Etiket: Nedeni

  • Madde Bağımlılığının Nedeni ’’Merak’’

    Yenimahalle’de madde bağımlılığına dikkat çekildi.

    Yenimahalle Belediyesi, kullanımı günden güne artan uyuşturucu madde bağımlılığı konusunda vatandaşları uyardı. Bu kapsamda, Alkol-Madde Bağımlılığı Araştırma, Tedavi ve Eğitim Merkezi (AMATEM) Sorumlusu Psikiyatri Uzmanı Dr. Volkan Şahiner ve Aile ve Grup Terapilerinden sorumlu Psikolog Nihan Dündar, YENİMEK Avcılar Kurs Merkezi’nde “madde bağımlılığı” konulu bir söyleşi yaptı. Aileleri uyuşturucu maddelerin zararları hakkında bilgilendirmek ve uyuşturucu madde kullanımına karşı bir kamuoyu oluşturarak gençleri bu maddelerden uzak tutmanın amaçlandığı söyleşide, özellikle son zamanlarda artış gösteren bağımlılık yapıcı maddelere dikkat çekildi. Madde bağımlılığı ile baş edebilme yöntemleri, kullanan kişilerin tespiti, AMATEM’de yapılan çalışmalar, çocuklarla iletişim gibi birçok sorunun masaya yatırıldığı sunumda kursiyerlerin soruları da cevaplandırıldı.

    Ülkemizde madde kullanımında dünya ölçeğinde küçük gibi görünse de aslında ciddi bir artış olduğunu anlatan Psikiyatri Uzmanı Dr. Volkan Şahiner, “Maalesef madde kullanım yaşının 9’a kadar düştüğünü gözlemliyoruz” dedi.Bu tür eğilimlerin önüne geçmek için en iyi önlemin aile içi iletişim ve çocuklarla paylaşımların arttırılması olduğuna vurgu yapan Şahiner “Çocuklarınızla ilişkiyi arttırın ki veri akışınız olsun. Nerede ne yemiş ne içmiş, gün boyu neler yapmış, onu üzen, sıkan durumları var mı, arkadaşları kimler gibi bilgileri çevreden tesadüfen değil kendisinden öğrenebilin. Zaten yaşları 17, 18 olduktan sonra isteseniz de çok sağlam veri akışına sahip olmak mümkün olmuyor” diye konuştu.

    Madde kullanımında en sık görülen sebebin merak olduğunun da altını çizen Şahiner, “Çocuklarımızı iyi gözlemlemeliyiz. Dedektif olmaya gerek yok. Madde kullanmaya başlayan gençlerde aile ile iletişim azalmaya başlar, okul başarısında düşüşler gözlemlenir, eve geliş gidiş saatlerinde ve uyku düzeninde değişiklikler olabilir, para kullanımında artış söz konusu olabilir, tepkilerinde ani değişimler olabilir ve ahlaki bozukluklar gözlemlenir. Ancak ne olursa olsun bu kişiler kötü insanlar değildir. Özünde iyi birer insan oldukları, onları maddenin kötüye sevk ettiği asla unutulmamalıdır” dedi.

    Tedavilerin kısa süreli olmadığını anlatan Psikolog Nihan Dündar ise, “Ne olursa olsun bunun bir hastalık olduğunu kabul etmek gerekiyor. Nasıl ki tansiyon ya da şeker hastaları da ilacını belirlemek için aylarca doktorlarla iş birliği yapıyorsa, madde bağımlılığı tedavisinde de hastaya uygun yöntemi belirlemek ve sonuç almak uzun sürüyor. Ancak alınan sonuçlar oldukça başarılı. Panik yapmadan, eyvah bittik demeden sabırla yakınlarınıza destek olmanız ve teşvik etmeniz gerekiyor” dedi.

  • Günlük Alışkanlıklar Ani Kalp Krizi Nedeni Olabilir

    Kardiyoloji Uzmanı Dr. Cegerğun Polat, kalp krizinin çoğu zaman ani ve beklenmedik bir şekilde gerçekleşebildiğini belirterek, “Kalp krizine neden olan kronik hastalıklar ve risk faktörlerinin yanı sıra kişi, krizi tetikleyen birçok nedenle günlük yaşam içinde karşılaşabiliyor” dedi.

