Etiket: “Ne

  • Kazada yaralanan annenin feryadı: “Ne olur yavrularımın bir sesini duyayım”

    Aksaray’da sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu meydana gelen ve 7 kişinin yaralandığı trafik kazasında yaralanan annenin feryadı yürekleri sızlattı. Olay yerinde ilk müdahalesi ambulans içinde yapılan anne, ‘ne olur yavrularımın bir sesini duyayım’ diye sağlık görevlilerinden yardım istedi.

    Kaza, Aksaray – Ankara Karayolu’nun 25’inci kilometresinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Aksaray’dan Ankara istikametine seyreden Yüksel Batur (36) idaresindeki 06 VM 374 plakalı otomobil, sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu şarampole takla attı. Kazada sürücü ve araçta bulunan Ayşe Doğan (48), Muhammet Talha Batur (11), Emine Batur (47), Ayşe Nefise Batur (12), Nafize Doğan (70) ve Ayşe Betül Doğan (14) olmak üzere 7 kişi yaralandı. Diğer sürücüler tarafından haber verilmesi üzerine olay yerine çok sayıda ambulans ve polis ekibi sevk edildi. Kısa sürede olay yerine gelen 112 Acil ekipleri yaralılara ilk müdahaleyi olay yerinde yaparken, yaralı anne Emine Batur’un ambulans içinde ilk müdahalesi yapılırken söyledikleri herkesi duygulandırdı. Yaralanan çocuklarını merak eden anne Batur, “Ne olur yavrularımın bir sesini duyayım, ne olursunuz” diye sağlık görevlilerine yalvarırken, diğer sağlık görevlileri de yaralı çocuklara müdahale etti.

    Yaşadığı kazayı anlatan otomobil sürücüsü Yüksel Batur, “Ben düz geliyordum. Herhangi bir şey yoktu. Bir anda araba sola çekti. Sola çekince ben de hemen düzelteyim dedim. O arada sola doğru yatmaya başladı, sağa doğru kırınca aldı aşağıya attı” dedi. Yaralılar ilk müdahalelerinin ardından Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Burada tedavi altına alınan yaralıların durumlarının iyi olduğu öğrenildi. Kazayla ilgili soruşturma başlatıldı.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Ne yazık ki stratejik ortaklarımız terör örgütleriyle ortak hareket ediyor”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şanlıurfa’nın Harran ilçesinde katıldığı iftar programında, “Ne yazık ki stratejik ortaklarımız terör örgütleriyle ortak hareket ediyorlar” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 16 Nisan tarihinde gerçekleştirilen ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ ile ilgili referandumda 97.2 oy oranıyla ilçeler arasında Türkiye birincisi olan Harran ilçesinde iftara katıldı. “Kardeşlik Sofrası”nda iftarını açan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmada, stratejik ortaklığı bulunan ülkelerin terör örgütleri ile birlikte hareket etmesine tepki gösterdi.

    “Fırat Kalkanında ne yaptıysak orada da bunu yapacağız”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, “Suriye’de bu olumsuz gelişmelerin yarın bir gün sınırlarımıza tehdit oluşturması, böyle bir tehdit ile karşı karşıya gelirsek bütün dünya bilsin. Fırat Kalkanıyla ne yaptıysak orada da bunu yapacağız. Bunu herkes bilsin. Ne yazık ki stratejik ortaklarımız, terör örgütleriyle beraber hareket ediyorlar. Biz kendilerine dedik ki DAEŞ terör örgütüne karşı beraber yapalım. Dokuz koalisyon ülkesiyle beraber DAEŞ denen terör örgütünü halledemez miyiz? Bu PYD, YPG terör örgütüdür. Ne yazık ki bunda ısrarlı oldular. Ne yazık ki ülkemiz için bir tehdit oluştuğunda kimseye danışmaz gerekeni yaparız. Biz bu güne kadar her şeyde uluslararası hukuka dikkat ettik. Gaziantep’te 53 kardeşimizi şehit ettiler. Artık sabredemeyiz dedik ve Cerablus’a girdik. Adından Rai’ye girdik, arkadan Dabık’a, arkadan El-Bab’a girdik. Şu anda 2 bin kilometreyi aşkın bir alan kontrolümüzdedir. Şimdi oraya gerçek sahipleri dönüyorlar. Gelin Münbic’te de bunu yapalım dedik. Oyalama yapıyorlar. Rakka’da beraber yapalım dedik. Terör örgütü YPG ile birlikte hareket etmeye karar verdiler. Siz bilirsiniz dedik. Şimdi yürüyorlar. Bakalım ne yapacaklar?” dedi.

