Etiket: MÜMKÜN

  • “Asgari Ücretin Artması İle Çalışanları İşten Çıkarmak Mümkün Değil”

    Kayseri Organize Sanayi Bölgesi (KOSB) Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Nursaçan, firmaların çalışanları ile beraber bir yükümlülük içerisinde bulunduklarını söyleyerek, asgari ücretin artması ile beraber işçilerin çalıştıkları iş yerinden çıkarılmalarının mümkün olmadığını söyledi.

    KOSB Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Nursaçan, Ocak ayında inşallah asgari ücretin bin 300 TL olacağı hükümetimiz tarafından da duyuruldu. Asgari ücret komisyonu toplanıp, bunun verilebilirliğini ve verilebilmezliğini oturup demokratik bir ortamda tartışacak ve çalışanlarımız için de işverenlerimiz için de hayırlısı neyse onun kararını ortaya çıkaracaktır. Çalışanlarımızı iş yerlerinden çıkartmak mümkün değil. Çünkü firmalarımız çalışanlarıyla beraber bir yükümlülük arz etmektedir. Çalışanlarımız firmalarımızın yetişmiş kıymetli değerleridir. Onlarla bir bütünlük içerisinde, vergilerinin de devletimiz tarafından karşılanması noktasında samimi desteklerinin olacağına inancımızın tam olduğunu iş dünyası olarak iletmek istiyoruz” dedi.

    Nursaçan, “Türkiye 1 Kasım seçimlerinden sonra ekonomik real gündeme dönülmüş olması da bizi mutlu etmekte ve bizim ülkemizin ihracatı arttıracak tedbirleri bir an önce alıp ithalatın düşürülmesiyle ilgili çalışmaların ilgililer tarafından yapılmasını iş dünyası olarak beklediğimizi belirtmek isteriz. Yeni meclisten bizim iş dünyasının beklentisi verimliliktir. Elbette ki bugün çalışanlarımız ve iş yerlerimizi bir bütündür. Et ve tırnak gibidir. Ayrılma şansımız yoktur. Elbette ki paylaşım olacaktır ama üretmediğimiz zaman, verimliliği yakalayamadığımız zaman, kaliteli üretmediğimiz zaman ayakta kalma şansımız yok. Artık teknolojik imkanlarla müşterilerimiz her yere ulaştıklarını görüyoruz. Bunu da gerek ilgililerimiz, milletvekillerimiz gerekse devlet erkanımızın da bunu yakından takip ederek artık iş dünyasından korkulmaması gerektiğini ve bundan sonra da ekonominin birinci öncelik olmasını, iş dünyamıza da kulak vermeleri gerektiğini söylemek istiyorum” şeklinde konuştu.

  • Endometriozisin Tanısı Zor Ama Tedavisi Mümkün

    Medical Park Samsun Hastanesi Kadın Doğum ve Hastalıkları Kliniği’nden Opr. Dr. Ahmet Canbaz “endometriozis” hakkında bilgi verdi.

    Dr. Canbaz yaptığı açıklamada, “Rahim boşluğunu döşeyen doku tabakasına endometrium dokusu (döl yatağı) adı verilmektedir. Endometrium dokusu, rahim iç duvarlarını ince bir tabaka halinde kaplar. Bu doku hamileliğe hazırlık için her ay belirli değişiklikler geçirmektedir. Adet döneminde endometrium dokusu parçalanarak dökülmekte, adet kanı ile rahim ağzı ve vajen yoluyla dışarı atılmaktadır. Normalde bu hücre tabakası vücutta sadece rahim içerisinde yer almaktadır. Bu hücrelerin vücutta rahim dışında başka bir alanda yer alması ‘endometriozis’ hastalığı olarak tanımlanmaktadır” dedi.

