Etiket: Nedeni

  • Avcılar’daki Patlamanın Nedeni Belli Oldu

    Avcılar’da bir çöp konteyneri yakınında meydana gelen patlamaya konfetinin neden olduğu belirlendi.

    Avcılar Çiğdem Caddesi’nde saat 14.00 sıralarında bir çöp konteyneri yakınında patlama meydana geldi. Patlama üzerine olay yerine çok sayıda polis sevk edilirken neyin patlamaya neden olduğunun tespit edilmesi için olay yerine bomba imha uzmanı istendi. Cadde, polis tarafından güvenlik şeridi çekilerek çift taraflı araç ve yaya trafiğine kapatıldı. Uzman ekiplerin olay yerinde yaptığı incelemede patlamaya neden olan cismin eğlence partilerinde kullanılan konfeti olduğu belirlendi.

    Patlama nedeniyle mahalle sakinlerinde büyük paniğe neden olurken patlamaya neden olan cismin bir kağıt toplayıcısı tarafından çöp konteynerinde bulunduğu ve konfetinin çöp kutusundan çıkarıldıktan sonra cadde üstünde patladığı iddia edildi.

    Öte yandan E-5 Karayolu Avcılar girişinde polis tarafından asayiş uygulaması yapıldı. Yapılan uygulamada araçlar ve şahıslar üzerinde tek tek aranırken sürücülerin de Genel Bilgi Taraması (GBT) yapıldı.

  • Çocuklarda Kolesterol Yüksekliği Kalp Krizi Nedeni

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayhan Çeri, yüksek kolesterol değerlerinin kalp krizi geçirme ve inme riskini önemli ölçüde artırdığını belirterek, “Bu hastalıkların temelleri ise çocukluk döneminde atılıyor. Çocukluk çağında görülen kolesterol yüksekliği, ilerleyen yaşla birlikte erişkin dönemde önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor” dedi.

    Memorial Diyarbakır Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Ayhan Çeri, çocukluk çağı kolesterolü hakkında bilgi verdi. Kolesterol yüksekliğinin, çocuklukta da son yıllarda en sık görülen sağlık problemleri arasında yer aldığını belirten Çeri, “Neden olabileceği sorunlar uzun bir süreç içinde geliştiği için genellikle çocukluk çağında herhangi bir belirtiye yol açmaz. Eğer ailesel bir yatkınlık söz konusu ise anne babada yüksek kolesterol sorunu varsa çocukta da olma ihtimali artmaktadır. Yüksek kolesterol kalp damar hastalıklarını tetikleyen bir faktör olduğu için de çocukluk döneminde bunun kontrol altına alınması ve özellikle obezite varlığı söz konusu ise bu durumun da ortadan kaldırılması gerekmektedir. Böylece gelecekte ortaya çıkabilecek kalp damar hastalıklarının da önüne geçilmesi mümkün olabilir” dedi.

    “OBEZİTE KOLESTEROL YÜKSEKLİĞİ İÇİN RİSK FAKTÖRÜ”

    Çocuklarda genetik nedenler dışında kolesterol yüksekliğine en sık neden olan hastalığın obezite olduğuna dikkat çeken Dr. Çeri, “Obezitenin çocuk sağlığı üzerindeki olumsuz etkisine kolesterol yüksekliği de eklendiğinde, erişkin dönemde kalp damar hastalıkları başta olmak üzere inme gibi birçok sağlık sorunu ortaya çıkmaktadır. 12 saatlik açlık düzeyi sonunda doktorun isteyeceği basit bir kan testi ile kolesterol düzeyi hakkında bilgi sahibi olunabilir. Bu test sonunda çocuğun LDL-kolesterol değeri 130 mg/dl üzerinde ise beslenme düzenlenmeli, fiziksel aktivite artırılmalı ve ortalama 3 ay sonra kolesterol testi tekrarlanmalıdır. Ancak çocuğun LDL-kolesterol değeri 190 mg/dl üzerinde ise doktor önerisi ile ilaç tedavisine başlamak gerekebilir” diye konuştu.

