Etiket: “nasıl

  • Bakan Çelik: “Masada müttefik olanların sahada nasıl münafık olduklarını görüyorsunuz”

    Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, düşmana karşı el birliği içerisinde olmak gerektiğini belirterek “Masada müttefik olanların sahada nasıl münafık olduklarını görüyorsunuz. O halde kimseden bir fayda yok” dedi.

    2017 yılı yaş çay taban fiyatını açıklamak için Rize’ye gelen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, Ziraat Çay Bahçesindeki ‘Çayla’ isimli restoranın açılışına katıldı. Bakan Çelik, buradaki açılışının ardından Ardeşen Belediyesi tarafından yapılan Aile Çay Bahçesi’nin açılışına da katıldı. Açılışına Bakan Çelik’in yanı sıra Rize Valisi Erdoğan Bektaş ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı da katıldı. Folklor gösterisinin ardından bir konuşma yapan Bakan Çelik, hep üreticilerin yanında olduklarını belirterek, “Çayın üreticisi olan bu coğrafyada üreticilerimizin sorunlarına duyarlı olmanın yanında onların helal rızık elde etmeleri akıttıkları elin terinin karşılığını almaları konusunda hep destek olduk. Karadeniz Türkiye’nin incisi. Tabiki bu kadar güzel bir sahil ve cennet mesafesindeki yeşil ve mavinin buluştuğu bu coğrafyada insanların huzur, güvenlik içerisinde güzel tesislerde zamanlarını geçirmeleri, dostluklarını pekiştirmeleri en doğal hakkıdır. Dertler ve problemler çok. Bu problemleri aşa aşa geliyoruz. Önümüzde güçlü bir liderimiz var. O liderin öncülüğünde sorunları bir bir çözüyoruz. Bir olarak çalışmamız gerekiyor. Belde, ilçe, il ve ülke olarak çalışmamız gerekiyor. Bizim bizden başka dostumuz yok. İzliyorsunuz masada müttefik olanların sahada nasıl münafık olduklarını görüyorsunuz. O halde kimseden bir fayda yok. 80 milyon kenetleneceğiz ve çalışacağız. Düşmana karşı el birliği içerisinde olacağız. Dostluklarımızı geliştireceğiz ve ülkemizin kalkınması, büyümesi, namerde muhtaç olmaması için elimizden ne geliyorsa ardımıza koymamamız gerekiyor. Bu coğrafyada vatanına, milletine bağlı aziz vatandaşlar olarak inşallah sizler üzerinize düşeni yapacaksınız bizde ülkenin yönetiminden sorumlu arkadaşlarınız olarak bizde üzerimize düşeni yaptık, yapmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

  • (Özel haber) Arkadaşını nasıl döverek öldürdüğünü anlattı

    İzmir’in Karabağlar ilçesinde, tartıştığı arkadaşını döverek öldüren sanık ilk kez hakim karşısına çıkarken, arkadaşını nasıl döve döve öldürdüğünü anlattı. Tartışmada ilk önce arkadaşının kendisini ittiğini belirten sanık Uğur Y.A., “Ben sonra 2 yumruk attım. Bana küfür edince tekme tokat kavga etmeye başladık. Ben dışarı çıktığımda bana küfür edince kafasını kamyonetin kasasına 2 defa vurdum. Yaptığımın telafisi yok ama pişmanım” dedi.

    Olay, geçtiğimiz 25 Şubat Cumartesi akşam saatlerinde Karabağlar ilçesinde meydana geldi. İddiaya göre, reklamcı Uğur Y.A. yakın arkadaşı olan ve birlikte iş yaptığı Barış Haydar Akgün’le alacak-verecek meselesi yüzünden tartışmaya başladı. İki arkadaş arasında yaşanan tartışma büyüdü ve kavgaya dönüştü. Kavgada Uğur Y.A., Akgün’ü yumruk darbeleriyle ve kafasını kamyonete çarparak dövdü. Kavgadan sonra kanlar içesinde aracı ile Menderes’teki evine giden Barış Haydar Akgün, ailesi tarafından kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Olaydan sonra kaçan Uğur Y.A., Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Bürosu ekipleri tarafından Menderes’te yakalanarak gözaltına alındı. Sorgulanmak üzere Bozyaka Asayiş Şube Müdürlüğüne götürülen zanlı ifadesinin ardından çıkarıldığı nöbetçi mahkemece tutuklandı. Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı, sanık Uğur Y.A. hakkında ’Kasten adam öldürmek’ suçundan müebbet hapis cezası istemiyle ile dava açtı.