    Opr. Dr. Ahmet Canbaz “Endometriozisin en sık görülen belirtisi adetten önce ve adet esnasında görülen ağrılar, cinsel temas sırasında ve sonrasında görülen ağrılar, kısırlık, düzensiz veya fazla kanamalardır. Diğer belirtiler ise yorgunluk, adet sırasında ağrılı barsak hareketleri, sırtın alt tarafına vuran ağrı, adet sırasında ishal veya kabızlık ve diğer barsak rahatsızlıkları olabilir. Bazı endometriozisli kadınlarda hiçbir belirti olmayabilir. Endometriozisli hastaların yüzde 30-40’ında kısırlık görülmektedir ve bu durum hastalığın ilerlemesiyle sık rastlanan bir durumdur. Ağrının şiddeti, hastalığın ve endometriozis odaklarının yaygınlık derecesi ile doğru orantılı değildir. Çok küçük endometriozis odakları prostoglandin adını verdiğimiz vücutta ağrı hissine neden olan maddenin vücut içerisinde üretiminde daha etkindir. Bu durum küçük endometriozis odaklarında dahi belirgin belirtilerin olmasını açıklamaktadır. Prostoglandinlerin ağrı hissedilmesi dışında da işlevleri vardır ve endometriozisde diğer bazı belirtilere de yol açtığı düşünülmektedir” diye konuştu.

    Endometriozisin nedeninin kesin bilmediğini söyleyen Dr. Canbaz şöyle devam etti: “Birkaç neden öne sürülmekle birlikte bunların hiçbiri tüm endometriozis olgularını açıklayamamaktadır. Bir kurama göre adet kanının rahimin tüplerinden geçerek geriye doğru karın içine akmasıdır. Bu şekilde karın duvarı içerisine taşınan endometrium hücrelerinin burada yerleşip büyüyebildiği öne sürülmektedir. Bütün kadınlarda az da olsa bu şekilde bir geriye akışın söz konusu olduğu ancak bağışıklık sisteminde veya hormonal sisteminde problemi olan kadınlarda endometriozis geliştiği öne sürülmektedir. Bir başka kurama göre endometrial doku rahim içerisinden kan damarlarıyla veya lenf yoluyla vücudun diğer bölgelerine yayılmaktadır. Genetik kurama göre ise endometriozis belirli ailelerin genlerinde taşınmakta veya bazı ailelerde endometriozise yatkınlık bulunmaktadır. Bir diğer kurama göre kadın henüz embriyo (cenin) dönemindeyken meydana gelen doku artıkları yetişkin dönemde endometriozise dönüşebilmektedir veya bazı özel durumlarda embriyo döneminde üreme sistemi dokusu oluşturabilme yeteneğinde olup yetişkin dönemde farklı yapılar şeklinde bulunan dokular bu yeteneklerini tekrar kazanmaktadır. Cerrahi esnasında bu dokuların nakli özellikle karın ameliyatlarındaki yara izlerinde görülen endometriozisi açıklamak için öne sürülen bir kuramdır. Endometriozis araştırmacıları başka teoriler üzerinde de çalışmaktadır.”

    Muayene ile endometriozisin tanımlanmasının oldukça zor olduğunu vurgulayan Opr. Dr. Ahmet Canbaz “Yapılan ultrason incelemeleri ile de endometriosis tanısı konulamaz. Bu şekilde yalnızca endometriosusa bağlı olarak gelişmiş over kisti olan endometrioma (çikolata kistleri) görülebilir. Çikolata kistleri genelde etrafa yapışıklıklar gösterir. Çikolata kistlerinin görülmesi endometriozisin şiddetli olduğunu gösterir. Ultrasonografide yumurtalık içerisinde yer alan yoğun granüllü kistik kitlelerin görülmesi ile tanısı yüksek oranda kesinlikle konulabilir. Yumurtalıklardan gelişen kanserler de benzer görüntüler yaratabileceği düşünülerek endometriomaların kesin tanısı ancak laparoskopi ile direkt olarak görülerek konulmaktadır” açıklamasında bulundu.