    Memorial Diyarbakır Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Cegerğun Polat, kalp krizine neden olan yaşam şekli ve alışkanlıklar hakkında bilgi verdi. Günümüz kent yaşamının temel sağlık sorunlarından birinin stres olduğuna dikkat çeken Polat, “Ruhsal ve duygusal durumdaki dalgalanmalar, insan ilişkilerden kaynaklanan faktörler ve iş stresi günlük yaşamın nerdeyse bir parçası durumundadır. Bireysel bakımı ve alışkanlıkları etkileyen bu faktörler, kronik hastalıkların da kaynağı olabilmektedir. Kronik stres koroner damar darlıklarına zemin hazırlayabilir, ani başlangıçlı streste ile de kalp krizi geçirmeye meyilli kişilerde krizi tetikleyebilir” dedi.

    “PAZARTESİ KRİZ İÇİN RİSKLİ GÜN”

    Haftanın ilk iş günü olan Pazartesi sabahı yaşanabilen yoğun iş stresinin kalp sağlığını olumsuz etkileyen bazı acil durumlar oluşmasında etkili olabildiğine vurgu yapan Polat, “Stres karşısında daha kırılgan ve hassas olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha yüksektir. Yoğun tempolu iş yaşamı, stresin ve riskin yüksek olduğu mesleklerdeki kişiler özellikle haftanın ilk gününden daha çok etkilenmektedir” diye konuştu.

    “TRAFİK KALBİ YORAR”

    Yoğun ve gürültülü trafik hem strese hem de hava kirliğine neden olarak kalp krizini tetikleyebileceğini anlatan Dr. Polat, şunları kaydetti:

    “Yapılan araştırmalarda yoğun trafiğin olduğu ana cadde üstlerinde ikamet edenlerde kalp krizi riskinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Özellikle uzun süre masa başında vakit geçiren ve düzenli spor yapmayan kişilerde diyabet, obezite, yüksek kolesterol ve kalp krizi riskinin arttığı bilinmektedir. Hareketsiz yaşayan kişiler doktor kontrolünden geçmeden aniden ağır egzersiz yaptıklarında, uzun ve yorucu seyahatlere çıktıklarında kalp krizi tetiklenebilir. Özellikle masa başında çalışan kişilerin haftanın en az beş günü 30-45 dakika kadar tempolu yürüyüş yapması bu nedenle çok önemlidir. Egzersiz için sabahın soğuk saatleri yerine akşamüstü saatleri tercih etmek, kalp sağlığı açısından daha güvenlidir.”

    “AŞIRI HEYECANLI KİŞİLER RİSK ATINDA”

    Ani ve aşırı bir şekilde heyecanlanma, korkma, üzülme, sinirlenme ve hayal kırıklığına uğrama gibi olumsuz duyguların kalp krizine yol açabileceğine işaret eden Polat, “İlginç bir şekilde aşırı sevinme gibi olumlu duygulanımlar, ender de olsa kalp krizini tetikleyebilir. Yine deprem, sel, savaş, göç gibi olaylardan sonra da kalp krizi riski artmaktadır” ifadelerinde bulundu.

    “BESLENME ŞEKLİ KRİZE YOL AÇABİLİR”

    Ağır ve tuzlu yemek ile aşırı alkol tüketiminin de kalp krizini tetikleyen nedenler arasında olduğunu anlatan Dr. Polat, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kalp krizi açısından riskli hastaların özellikle bayram, yılbaşı gibi özel günlerde hazırlanan ağır yemekler sonrası kalp krizi risklerinin 7 kat artığı belirlenmiştir. Bunun yanında kafein içerikli içeceklerin tüketimi, kalp hızı ve tansiyonu artırarak krizine yol açabilir. Sıklıkla kahve içme alışkanlığı olmayan hastalarda, kahve içimi sonrası kalp krizi riski, düzenli olarak her gün birkaç fincan kahve içenlere göre daha yüksektir. Dolayısıyla kahve alışkanlığı olmayan kişilerin üst üste kahve içmekten kaçınmaları önemlidir.”

  • Prof. Erk: “Aile Şirketlerinin Batmasının En Büyük Nedeni Kardeşler Arası Kavga”

    Mersin Tarsus Organize Sanayi Bölgesi (MTOSB) Akademi Eğitimi’nin ilk dersini veren Prof. Dr. Nejat Erk, 2003 yılında Türkiye’nin en büyükler kategorisinde yer alan 20 aile şirketinde parçalanma yaşandığına dikkat çekerek, parçalanmanın nedeninin yüzde 43 kardeşler arası kavgalar, yüzde 19 ise mülkiyet paylaşımından kaynaklandığını söyledi.