    “İnsanlık örneğinde maalesef birçok ülke sınıfta kaldı”

    Batı ülkelerinin yanı sıra İslam ülkelerine de Suriye konusunda tepki gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Böyle bir aziz milletin evladı olarak böyle bir şehirle yol yürümekten şeref duyuyorum. Rabbim birlik, beraberliğimizi, uhuvvetimizi güçlendirsin diye dua ediyorum. Türkiye’nin verdiği bu insanlık örneğinde maalesef birçok ülke sınıfta kaldı. Suriye krizi tarihe kara bir leke olarak kazındı. 10 yıllardır diğer ülkelere hukuk ve demokrasi dersi veren batı ülkeleri Suriye halkının insan hakları, hürriyet, demokrasi taleplerine sırtlarını döndüler. Kendi vatandaşları için en temel hak olan demokrasiyi Suriyeli kardeşlerimize çok gördüler. Uluslar arası toplum Suriye’de 1 milyon insana zulmeden bir devlete sessiz kaldı. Bu süreçte Suriye’de yıkılan binaların altında kalan bedenlerin yanında, batının insanlığı da kalmıştır. Suriye’nin asıl kaybedeni, yeterli tepkiyi veremeyen İslam Dünyası olmuştur. Batının 1 damla petrolü, 1 candan daha kıymetli zihniyetine destek veren İslam ülkeleri Suriye’de ki olanlara tepki göstermediler” ifadelerini kullandı.

    “Aslolan bu milletin gönlüne yürümektir”

    Adalet yürüyüşü yapan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na da konuşmasında göndermede bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Birileri ülkemizi bölmek isteyenlerle aynı yolda yürüyebilirler. Yollar yürümekle aşınmıyor. Varsın yürüsünler. Bu ülkenin birliğini bozmayın, dayanışmamıza gölge düşürmeyin. Yürümekle bir yerlere varamayacaksınız. Aslolan bu milletin gönlüne yürümektir” diye konuştu.

    16 Nisan Referandumu’nda ilçeler arasında birinci olan Harran’ı kutlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “16 Nisan’da yapılan referandumda Harran birinci ilçe oldu. Şanlıurfa birinciliği ilçeler bazında yüzde 96.3 ile aldı. Akçakale yüzde 95.3 ile üçüncü oldu. Şanlıurfa yüzde 70.82 ile 13’üncü sırada oldu. Sizleri tebrik ediyorum. Ama işimiz bitmedi, daha çok işimiz var. Bu sofralar çok güzel sofralar, zira Pazar günü idrak edeceğimiz Ramazan Bayramı’nın hepimiz için felaha, barışa, selamete vesile olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Suriye ve Irak başta olmak üzere İslam Dünyasında yaşanan acıların, zulümlerin, sıkıntıların biran önce sona ermesini Allah’tan niyaz ediyorum. İnşallah bayramları bayram gibi kutlayacağımız günlerin yakın olduğunu ümit ediyorum. Sözlerimin hemen başında bir hakkı teslim etmek istiyorum. Harran başta olmak üzere tüm Şanlıurfalılara 6 yıldan beri süren Suriye krizinden beri vefa gösterdikleri için şükranlarımı sunuyorum. Şanlıurfalı kardeşlerim Suriye’den muhacirlere ensar oldular, gönüllerini açtılar, imkanlarını onlarla açtılar. Devlet olarak yaklaşık 30 milyon dolar Suriyeli kardeşlerimiz için harcama yaptık. 2 milyon Suriyeli kardeşimizi burada ağırlıyoruz. Batı 100, 500, bin, 5 bin, 10 bin kişinin hesabını yaparken biz 2 milyon muhaciri burada ağırladık. Verdikleri sözleri de hiçbir zaman tutmadılar. Bütün bu süre içerisinde 2016’nın Temmuzuna kadar 3 milyar dolar vereceklerdi, 2016 yılı sonuna kadar 3 milyar dolar vereceklerdi ancak 750 milyon dolar verdiler. Onlardan destek gelse de gelmese de Türkiye kardeşlerine gereken desteği vermeye devam edecektir. Bu gün Şanlıurfa 430 bin Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Bu Şanlıurfa’nın nüfusunun dörtte birinden fazla Suriyeli kardeşimize kucak açtığı anlamına gelir. Diğer şehirlerimizle birlikte 3 milyon Suriyeli, Iraklı misafirlerimiz hayatlarını sürdürüyor. Hamd olsun bu güne kadar ciddi hiçbir sorun ile karşılaşmadığımız gibi tam tersine göz yaşartıcı fedakarlık yaşanıyor. İnşallah bundan sonrada hiçbir ayrım gözetmeden mazlum ve mağdurlara sahip çıkmaya devam edeceğiz. Biz bu çarpıklığa karşı elimizin yettiği kadar mücadele ediyoruz.”

