Etiket: Nedeni

  • Orta Kulak İltihabı Çocuklarda Gelişim Geriliği Nedeni

    Okul öncesi dönemdeki çocuklarda oldukça sık görülen orta kulak iltihabı, işitme ve konuşma becerisini etkileyerek yaşam kalitesini düşürüyor. Bu durum çocuklarda öğrenme becerisini etkiliyor ve gelişim geriliğine neden olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Op. Dr. Murat Koç, çocuklar için sosyal bir sorun haline de gelebilen orta kulak iltihabı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

    Bağışıklık sistemi düşük olan çocuklar daha çabuk etkileniyor

    Akut solunum yolu enfeksiyonları (ASYE), insan vücudunda burun ile akciğer arasındaki solunum sistemi organlarında aniden ortaya çıkarak, geçici iltihaba neden olmaktadır. ASYE, alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları olarak ikiye ayrılmaktadır. Alt solunum yolları olarak kabul edilen gırtlağın altındaki bölgede; krup sendromları, akut bronşiyolit, akut bronşit ve zatürreye bağlı enfeksiyonlar görülmektedir. Üst solunum yolu enfeksiyonlarına (ÜSYE) ise % 80 oranında virüsler neden olmaktadır. Soğuk algınlığı, nezle, bademcik iltihabı, orta kulak iltihabı, bronşit ve zatürreye yol açan olan bu enfeksiyonlar, en çok bağışıklık sistemi düşük olan çocukları etkilemektedir. Yapılan araştırmalarda okul öncesi dönemdeki her çocuğun yılda 5-8 kez bu enfeksiyonlar nedeniyle doktora götürüldüğü belirlenmiştir.

    Çocuğunuzun ateşi 3 günden fazla sürüyorsa…

    Çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları söz konusu olduğunda akla ilk olarak soğuk algınlığı gelmektedir. Çocukların topluca uzun süre bulunduğu kreş ve okullarda hastalığa neden olan bu virüslerin bulaşma riski yüksektir. Eylül ve Nisan ayları arasında görülen soğuk algınlığına 200’den fazla virüsün neden olduğu belirlenmiştir. Bu virüsler, üst solunum yoluna genellikle ikincil olarak yerleşirler ve sinüzit, orta kulak iltihabı, lenf bezi iltihabı ve zatürreye neden olabilir. Bu virüslerin neden olduğu hastalığın en önemli belirtileri; yüksek ateş, boğaz ağrısı, burun akıntısı ve öksürüktür. Ağır seyreden hastalık nedeniyle küçük çocuklarda solunum sıkıntısı ortaya çıkabilir. Yüksek ateş bazen 3 gün sürer ve ilk günün ardında burun akıntısı koyu bir hale gelir. 3 günden fazla devam eden ateş ise orta kulak iltihabının habercisi olabilir.

    Yüz felci ve menenjite de zemin hazırlayabiliyor

    Orta kulak iltihabı, çocukluk çağında en sık geçirilen hastalıklardandır. Okul öncesi çocukların % 85’i bir kez, % 50’sinin ise iki ya da daha fazla orta kulak iltihabı geçirdiği tespit edilmiştir. Çocuklarda östaki tüpünün kısa olması nedeniyle burun ve boğaz akıntılarının ve bakterilerin orta kulağa kolayca geçmesi sonucunda ortaya çıkan orta kulak iltihabı, 6-36 aylık arasındaki çocuklarda daha sık görülür. Geniz etinin östaki ağzını kapatması ve sık geçirilen viral enfeksiyonlar orta kulak iltihabına neden olur. Çocuklarda görülen üst solunum yolu enfeksiyonunun başlamasının ardından ateş ve ani işitme kaybıyla kendini belli eden orta kulak iltihabında, antibiyotik tedavisinin vakit geçirilmeden başlanması gerekir. Çocuklarda tedavi edilmeyen orta kulak iltihabı nedeniyle; yüz felci, menenjit ve beyin apsesi sorunları ortaya çıkabilir.

