Etiket: Nedeni

  • Evlilik öncesi güven eksikliğinin nedeni

    Evlilik öncesi dönemde bazı sorular çiftlerin kafasını karıştırıyor. Bu evlilik stresinden ziyade güvensizliği işaret ediyor.

    Şüphesiz her çiftin hayali mutlu bit yuva kurmak. Ancak evlilik aşaması gelip çattığında çiftler bazı olumsuz düşüncelerle baş başa kalabiliyor. Evlilik sorumluluğunu işaret eden duyguyu uzmanlar evlilik stresi olarak tanımlarken, beliren bazı soru işaretlerine karşı dikkatli olunması konusunda çiftleri uyarıyor. Uzmanlar bu soru işaretlerinin stresten ziyade güvensizlikten kaynaklandığını vurguluyor.

    Bağımlılık duygusu, yanlış iletişim nedeni

    İlişkilerde bağlılık ve bağımlılık duygularına değinen Uzman Psikolog ve İlişki Terapisti Mert Koçak,”Evlilik stresi bir insanın evlenmeden önceki zamanında ya da kişinin geçmişte yaşadığı olaylardan ötürü aklında olan soru işaretlerine dayanmaktadır. Toplumumuzda aşk her zaman ön planda tutulmaktadır. Bu nedenle bireyler bir kere aşık oldukları kişiye zamanla bağımlılık geliştirirler. Aşkın ilk aşamasında bu bağlılık olarak nitelendirilebilir. Ama daha sonra bağlılık dediğimiz unsur yerini zamanla bağımlılığa bırakır. Bağlılık insanlar arasında rahatlatıcı ve huzur verici bir niteliğe sahiptir. Ama bağımlılık bunun tam aksine insan üzerinde gerginlik ve strese neden olur. Bağımlılık insanın partnerine karşı duyduğu aklındaki soru işaretlerini ortadan kaldırma etkisini göstermektedir. Bireyler bağımlı olduklarından ötürü, aklındaki soru işaretlerine verilecek cevapları sürekli ertelemektedirler. Bu durum evlilik aşamasına kadar gelmektedir. Evlilik aşamasında ise bu durum, insanların flört zamanlarında olduklarından çok daha farklılık göstermektedir. Evlenen çiftlerde yavaş yavaş zihinsel ve fikirsel değişimler meydana gelir. Bu fikirsel değişimler ile birlikte bağımlılıktan dolayı akılda cevaplanmayan sorularla birleşip zamanla kişi üzerinde büyük strese neden olmaktadır. Bu stres ise ilişkilerde ciddi bir şekilde ayrılığı tetiklemektedir.”dedi.

    Bu soru işaretlerine dikkat!

    Evlilik öncesi stresin, kişinin evlenmeden önceki zamanında aklına takılan sorulardan ve geçmiş yaşantılarından edindiği tecrübelerden oluştuğuna dikkat çeken Uzman Psikolog Mert Koçak,”’Acaba evlendiğimde değişir mi? Bana gösterdiği ilgi azalır mı? Sevgi, saygı, şefkat ve aşkı azalır mı? Desteği azalır mı?’ Bu sorular evlilik stresini tetikler. Evlilikle birlikte omuzlarımıza yüklenecek sorumluluklar evlilik korkusunu oluşturan etkenlerdendir. Bu korkuya bir de bu soru işaretleri eklenince stres katlanarak artar. Bu sefer kişi ‘Aslında evlenmeyi çok istiyorum ama çok korkuyorum.’ demeye başlar. Bu cümle bir yerde ayrılık sinyallerinin de işaretini vermek anlamına gelebilir. Çünkü kişi bu soruların getirdiği stresle başa çıkamaz ve bu durumu atlatamazsa sendroma yakalanır. Ben bu durumu evlilik öncesi sendromu olarak adlandırıyorum.