    “Bölgemizdeki istikrarsızlıktan nemalananlar bizim her fırsatta hakkı ve adaleti dillendirmemizden rahatsız oluyorlar” diyen Erdoğan, “Ülkemize karşı yürütülen karalama kampanyalarının sebebi budur. DAEŞ terörüne karşı en büyük mücadele veren Türkiye’yi teröre destek veren ülke olarak göstermek bu oyunu bozuyor olmamızdandır. Sadece iftarıyla kalmadılar. Suriye’deki ateşi ülkemize taşımaya kalktılar. Reyhanlı olayları, DAEŞ’in intihar saldırısı, PKK’nın eylemleri, FETÖ’nün darbe girişimi hep bu planın parçalarıdır. Türkmenlere yardım götüren MİT tırlarının durdurulması da yine kirli planın paçasıdır. Türkiye’ye yönelik bu aşağılık senaryoda yer alanlar bu gün hukuk önünde hesap veriyorlar. İnşallah Suriye’de ki Irak’ta ki oynanan oyunları, bu oyunu tezgahlayanların başına geçireceğiz. Fırat Kalkanı hareketiyle ilk adımı attık. Bölgede 2 bin kilometrelik bir alanı teröristlerden temizleyerek Suriyeli kardeşlerimizin emniyet içinde yaşayacakları bölge kurduk. Bu sayede 100 bin Suriyeli kardeşimiz hasret çektikleri evlerine döndüler. Bu sayı her geçen gün daha da artıyor. Bundan sonrada Suriye’ye barış ve huzur gelmesi için çalışmalarımızı aralıksız sürdüreceğiz” diye konuştu.

  • Bakan Çelik: ’’Ne bugün ne dün intikal eden hiçbir olumsuz hadisenin sümen altı edilmesi söz konusu olmamıştır’’

    Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, hakkında verilen gensorunun görüşmelerinde, ’’Tarım ve Kredi Kooperatifi Gıda A.Ş. 2011, 2012, 2013 yıllarında meydana gelen zararın 50 milyon TL olduğuna dair iddia ortaya atıyorsunuz. O dönemdeki yönetim ve ilgili müdürler Merkez Birliği’in iştiraki olan Tarım ve Kredi A.Ş. iddiaları soruşturmuş, yargıya intikal ettirilmiş, ilgililer hakkında 38 hukuk davası, 35 icra dosyası, 2 savcılık takibi ve bir ceza davası bulunmaktadır. Ne bugün ne dün intikal eden hiçbir olumsuz hadisenin sümen altı edilmesi söz konusu olmamıştır’’ dedi.

    TBMM Genel Kurulunda Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik hakkında verdiği gensorunun gündeme alınıp alınmaması görüşüldü. Genel Kuruldaki görüşmeler sırasında konuşan Bakan Faruk Çelik, Türkiye’nin Avrupa’da sığır ithalatında birinci olduğu iddialarına ilişkin olarak, ’’Avrupa’da yüzde 71 domuz eti tüketiliyor. Onun için burada mukayeseler yapılırken hayvan, canlı hayvan, sığır ithalatını bugün olan hadiseymiş gibi takdim etmenizi de anlamakta zorlanıyorum. 1969 yılında 654 bin dolarlık et ve hayvan ithalatı gerçekleştirilmiş. 1990’da 123 milyon dolarlık ithalat gerçekleşmiş. 1995 yılında 420 milyon dolarlık canlı hayvan ve et ithalatı gerçekleştirilmiş. 2000 yılında 34.5 milyon dolarlık, 2016 yılında da aynen 1995 yılında olduğu gibi 422 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirilmiş’’ ifadelerini kullandı.

    Üre fiyatlarının daha yüksek olduğu iddiası hakkında ise Çelik, ’’Tonu piyasada bin lira, Tarım Kredi’de 926 lira. Burada laf söylediğiniz zaman bunun altının dolu olması lazım’’ şeklinde konuştu.

    Bakan Çelik, Tarım ve Kredi Kooperatifine ilişkin olarak, ’’Tarım ve Kredi Kooperatifi Gıda A.Ş.’de 2011, 2012, 2013 yıllarında meydana gelen zararın 50 milyon TL olduğuna dair iddia ortaya atıyorsunuz. O dönemdeki yönetim ve ilgili müdürler Merkez Birliğinin iştiraki olan Tarım ve Kredi A.Ş. iddiaları soruşturmuş, yargıya intikal ettirilmiş, ilgililer hakkında 38 hukuk davası, 35 icra dosyası, 2 savcılık takibi ve bir ceza davası bulunmaktadır. Ne bugün ne dün intikal eden hiçbir olumsuz hadisenin sümen altı edilmesi söz konusu olmamıştır. Genel müdürün maaşını soruyorsunuz. Maaşı 20 bin lira, net aldığı maaş 20 bin lira. Burada Tarım Kredinin yapmış olduğu çalışma 17 şirketin 9’unu kapatmış veya diğer şirketlerle birleştirmiş’’ dedi.