    Antibiyotik tedavisi sonuç vermiyorsa cerrahi yöntem ile başarı sağlanabilir

    Orta kulakta sıvı toplanması yani efüzyonlu otit söz konusu olduğunda, antibiyotik tedavisinden sonuç alınamazsa cerrahi müdahale yoluna başvurulur. Yapılan operasyonda kulak zarına atılan çizikten sonra takılan ventilasyon tüpü, orta kulağın havalanmasını sağlar. Aynı operasyonda orta kulak iltihabına neden olan geniz eti de alınır. Bu tüpler, 6-9 ay arasında işlevini yerine getirdikten sonra vücut tarafından atılır. Dış kulak yoluna atılan tüp, muayene sırasında doktor tarafından alınır. Vücut tarafından atılmayan tüpler ise lokal anestezi yardımıyla yapılacak işlemle vücut dışına çıkartılır. Tekrar eden tüp uygulamalarında ise T-tüpler kullanılır.

  • Çocuklarda Göğüs Ağrısının Nedeni

    Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Dr. İrfan Oğuz Şahin, çocuklarda görülen göğüs ağrıları sindirim, solunum, iskelet veya kas sistemindeki bir sorunun belirtisi olabileceğini söyledi.

    Büyüme çağındaki çocukların göğüs ağrısı çektiğinde, ailelerin önce kalp doktorlarının kapısını çaldığını belirten Medikal Park Samsun Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Dr. İrfan Oğuz Şahin, “Oysa çocukluk çağında görülen bu göğüs ağrılarının yüzde 85’inin kalp ile bir ilgisi yok. İşte çocuklarda görülen göğüs ağrıları ve nedenleri, göğsün tek tarafında ve üzerine baskı uygulandığında ağrı, hassasiyet ve nefes almada güçlük olarak beliren kaburga iltihaplarının nedeni bilinmiyor. Kas ve iskelet sistemindeki bu hastalık kremler ve sıcak uygulamalarla tedavi ediliyor. Ağrı kesicilerle tedavi edilen ve ‘kayan kaburga sendromu’ olarak da bilinen kaburga anormallikleri de çocuklarda göğüs ağrısına neden olabiliyor. Çocuklarda çok sık görülen bir hastalık olan zatürre, akciğer zarı hastalıkları ve zedelenmeleri, egzersize bağlı astım atakları da göğüs ağrısı yapabiliyor. Reflü, gastrit, ağır beslenme gibi diyet problemlerinin de benzer ağrılara neden olabilir. Çocuklardaki göğüs ağrılarına en çok psikolojik sorunlarda neden olur. Panik atak, depresyon, arkadaş ve ebeveyn ayrılması, yakın ölümü, okul başarısızlığı gibi nedenler de çocuklarda göğüs ağrısı yapabilir. Nedeni bilinmeyen ve psikolojik olan bu göğüs ağrılarıyla çok sık karşılaşıyoruz” dedi.

    ENDİŞE EDİLMESİ GEREKEN DURUMLAR

    Çocuklardaki kalp hastalıklarını tespit etmenin genellikle elektrokardiyografi ve ekokardiyografi ile mümkün olduğunu belirten Şahin, “Çocuklardaki göğüs ağrıları genellikle tam yeri tarif edilemediğinde, ezici tarzda olduğunda, egzersiz sırasında ortaya çıktığında ve göğsün sol tarafından karın boyun ve kol bölgelerine yayılmaya başladığında kalp ile ilişkilendiriliyor. Ağrı hafiflese ya da geçse bile çocuk ağrıdan önceki neşeli haline geri dönemiyor. Vakanın geçmişinde bayılma, bayılacak gibi olma, çarpıntı, önceden geçirilmiş bir kalp ameliyatı hikayesi veya ailede kalp nedenli erken bir ölüm varsa, uzmanlar bu göğüs ağrısının kalp ile ilgili olabileceği görüşünde. Şah damarı darlığı, akciğer damarı darlığı, mitral kapak çökmesi, akciğer damar tansiyonu, kalp kasının aşırı gelişmesi, koroner arter problemleri ve kalp enfeksiyonları, çocuklarda görülen kalp sorunları olarak sıralanıyor. Bunlardan en sık görüleni ise kalp zarı iltihaplanması. Kalp zarı iltihaplanmasına virüs, bakteri ve romatizmal hastalıklar ile olabiliyor. Hastaların ağrısı yatmakla artarken, oturup öne eğilme de ise azalıyor. Çocuklardaki kalp hastalıklarını tespit etmek genellikle elektrokardiyografi ve ekokardiyografi ile mümkün oluyor. Bu hastalıkların tedavisi, takip ve ilaç ile olabileceği gibi, acil ya da yarı acil anjiyografi ve cerrahi müdahalenin gerekeceği durumlar da olabiliyor. Çocuklarda ekokardiyografi ile tespit edilemeyen kalp rahatsızlıklarına da rastlanıyor. Koroner arterlerin doğuştan veya sonradan oluşmuş nadir anomalilerinden kaynaklı damar hastalıklarının tanısında kan tahlilleri ve anjiyografi gerekiyor” diye konuştu.