    “Birlikte alkol aldık”

    İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ilk celseye tutuklu yargılanan sanık Uğur Y.A., sanık avukatı, öldürülen Barış Haydar Akgün’ün eşi Aslıhan Akgün ve alenin avukatı Esra Çifci katıldı. Mahkeme karşısına ilk defa çıkan sanık Uğur Y.A., Barış Haydar Akgün’ü 6 aydır tanıdığını belirterek, “Kısa zamanda iyi bir dostluk kurduk. Barış hurdacılık yapıyordu, boş zamanlarında bana yardıma geliyordu. Benim kamyonetim var onunda arabası vardı. Arabam olmadığı için bazen onu çağırır işe giderdik bende ona yevmiyesini verirdim. Olay günü Barış’ı telefon ile arayıp ’Gelebilir misin?’ dedim. O da bana, ’Arabamı yıkatıyorum’ dedi. Ben de, ’İşin bitince gel birlikte rakı içelim’ dedim. Barış gelmeden ben her zaman gittiğim dükkanımın arkasındaki mekana gidip alkol almaya başladım. Daha sonra Barış da geldi birlikte içtik. Rakıları ben ısmarlamıştım, Barış dedi ki, ’Rakıları sen ısmarladın, biraları da ben ısmarlayayım’ dedi. Bende ’Başka bir mekana oturup pahalı içeceğimize benim dükkana geçip biralarımızı içelim’ dedim’’ ifadelerini kullandı.

    “Kafasını kamyonetin kasasına vurdum, pişmanım”

    Dükkana girdikten kısa bir süre sonra aralarında tartışma çıktığını söyleyen sanık Uğur Y.A., “Para muhabbeti nedeniyle tartışmaya başladık. Barış bana ’Paran mı yok’ dedi. Ben de ona, ’Param var senin hesabına yatırıldı ya’ dedim. O da ’Benim hesabıma paran yatmadı’ dedi. Benim banka hesaplarım hacizli olduğu için Barış’ın banka hesabına para yatırıyordum. Daha sonra Barış’a, ’Benim müşterilerime gidip mal veriyorsun, benim müşterilerimi alıyorsun’ deyince Barış beni göğsümden itekledi. Bende Barış’a bir kaç tane yumruk attım. Ağzı kanayınca bana tükürdü ve bana küfür etti. Sonra birbirimiz girdik tekme tokat kavga ettik. Ben astım hastasıydım, kavga bitince dışarı çıktım hava almaya. Bana küfretmeye devam ediyordu, bende Barış’ı tutup kafasını iki defa dükkanın önündeki kamyonun arka kasasına vurdum. Gözü kanlar içindeydi. Pişman oldum. ’Hastaneye gidelim’ dedim. O istemedi. O zaman ’Kalk dükkanımdan’ dedim. O da kalkıp aracını park ettiği dükkanımın arkasındaki mekanın önüne gitti. Bende arkasından gidip ’Seni hastaneye götüreyim’ dedim. O benim teklifimi reddetti yine. ’Sen böyle süremezsin arabayı, ben götüreyim evine’ deyince kabul etti. Yola çıktık, Karabağlar Mezarlığına gelince bana, ’Sen in arabadan ben gideceğim’ deyip beni arabadan indirdi. Beni arabadan indirdikten sonra o araç ile yoluna devam etti, bende bir taksi durdurup onu arkadan bir süre takip ettim. Arabanın dörtlülerini yakmış Menderes’teki evine yavaş yavaş gidiyordu. Bende aracı kullanabiliyor diye takibi bırakıp evime gittim. Bu olayın telafisi yok ama pişmanım” dedi.

