Etiket: Nedene

  • Unutkanlığa yol açan 3 nedene dikkat

    Memorial Kayseri Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uz. Dr. Şaban Karayağız, unutkanlığın çoğu zaman normal gibi görünse de, bazı hastalıkların ya da vücuttaki hormon yetersizliklerinin sonu olabileceğini söyledi.

    Psikiyatride unutkanlığın kaynağına göre araştırıldığını belirten Karayağız, “Psikiyatride unutkanlık kaynağına göre araştırılmaktadır. Unutkanlık ile ilgili yapılan nöropsikiyatrik testler, hastalığın teşhisi konusunda önemli ipuçları verir. Beyin-davranış ilişkisi temelinde yapılan bu testlerle unutkanlığın nedeni belirlenmeye çalışılır. Bazen beyinden kaynaklanan unutkanlık, çoğu zamanda hormon yetersizlikleri ve vitamin eksikliğinin bir sonucu olarak da ortaya çıkabilir” dedi.

    4 nedenle hafızadaki bilgileri hatırlayamamak

    Unutkanlığın kendini belli ettiği 4 hafıza problemini iyi bilinen bir adresi hatırlayamama, yön ve zaman algısının kaybolması, aynı soruyu ve konuyu tekrar tekrar sorma ve kişileri hatırlayamama olarak sıralayan Karayağız, unutkanlık nedenlerine dair şunları söyledi:

    Vitamin eksikliği ve tiroit hormonu yetersizliği

    “Tiroit hormonu yetersizliği ile vitamin eksikliğinde (D ve B12 vitamini) unutkanlığın ortaya çıktığı belirlenmiştir.Vücuttaki B12 vitamin eksikliği son yıllarda bir sağlık sorunu haline gelmiştir. B12, sinir dokusunun sağlığı ve kırmızı kan hücresinin üretimi için gerekli bir vitamindir. Vücut tarafından üretilmeyen B12; kırmızı et, tavuk, balık, deniz ürünleri, karaciğer, süt ve süt ürünleriyle yumurtada yüksek miktarda bulunmaktadır. Bazı meyve ve sebzelerde de yer alan B12, vücutta eksikse dışardan takviye olarak verilmektedir. Bilinen 13 vitaminden biri olan D vitamininin eksikliğindede unutkanlık görülebilmektedir. İnsan vücudundaki D vitamininin bir kısmı balık, mantar, bazı sebzeler, yumurta, süt gibi hayvansal gıdalardan sağlanırken, büyük bir bölümü ise güneş ışınlarının senteziyle elde edilmektedir. “

    Ağır depresyon hali

    “Her 5 kişiden biri, hayatının belli bir döneminde depresyonla yüz yüze gelmektedir. Baş edilemeyen depresyon ise duygusal ve zihinsel yıkıma yol açmaktadır. Dağınıklık ve dikkat eksikliği de depresyonun belirtileri arasındadır. Kişinin kontrol edemediği heyecan ve huzursuzluk hissi, duygusal bir sarmala neden olur. Aşırı sinirlilik hali ve ağlama nöbetleriyle bu tablo daha da ağırlaşır. Ağır depresyon, kişinin günlük yaşamını ve işlevselliğini olumsuz etkiler. Kaygı seviyesinin yoğunlaşmasıyla, zamanla intihar düşüncesi bile ortaya çıkabilir. Ağır depresyonun etkisiyle de bazen unutkanlık görülebilmektedir.İleri yaşlara kadar devam eden depresyon ise çoğu zaman demansla (bunama) karıştırılabilmektedir. Ayrıca panik atak ve benzeri kaygı bozukluklarında zihin sürekli olarak gerçek olmayan tehditlerle uğraştığından dikkat ve hafıza hep buraya odaklanır. Bunun sonucunda kaygı bozukluklarında da unutkanlık ortaya çıkabilmektedir.”

    Alzheimer ve demans

    “Bazı nöropsikolojik hastalıklar unutkanlığa neden olmaktadır. Alzheimer ve demans başlığı altındaki hastalıklar unutkanlıkla başlamakta, zihinsel bir bozulmaya yol açmaktadır. Bu nedenle ortaya çıkan unutkanlık, yaşa bağlı olarak kendini gösterebilen unutkanlıktan farklı bir tablo çizer. Yaşlıların unutkanlıkla ilgili şikayetlerivarsa bu durum genellikle aile bireyleri tarafından normal olarak karşılanır. Ancak Alzehimer tipi demanstaise hasta, zamanla işlerini planlayamaz ve öz bakımını (tuvalet ve banyo gibi) yapamaz hale gelir. Alzehimer tipi demans sorununun, ileri yaş, sağlıksız ve yetersiz beslenme alışkanlıkları ile kaza sonrası ortaya çıkan travmaların bir sonucu olarak kendini gösterdiği düşünülmektedir.Ayrıca 65 yaşın altında başlayan Alzheimer’da ise hastanın aile öyküsünün olduğu, yapılan araştırmalarda kanıtlanmıştır. Yani ailede genç yaşta Alzheimer olan birey varsa genç nesilde de bu hastalığın çıkma ihtimali yükselmektedir.”