  • Ağrılarınızın Nedeni Duygularınız Olabilir

    Uzman Psikolog Özge Genlik, “Ağrılarınızın nedeni duygularınız olabilir” dedi.

    Erken çocukluk deneyimlerimizi hatırlamasak ya da unuttuğumuzu zannetsek de, iliklerimize kadar işleyen izler olarak yaşamlar boyu peşimizi bırakmadığını anlatan Uzman Psikolog Özge Genlik, “Bebeklik dönemi “ilişki bilgisinin” içselleştirildiği ruhsal gelişimimiz için en önemli yaşam dilimini oluşturmaktadır. Yetişkin olarak, bedenimizi nasıl hissettiğimiz, ilişkilerimizde nasıl davranışlar, tutumlar sergilediğimiz, “öfke, hüzün, mutluluk, ” duygularını hissettiğimizde bedenimizde olanlar, bir topluluğun önünde konuşma yaparken bedensel olarak hissiyatlarımız hatta ruhsal rahatsızlıklara olan tolerans seviyemiz bebeklik döneminde oluşmaktadır” diye konuştu.

    Stres tepkisini düzenleyici ve duyguların işlenmesi için önemli olan beyin bölümlerinin en hızla olgunlaştığı dönemin bebeklik çağları olduğunu söyleyen Uzman Psikolog Özge Genlik, “Bu nedenle bebeğe birincil derece bakım veren kişinin bebeğin hissiyatlarına duyarlı ve onları en iyi şekilde anlayarak bebeğin kendini ifade repertuarını geliştirmesi “sağlıklı” olma hali için büyük önem taşımaktadır. Bebek ilk yıllarında, kendisine birincil derece bakım veren kişinin duygularına çok duyarlı ve hassas olur. Çünkü hayatta kalabilmesi bu kişiye bağlıdır. Dolayısı ile kendisine birincil derece bakım veren kişinin ,kendisinini “iyi, huzurlu,mutlu” hissettiği davranışları geliştirir, kendisine birincil derece bakım veren kişinin, kendisini “üzgün, öfkeli, mutsuz” hissettiği davranışları devre dışı bırakır. Böylece bebek yavaş yavaş farkında olmadan ancak bedenin daimi farkındalığı ışığında kendisine birincil derece bakım veren kişiden gördüğü modeli devralır” dedi.

    “Sürekli hareket halindeki enerjiler olan duyguları hissetmeyi ve onları ifade etmeyi bebeklik ve erken çocukluk döneminde öğreniyoruz. Dolayısı ile bu süreçte ne kadar çok duygu ile tanışır ve onları ifade edebilirsek yetişkin olduğumuzda “duygu körlüğü” deneyimleyerek kronik ağrılardan muzdarip olma oranımız o denli az olur” diyen Uzman Psikolog Özge Genlik, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Nasıl ki, fizyolojik bedenimize aldığımız maddelerin posalarını dışarı bırakıyoruz. Duygusal bedenimize aldığımız duyguları da dış dünyaya özgürce kendi ve diğerinin sınırlarının farkında olarak ifade edebilmeliyiz ki “çeşitli fizyolojik olarak nedeni bulunamayan ağrılardan şikayetçi olmayalım”.