    Havza bazlı destekleme yöntemine geçtiklerini ifade eden Çelik, hayvancılıkta yerli besiyi ön plana çıkaracak projeleri hayata geçirdiklerini söyledi. Bakan Çelik, ’’Ovaların korunması, tarımsal arazilerin sit alanı ilan edilmesi çalışmalarımızı başlattık. Geçen hafta 41 ova daha ilan edildi. Buralara çivi çakılamayacak, buralar tarım arazisi olarak korunacak. Bugün itibariyle 192 ova oldu’’ diye konuştu.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Ne kadar terör örgütü varsa hepsinin inine girdik, giriyoruz. Sırada olanlar var onlara da gireceğiz”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD)’nin Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Ne kadar terör örgütü varsa hepsinin inine girdik giriyoruz. Sırada olanlar var onlara da gireceğiz” dedi.

    MÜSİAD Genel Kurulu bugün Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Genel kurula, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanı sıra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu , Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Orman ve Su işleri Bakanı Veysel Eroğlu, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, İstanbul Valisi Vasip Şahin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak ve çok sayıda işadamı katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görevi bırakacak olan MÜSİAD Başkanı Nail Olpak’a teşekkür ederek, “Eşitliğin, güvenin, refahın, huzurun, sağlanması için faaliyet getiren işadamları bir araya getiren bir MÜSİAD’tan önümüzdeki dönemde çok büyük hizmetler bekliyoruz. MÜSİAD’ın diğer iş dünyasından farkı toplumun tamamına yönelik eğitim ve rehberlik çalışmalarını yapmasıdır” dedi.

    2015 Nisan ayından bu yana Türkiye’nin yaşadıklarını gözlerinin önünden geçirilmesini rica eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülke ve millet olarak ne büyük badireler atlattığımızı görebiliriz. 7 Haziran seçimlerinin sonuçları, AK Parti döneminde bin bir zorlukla tesis ettiğimiz istikrar ve güveni tehlikeye düşürdü. Türkiye koalisyon dönemlerinin sancılarını tüm dehşetiyle yeniden kapısında buldu. “Koalisyon da olur” diyenler aslında o dönem cevaptı, demek ki olmuyormuş .Belirsizlik ortamını fırsat bilen bölücü terör örgütü pek çok ilçemizde eylem başlattı. Vatandaşın evine, mahremine giren teröristlere tabii aman vermedik. Güvenlik güçlerimizin kahramanca mücadelesiyle bu eylemler amacına ulaşamadı. Teröristleri devlete meydan okumak için açtıkları çukura gömerek ülkemizin büyük bir tehditten kurtulmasını sağladık. DEAŞ da sınırlarımızın yakınında yoğun bir saldırı başlattı. FETÖ ise ihanetlerine hiç ara vermedi. 1 Kasım seçimleriyle birlikte ülkemizin yeniden güçlü bir hükümete kavuşmasıyla terörle mücadele çok daha etkin hale geldi. Her topyekün saldırı gibi ekonomik ayağını da ihmal etmediler. Türkiye terör örgütleriyle mücadeleyle başarıya ulaşarak, hem de ekonomisini toparlayarak 2016’da yeni bir atılıma geçti. 15 Temmuz darbe girişimiyle işte bu sırada karşılaştık. Türkiye tarihinin en büyük ihaneti yapan bu darbe girişimini başlatanlar karşılarında yaşlısı ,genci, kadınıyla karşılarında kıyama kalkmış milleti gördü. Biz de milletimizle birlikte darbecilerin üzerine gittik. Şehit ve gaziler hepimizi can evimizden yaraladı. Namusumuza el uzatan hainleri ülkemize bırakmadık. Darbenin bastırılmasıyla birlikte tüm gücümüzle FETÖ terör örgütünün üzerine gittik. Kamu kurumları, iş dünyası, siyasette tespit edilebilen ne kadar FETÖ mensubu varsa hepsinden hesap sormaya başladık. Şu anda temizlik harekatı yapıyoruz” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, terör örgütlerinin yuvasına dönüşen Suriye’den Türkiye’ye yönelik tehditleri bertaraf etmek için Fırat Kalkanı harekatı başlatıldığını söyleyerek, “Şimdi ise gerek ABD, gerek Rusya ile yaptığımız görüşmelerde gelinen nokta var. Bu nokta izleme noktası bizim için izleme. Rakka’da DEAŞ terör ögütü var. Şu anda, ABD iki terör örgütüyle birisi siyasi ayak birisi eylem ayağı. PYD ile YPG.ABD,’ Ben bunu YPG ile halledeceğim’ diyor. Halledeceksen buyur hallet hayırlı olsun. Ama şunu da bilin Suriye’nin kuzeyinde ülkemize taciz olacak olursa o zaman da biz bundan sonra kimseyle konuşmayız. Kararımızı kendimizi veririz. Nasıl Cerablus’ta göbeğimizi kendimiz kestiysek, adım attıysak bundan sonra da atarız. El bab’ı teröristlerden temizledik. Fırat Kalkanı harekatını başarıyla nokta demeyeceğim, virgül koyduk. Bundan sonra devamı gelebilir.” dedi.