    “Eşim tanınmaz haldeydi”

    Davaya müşteki olarak katılan öldürülen Barış Haydar Akgün’ün eşi Aslıhan Akgün gözyaşı içerisinde olay gününü şöyle anlattı:

    “Biz eşimle eşimin teyzelerinin bulunduğu apartmanda oturuyoruz. Olay günü saat 23.00 sıralarında, apartmanın birinci katında oturan eşimin teyzesi ’Barış’ diye çığlık attı. Bende seslere hemen aşağı indim. İndiğimde eşim tanınmaz haldeydi, kafası ikiye bölünmüş gibi her yeri kan içindeydi. Eşim su istedi. Ancak kan kustuğu için suyu içemedi. Eşime, ’Bunu Uğur mu yaptı’ diye sorunca konuşamadığı için beni onaylar şekilde kafasını iki defa salladı. Eşim, Uğur’un yanına gitmeden önce Uğur’un telefonla kendisini aradığını, yanına çağırdığını, gitmezse daha kötü şeyler olacağını söylediğini bana söyledi. Ben sanıktan şikayetçiyim” diye konuştu.

    Tanıklar dinlendi

    Tanık olarak dinlenen sanığın dükkanında çalışan Merthan Engin, “Olay gecesinin sonrasında ben saat 08.30’da dükkana geldiğimde diğer çalışan Mehmet Çapan ile karşılaştım. Birlikte dükkanı açtık. Dükkana girdiğimizde yerde kanlar vardı. Ne olduğunu anlamadık. Biz müşteriler geleceği için ortalığı temizledik. Kısa bir süre sonrada polisler gelip cinayet işlendiğini söyledi” şeklinde konuştu.

    Tanık olarak dinlenen çalışanlardan Suriye uyruklu Hamut Hanhan ise Türkçeyi az anladığını ama konuşamadığı için tercüman eşliğinde ifadesi alındı. Geceleri dükkanda kaldığını belirten Hamut Hanhan, “Olay günü saat 22.00 sıralarında dükkanın kapısı çaldı. Bende yukarıda yattığım yerden kalkıp dükkanın kapısını açtım. Kapıda patronum Uğur ve yanında arkadaşı Barış vardı. İkisi de sarhoş görünüyordu. Patronum bana dışarıda beklememi söyledi. Kapının önündeki kaldırımda oturuyordum, dükkanın kepengi yarıdan fazla açıktı içeriyi tamamen görebiliyordum. İçeri girdikten 10 dakika sonra kavga etmeye başladılar. Uğur ağabey Barış’a, ’Neden benim müşterimi alıyorsun, neden bana ihanet ediyorsun’ diye bağırdı. Barış da Uğur ağabeye bağırarak ’Herkes işine baksın’ dedi. İlk önce Barış küfür etti, Uğur ağabey de vurdu. Sonra birbirlerine girdiler” dedi.

    Cezai ehliyeti için hastaneye gidecek

    Duruşma savcısı verdiği mütalaasında, sanık ve tanıkların söylediklerini bir diyecekleri olmadığına, sanığın tutukluluk halinin devam etmesini talep etti. Sanık avukatı ise savcının tutuklama talebinin reddedilmesini, müvekkilinin Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinden cezai ehliyetinin olup olmadığına dair rapor alınmasını talep etti. Müştekinin avukatı Esra Çifci ise savcının tutuklama talebinin yerinde olduğunu, sanığın tutuklu yargılanmasını, emniyetten sanık ile maktulün araba ile geçtikleri güzergahtan kamera görüntülerinin alınmasını talep etti. Mahkeme heyeti kısa bir ara verdikten sonra, kamera görüntülerinin istenmesinin reddine, sanığın cezai ehliyeti olup olmadığına dair raporu için Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde 3 haftalık gözetim altında tutulmasına, gelmeyen tanıkların zorla getirilmesine, eksikliklerin gönderilmesine karar verip duruşmayı temmuz ayına erteledi.