    Ailelere büyük görevler düşüyor

    Evlilik öncesi stresi ile çiftlerin başa çıkabilmesi için ailelere büyük görev düştüğünün altını çizen Mert Koçak,”Çiftler evliliğin getireceği sorumluluklarla birlikte strese girip endişeye kapılabilirler. Bununla birlikte çiftler partnerlerinin doğru seçim olup olmadığını sorgulayarak da strese girebilirler. Bu durumda ailelere düşen görevler çiftleri sakinleştirmek olmalıdır. Kendi ilişkilerindeki güzel yaşanmışlıkları ve hayata dair mücadelelerini örnek olarak vermeleri, evlenecek olan çiftlerin olumlu ve güzel yönlerini çiftlere karşı dile getirmeleri stresi büyük ölçüde azaltacaktır.”şeklinde konuştu. Durumun bu şekilde de aşılamaması durumunda yapılması gerekenlere değinen Uzman Psikolog Mert Koçak,”Bu sorunlar ile baş etmenin bir kaç yolu vardır. Kişisel gelişim kitapları okunabilir ya da gelişimsel programlar izlenebilir. Ama ciddi anlamda bu sorunların en sağlıklı çözümü bu alan ile ilgilenen bir psikologdan destek almaktır.”dedi.

    Çevrenizdekiler sizi doğru mu yönlendiriyor

    İlişkilerde çevresel faktörlerin de ilişkinin seyrini etkileyebileceğini ifade eden Mert Koçak,”İlişkilerde 3’üncü şahıslar bazen çok yapıcı bazen ise çok yıkıcı olabiliyor. Bu ayırımı çok iyi yapmak ve buna göre müdahale izni vermek ya da vermemek gerekiyor. Eğer 3’üncü şahıslar ilişkiniz ve partneriniz hakkında sürekli olumsuz cümleler kuruyorsa, kötü dille eleştiriyorsa ve olumsuz iddialar ortaya atıyorsa buna kesinlikle ‘dur’ demeniz gerekir. Ancak 3’üncü şahıslar ilişkinizi destekliyor, ilişkiniz ve partneriniz hakkında olumlu cümleler kurup her fırsatta sevginizi ve birbirinize nasıl yakıştığınızı size hatırlatıyorsa onlarla dertleşebilirsiniz.”ifadelerini kullandı.

  • Evlikik stresi güvensizlik nedeni

    Evlilik öncesi dönemde bazı sorular çiftlerin kafasını karıştırıyor. Bu evlilik stresinden ziyade güvensizliği işaret ediyor.

    Şüphesiz her çiftin hayali mutlu bit yuva kurmak. Ancak evlilik aşaması gelip çattığında çiftler bazı olumsuz düşüncelerle baş başa kalabiliyor. Evlilik sorumluluğunu işaret eden duyguyu uzmanlar evlilik stresi olarak tanımlarken, beliren bazı soru işaretlerine karşı dikkatli olunması konusunda çiftleri uyarıyor. Uzmanlar bu soru işaretlerinin stresten ziyade güvensizlikten kaynaklandığını vurguluyor.

    Bağımlılık duygusu, yanlış iletişim nedeni

    İlişkilerde bağlılık ve bağımlılık duygularına değinen Uzman Psikolog ve İlişki Terapisti Mert Koçak,”Evlilik stresi bir insanın evlenmeden önceki zamanında ya da kişinin geçmişte yaşadığı olaylardan ötürü aklında olan soru işaretlerine dayanmaktadır. Toplumumuzda aşk her zaman ön planda tutulmaktadır. Bu nedenle bireyler bir kere aşık oldukları kişiye zamanla bağımlılık geliştirirler. Aşkın ilk aşamasında bu bağlılık olarak nitelendirilebilir. Ama daha sonra bağlılık dediğimiz unsur yerini zamanla bağımlılığa bırakır. Bağlılık insanlar arasında rahatlatıcı ve huzur verici bir niteliğe sahiptir. Ama bağımlılık bunun tam aksine insan üzerinde gerginlik ve strese neden olur. Bağımlılık insanın partnerine karşı duyduğu aklındaki soru işaretlerini ortadan kaldırma etkisini göstermektedir. Bireyler bağımlı olduklarından ötürü, aklındaki soru işaretlerine verilecek cevapları sürekli ertelemektedirler. Bu durum evlilik aşamasına kadar gelmektedir. Evlilik aşamasında ise bu durum, insanların flört zamanlarında olduklarından çok daha farklılık göstermektedir. Evlenen çiftlerde yavaş yavaş zihinsel ve fikirsel değişimler meydana gelir. Bu fikirsel değişimler ile birlikte bağımlılıktan dolayı akılda cevaplanmayan sorularla birleşip zamanla kişi üzerinde büyük strese neden olmaktadır. Bu stres ise ilişkilerde ciddi bir şekilde ayrılığı tetiklemektedir.”dedi.