  • Prematüre bebek riski pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıkıyor

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Yenidoğan Yoğun Bakım Uzmanı Dr. Liya Alkılıç, bebeklerin erken doğması olarak bilinen prematüre doğumun pek çok nedeni olabileceğini ifade ederek, “Bunlar; daha önceden prematüre bebek doğurmuş olan kadınlar, ikiz, üçüz veya daha fazla doğum yapacak olan hamile kadınlar, belli rahim veya servikal anormalliklere sahip kadınlar, ilk kez doğum yapan gençler, ilk çocuklarını doğuran 37 yaş üzeri kadınlar” dedi.

    17 Kasım Dünya Prematüre Günü nedeniyle Özel Ege Şehir Hastanesinde etkinlik düzenlendi. Prematüre bebekler, aileleri ve minik bedenleri sağlığına kavuşturan çalışanların katıldığı etkinlik yoğun ilgi gördü.

    Hastane Başhekimi Dr. Volkan Ertuğrul, prematüre bebeklerin tedavisinin deneyimli ellerde ve tam donanımlı hastanelerde yapılması gerektiğini söyledi. Ertuğrul, tedavi sırasında hastane personeline de çok büyük iş düştüğünü sözlerine ekledi.

    “Prematüre doğumun nedenleri”

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Yenidoğan Yoğun Bakım Uzmanı Dr. Liya Alkılıç, sağlıklı büyüme için organ gelişiminin çok önemli olduğunu söyledi ve prematüre bebeklerle ilgili önemli bilgiler paylaştı. Alkılıç, “Bebekler normal süre olarak 38 ile 42 hafta arasında dünyaya gözlerini açar. Yeni doğan bebek, 37 hafta ve öncesinde doğmuş ise bu bebeğe prematüre denir. Prematüre bebeklerin ağırlığı tam zamanında doğan bebeklere göre çok daha azdır. Prematüre bebekler, organlarının gelişmeye zamanı olmadığı için sağlık sorunları yaşayabilir. Prematüre bebek riski pek çok nedene bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Bunlar, daha önceden prematüre bebek doğurmuş olan kadınlar, ikiz, üçüz veya daha fazla doğum yapacak olan hamile kadınlar, belli rahim veya servikal anormalliklere sahip kadınlar, ilk kez doğum yapan gençler, ilk çocuklarını doğuran 37 yaş üzeri kadınlar” şeklinde konuştu.

    “Anne sütü önemli”

    Bebeğe anne sütü verilmesinin önemine vurgu yapan Dr. Liya Alkılıç, “Anne sütü bebeği rahatlatır ve her annenin sütü kendi bebeği için uygundur. Anne sütündeki koruyucu etmenler küçük prematüreler için oldukça önemlidir. Anne sütünün alerjen etkisi yoktur ve daha kolay tolere edilir. Emmesi olmayan bebekler için anne sütü steril ortamda sağılıp biriktirilmeli ve bebeğe verilmelidir. Hastanemizin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi, yoğun bakım ihtiyacı olan tüm bebeklere gerekli desteği sağlamaktadır. Güncel bilgiler ışığında, modern tıbbi donanımıyla bebekleri kısa sürede ailelerine kavuşturmakta, ailelerin bilgilendirilmesinde ve eğitiminde gerekli kaynakları sağlamaktadır” dedi.

  • Tekrarlayan Gebelikte, Tedavi Nedene Yönelik Olmalı

    Halk arasında “düşük” olarak bilinen gebelik kayıpları, bebek sahibi olma heyecanı ve hayali yaşayan çiftlerin korkulu rüyası. Özellikle anne adayı üzerinde travmaya yol açabilen ve tıp dünyasında “tekrarlayan gebelikler” diye adlandırılan bu kayıpların, iki kez gerçekleşmesi halinde, daha fazla beklenmeden araştırılması gerekiyor.

    Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü Uzmanı Doç.Dr. Tayfun Çok, tekrarlayan gebelik kayıplarının tanı ve tedavisinin, kadın hastalıkları ile doğum uzmanları arasındaki en tartışmalı konulardan olduğunu kaydetti. Amerikan Üreme Sağlığı Cemiyetinin iki, Avrupa Üreme Sağlığı Cemiyetinin ise üç kayıptan sonra araştırma yapılmasını önerdiğini hatırlatan Doç.Dr. Tayfun Çok, tartışmanın yaygın boyutlarına dikkati çekti.

    İKİ YA DA DAHA ÇOK KAYIPTA PROBLEMLER AYNI

    Doç.Dr. Tayfun Çok, yapılan bir araştırmaya göre; iki gebelik kaybı olan hastalar ile daha fazla kaybı olan hastalar arasında bu soruna yol açan problemler arasında fark olmadığının tespit edildiğini bildirdi. Doç.Dr. Çok, “Bu yüzden iki gebelik kaybından sonra hastalarda araştırma yapılabilir. Kaldı ki, anne olma hayali ve heyecanıyla başlayan gebelik macerası iki kez hayal kırıklığı ile sonuçlanmış ve yine aynı sonuçla karşılaşma endişesi yaşayan bir kadına ‘bir düşük daha olduktan sonra araştırma yapılabileceğini’ söylemek çok kolay değil.” dedi.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç.Dr. Tayfun Çok, tıp alanında dünya ölçeğinde yaşanan gelişmelere rağmen bu çiftlerin ancak yüzde 40-50’sinde gebelik kayıplarının sebebinin saptanabildiğini kaydetti. Doç.Dr. Çok, “Bu hastalarda araştırılması için hemfikir olunan bazı rahatsızlıklar da var. Bunlar, pıhtılaşma ve gebelik kayıpları ile seyreden otoimmün (bağışıklık sistemi kaynaklı) bir hastalık olan AFS (antifosfolipid antikor sendromu), rahim anormallikleri ve çiftlerin kromozom anormallikleridir” diye konuştu.

    RAHİM ANORMALLİKLERİ DÜZELTİLEBİLİR

    Antifosfolipid antikor sendromu tedavisinde, heparin ve aspirin gibi pıhtılaşmayı azaltıcı ilaçlar kullanıldığını kaydeden Doç.Dr. Tayfun Çok, “Rahim anormalliklerini ise rahimde perde ve rahimde şekil bozuklukları ( T veya Y şeklinde rahim) olarak sayabiliriz. Halk arasında rahim filmi olarak bilinen histerosalpingografi (HSG) ile tanısı konulmaktadır. Bu anormallikler, histeroskopi adı verilen vajinal yoldan kamera ile rahim içine girilerek yapılan dikişsiz bir ameliyatla düzeltilebilir. Tek taraflı rahim (unikornuterus) ve çift rahim (bikornuuterus) ise düzeltilemez, ancak bu rahimlerdeki gebelik kaybı oranı daha azdır.” bilgisini verdi.

    GEREKSİZ TEDAVİLERDEN KAÇINMALI

    Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü Uzmanı Doç.Dr.Tayfun Çok, çiftlerdeki kromozom anormalliklerinde ise tüp bebek ve genetik tanı tedavisi kullanılabileceğini söyledi. Doç.Dr. Tayfun Çok, “Bu tedavide tüp bebek tedavisi ile oluşturulan embriyoların bazı hücreleri alınarak genetik olarak incelenip sağlam olanlar rahim içine bırakılmaktadır. Bu hastalarda doğuştan olan tombofililerin (pıhtılaşmaya yatkınlık) araştırılması ve tedavisi tartışmalıdır ve önerilmemektedir. Yapılan çalışmalarda, bu hastalarda ve herhangi bir neden bulunamayan hastalarda uygulanan pıhtılaşmayı önleyici tedavilerin canlı doğum oranlarını arttırmadığı gösterilmiştir. Yine yakın zamanda açıklanan bir araştırmada; nedeni açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı olan hastalarda sıklıkla kullanılan progesteron hormonu tedavisinin de bir faydasının olmadığı bulunmuştur” ifadelerini kullandı.

    Doç.Dr. Tayfun Çok, açıklamalarını; “Hastalar için oldukça üzücü bir durum olan tekrarlayan gebelik kayıpları araştırılmalı ve nedene yönelik bir tedavi planlanmalıdır. Faydası olmayan gereksiz tedavilerden de kaçınılmalıdır” diye tamamladı.