    Terör örgütü PKK ile mücadeleye de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “PKK terör örgütüne karşı tarihin en başarılı operasyonları yürüttük, yürütüyoruz. Güya yaz aylarında büyük eylemlere hazırlanan terör örgütüne saklandığı dağları, mağaraları dar ediyoruz. İnlerine gireceğiz demiştik ne kadar terör örgütü varsa hepsinin inine girdik giriyoruz . Sırada olanlar var onlara da gireceğiz. Bu operasyonları yürüten kardeşlerimizden biri de Aydoğan Paşamızdı” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şırnak Şenoba’da helikopter kazasında şehit olan Tümgeneral Aydoğan Aydın ile gerçekleştirdiğini telefon konuşmasını anlatarak, Aydın’ın yazdığı ” Hanke’ye Ağıt” şiirini okudu.

  • Bahçeli: “Ne PKK, ne FETÖ, ne de bir başka muhasım odak Türkiye’yi dize getiremeyecektir”

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “ Milliyetçi-Ülkücü Hareket, aleyhte propagandalara, sinsi provokasyonlara, vahim iftira ve karalamalara rağmen Türkiye’nin hak ve hukukunu müdafaa konusunda özverili, sorumlu ve fedakarca tavır sergileyecektir. Nitekim şimdiye kadar yaptığımız da budur. Ne PKK, ne FETÖ, ne de bir başka muhasım odak Türkiye’yi dize getiremeyecektir” dedi.

    MHP Genel Başkanı Bahçeli, Ankara’nın Kızılcıhamam ilçesindeki Ülkücüler Şehitliği’ni ziyaret etti. İlk olarak Şehitler Anıtı önünde dua eden Bahçeli, daha sonra anıtın önüne ve şehitlerin isimlerinin bulunduğu mermerlerin önüne karanfil bıraktı. Ülkücü Şehitleri anma programında yaptığı konuşmada Bahçeli, “Mukaddes bir ayın ilk gününde, on bir ayın sultanı Ramazan-ı Şerif’in hemen başında manevi bir görevi yerine getirmek maksadıyla burada toplandık. Her Mayıs ayının 27’sinde, kalplerimize taht kurmuş, Türk tarihine damga vurmuş Ülkücü Şehitlerimizi özlemle, minnetle ve elbette Fatihalarla yaad ediyoruz. Onların haklarını ödemek ne mümkün, bir nebze olsun vefa borcumuzu yerine getiriyoruz. İnancımıza göre şehitlik en büyük mertebedir. Şehitlerin Allah katında kadir ve kıymetleri müstesna niteliktedir. Yine biliyor ve inanıyoruz ki, şehitlik peygamberlikten sonra en yüce makamdır. Allah yolunda şehadet şerbetinden kana kana içenler ölü değildir. Bilakis onlar diridirler, fakat bunu sadece biz göremeyiz. Şehitlik muazzam bir inanışın, muhteşem bir duyuş ve kendinden geçiş halinin sonucudur. Bu nedenle de ancak seçilmiş insanların yolu, seçkin ruhların marifet ve mükafatıdır” diye konuştu.

    “Milliyetçi-Ülkücü Hareke milli mukavemeti kırmak isteyen odaklara aman vermedi, teslim olmadı”

