep birlikte çözüm bulacağız, vatandaşları da potansiyel hastalarımızı duyarlılığa çağırıyoruz. Bu konuda Sağlık Bakanlığı’nın antibiyotiklerin reçetesiz satılmaması güzel bir karar destekliyoruz, kararın uygulanması ve sürdürülebilir olması da çok önemli. Antibiyotikler toplumsal ilaçlar. Hipertansiyon ilacı gibi hasta olanla sınırlı ilaçlar değil. Çünkü antibiyotikler nedeni ile kişide direnç gelişen bakteri, o insandan başka insana geçebiliyor, hipertansiyon ya da kanser bir başkasına bulaşmaz” diye konuştu.

    16-22 KASIM ARASI ANTİBİYOTİK FARKINDALIK HAFTASI İLAN EDİLDİ

    Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK), Antibiyotik Direnci Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Çağrı Büke, antibiyotiklerin akılcı kullanılmaları konusunda toplumda duyarlılık oluşturmak için 18 Kasım’ın 2012’de ‘’Avrupa Antibiyotik Farkındalık Günü olarak ilan edildiğini kaydetti.

    18 Kasım gününü “Avrupa Antibiyotik Farkındalık Günü” olarak ilan edilmişken bu sene ilk defa 16-22 Kasım 2015 tarihleri “Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası” olarak kabul edildi. “Antibiotics: Handle with care” yani “antibiyotikleri dikkatli kullanın, antibiyotikleri dikkatle koruyun” anlamına gelen ifadeyi bu yılın sloganı olarak kabul etti.

    Prof.Dr. Çağrı Büke, antibiyotik direncinin ortaya çıkmasında en önemli faktörlerin başında antibiyotiklerin gelişigüzel kullanılması olduğunu belirterek, “Antibiyotiklerin gelişigüzel kullanımları ile ifade edilmeye çalışılan bunların sadece gereksiz olduğu grip ya da soğuk algınlığı gibi viral enfeksiyon hastalıklarındaki kullanımları değil, aynı zamanda gerekli olduğu durumda da yanlış kullanılmalarıdır. Söz konusu yanlış kullanımlar; antibiyotiklerin gün içerisinde gerektiği saatlerde alınmaması, bunların uygun ve yeterli dozlarda kullanılmaması ya da gerektiği gün sayısında alınmaması olarak sıralanabilir. İşte tüm bu durumlar bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç geliştirmelerine olanak sağlamaktadır” dedi.

    TÜRKİYE’DE HER YIL 130 MİLYON ANTİBİYOTİK REÇETESİ YAZILIYOR

    Prof. Dr. Çağrı Büke, Türkiye’de her üç reçeteden bir tanesinde antibiyotiklerin yer aldığını ifade ederek, “Yıllık kişi başına ortalama 26 kutu ilacın tüketildiği ülkemizde bunların yaklaşık 9 kutusunu antibiyotikler oluşturmaktadır. Türkiye’de Avrupa ülkelerine göre antibiyotik kullanımı 2-3 kat daha fazla olup bazı Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde antibiyotik kullanım oranı Türkiye ortalamasının üzerinde seyretmektedir” dedi.

    Prof. Çağrı Büke, Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl en az 2 milyon kişide çoklu dirençli enfeksiyon hastalıklarının geliştiği ve bunların en az 23 bin kişisinin kaybedildiğini kaydetti.

    Prof. Dr. Çağrı Büke, yeni bir antibiyotiğin geliştirilmesi için geçen sürenin ortalama 10-12 yıl, maliyetin de yaklaşık 1 milyar dolar (USD) civarında olduğunu vurgulayarak, “Kullanıma giren antibiyotiğe direnç gelişme olasılığı nedeniyle yapılan yatırımın geri dönmeme riski ve Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) bulunan İlaç ve Gıda Dairesinin (FDA) antibiyotiklerin insanlarda kullanılabilmesi için karşılanmasını istediği koşulların zorluklar içermesi ilaç üreticilerinin bu kararında önemli rol oynamıştır” dedi.