  • Nasıl yanacağını merak eden üniversite öğrencisi kendini ateşe verdi

    Adana’da, bir üniversite öğrencisi iddiaya göre nasıl yanacağını merak ettiği için üzerine kandil yağı dökerek kendini ateşe verdi. Hastaneye kaldırılan gencin durumunun ağır olduğunu öğrenildi.

    Olay, merkez Sarıçam ilçesi Gültepe Mahallesi 810 sokakta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Çukurova Üniversitende Bilgisayar Mühendisliği okuyan Mehmet Ali D. (18) yemek yemek için arkadaşından borç para aldı, parayı aldıktan sonra kaldığı erkek öğrenci yurdundan çıktı. Borç aldığı parayla, 3 şişe kandil yağı alan Mehmet Ali D. boş bir araziye gitti. Mehmet Ali D. daha sonra, 3 şişe kandil yağını üzerine dökerek, kendini ateşe verdi. Kendini ateşe veren Mehmet Ali D. koşmaya başladı, o sırada çevredeki vatandaşlar fark edip gence su dökerek söndürdü. Olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından genç Adana Balcalı Hastanesi’ne kaldırdı.

    ‘Nasıl yanacağımı merak ettim’

    Olay anında genci söndüren vatandaşlardan Çağlar Dinç,” Merak ettim dedi, nasıl yandığımı merak ederek yaktım kendimi dedi. Durumu ise çok kötüydü, elbiseleri tamamen yanmış çırılçıplak bir haldeydi. Daha sonra çöp konteynerının içine su doldurdum ve genci üstüne döktüm” derken bir başka vatandaş Kadir Tunay şunları söyledi,” Dizi izliyordum, bir ateş yandı. Genelde içki içmeye gelenler oluyordu, yine öyle zannettim. Yarım saat sonra bir alev topu koşmaya başladı. İnsan boyu buraya doğru koşarken, fark edip söndürdük”

  • 15 Temmuz gazisi 9 tankı nasıl durdurduğunu anlattı

    15 Temmuz Gazisi Ahmet Şükrü Kıntaş, Atatürk Havalimanında bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı öldürmeye giden 9 tankı nasıl durdurduğunu anlattı.

    Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından düzenlenen “Tecrübe Konuşuyor, İçimizdeki Kahramanlar” projesi kapsamında Mustafa Dağıstanlı Spor Salonu’nda düzenlenen programda, 15 Temmuz gazileri ve şehit yakınları FETÖ darbe girişimi sırasında yaşadıklarını anlattı. Program, ilk önce Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.

    “Bu vatan ve bayrak aşkını hiçbir şey bitiremez”

    Daha sonra programın açılış konuşmasını yapan Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, “Türkiye’nin 4 bir köşesine 15 Temmuz gazisi ve şehit yakınlarının giderek, FETÖ’nün başını çektiği darbecilerin bu millete nasıl ihanet içinde olduklarını ve nasıl bir ihanete yeltendiklerini ve bu ihanetin karşısında bu aziz milletin, Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısı ve Başbakanımızın davetiyle nasıl durduğunu ve o gece neler yaşandığını birebir anlatıyorlar. Sizlerin ortaya koymuş olduğu fedakarlık, sizlerin ortaya koymuş olduğu duruş o kadar büyük ki ve buna kontrollü darbe girişimi diyenlerin hak ettikleri tek bir cevap var, siz kontrollü ortamlarda, kontrollü bir şekilde o geceyi geçirirken işte buradaki kardeşlerim meydanlardaydı, sokaklardaydı, hayatlarını verdiler şehit oldular, gazi oldular, eşlerini çocuklarını kaybettiler ama onurlarını şereflerini, haysiyetlerini ve bayraklarını en üstte tuttular. Allah hepinizden razı olsun. 15 Temmuz gecesinin ruhu, Çanakkale’de, İstiklal Savaşı’nda, Samsun’da yakılan ateşin gidip de Cumhuriyetimizin kuruluşuna giden o yoldaki ateşin heyecanı burada. Bu heyecanı, bu aşkı, bu bayrağa olan aşkı, bu vatana, bu millete olan aşkı hiç bir şey bitiremez, hiç bir terörist bitiremez, hiç bir hain bitiremez, hiç bir terör örgütü bitiremez. Bu aziz millet Sayın Cumhurbaşkanımızın arkasında, Sayın Başbakanımızın yanında durarak, geleceğe koşacaktır, Allah’ın izniyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilelebet payidar olacaktır” dedi.