    Milliyetçi Ülkücü Hareket’in şerefli geçmişinin bu mükafat ve liyakata erişmiş nice yiğit ülkü şehidinin hatıralarıyla dolu olduğunu vurgulayan Bahçeli, “Onların alnı açıktı. Onların başı dikti. Onların vicdanı rahat, yürekleri de vatan, millet ve bayrak aşkıyla bezenmişti. Tıpkı merhum Ömer Seyfettin’in Başını Vermeyen Şehit hikayesindeki Deli Mehmet gibi, her biri onur timsali, ahlak kutbu, fedakarlık burcuydu. Yine her bir Ülkücü Şehidimiz, Çanakkale’de devleşip fırın gibi siperlerde parlayan, Allah Allah sesleriyle toprağın koynuna adeta atılan, yiğit ve muzaffer nesil gibi korkusuz, tavizsizdi. Şundan eminiz ki, bir hilal uğruna can veren şehitlerimiz gök kubbemizde aziz vatanımızın ebedi ve manevi muhafızlarıdır. Onlar her daim bizimledir. Nitekim şehitlerimiz, merhum vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu dizelerinde gerçek anlam ve karşılığını bulmuştur: “Sana dar gelecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın.” Ülkücüler, kendilerine ihtiyaç duyulan her anda ortaya çıkarak millet ve vatan sevgisinin sınavını şehadet ve mahkumiyet karşısında verebilmişlerdir. Bu itibarla aziz şehitlerimizle ne kadar övünsek az, ne kadar gurur duysak yetersizdir. Şehitlerimizi ve kutlu mücadelelerini unutmak ise asla mümkün değildir. Unutursak eğer kanımız kuruyacaktır. Unutursak eğer kalbimiz çürüyecektir” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’nin zorlu ve meşakkati fazla olan bir döneminde Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in ümitsizliğe kapılmadığını, yılgınlık göstermediğini ifade eden Bahçeli, “Milli mukavemeti kırmak isteyen odaklara aman vermedi, teslim olmadı. Çünkü inanıyorduk. Çünkü haklı ve tarihi bir davaya bağlanmıştık. Akif’in dediği gibi; cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz. Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz. Yürüdük, zalimlere direndik. Yürüdük, hainleri süpürdük. Asım’ın nesli olduğumuzu bilerek yürüdük, Türk’e ve Türkiye’ye düşman kesilenlerle bugünlerde olduğu gibi hesaplaştık. Kabul edilmelidir ki, bu hesap ağır oldu. Sosyal bedeli yüksek çıktı. Zaman oldu sükut kadar kimsesiz, zaman oldu çığlık kadar hür olduk. Ancak küsmedik, gücenmedik, vazgeçmedik, bana ne demedik. Acizlik ve atalet göstermedik. Yorgunluk ve bezginlik sarmalına girmedik. Kimimiz şehit oldu, kimimiz gazi. Kimimiz mahkum oldu, kimimiz mağdur. Ne var ki millete, tarihe, ecdada, bizlere umut bağlayan mazlumlara çok şükür mahcup olmadık, mağrurluğumuzdan ödün vermedik” açıklamasında bulundu.

    “Geriye dönüp baktığımızda, bizi utandıracak, kahredecek bir olumsuzluğun olmadığını gönül huzuruyla söylemek isterim”

    Bahçeli, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Milliyetçi-Ülkücü Hareket asaletini hiç kaybetmedi. Sadakatten hiç ayrılmadı. Cesaret ve hamiyet çizgisinden de hiç sapmadı. Gün geldi, nefesi yetişmeyenler geriye düştü. Gün geldi, nefislerine tutsak düşmüş, dünyevi menfaatlerini davanın önüne çıkaranlar gevşeklik gösterip yanlışa girdi. Bizden sandıklarımızın karanlık yüzlerine, iş birlikçi niyetlerine, şer oyunlarına şahitlik ettik. Melanet saldırı ve melun senaryolara muhatap kaldık, ama eğilmedik, ezilmedik. Üstelik bunlara takılmadık, aldırış etmedik. Biliyorduk ki, fikrimiz isabetli, ülkülerimiz doğruydu. Yüzümüz ak, yönümüz aydınlıktı. Geldiğimiz yer belli, gideceğimiz yer bilinmekteydi. Kökümüzden kopmadan mücadele ettik. Kimliğimizi savunarak, kaynaklarımızı koruyarak millet-i ebed müddet, devlet-i ebed müddet iradesine sahip olduk. Ya devlet başa, ya kuzgun leşe kararlığımızdan en ufak taviz vermedik. Dedik ki, ancak Allah karşısında eğiliriz. Kula kulluk etmez, tutsaklık nedir tanımayız. Şairin “Bir baksana gökler uyanık, yer uyanıktır. Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır” seslenişine kulak verdik. Uyanık bir şuur, faal bir muhayyile, iman etmiş bir kalp, Türk-İslam ülküsünde erimiş yüreklerle asrın tuzak ve komplolarına meydan okuduk. Dünya yıkılsa da irademizin ve iddialarımızın sarsılmayacağını sayısız badireden çıkarak, nice felaketleri aşarak ispat ettik. Geriye dönüp baktığımızda, yaşanan onca acı ve ıstırap verici hadiseyi yorumladığımızda, hamd olsun, bizi utandıracak, kahredecek bir olumsuzluğun olmadığını gönül huzuruyla söylemek isterim. Ülkücü şehitler hem tanığımız hem de onurumuzdur. Onlar ki, milliyetçiliğin hor görüldüğü dönemlerde, şahlanacağı günlerin hasretini çekmişlerdi. Türklüğün boynu bükük duruşundan, doğrulacağı zamanın umudunu taşımışlardı. Gönüllerinde millet sevgisi, kalplerinde Allah inancı, akıllarında tükenmeyen bir dava şuuruyla hedefe kilitlenmişlerdi. Bazen kör bir kurşun, bazen kahpe bir pusu, bazen de alçak bir idam sehpası onları bizden kopardı. Daha güçlü bir Türkiye istiyorlardı, çok görüldü. Daha müreffeh bir millet amaçlıyorlardı, fazla bulundu. Daha kudretli bir devlet arzuluyorlardı, çekemeyenler harekete geçti. Ülkücü şehitlerimiz bedeli kanla, canla ödenmiş büyük ve milli bir görevi yerine getiren Türk milletinin soylu evlatlarıdır. İşte bu sebeple, hepinize tavsiyem odur ki; Bastığınız yerleri, toprak diyerek geçmeyin. Yerin altındaki kefensiz yatan kahramanları her fırsatta düşünün. İncitmeyin onları, sızlatmayın kemiklerini, muazzep olmasın ruhları. Üç hilaldi sancakları, al bayraktı sevdaları, bozkurttu yol başçıları. Namus bellemişlerdi Türk-İslam Ülküsünü. Kabına sığmayan sel idiler. Pranga vurulamayan, vurulmamış olan, davalarının başarı ve bir adım ilerleyişi için ele avuca sığmayan, iffet zirvesi, istiklal ziynetiydiler. Onlar Türklüğün övünç madalyası, şanlı geçmişimizin anıtlaşmış isimleri, her biri feragat ve fazilet simgesi Milliyetçi-Ülkücü şehitlerdir. Rabbim hepsinden razı olsun.”