    ANTİBİYOTİK DİRENCİ NEDENİ İLE AMELİYATLAR VE ORGAN NAKİLLERİ YAPILAMAYABİLİR

    Prof. Dr. Büke, “10 yeni antibiyotiğin geliştirilmesi için karar alındığını kaydetti. Antibiyotiklere karşı direncin her geçen gün artması ve yeni antibiyotiklerin azalması, insanlığı antibiyotik öncesi döneme dönme riski ile karşı karşıya bırakmıştır. Böyle bir sürecin yaşanması basit enfeksiyonlardan ölümlere, ameliyatlar, organ nakilleri gibi önemli işlemlerin yapılamaması gibi durumlara yol açacaktır. Bu nedenle ABD İnfeksiyon Hastalıkları Derneği 2010 yılında 10×20 inisiyatifini başlatmış ve ABD Kongresinin de bu konuda desteğini almıştır. Bu inisiyatifin amacı 2020 yılına kadar dirençli bakterilere etkili 10 yeni antibiyotiğin geliştirilmesidir” dedi.

  • Koah Dünyada 4. Ölüm Nedeni

    Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Evren Toprak, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) hastalığının dünyada ölüm nedenleri arasında 4. sırada olduğunu ve her yıl bu hastalık yüzünden milyonlarca kişinin hayatını kaybettiğini belirtti.

    Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Evren Toprak, 16 Kasım Dünya KOAH Günü nedeniyle açıklamalarda bulundu. Toprak, KOAH hastalığının dünyada ölüm nedenleri arasında 4. sırada olduğunu ve her yıl bu hastalık yüzünden milyonlarca kişinin hayatını kaybettiğini belirtti. KOAH’ın nefes yollarında mikrobik olmayan bir iltihaplanmaya bağlı oluşan ilerleyici bir akciğer hastalığı olduğunu belirten Uzm. Dr. Evren Toprak, “KOAH hastalığı özellikle sigara içen kişilerde, bazı mesleklerde karşılaşılan toz, duman, evlerde kullanılan odun, tezek, kök benzeri yakıtlardan çıkan dumanın solunması, akciğerlerde bir çeşit iltihap oluşturarak, akciğerlerin olduğundan daha erken yaşlanmasına neden olur” şeklinde konuştu.

    SİGARA VE TOZLU ORTAM SEBEP OLABİLİR

    Erken tanıyla hastanın yaşam kalitesinin arttırılabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Evren Toprak, “Hastalığın ilerlemiş olduğu olgularda uzun süren öksürük, balgam ve özellikle yürüyüş ve yokuş tırmanmakla oluşan nefes darlığı en sık görünen yakınmalardır. Erken evrelerde hiçbir yakınma gelişmeyebilir. Bu nedenle 40 yaş üstü, sigara içmiş ya da içmekte olan, meslek icabı tozlu ortamlarda bulunan kişilerde müzmin seyirli öksürük, balgam ve nefes darlığı yakınmalarından en az birinin bulunması halinde kişinin bir göğüs hastalıkları hekimi tarafından görülüp nefes ölçüm testini yaptırması gerekmektedir” dedi.

    40 YAŞ ÜSTÜ HER 5 KİŞİDEN BİRİ KOAH

    Türkiye’de toplumda 40 yaş üstü her 5 kişiden birinde KOAH olduğunu ve bu hastalardan sadece birinin doktora başvurmuş olduğuna vurgu yapan Uzm. Dr. Toprak, “Ülkemizde bulunan 3-5 milyona yakın KOAH’lı hastanın sadece 300-500 bini kendisinde hastalık olduğunu biliyor. Bu hastalığın tedavisinde özellikle sigaranın bıraktırılması gerekmektedir. KOAH’ı kontrol altına almak ve daha sağlıklı bir yaşam için anahtarlar, doğru beslenme, doktor kontrolünde yapılacak düzenli bir egzersiz programı, düzenli uyku ve sigaradan uzak ortamlardır” ifadelerini kullandı.