    MTOSB ile AYA Yönetim ve Gelişim Merkezi işbirliğinde gerçekleştirilen ‘MTOSB Akademi Eğitimi’ başladı. MTOSB Yönetim Kurulu Başkanı Sabri Tekli ve AYA Kurucusu Dr. Obengül Ejder öncülüğünde başlatılan ve MTOSB bünyesindeki şirketlerin sahiplerine ve çalışanlarına eğitim desteğinin verileceği Akademi Eğitimi’nin ilk dersini Çukurova Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nejat Erk verdi.

    “AİLE ŞİRKETLERİNİN BATMASININ EN BÜYÜK NEDENİ KARDEŞLER ARASI KAVGA”

    MTOSB Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen eğitimde Prof. Dr. Erk, “Aile Şirketleri Neden Batar?” konusunu anlattı. Şirket sahipleri ve üst düzey yöneticilerin katıldığı eğitimde Prof. Dr. Erk, aile şirketlerinin piyasa, makro ekonomik gelişmeler veya çevre faktörlerinden değil, bizzat ailenin kendinden veya yönetsel hatalardan başarısız olduğunu belirtti. Dünyadaki işletmelerin yüzde 65 ile yüzde 80’ini aile şirketlerinin oluşturduğuna işaret eden Erk, bu şirketlerin genellikle kötü yönetim, yetersiz sermaye, iş yerinin konumu ve aşırı genişleme nedenleriyle battığını bildirdi.

    2003 yılında Türkiye’nin en büyükler kategorisinde yer alan 20 aile şirketinde parçalanma yaşandığını anımsatan Erk, araştırmalar sonucu parçalanmanın yüzde 43’ünün kardeşler arası kavgalar, yüzde 19’unun ise mülkiyet paylaşımından kaynaklandığının ortaya konulduğunu ifade etti.

    Sunum sonrasında katılımcılara sertifikaları verilirken, eğitimlerin 11 Şubat 2016 tarihinde Av. Hüseyin Ergene ve Av. Damla Özdemir tarafından verilecek “İş Hukuku” konferansı ile devam edeceği bildirildi.

  • Eklemlerin Fazla Kullanımı Kireçlenme Nedeni

    Özel Eskişehir TSG Anadolu Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Vedat Altuntaş, kireçlenmenin eklemlerdeki ağrıların kalıtım, aşırı şişmanlık, eklem yaralanması, bazı eklemlerin devamlı fazla kullanımı, kas zayıflığı ve sinir yaralanmalarından dolayı oluştuğunu söyledi.

    Kireçlenmenin eklemlerde kıkırdak yıkımı ve eklem harabiyetinden dolayı oluşan eklem ağrılarına ve eklem tutukluğuna yol açan bir hastalık olduğuna dikkat çeken Dr. Vedat Altuntaş, hastalığın kıkırdak yıkımına da neden olduğunu belirtti.

    Kireçlenmenin herhangi bir eklemi etkileyebileceğini fakat genelde kalçada, dizlerde ve belkemiğinde oluştuğuna vurgu yapan Altuntaş, parmak eklemlerinde de, özellikle ellerde tırnağa yakın eklemlerde ve ayakta baş parmak kökündeki eklemde oluşabileceğini söyledi. Altuntaş, “Kireçlenme, yaş ilerledikçe daha sık görülür ve hem kadınları hem de erkekleri etkiler. Genellikle hasta eklemler onları çok kullanmaktan veya uzun süreli hareketsizlikten sonra ağrırlar. Muhtemel hasta eklemi kolayca hareket ettirmekte zorlanacaksınız. Ağrıyan eklemi hareket ettirmez veya egzersiz yaptırmazsanız eklemi çevreleyen kaslar zayıflar ve küçülür. Zayıflayan kaslar eklemleri destekleyemez ve bu da eklemi hareket ettirdikçe artan eklem ağrısına neden olur” dedi.