    “Milliyetçi-Ülkücü Hareket yine görevinin başındadır”

    Türk milletinin beka mücadelesinin dün olduğu gibi bugün de sürdüğünü bildiren Bahçeli, “Bu mücadele çilelidir, zorludur, hunhar ve alçak komploların kıskacındadır. Türkiye, tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden birini yaşamaktadır. Vatan ve millet nöbeti bekleyen evlatlarımızın gün aşırı şehadetleri yüreklerimizi parçalamaktadır. 12 Eylül öncesi sonuç alamayan, emellerine muvaffak olamayan emperyalizmin yerli, yabancı ve yeni yetme uşakları kanlı ve acımasız saldırılarına devam etmektedir. Mahşere kadar ilerleyecek şehitler kervanına her gün yeni katılımların olması bizleri derinden üzmektedir. Vatanımıza yan bakan, tarihi hesapları görmek için kuyruğa giren ne kadar cani heves ve cinayet örgütü varsa karşımızdadır. Milliyetçi-Ülkücü Hareket yine görevinin başındadır. Yine hıyanete karşı milletinin yanındadır. Şiddet ve haydut çetelerine karşı yine devletiyle aynı hizadadır. Bakınız ne diyordu merhum Arif Nihat Asya; “Şehitler tepesi boş değil, toprağını kahramanlar bekliyor. Ve bir bayrak dalgalanmak için rüzgar bekliyor.” Bu rüzgar millet iradesidir. Bu rüzgar Türk’ün bükülmeyen bileği, amansız ve emsalsiz mücadele azmidir. Terörizm illeti sökülüp atılmadıktan, milli birlik ve dayanışma bilinci kökleşip güçlenmedikten sonra önümüz sisli, ömrümüz kısadır” değerlendirmesinde bulundu.

    “Bizi korkutamazlar. Bizi yolumuzdan döndüremezler”

    Bahçeli, şöyle konuştu:

    “Milliyetçi-Ülkücü Hareket, aleyhte propagandalara, sinsi provokasyonlara, vahim iftira ve karalamalara rağmen Türkiye’nin hak ve hukukunu müdafaa konusunda özverili, sorumlu ve fedakarca tavır sergileyecektir. Nitekim şimdiye kadar yaptığımız da budur. Ne PKK, ne FETÖ, ne de bir başka muhasım odak Türkiye’yi dize getiremeyecektir. Biriz, beraberiz; biz Türk milletiyiz. İhanet kol geziyor, işgal müteahhit ve muhipleri at koşturuyormuş; ne gam, ne tasa; Allah’ın izniyle el ele verdikten, omuz omuza durduktan sonra hepsini yener, hepsinin üstesinden milletçe geliriz. Bizi korkutamazlar. Bizi yolumuzdan döndüremezler. Aziz şehitlerimizin beklediği de budur. Ateş çemberinden geçerek bugünlere gelen Milliyetçi-Ülkücü Hareket, işte buradaki devasa Bozkurt heykeli gibi, korku ve korkulukların önüne dikilecek, tehlike ve tehditleri inancıyla eritecektir. Mücadelemizin şahidi taştan duvarları medreseye dönüştüren dava arkadaşlarımızdır ve aramızdadır. Zindanlarda hilal gibi parlayan yüksek haysiyet buradadır.”