    Örneğin bebeklik ve erken çocukluk döneminde yeterince dokunulmayan bedenlerin, dünyaya yönelik davranışlarında “özgüven” eksikliği bulunmakla birlikte bu kişilerde sıklıkla kronik sırt ve omuz ağrısı gözlemlenmektedir. Dokunma, bebeğe destek verir, güven sağlar, stress hormonlarını azaltır, büyüme ve bağlanma hormonlarını serbest bırakır. Dokunma noksanlığını, erken dönemde deneyimlemiş yetişkinler stres uyarıcı bir uyaranla karşı karşıya kaldıklarında kendilerini nasıl sakinleştireceklerini bilemediklerinden yeterince sevilmediklerini ve desteklenmediklerini hisseder ve genellikle kronik sırt ve omuz ağrısı duyumsayabilirler.

    Kronikleşmiş ve fizyolojik nedeni saptanamamış baş ağrılarının sebebi, “değersiz” hissetmektir. Erken çocukluk döneminde eylemlerine yönelik ebeveynlerinden yeterince takdir görmeyen yetişkinler yetişkin yaşamlarında her ne yaparlarsa yapsınlar kendilerini yetersiz görürler ve bunun sonucunda gelişen “mükemmeliyetçilik” hissiyatları ile birlikte dönem dönem kronik baş ağrıları ile baş etmek durumunda kalabilirler.

    Yaşamda sonsuz olasılık vardır ancak bazı insanlar tek bir çözüm varmış gibi hareket eder ve “inatçı” tutumlar sergilerler bunun sebebi ise erken çocukluk döneminde aşırı kuralcı ve otoriter ebeveynlik tutumlarıdır. “Eğer yemeğini dökmeden yiyebilirsen, seni severim.” mesajını veren bir ebeveyn çocuğun beden hafızasına herşeyin doğru düzgün yapılırsa, diğerleri tarafından kabul göreceğine ilişkin bir bilinç tohumu eker. Kişi yetişkin olduğunda her işin en iyisi olma yönünde çaba ve efor sarf ederken yaşamın diğer olasılıklarına karşı kendini bırakamaz ve dönemsel olarak kronik boyun ağrıları hissedebilir.

    Erken çocukluk döneminde öğrenilmemiş beden farkındalığı, duygularını özgürce ifade edememenin sonucu duygularını, düşüncelerini ve eylemlerini birbiri ile tutarlı bir biçimde ortaya koyamamış yetişkinler yaşamlarında “denge” sorunları ile karşılaşabilirler. Kalçalarımız, bizleri dünyaya “denge” ve “güvenle” kökleyen dokumuzdur. Dolayısı ile özgürce ve birbiri ile ahenkli biçimde ifade edilmeyen duygu-düşünce kalıpları ilerleyen yaşlarla birlikte dengesiz eylemlere zemin hazırlar ve kalça ağrıları hissedebiliriz.

    Sürekli değişken, tutarsız ebeveyn tutumları ile yetişmiş yetişkinlerde “gelecek kaygısı” yoğun olarak gözlemlenmektedir. Buna bağlı olarak da bizleri geleceğe hep bir adım ileriye doğru taşıyacak olan organlarımız; bacak, ayak ve diz ağrıları sıklıkla deneyimlenir. Bacak, ayak ve diz ağrılarının ardındaki mesaj: yaşamda yeterince esnek olduğumda ne yapabileceğimi bilemiyorum ve bu bilinmezlik beni adım atmaktan alıkoyuyor, gelecekten korkuyorum.”

  • Çocukluk Çağındaki Kolesterol Kalp Hastalığı Nedeni

    Kardiyoloji Uzmanı Dr. Gökmen Bellur, Türkiye’de ve dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sırayı kalp ve damar hastalıklarının aldığını belirterek, kalp hastalıklarının temellerinin çocukluk çağında atıldığını ve bu nedenle erken yaşlardan itibaren konuyla ilgili bilincin oluşturulmasının büyük önem taşıdığını kaydetti.