    “DÜZENLİ KOLESTEROL TAKİBİ YAPILMALI”

    Her çocuğun 9-11 ile 17-21 yaş aralıklarında en az birer kez kan kolesterol düzeylerinin ölçülmesinde yarar olduğunu anlatan Çeri, şunları kaydetti:

    “Ayrıca bazı risk faktörlerini taşıyan çocuklarda ise 2-8 ve 12-16 yaş aralıklarında kan kolesterol düzeyi takibi yapılmalıdır. Anne-baba ya da yakın akrabalarından birisinin total kolesterolü (LDL+HDL+%20 trigliserid) 240 mg/dl üzerindeyse Ailede 55 yaş altı erkeklerde veya 65 yaş altı bayanlarda kalp-dolaşım bozukluğu varsa,

    Hastada çeşitli böbrek ya da çocukluk çağı romatizmal hastalıkları gibi kalp-dolaşım sistemi için risk oluşturabilecek belirli hastalıklar mevcutsa,

    Çocuk aşırı kiloluysa, Diyabet, hipertansiyon sigara kullanım alışkanlığı gibi diğer risk faktörleri varsa çocuk da takip altında olmalıdır. Kolesterol yüksekliğini önlemek için, anne ve baba kolesterol düzeyini ölçtürmeli ve sonuca göre gerekiyorsa doktor önerisi ile aynı testi çocuklarına yaptırmalıdır. Sebze, meyve ve tahıl ağırlıklı beslenmeye özen gösterilmelidir. Beslenme konusunda bilinçli olunmalı; satın alınan gıdaların kolesterol içeriği kontrol edilmeli, günlük toplam besinlerde önerilen yağ oranı 1-3 yaş arası çocuklarda yüzde 30-40, 4-18 yaş arasında ise yüzde 25-35 olmasına dikkat edilmelidir. Doymamış yağ içeren besinler tüketilmeli, trans yağ içeriği olan besinlerden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Şeker oranı yüksek gıdalar ve içecekler azaltılmalıdır. Fast-food türü besinlerden olabildiğince uzak durulmalıdır.

    Katı yağlar yerine sıvı yağ tüketilmelidir. Spor yapma alışkanlığı edinilmeli ve çocuklar, bu çocuklara da aşılanmalıdır.”

  • Orantısız Burun Mutsuzluk Nedeni

    Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Doç.Dr. Hayati Akbaş, burundaki şekil bozukluklarının yüzün kendi içindeki ahengi bozduğunu belirterek, “Dış görünümünüzü etkiler, burun tıkanıklığına neden olarak sağlığınızı bozar ve tüm bunların sonucu olarak psikolojinizi, insan ilişkilerindeki özgüveninizi etkileyebilir” dedi.

    Türkiye’de ve dünyada da burun estetiğinin erkeklerde ve kadınlarda en sık yapılan estetik operasyonu olduğunu ifade eden Doç.Dr. Hayati Akbaş, şöyle konuştu:

    “Çünkü burun yüzün merkezinde yer alması nedeni ile sahip olduğu bir şekil bozukluğu eğriliği veya orantısız büyüklüğü söz konusu olduğunda tüm dikkatleri üzerine çeker. Yüzün geri kalanının güzelliğini gölgeleyebilir. Ayrıca burun yüzün ifadesini, yüzün karakteristiğini kişinin özelliğini en çok ortaya koyan organdır. Burun estetiği operasyonu burnunda, doğuştan veya sonradan oluşan şekil bozukluğu olan ve estetik kaygı taşıyan, fiziksel gelişimi tamamlanmış herkese yapılabilir. Dolayısı ile estetik burun ameliyatının hem görünümü etkileyen hem de rahat nefes almayı sağlayan fonksiyonel yönü ile değerlendirilmesi ve gerçekleştirilmesi gerekir. Gerçekleştirilen bir burun ameliyatının sonucu, ameliyatı yaptıran hastanın kişisel beklentisini, hayalini karşılayan, olabildiğince doğal, yüzün tamamı ile uyum içerisinde ve en önemlisi de burunun tamamen rahat nefes alabildiği bir sonuç olmalıdır. Ne yazık ki genellikle bunlardan bir tanesinin ihmal edildiği operasyonlar gerçekleştirildiği için hastalar mutsuz olmakta ve ne yazık ki tekrar tekrar ameliyat olmak ihtiyacı hissetmektedirler. Her yeni operasyon hasta için yeni bir risk almadır. Dolayısı ile burun operasyonları düşünüldüğünde bu parametrelerin ikisini de aynı anda kapsayan fonksiyonel burun estetiği operasyonu gündeme gelmektedir. Fonksiyonel burun estetiği operasyonunda kişinin görüntüsü kadar sağlıklı nefes almasının da mümkün olduğu işlevsellikte hem estetik hem de fonksyonel bir sonuç hedeflenmelidir. Bu işlemi yapacak uzmanlık alanı da mutlaka ve mutlaka estetik ve plastik cerrahi uzmanlık alanı olmalıdır. Burun estetiği ameliyatlarının estetik ve plastik cerrahi dışı bazı uzmanlık alanları tarafından da yapılması, hasta memnuniyetsizliğine neden olan kötü sonuçları da beraberinde getirmektedir. Burun tek başına fonksiyonel organ olmadığı gibi sadece görselliği olan bir organ da değildir. bu parametrelerden bir tanesi eksik olduğunda hasta gerçekleştirilmiş olan ameliyattan mutsuz olacak ve psikolojik bir yıkım yaşayacaktır. Oysa iyi bir planlama ve iyi bir analizle- ister estetik ister solunumsal kusurlu olsun bir burunu optimal memnuniyet seviyesinde onarmak mümkündür.”

  • Çok Sıcak Ve Sık Banyo Egzama Nedeni Olabilir

    Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı Prof. Dr. Berna Şanlı, çok sıcak ve sık banyonun cildin ihtiyacı olan yağı eksilteceği için egzama ve deri hastalıklarını ortaya çıkarabileceğini söyledi.

    Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı Prof. Dr. Berna Şanlı, doğru ve etkili cilt bakımı için önerilerde bulundu. Prof. Dr. Berna Şanlı, stresli ve yoğun geçen yaşam boyunca kişinin cilt bakımına özen göstermesi gerektiğini belirterek, genç görünmenin mümkün olduğunu söyledi.

    “EMEK VERMEDEN GÜZEL CİLDE SAHİP OLUNMAZ”

    İnsanların kozmetik ürünler satan mağazalardan aldıkları ürünleri düzenli ve bilinçli bir şekilde kullanmalarının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Şanlı şöyle konuştu:

    “Büyük olasılıkla cilt bakımınıza yeterince, belki de hiç zaman ayıramıyorsunuz. Kozmetik markete gidip pek çok ürün alıyorsunuz, birkaç gün düzenli devam edip bıkıyor belki de kullanmayı bırakıyorsunuz. Ne yapsak da, ’Az zaman ayırarak sağlıklı bir cilde sahip olsak?’ sorusu muhtemelen aklınıza geliyordur. Açıkçası biraz olsun emek vermeden olmuyor. Ama kendinize biraz daha özen göstererek ve sağlıklı yaşam tarzını benimseyerek doğal yaşlanma sürecinizi geciktirebilir, çeşitli cilt problemlerini önleyebilirsiniz” dedi.