    Konuşmanın ardından kum sanatçısı Veysel Çelikdemir, kumlar ile yaptığı şekiller ile darbe teşebbüsünde yaşanan olayları anlattı.

    Ardından programın moderatörlüğünü yapan dizi ve sinema oyuncusu İsmail Hakkı Ürün, darbe teşebbüsünde gazi olan ve şehit yakını olan Samsunlu Mehmet Şükrü Kıntaş, Adviye Gül İsmailoğlu, Nevra Akdemir, Emin Oğuz Ayanoğlu ve Mehmet Tahir İlker’i yaşadıklarını anlatmak üzere sahneye çağırdı.

    “9 tankı cumhurbaşkanını öldürmeye gitmesin diye durdurdum”

    Olay günü yaşadıklarını anlatan 15 Temmuz Gazisi Ahmet Şükrü Kıntaş, “Tankları durdurmak için önce yola tırları çektik. Tırları yola çekince tanklar durmak zorunda kaldı. Durunca, biz taş attık, üstüne çıktık, açmaya çalıştık, etrafında dolaştık ama 50-60 tonluk tır. Nasıl durduracağımızı bilemiyoruz. O anda kalabalıktan ‘Tankların egzozlarını kapatırsanız bu tanklar istop eder’ diye bir ses geldi. Biz bunu duyunca ben ve Danyal kardeşim tam tankın arkasındaydık. Hemen elbiselerimizi çıkardık, tankların egzozlarını tıkamaya başladık. Tankların egzoz borularını tıkarken bizim elbiselerimiz yetersiz kaldı. Halkımız bu durumu görünce bizi gören herkes elbiselerini bizim üstümüze attı. Biz de o elbiselerin hepsini toparlayarak tankların egzoz borularını tıkadık. Bu o kadar kolay bir olay değil. Tıkarken ellerimiz yandı ama Rabbim bize güç, kuvvet verdi. Aradan 2 dakika geçti tank istop etti. Tank istop edince tankın egzoz dumanı içeriye sızmış. Böyle olunca tankın kapağını açmak zorunda kaldılar. Yoksa boğulacaklardı. Ben kapağın açıldığını görünce direkt tankın içine atladım. Ben bunları bir göreyim Yunan askerleri mi acaba dedim. Tankın içinde üstlerinde sadece yeşil atlet olan 5 asker gördüm. Ben bunlara bağırmaya başladım. Şerefsizler, siz hangi millerin üstüne bu tankları sürüyorsunuz, ne yapmaya çalışıyorsunuz, dedim. Bana silahlarını çevirdiler. Sonra birisine vurdum yere düşünce de silahımı aldım. Diğer 4 tanesi o kadar korkaktı ki silahlarını bana verip teslim oldular. 5 askeri esir aldım. Hepsine diz çöktürdüm. Onları tarayacağımı zannettiler. Biz onlar kadar zalim değiliz. Adaletin karşısına çıkartmak için polis yelekli bir arkadaş gördüm, ağabey ben bu şerefsizleri esir aldım, aşağıya in bunları esir al dedim. Sonra da tankların nasıl durduğunu öğrendik, diğer tankları durduracağız, işimiz var dedim. Sonra da kardeşim ve arkadaşlarımla birlikte arkada bekleyen tanklara da aynı formülü uygulayarak diğer tankları da o şekilde durdurduk. Toplam 9 tankı bu şekilde durdurduk. Bu tanklar havalimanına gidiyordu. Biz bu tankları engelledik ki cumhurbaşkanımıza bir şey olmasın diye durdurduk” diye konuştu.