    Memorial Dicle Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Gökmen Bellur, 10-17 Nisan Dünya Kalp Haftası’nda kalp hastalıkları konusunda uyarılarda bulundu. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2005 yılında 17,5 milyon insanın kalp ve damar hastalıkları sebebiyle yaşamını yitirdiğini ve bu rakamın küresel ölümlerin yüzde 30’unu oluşturduğunun bilindiğini belirten Bellur, “Bu vakaların 7,6 milyonu kalp krizlerine, 5,7 milyonu ise inmelere bağlıdır. Bu konu ile ilgili gerekli önlemler alınmadığı takdirde, 2018 yılına kadar dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon insanın daha kalp ve damar hastalıkları nedeniyle yaşamını yitireceği ön görülmektedir. Ülkemizde de sağlıksız yaşam alışkanlıkları nedeniyle kalp hastalıkları dünyadaki rakamlarla paralel gitmektedir” dedi.

    “AİLESİNDE KALP HASTALIĞI OLANLAR DİKKAT ETMELİ”

    Kalp hastalıklarının oluşumunda pek çok risk faktörünün rol oynadığına dikkat çeken Bellur, “Bu konuda, ileri yaş ve cinsiyet, birinci derece akrabalarda erken yaşta kalp hastalığı öyküsü olması, sigara kullanımı, hareketsiz yaşam, aşırı kilo, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve diyabet ilk sıralarda yer almaktadır. Ailede erken yaşta kalp hastalığı olması en önemli risk faktörüdür. Dolayısıyla diğer önlenebilir etkenlere karşı tedbir alınması durumunda kişinin ailesinde hastalık öyküsü olsa bile kalp rahatsızlığı görülmeyebilir” diye konuştu.

    “ÇOCUĞUNUZUN KOLESTEROL DEĞERLERİNE DİKKAT EDİN”

    Kolesterol yüksekliğinin, son yıllarda çocuklukta da en sık görülen sağlık problemleri arasında yer aldığını vurgulayan Bellur, şunları kaydetti:

    “Neden olabileceği sorunlar uzun bir süreç içinde geliştiği için genellikle çocukluk çağında herhangi bir belirtiye yol açmaz. Eğer ailesel bir yatkınlık söz konusu ise yani anne babada yüksek kolesterol sorunu varsa çocukta da olma ihtimali artmaktadır. Yüksek kolesterol, kalp damar hastalıklarını tetikleyen bir faktör olduğu için de çocukluk döneminde kontrol altına alınması ve özellikle obezite varlığı söz konusu ise bu durumun ortadan kaldırılması gerekmektedir. Böylece gelecekte ortaya çıkabilecek kalp damar hastalıklarının da önüne geçilmesi mümkün olabilir.”

    “MENOPOZ SONRASINDA RİSK YÜKSELİYOR”

    Kadınlık hormonu olarak bilinen östrojenin, kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu bir etkisinin olduğunu anlatan Uz. Dr. Bellur, şu ifadelerde bulundu:

    “Östrojen iyi kolesterolü yükselterek, damarlardaki gevşetici özelliğe sahip nitrik oksitin salgılanmasını sağlar, bu da damarlarda olası bir tıkanmayı engeller. Menopoz döneminden sonra östrojen salgılanması azaldığı için nitrik oksit salgılanması da durur. Genellikle kadınlarda kalp hastalıkları menopoz döneminden sonra başlar. Özellikle bu süreçte kalp sağlığı için kişisel önlemlerin alınması çok önemlidir. Erkeklerde kalp hastalıklarına yakalanma riski kadınlara göre daha yüksektir. Kalp krizi riski erkeklerde 40 yaşın üzerindeyken, günümüzde 30’lu yaşlara kadar düşmüş durumdadır. Bunun en büyük nedenleri; hareketsiz yaşam, beslenmede düzensizlik, sigara kullanımının artması ve erkeklerin kadınlara göre stres ile mücadele konusunda daha zayıf olabilmesidir. Özellikle birinci derece yakınlarında kalp hastalığı olan erkekler erken yaşlardan itibaren düzenli kalp kontrollerini yaptırmalıdır.”