    Bu soru işaretlerine dikkat!

    Evlilik öncesi stresin, kişinin evlenmeden önceki zamanında aklına takılan sorulardan ve geçmiş yaşantılarından edindiği tecrübelerden oluştuğuna dikkat çeken Uzman Psikolog Mert Koçak,”’Acaba evlendiğimde değişir mi? Bana gösterdiği ilgi azalır mı? Sevgi, saygı, şefkat ve aşkı azalır mı? Desteği azalır mı?’ Bu sorular evlilik stresini tetikler. Evlilikle birlikte omuzlarımıza yüklenecek sorumluluklar evlilik korkusunu oluşturan etkenlerdendir. Bu korkuya bir de bu soru işaretleri eklenince stres katlanarak artar. Bu sefer kişi ‘Aslında evlenmeyi çok istiyorum ama çok korkuyorum.’ demeye başlar. Bu cümle bir yerde ayrılık sinyallerinin de işaretini vermek anlamına gelebilir. Çünkü kişi bu soruların getirdiği stresle başa çıkamaz ve bu durumu atlatamazsa sendroma yakalanır. Ben bu durumu evlilik öncesi sendromu olarak adlandırıyorum.

    Ailelere büyük görevler düşüyor

    Evlilik öncesi stresi ile çiftlerin başa çıkabilmesi için ailelere büyük görev düştüğünün altını çizen Mert Koçak,”Çiftler evliliğin getireceği sorumluluklarla birlikte strese girip endişeye kapılabilirler. Bununla birlikte çiftler partnerlerinin doğru seçim olup olmadığını sorgulayarak da strese girebilirler. Bu durumda ailelere düşen görevler çiftleri sakinleştirmek olmalıdır. Kendi ilişkilerindeki güzel yaşanmışlıkları ve hayata dair mücadelelerini örnek olarak vermeleri, evlenecek olan çiftlerin olumlu ve güzel yönlerini çiftlere karşı dile getirmeleri stresi büyük ölçüde azaltacaktır.”şeklinde konuştu. Durumun bu şekilde de aşılamaması durumunda yapılması gerekenlere değinen Uzman Psikolog Mert Koçak,”Bu sorunlar ile baş etmenin bir kaç yolu vardır. Kişisel gelişim kitapları okunabilir ya da gelişimsel programlar izlenebilir. Ama ciddi anlamda bu sorunların en sağlıklı çözümü bu alan ile ilgilenen bir psikologdan destek almaktır.”dedi.

    Çevrenizdekiler sizi doğru mu yönlendiriyor

    İlişkilerde çevresel faktörlerin de ilişkinin seyrini etkileyebileceğini ifade eden Mert Koçak,”İlişkilerde 3’üncü şahıslar bazen çok yapıcı bazen ise çok yıkıcı olabiliyor. Bu ayırımı çok iyi yapmak ve buna göre müdahale izni vermek ya da vermemek gerekiyor. Eğer 3’üncü şahıslar ilişkiniz ve partneriniz hakkında sürekli olumsuz cümleler kuruyorsa, kötü dille eleştiriyorsa ve olumsuz iddialar ortaya atıyorsa buna kesinlikle ‘dur’ demeniz gerekir. Ancak 3’üncü şahıslar ilişkinizi destekliyor, ilişkiniz ve partneriniz hakkında olumlu cümleler kurup her fırsatta sevginizi ve birbirinize nasıl yakıştığınızı size hatırlatıyorsa onlarla dertleşebilirsiniz.”ifadelerini kullandı.