    “FAZLA KİLOLARI VERMEK DİZDE KİREÇLENME OLUŞUMUNU ENGELLEMEYE YARDIMCI OLABİLİR”

    Kireçlenmenin ortaya çıkmasını kolaylaştıran birkaç sebep olduğunu aktaran Dr. Altuntaş, “Bu sebepler kalıtım, aşırı şişmanlık, eklem yaralanması, bazı eklemlerin devamlı fazla kullanımı, kas zayıflığı ve sinir yaralanmasıdır. Bazı ailelerde, kollejen adı verilen ve kıkırdağın önemli bir yapıtaşı olan bir maddenin yapımından sorumlu olan genlerden birinde kalıtımsal bir bozukluk sonucu kireçlenme sık görülür. Bu da kıkırdakta hızlı bozulmaya yol açar. Böyle sorunlar gençlikte her hangi soruna neden olmayabilir fakat zamanla eklemleri yavaş yavaş yıpratabilir. Kalıtımsal yatkınlığı olan kadınların parmak eklemlerinde kemiksi şişlikler gelişebilir. Yay bacak veya doğuştan kalça hastalıkları gibi hastalıklarda kireçlenme gelişme ihtimali daha fazladır. Eklemlerde gevşeklik olanlarda kireçlenme gelişme riski yüksektir. Çalışmalar aşırı şişmanlığın dizde kireçlenme gelişme riskini arttırdığını gösterdi. Orta ve daha ileri yaşlarda, özellikle şikayetler ortaya çıkmadan önceki 8 ile 12 yıl boyunca kireçlenme gelişme riski üzerindeki en büyük etki vücut ağırlığıdır. Bu nedenle fazla kiloları vermek dizde kireçlenme oluşumunu engellemeye yardımcı olabilir. Sıklıkla dizlerini bükmeyi gerektiren işler dizde kireçlenme riskini artırmaktadır. Eklemin aşırı kullanımdan dolayı eklemlerde hasarı önlemek için hastanın işinde bazı değişiklikler yapılması hastaya fayda getirmektedir” ifadelerini kullandı.

    “TEDAVİ PROGRAMININ KİŞİYE ÖZEL OLARAK HAZIRLANIYOR”

    İyi bir tedavi programının eklem ağrısını ve tutulmasını azaltıp, eklem hareketlerini arttırmaya ve yaşamınızı kolaylaştırmaya yardımcı olacağını bildiren Özel Eskişehir TSG Anadolu Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Vedat Altuntaş, tedavi programının kişiye özel olarak hazırlandığını belirtti. Fizyoterapi, hafif aerobik egzersiz, kilo kontrolü, hasta eğitimi, eklem içi enjeksiyonlar ve tedavi hep birlikte planlanması gerektiğini ifade eden Altuntaş, bunların faydalı olmadığında ameliyat düşünülebileceğini söyledi. Altuntaş, “Osteoartritte tedavideki ilk adım hastanın eğitimidir. Hastalığı konusunda bilinçlendirilen hastaya aşırı kiloluysa kilo vermesi, ağrılı dönemlerde ise istirahat önerilir. Şişlik döneminde soğuk tedavi, eski (kronik) vakalarda kaplıca tedavisi uygundur. Osteoartritte ilaç tedavisinde amaç eklem ağrısını azaltarak, hastanın eklem hareketliliğini biraz rahatlatmaktır. Çünkü osteoartriti önlemeye yönelik bir ilaç yoktur. Diz İçi Enjeksiyonlar; eklem yüzeylerini örterek, semptomatik iyileşme sağlar, kireçlenmenin kötü gidişini yavaşlatır. Baston, koltuk değneği gibi osteoartritli hastaların hareket kısıtlılığının tolare edilebilmesi için kullanılan cihazlar da ekleme binen yükü azaltacağı için faydalı olacaktır” diye konuştu.

    Çoğu kireçlenme hastasının ameliyata ihtiyaç duymayacağını vurgulayan Altuntaş, ameliyatın sürekli eklem ağrısı ve ciddi eklem hasarı olduğunda yararlı olabileceğini de anlatarak, şöyle devam etti:

    “Sağlık ekibinizle ortaklaşa çalışmak tedavinizde daha aktif rol almanızı gerektirir. Osteoartrit hakkında öğrenebileceğiniz kadar okuyun, öğrenin, bilgi sahibi olun. Doktorunuza kafanıza takılanları sormakta çekinmeyin. Hastalığınızda neler yaşayabileceğinizi doktorunuza sorun. Artık yapamayacağınız şeyler için kederlenmeyin. Hastayken de neler yapabileceğinize odaklanın ve size zevk hissi veren yeni aktiviteler, faaliyetler keşfedin. Hissettikleriniz ve sorunlarınız hakkında yakınlarınızla, arkadaşlarınızla sık sık konuşun. Böylece aileniz ve arkadaşlarınız sizi daha iyi anlayacaktır. Her zaman olumlu düşünmeyi öğrenin. Osteoartrit bulgularını kontrol altına almakta büyük bir rol oynayabilirsiniz.”