    Programa ayrıca Samsun Valisi İbrahim Şahin, AK Parti Samsun Milletvekilleri Çiğdem Karaaslan, Ahmet Demircan, Hasan Basri Kurt, Orhan Kırcalı, Fuat Köktaş, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz, AK Parti İl Başkanı Muharrem Göksel, OMÜ Rektörü Prof. Dr. Sait Bilgiç ve çok sayıda vatandaş katıldı.

  • AK Parti Milletvekili Uzer: “2002-2007 yılları arasında bu ülkeyi nasıl yönettik, gelin bize sorun”

    Gaziantep’te halı fabrikasında çalışan işçilerle bir araya gelen AK Parti Gaziantep Milletvekili Ahmet Uzer, kendisinin de milletvekili olduğu Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığını hatırlatarak, “2002-2007 yılları arasında bu ülkeyi nasıl yönettik gelin bize sorun. Çünkü Ahmet Necdet Sezer gibi bir Cumhurbaşkanı vardı” dedi.

    AK Parti Gaziantep Milletvekili Ahmet Uzer, Şahinbey Mehmet Tahmazoğlu, belediye meclis üyeleri ile birlikte 16 Nisan referandumu çalışmaları kapsamında Gaziantep organize sanayi bölgesinde faaliyet gösteren bir halı fabrikasında çalışan işçilerle buluştu. Yemekte işçilere hitaben konuşan Milletvekili Uzer, “Türkiye’de şuanda bir problem yok. Cumhurbaşkanımız bizim kurucu liderimiz, Eski Genel Başkanımız, bizim insanımız. Başbakan’da AK Partinin Genel Başkanı ve bizim liderimiz. Şu anda problem yok. Yani Cumhurbaşkanı ile Başbakan aynı pencereden bakıp, karar veriyorsa problem yok. Aralarında uyum var ise problem yok ama yarın ilerde 2019 da Başbakan’dan ve Cumhurbaşkanı’ndan herhangi biri farklı görüşlerden olursa bu ülkeyi yönetmek imkansız hale gelir. Bunu biz görüyoruz ve bunun için bu fırsat düştüğünde bu teklifi sizlerin huzuruna getirdik. 2002 yılında tek başımıza iktidar olduk. Bende 2002’de Gaziantep’ten Milletvekili seçildim, Ankara’ya gittik. Siz gelin 2002 ile 2007 arasında bu ülkeyi nasıl yönettik bize sorun. Çünkü Ahmet Nejdet Sezer bir Cumhurbaşkanı vardı. İnan bize kan kusturdu, çok sesimiz de çıkmadı. Çıkamadı. Niye uzlaşmak zorundayız. Ülkeyi yönetebilmek için onla kavga etmemek zorundayız. Eğer o gün Ahmet Nejdet Sezer değil de Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olsaydı, biz 2002 2007 arasında Türkiye’yi uçururduk. Her şeyimizi engelledi, her şeyimize müdahale etti. Zaten biliyorsunuz, o Çankaya köşkünden de dışarıya çıkmadı. 7 yıl görev yaptı, bir kez yurt dışı seyahatine gidip de Türkiye’yi temsil etmedi. Ben 5 yıl Milletvekilliği yaptım. Çankaya köşkünü Ahmet Nejdet Sezer Cumhurbaşkanı iken görmedim .Cumhuriyet Halk Partili milletvekillilerini eşi ile çağırır. Bizi çağırmazdı. Eşimiz başörtülü diye. Böyle ayrımcılık yapan ve bu memlekete nifak tohumların eken bir adamdı. Ülke yönetiminde keyfiyet olmaz ama O yaptı. 2007 yılında O da gitti. Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı seçildi. Türkiye derin bir nefes aldı ve Türkiye’deki vesayetler bir bir bitti” ifadelerini kullandı.