  • Meme estetiği ameliyatının 5 nedeni

    Ege Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ufuk Bilkay, kadınların meme büyütme ameliyatı yaptırmalarının 5 nedenini açıkladı.

    Bir çok kadının güzel gözüktüğüne inandığı için kendinden emin ve yaşam dolu bir hayat sürdüğüne dikkat çeken Estetik Uzmanı Prof.Dr. Ufuk Bilkay, meme büyütme ameliyatlarının kadınların güzel ve çekici gözükmesinde önemli bir katkısı olduğunu söyledi. Memelerinin küçük olduğunu düşünen kadınların özgüvenlerinin eksik olduğunu belirten Dr. Bilkay, “Kadınlar meme estetiğinin ardından özgüvenlerini yeniden kazanıyorlar. İş ve sosyal hayatlarında daha aktif ve pozitif oluyorlar” dedi.

    İşte o 5 neden

    Dr. Bilkay, kadınların meme büyütme ameliyatlarını tercih etmelerinin başında gelen gerekçeleri şu şekilde açıkladı, “Memeleri birbirine asimetrik olan kadınlar var. Bu grupta yer alan kadınlar, vücutlarını daha orantılı yapmak için meme estetiği yaptırıyorlar. Kanser nedeniyle mastektomi yapılarak memesini kaybetmiş kadınlarda kaybedilen memenin yeniden yapılması için estetik yapılır. Emzirmeden dolayı şekilleri bozulan göğüslerini yeniden şekillendirmek ve büyütmek için meme estetiği tercih edilebiliyor. Memesi büyük olan kadınlar da yine meme estetiğini tercih edebiliyorlar. En çok da memesi küçük olan kadınlar bu ameliyatı oluyor.”

  • Tiroid Hastalığının Asıl Nedeni İyot Eksikliği

    Dünyada en yaygın hastalıklarından biri olan tiroid hastalıkları beraberinde birçok rahatsızlığa yol açabiliyor.

    Medicana Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasan Küçükyılmaz, Tiroid hastalığının gelecekte tedavi edilmesi zor olan hastalıklara sebep olduğunu belirtti. Tiroid hormonunun büyüme ve gelişmede önemli rol oynadığını belirten Dr. Küçükyılmaz, vücutta tiroid hormonu sentezi için yeterli miktarda iyot alınması gerektiğini belirtti. Yiyecek, tuz ve su ile iyodun alındığını belirten Dr. Küçükyılmaz, Tiroid hormonlarının vücut ısısını dengeleyen önemli faktör olduğunu ve karbonhidrot metabolizmasını önemli oranda etkilediğini ifade etti.

    Küçükyılmaz, tiroid hormonun insan vücudundaki 15 etkisini şöyle sıraladı:

    “Isı oluşumunu artırır, Büyüme ve gelişmeyi sağlar, insülin salgısı artar, glukoz metobolizmasına değişik etkileri var, Trigliserid, kolesterol miktarını azaltır, bazal metobolizma hızı artar, vitamin gereksinimi artar, oksijen kullanımı artar, kalp hızı, kalp akımı, kalp debisi artar, solunum hızı artar, nabız basıncı artar, protein yıkımı artar, kemik yıkımı artar, mide bağırsak hareketleri artar. adet süresini artırır”.

    KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR VE GEBELİĞİ OLUMSUZ ETKİLİYOR

    Tiroid hastalıklarının en sık görüleni olan Hipotiroide orta yaşlarda daha sık rastlandığını belirten Dr. Hasan Küçükyılmaz, Hipotiroidin kadınlarda daha fazla görüldüğünü belirtti. Dr. Küçükyılmaz sözlerine şu şekilde devam etti: “Yeni doğum yapmış kadınlar, önceden guatrı olanlar, ailesinde tiroid hastalığı olanlar, 50 yaşın üzerinde kadınlarda hipotiroid daha sık görülür. Şeker hastalarında bazı bağışıklık sistemi hastalarında Lityum ve benzeri ilaçları uzun süre kullananlarda hipotiroid sıklığı daha fazladır” şeklinde konuştu.