    “SİGARA KALP KRİZİNE YOL AÇABİLİR”

    Türkiye’nin, Avrupa ülkeleri arasında sigara tüketiminde 3’üncü, dünya ülkeleri arasında 7’nci sırada yer aldığına işaret eden Bellur, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “15 yaşından büyük bireylerin yüzde 31,3’ü sigara kullanmaktadır. Bu oran cinsiyet dağılımına göre erkeklerde yüzde 47,9, kadınlarda ise yüzde 15,2’dir. Toplumda sigara kullanımının azalması durumunda kalp hastalıklarının da o oranda azalacağı unutulmamalıdır. Kalp hastalıklarından korunmak için sigara içilmemeli ve içilen ortamlarda uzak durulmalıdır. Obezite, çağımızın önemli sağlık sorunlarından olup, kalp ve damar hastalıkları açısından önlenebilir bir risk faktörüdür ve ülkemizde 1990 yılından bu güne hızlı bir artış göstermektedir. Obezitenin önlenmesi ve kontrol altına alınması da kalp damar hastalıklarının azalmasında önemli bir rol oynayacaktır. Bunun için aşırı ve düzensiz beslenmeden kaçınılmalı, sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinilmeli, günlük fiziksel aktivite arttırılmalıdır.”

  • (Özel Haber) Futbolcuyu Yere Serme Nedeni Namus Davasıymış

    Bölgesel Amatör Lig (BAL) 4. Grup’ta Yeni Amasyaspor ile Erbaaspor arasında oynanan maçın ardından karışan yeşil sahada Erbaasporlu bir futbolcuyu attığı yumrukla yere seren Yeni Amasyaspor’un 35 yıllık malzemecisi Reşat Özlü, yumruğun maçın skoruyla ilgisinin bulunmayıp namus davası olduğunu iddia etti.

    Şampiyonluk mücadelesi veren iki takımın 1-1 biten mücadelesinin sonunda yumruk attığı Erbaaspor’lu futbolcu Murat Saykal’ın geçen yıl Yeni Amasyaspor’da oynadığını anlatan Reşat Özlü, “Bu arkadaş geçen sene bizde oynuyordu. Yedik, içirdik. Beraber gezdik, dolaştık. Bir hafta önce benim kızıma sosyal medyadan ’Arkadaş olmak istiyorum’ diye mesaj çekmiş. Ben de yorumuna istinaden ‘Yanlış kayaya tosladın. Amasyaspor’daki Reşat’ın kızıyım diye yaz’ dedim. Yazdı ve bana cevap gelmedi. ’Ağabey özür dilerim, şunu yaparım, bunu yaparım’ demedi. Ben ona istinaden gittim vurdum. Başka hiçbir şey yok. Maçla hiçbir ilgisi yok bu olayın. Namus davası” dedi.

    Saykal’ın yazdığı mesajı daha sonra kaldırdığını ancak Amasya’ya geldiğinde bir kulüp yöneticisinin konuşmasına rağmen kendisinden özür dilemediğini belirten Özlü, “35 yıllık malzemeciyim. Daha bir futbolcuya fiske vurmuş Allah’ın kulu değilim. Hatta orada Özkan ile Habip de önüme geçti. ’Bu namus davası kenara çekilin’ dedim” ifadelerini kullandı.

    Görüntülerin basına yansımasının ardından çok sayıda futbolcunun kendisini arayıp duruma şaşırdıklarını dile getirdiklerini söyleyen Özlü, “Ekmeğimizi yedi. Ayağındaki donuna kadar yıkadım. Bu yazılır mı” şeklinde konuştu.

    OYUNCU MURAT SAYKAL’DAN AÇIKLAMA

    Geçen sezonun ilk yarısında Yeni Amasyaspor’da oynadığını hatırlatan Erbaasporlu oyuncu Murat Saykal, yaptığı açıklamada, “Reşat ağabey sevdiğim biri. Geçtiğimiz yıl beraberdik. Onun bana bu şekilde davranışına ben karşılık veremem zaten. Reşat ağabey farklı şeyler söylemiş ama öyle bir şeyin olmadığını ben dahil, kendi dahil herkes biliyor. Ben oradan uzaklaştım. Oradan geçerken futbolcular bana yöneldi. Burada benim sadece Reşat ağabeyle sorunum olsa bunu Reşat ağabey bana maçtan önce kenara çekip sorsa açıklardım. Onu geçtim futbolcuların derdi ne? Tribünlerle neden böyle bir olay yaşadım ben? Hiç onaylanacak şeyler değil bunlar” şeklinde konuştu.