    SİGARANIN CİLDE ETKİSİ

    Prof. Dr. Şanlı, ’Altın’ niteliğinde önerileri sıraladı. Sigaranın cilde olan etkisinden söz eden Dr. Şanlı, “Sigara kırışıklıkları ve lekeleri arttıran ciddi bir faktördür. Sigarayla derideki kılcal damarlar daha da incelir, derinin kan dolaşımı azalır. Deri sağlığı için gerekli olan oksijen ve besinler deriye yeterince ulaşamaz. Diğer yandan sigara derideki kollagen ve elastin yapılarına da hasar verir. Derinin sıkılığı ve elastikliği zarar görür. Güneş deri yaşlanmasındaki en önemli etkenlerden biridir. Ultraviyole ışınları, derideki hücrelerin DNA’sında doğrudan hasara neden olur. Deri kollageninin yapısını bozar. Bronz deri daha hoş ve sağlıklı gibi görünse de, uzun vadede kırışıklılarınızı, lekelerinizi ve en önemlisi deri kanseri riskinizi önemli oranda arttıracaktır” ifadelerini kaydetti.

    “ÇOK UZUN VE SICAK BANYO CİLDE ZARARLI”

    Banyonun uzun süreli ve suyun çok sıcak olmasının cildin ihtiyacı olan yağı eksilttiğini belirten Prof. Dr. Şanlı, “Çok uzun, çok sıcak ve çok sık banyo yapmayın. Banyolarınız ılık suyla ve kısa olsun. Yoksa cildinizin ihtiyacı olan yağı alırsınız ve cildiniz daha kuru, dış etkenlere daha hassas hale gelir. Egzama gibi deri hastalıkları çok daha kolay ortaya çıkar. Sert sabunlar yerine yumuşak temizleyiciler tercih edin. Benzer şekilde temizlik amaçlı kolonya ve ıslak mendil kullanmayın. Çünkü tüm bunlar da cildin yağını-nemini azaltır ve egzamaya davetiye çıkarır” dedi.

    Tıraş sonrasında erkekler için tavsiyelerde de bulunan Prof. Dr. Şanlı, özellikle erkeklerin tıraş sonrası krem kullanması gerektiğini söyledi. Kılın çıkış yönünde tıraş olunmasına özen gösterilmesini vurgulayan Prof. Dr. Şanlı, “Bir havluyla sürtmeden, tahriş etmeden, hafifçe bastırarak kurulayın. Ardından cilt yapınıza ve deri tipinize uygun bir nemlendirici kullanın” açıklamasında bulundu.

    Dengeli ve sağlıklı beslenilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Şanlı cildin de diğer organlar kadar düzenli ve sağlıklı beslenmeye ihtiyacı olduğunu söyledi. Bol su içilmesi yönünde tavsiyede de bulunan Prof. Dr. Şanlı, “Öğünlerinizde yağsız, protein içeren besinleri ve tam tahılları tercih edin. Bol bol taze sebze ve meyve yiyin” dedi.

    “BİTKİ DOĞALDIR, ZARARSIZDIR DİYE DÜŞÜNMEYİN”

    Öneri üzerine her türlü kremi ve bitkisel ürünü cilde uygulamanın zararları olabileceğine de değinen Prof. Dr. Şanlı, “Öneri üzerine çeşitli bitki ya da kremi cildinize uygulamayın. Bitki doğaldır, o yüzden zararsızdır diye düşünmeyin. Hiç tahmin edemeyeceğiniz şekilde cildinizde leke, kızarıklık, alerji gibi durumlar meydana getirebilir. Bunun nedeni bazen çok bildiğiniz bitkiler bile olabilir. Unutmayın, cilt bakım ürünlerinizi dermatoloğunuzun önerisiyle almanız en doğrusudur” dedi.

    Prof. Dr. Şanlı, stresin de cilde zararlı olabileceğini belirterek stresin cildin daha hassas olmasına neden olabileceğini ifade etti.

  • Bebeklerin Hareketlerini Kısıtlamak Kalça Çıkığı Nedeni

    Yeni doğan bebeklerde %1-1.5 oranında görülen ve anne karnından başlayarak doğum sonrası dönemi de içine alan kalça çıkığı, Türkiye’de her yıl yaklaşık 15 bin çocuğu etkileyen önemli bir sağlık sorunudur. Doğum sonrası özellikle kundak gibi bebeğin hareket yeteneğini kısıtlayan uygulamalar, kalça çıkığına zemin hazırlamaktadır. Sorun, erken teşhis ve doğru tedavi ile cerrahi operasyona gerek kalmadan çözülebilir.

    Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Ferhan Bozkurt, halk arasında kalça çıkığı olarak bilinen “gelişimsel kalça displazisi” hakkında önemli bilgiler verdi.

    Doğum öncesinde ve sonrasında bebeklerde ortaya çıkabilen kalçanın çıkık ya da yarı çıkık olması, en yaygın çocukluk çağı kalça ortopedik rahatsızlığıdır. Sorunun ortaya çıkmasında anne karnındaki ve doğum sonrasındaki nedenler etkilidir.

    Çoğul gebelikler ve iskelet sorunları kalça çıkığına yol açabilir

    Anne karnındaki bebeğin kalçası, gebeliğin 9. haftasında oluşmaya başlar. Bacağın hareketli hale gelmesi ise 12. haftada gerçekleşir. Bu dönemler arasında; genetik özellikler, ikiz ya da daha fazla çoklu doğum, gebelik sırasında su azalması gibi sorunlar bebekte gelişim bozukluğuna yol açabilir. Anne karnında gözlemlenen boyun ve ayak eğriliği gibi diğer iskelet sistemi sorunlarında da kalça çıkığına rastlanma olasılığı yüksektir.

    İri doğan ve hareketsiz bırakılan bebekler risk altında

    Kalça çıkığı sorununun iri doğan bebeklerde de görülme sıklığı fazladır. Bunun yanında doğum sonrasında kundaklama gibi yanlış geleneksel uygulamalar sonucu da kalça çıkığı ortaya çıkabilir. Çünkü bebeğin kundağa sarılması, bacaklarını rahat hareket etmesini engelleyerek iskelet sisteminde gelişim bozukluklarına yol açabilir. Bu açıdan, bebeğin hareket imkanını kısıtlayan dar kilotlu çorap ya da tulumların da giydirilmesi de sakıncalıdır. Bebeğin sağlıklı gelişimi için ona hareket olanağı sağlayan rahat kıyafetler tercih edilmelidir.

    Kalça ultrasonografisi ile teşhis konulabiliyor

    Bebeklerde kalça çıkığı, yarı çıkık ve gelişme geriliği sorunları Türkiye’de her yıl %1 ile 1.5 oranında bebeği etkilemektedir. Toplumsal bilinçlendirme ile azalan kundak uygulaması sayesinde de bu oranda gerileme görülmektedir. Özellikle bilimsel ve teknolojik gelişmelere bağlı erken tanı da tedavi başarısı için çok önemlidir. Doğumdan sonra ilk aylarda yapılacak fizik muayenenin yanı sıra ikinci aydan itibaren uygulanacak ultrasonografi de teşhis açısından çok önemlidir. Yaklaşık 10 dakika içerisinde yapılacak kalça ultrasonografisi ile bu hastalık çok erken dönemde tespit edilerek, gerekli önlemler alınabilmektedir.

    Doğumdan 2 ay sonraki doktor kontrolü önemli

    Erken dönemde tedavi edilen bebeklerde kalça çıkığı konusunda başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Bu nedenle doğum sonrası ilk 6 aylık ve 6-18 aylık dönemde uygulanan tedavi çok önemlidir. Bebeğin yaşına ve kalçanın pozisyonuna uygun olarak tedavi yöntemi cerrahi dışı ve cerrahi olarak değişmektedir. Tanısı erken konulan çocuklarda cerrahiye gerek kalmadan bandaj, özel cihazların kullanımı ve alçılama ile başarılı sonuçlar alınmaktadır. Sağlık Bakanlığı’nın da desteklediği “yenidoğan gelişimsel kalça displazisi ultrasonografik tarama programı” çerçevesinde, doğumdan 2 ay sonra tüm bebeklere kalça kontrol muayenesi ve ultrasonografisi yapılması önerilmektedir.