    Günlük hayatı olumsuz yönde etkileyen Hipotiroid rahatsızlığının belirtilerini Dr. Küçükyılmaz şu şekilde sıraladı: “Kabızlık, ciltte kuruma, ciltte soluk bir renk alma, ilerleyici kilo kazanımı veya kilo vermede zorlanma ödem hali, ses kalınlaşması, kısılma, çatallanma, saç dökülmesi, kaşlarda dökülme, tırnaklarda kırılma, terlemede azalma, kolay yorulma özellikle ilerleyici bir bitkinlik, unutkanlık, odaklanma güçlüğü, düşünme hızında yavaşlanma, sabah yorgunluğu, anlamsız üşümeler, özellikle kadınlarda depresyon işaretleri olduğu zaman hipotiroid akla gelmeli özellikle inatçı ve gezici kas ve eklem ağrıları, uyuşma, el ve kollarda ağrı varsa hipotiroid akla gelmelidir”.

    TİROİD AZ ÇALIŞINCA HAMİLE KALMAK ZORLAŞIR

    Cinsel istekte azalma ve güç kaybının hipotiroid belirtileri arasında yer aldığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasan Küçükyılmaz, hipotiroide bağlı olarak gebe kalma güçlüğü, adet düzensizlikleri gibi durumlarda da tiroid bezi fonksiyonlarının kontrol edilmesi gerektiğini belirtti. Tiroidin az çalışmasına bağlı olarak hamile kalma oranının azaldığını belirten Dr. Küçükyılmaz sözlerine şu şekilde devam etti: “Tiroid az çalışınca hamile kalmak zorlaşır. Tiroid bezinin az çalışması kadının hamile kalmasını zorlaştırırken, çok çalışması da erken doğum ve düşüklere neden oluyor. Eğer kadın hamile kalmak istiyorsa hamile kalmadan önce tiroid fonksiyonları yönünden kontrolden geçmelidir. İyot sağlıklı büyüme için gerekli bir mineraldir.

    Özellikle tatlı su balıkları ve sonrasında ton balığı, mezgit, karides gibi deniz ürünlerinin yanı sıra ıspanak, soya fasulyesi, şalgam, kabak, sarımsak, kuru fasulye gibi sebzelerinde tüketilmesi gerektiğini belirten Dr. Hasan Küçükyılmaz, “Meyveler içinde çilek iyi bir iyot kaynağıdır. Yoğurt, süt, peynir, yumurta, süt ve süt ürünleri iyot bakımından zengindir. Denizden uzak yerlerde yaşayanlarda iyot eksikliği daha sık gelişir. Ayrıca, kara lahana fazla tüketirseniz iyotu tutar. İyotu tuttuğu için tiroid bezinin çalışmasını olumsuz yönde etkiler” şeklinde konuştu.

  • Safra Kesesi Taşı Nedeni Ve Tedavisi

    Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, safra kesesi taşı oluşumunda esas nedenin, hasta olan kese olduğunu söyledi.

    Dr. Yol, safra taşlarının günümüzde kabul edilen tek tedavi şeklinin ise safra kesesinin taşlarla birlikte çıkarılması olduğunu belirtti.

    Samsun Büyük Anadolu Meydan Hastanesi doktorlarından Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, Safra Kesesi Hastalıkları ve Cerrahisi hakkında bilinmeyen konular hakkında önemli açıklamalar yaptı. Prof. Dr. Serdar Yol, safra kesesinin görevinin, karaciğerin ürettiği sarı yeşil bir sıvı olan safrayı depolamak olduğunu söyledi. 20- 60 yaş kadınlarda safra taşı görülme sıklığının, erkeklere göre 3 misli fazla olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yol, “Çok doğum yapmış kadınlarda daha sıktır. Yaş ve şişmanlık görülme sıklığını artırır. 60 yaş üstü insanların yaklaşık yüzde 10 -20’sinde safra taşı bulunur” dedi.

    KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜR

    Genellikle açlık halinde safra kesesinde biriken safranın, burada konsantre edilerek depolandığını ifade eden Prof. Dr. Serdar Yol, “Sindirim sırasında ise safra kesesi kasılarak içindeki safrayı bağırsağa boşaltır. Safranın görevi ise yağların emilimini sağlamaktır. 40 yaş ve üzeri kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülen safra kesesi taşı yiyeceklerden alınan yağın sindirilmesinde sorunlara yol açar. Bu nedenle özellikle yağlı bir yemek sonrası yaşanan aşırı şişkinlik ve karın bölgesinden başlayarak omuza vuran ağrılar safra kesesi taşı belirtisi olabilir. Safra içerisindeki maddeler belli bir oranda bulunur ve bu denge onların eriyik şeklinde kalmasını sağlar. Safra kesesi safrayı konsantre ederken bu oranların bozulması halinde, safra içinde çökelekler (kolesterol kristalleri, pigment birikintileri…) oluşur. Bunlar giderek büyürler ve saptadığımız taşları oluştururlar. 20 – 60 yaş kadınlarda safra taşı görülme sıklığı, erkeklere göre 3 misli fazladır. Çok doğum yapmış kadınlarda daha sıktır. Yaş ve şişmanlık görülme sıklığını artırır. 60 yaş üstü insanların yaklaşık yüzde 10-20’sinde safra taşı bulunur” diye konuştu.

    TAŞ NEDEN OLUŞUR

    Safra taşı olanların büyük çoğunluğunda (yüzde 70-80) şikayet olmadığını belirten Yol, “Bunlar tesadüfen, başka tetkikler sırasında saptanırlar. Bunlara ‘sessiz taş’ denir. Sebep oldukları en önemli şikayet ise karın sağ üst kısmında, sırta da vurabilen ağrıdır. Bazen değişik komplikasyonlara (istenmeyen yan etkiler) neden olabilirler. Küçük taşlar safra kanalına düşüp burada tıkanıklığa yol açarak sarılık meydana getirebilirler. Bazıları pankreas ile ilgili şikayetlere neden olabilir. Bazen şişkinlik, hazımsızlık, özellikle yağlı gıdalara tahammülsüzlük gibi şikayetlere neden olabilirler.

    Safra taşı tanısı günümüzde en kolay ve zahmetsiz olarak ultrasonografi ile konur. Ya da tesadüfen başka tetkikler sırasında saptanır. Safra kesesi taşı oluşumunda esas neden, kesenin konsantrasyon yeteneğindeki bozukluk olduğundan, hasta olan kesedir. Bu neden ile esas tedavi safra kesesinin ameliyatla çıkarılması yani kolesistektomidir. Böylece, hem safra kesesi taşı çıkarılmış hem de tekrar taş oluşturabilecek kese ortadan kaldırılmış olur” şeklinde konuştu.

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Serdar Yol açıklamasını şöyle tamamladı: “Günümüzde kapalı ameliyat (laparoskopik) standart yöntemdir. Emniyetli bir kapalı ameliyat birinci tercih olmalıdır. Hatta, genellikle bu hastanın tercihi bile olmamalıdır. Birinci görevi hastasına ziyan vermemek olan doktor, doğal olarak karnın kesilmesi yerine birkaç delikten ameliyatı hastaya daha az zarar verici bulup onu tercih eder. Teorik olarak bu mümkündür. Ancak ortaya çıkabilecek yan etkiler nedeniyle tercih edilmemelidir. Safra taşlarının günümüzde kabul edilen tek tedavi şekli, safra kesesinin taşlarla birlikte çıkarılmasıdır. Ancak, ameliyatın çok riskli olduğu hastalarda, ameliyat dışı yöntemlerle çare aranabilir. Taşları eritmek için uzun süre ursodeoksikolik asit içeren ilaçlar kullanılabilir. Yüksek riskli (çok yaşlı, ciddi yandaş hastalığı olanlar…), ancak ameliyatın zorunlu olduğu durumlarda ameliyatı bir an önce sonlandırmak gerekçesi ile sadece taşların alınması ile yetinilebilir.”