  • “Aort Yırtılması Ani Ölüm Nedeni”

    Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Kara, 40 yaş üstü kişilerde aort damarındaki balonlaşmanın yırtılmasının ani ölümlere yol açabileceğini söyledi.

    Doç. Dr. Kara, sigara kullanımı, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, aşırı kilo ve obezite, damar sertliği ve genetik nedenlerden dolayı 40 yaş üstü kişilerde kalpten mideye inen aort damarında yırtılma riskinin yüksek olduğunu dile getirdi. Aort damarında yırtılma olanların büyük bir kısmının hastaneye ulaşana kadar hayatlarını kaybettiğine dikkat çeken Doç. Dr. Kara, “Karın içerisindeki kalpten çıkan Aort dediğimiz bu ana damarda genişleme oluyor. Bu durum hastalar için hayati risk taşıyor. Aort damarında anevrizma (balonlaşma) olması durumunda damar duvarı sağlamlık ve mukavemetini kaybeder ve yırtılma ihtimali başlar. Damar ne kadar genişlerse, damar duvarındaki gerilimi o kadar artırarak, inceltir ve sonuçta yırtılma ihtimalini yükseltir. Aort damarında yırtılma olan hastaların üçte ikisi hastaneye ulaşana kadar hayatını kaybediyor. Hastaneye ulaşabilen hastalarda ise başarı şansı düşük oluyor. Hastaneye ulaşabilen kişilere acil şartlarda kasıktan girip oraya suni damar yerleştiriyoruz ama hayati riski çok yüksek oluyor. Ayda bu tip 6 veya 7 tane ameliyat yapıyoruz” dedi.

    Damar anevrizmasının sinsi bir şekilde geliştiğini de kaydeden Doç. Dr. Kara, “Damar anevrizması yani balonlaşmalarının çoğu yıllar içinde sinsice büyür ve patlayıncaya kadar hiçbir şikayete yol açmazlar. Eğer şikayet oluşturursa bu genelde, karın ve sırtta derin ve batıcı ağrı ya da karın bölgesinde saatler veya günlerce devam eden yanma tarzında ağrılardır. Fakat oluşan bu şikayetler birçok sebebten dolayı olabileceğinden kolaylıkla gözden kaçabilir” diye konuştu.

    Doç. Dr. İbrahim Kara, 40 yaş üstü erkeklerde riskin daha yüksek olduğunu belirterek, “40 yaşını geçmiş kişilerde ultrasonla karın bölgesindeki bu damarın 10-15 dakikalık bir işlemle, hasta açısından değerlendirilmesi gerekir. Bu tespit edilirse hastaneye aort damarı yırtılmadan gelir ve hayati riski daha düşük olur” ifadelerini kullandı.

    Risk altındaki kişilerin rutin taramalarının mutlak yapması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Kara, sözlerinin devamında, “Düzensiz şeker hastalığı, kalp hastalığı için bir risk faktörüdür. Bunun için de rutin tarama yapılması ve ilaçlarını kullanıp şekerini kontrol altına alınması gerekir. Kişiler günlük hayatta hafif eforlu aktiviteler yapmalı ve kilosuna dikkat etmelidir. Bir diğer faktör de sigara kullanımı. Bunlar önlenebilir risk faktörleridir. Aşırı kilo hem şeker hastalığı hem de koroner kalp hastalığı için çok önemli bir risk faktörüdür. Biz bazı hastaları aşırı kilonun getirdiği yüksek risklerden dolayı ameliyat etmekten çekiniyor ya da edemiyoruz. Çünkü ameliyat ettiğimizde sağlanılan fayda çok az derecededir. Bu nedenle obezite çok önemlidir. Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Kalp Damar Cerrahisi yoğun bakım ünitesinde 24 saat hizmet veriyoruz. Koroner kalp hastalığı, damar tıkanıklığı, kalp kapağı ile ilgili rahatsızlıklar, doğuştan olan kalp delikleri ile ilgili ameliyatlar, bacak damarındaki tıkanıklık, damar genişlemeleri, koltukaltından yapılan açık kalp ameliyatlarını yapabiliyoruz” dedi.