    “Neye inanırsak onu söyleriz. Ne görürsek onu anlatırız”

    “Her bir taş medreseli kardeşimin anısını ve adını yaşatmak için diktiğimiz fidanlar, inanıyorum ki, bir süre sonra devasa ormana dönüşecek, Kızılcahamam’dan milletimize güven verecektir” diyen Bahçeli, “Davamızın gazilerine ne yapsak eksiktir. Onlara ve şehitlerimize şükran görevimizi her fırsatta yapacağımız iyi bilinmeli, ülkücü hafızaya da kazınmalıdır. Davadan dönmediler. Milli namusu çiğnetmediler. Mahpuslukta bile, vatan sağ olsun dediler. Katran dökmüş gecelerde ayazları yendiler. Gözyaşlarını içine akıtıp kader dediler. Hayatları boyunca didinip, Karadeniz gibi çırpındılar. Koştular, ama takatten düşmediler. Asla Üç Hilali düşürmediler. Sizler geçmişte tarih yazdınız. Geleceğin de tarihini yazmaya muktedirsiniz. Yeter ki azmedin, inanın, başarmak ve sonuç almak için bir ve beraber kalın. Türkiye’nin tökezlemesini bekleyen alçaklar gibi; zihinlerimiz ipotekli, heyecanlarımız rehinde, yüreklerimiz mühürlü değildir. Neye inanırsak onu söyleriz. Ne görürsek onu anlatırız. Göründüğümüz gibi oluruz, olduğumuz gibi de görünürüz. Milliyetçi Ülkücü Hareket gücünü mukaddesattan, inançlarından, ilkelerinden ve Türk Milletinden alır. Türkiye’nin iyiliğine olmadığına inandığı her hareket karşısında tek başına da olsa sonuna kadar durur. Böylesi bir karar anı geldiğinde kimsenin desteğini ve himayesini aramak gibi bir zafiyet içine düşmez” şeklinde konuştu.

    “Ülkücülük en büyük unvan, şehadet de en yüce makamın adıdır”

    Bahçeli, 4 Ocak 1968’de toprağa verilen ilk şehit Ruhi Kılıçkıran’a, 21 Mart 1970’de şehit edilen Süleyman Özmen’e, 8 Haziran 1970’de şehit edilen Yusuf İmamoğlu’na, 23 Kasım 1970’de şehit edilen Dursun Önkuzu’ya, 10 Mart 1977’de şehit edilen İrfan Öğütçü’ye ve üç yıl sonra şehadette buluştuğu kardeşi Orhan Öğütçü’ye, 4 Ekim 1978’de şehit edilen Recep Haşatlı’ya, 13 Nisan 1979’da şehit edilen Alper Tunga Uytun’a, İlhan Darendelioğlu’ndan İsmail Gerçeksöz’e, Gün Sazak’tan Mürüvvet Kekilli’ye, Ahmet Kerse’den Ali Bülent Orkan’a, Cengiz Baktemur’dan Cevdet Karakaş’a, Fikri Arıkan’dan Halil Esendağ’a, İsmet Şahin’den Mustafa Pehlivanoğlu’na, Selçuk Duracık’tan Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na ve tüm şehitlere verilmiş söz, milli bekayı muhafaza için içtikleri ant olduğunu kaydetti.

    Bahçeli, konuşmasında şunları söyledi:

    “Tekraren ifade ediyorum ki, ülkücülük en büyük unvan, şehadet de en yüce makamın adıdır. Ülkücü yeri gelirse, şartlar oluşursa, vatan ve millet çağrı yaparsa seve seve şehit olmayı göze alan Ötüken sancaktarı, Türk-İslam Ülküsünün kahramanlık destanıdır. Şehitlerimize layık olmak için son nefesimize kadar çalışıp emanetlerine leke sürdürmeyeceğiz. Başka yerde çare aramıyoruz. Aradığımız bizde, içimizde, kaynağımızda, davamızın tam özündedir. Kendimize güveniyor, milletimize inanıyor, tarihten ilhamımızı alıyoruz. Ecdadımız başardı, biz de yapar, biz de başarırız. Allah var, gam yok. Türk milleti var, karamsarlık yok.”