    Kadın Doğum ve Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Ahmet Canbaz “Uygulanan tedavilerin amacı ağrıyı gidermek ve kısırlığı ortadan kaldırıp gebe kalmayı sağlamaktır. Bu amaçla değişik tıbbi ve cerrahi tedaviler uygulanabilir. Tıbbi tedaviler ağrı kesmenin dışında, endometriozisin östrojene (kadınlık hormonuna) bağımlı bir hastalık olması prensibine dayanır. Hamilelik ve menopoz endometriozis oluşumunu engelleyen iki doğal durumdur. Hormonal tedavilerde amaç aslında bu iki doğal durumu taklit etmektir. Her iki durumda da rahim iç zarı üzerindeki östrojen hormonu etkisi ortadan kalkacağından yanlış yerde yerleşmiş olan dokunun da baskılanması beklenir. Öncelikle tıbbi tedavilerle sorunlar giderilmeye çalışılmalı ancak eğer büyük çikolata kistleri ya da tıbbi tedaviyle giderilemeyen ağrı gibi sorunlar varsa cerrahi tedavi düşünülmelidir” şeklinde konuştu.

    Opr.Dr. Ahmet Canbaz açıklamasını şöyle tamamladı: “Cerrahi tedaviyi takiben en geç bir 6-8 ay içersinde kendiliğinden gebelik oluşmaz ise yumurtlamanın uyarılması ve rahim içine sperm aşılanmasıyla bu şans arttırılabilir. Ancak ileri düzey endometrioziste ve kadının yaşının 35 ve yukarısında olduğu ya da infertilite sebebi olabilecek ek faktörlerin varlığında tüp bebek tedavisine başvurmakta gecikilmemelidir. Tüp bebek tedavisiyle endometriozis hastalığı olan kadınlarda yaşlarıyla orantılı olarak tek bir denemede yüzde 60’a varan oranlarda gebelik sağlanabilmektedir. İlk denemede gebe kalamayan kadınlarda elbette tüp bebek tedavisini tekrarlamak gerekmektedir. Tekrarlayan denemeler ile sonuçta gebelik şansı büyük oranda yakalanabilmektedir.”

  • AK Parti’li Yazıcı: “AK Parti – HDP Koalisyonu Mümkün Değil”

    Eski Gümrük ve Ticaret Bakanı, AK Parti İstanbul 2.Bölge Milletvekili adayı Hayati Yazıcı, AK Parti’nin HDP ile koalisyon kurmasının mümkün olmadığını söyledi.

    Eski Gümrük ve Ticaret Bakanı, AK Parti İstanbul 2.Bölge Milletvekili adayı Hayati Yazıcı, seçim çalışmaları kapsamında Ottoman Palace Taksim Otel’de Şişli’nin sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderleriyle bir araya geldi. Toplantıya eski Bakan Hayati Yazıcı’nın yanı sıra Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan da katıldı. Yapılan toplantıda katılımcıların taleplerini dinleyen eski Bakan Yazıcı, 1 Kasım seçimleri için partisine destek istedi.

    “Biz Türkiye’ye yaptığımız kazanımları ifade ederken ‘Yeni Türkiye’ diyoruz” diyen eski Bakan Yazıcı, “Yeni bir kavramdan söz ediyoruz. Yeni Türkiye yeni bir vatan yeni bir devlet değil, devletimiz ve vatanımız birdir. ‘Yeni Türkiye’ derken, Türkiye’ye yaptığımız kazanımları ifade etmeye çalışıyoruz. Yeni Türkiye 3 Kasım 2002 tarihinde inşasına başlanan ve devam eden bir Türkiye’nin adıdır. ‘Eski Türkiye’ ise 70 sente muhtaç Türkiye’dir. Eski Türkiye 1 milyar dolar kredi bulmakta zorlanıyordu. Eski Türkiye’de hükümetin ve milletin gündemi farklıydı. Biz böyle bir Türkiye aldık. O günden bu yana inşa ederek geldik. Hiçbir zaman milletin gündemi hükümetin gündeminden ayrışmadı. Çünkü egemenliğin sahibi millettir. Milletin seçtikleri milleti temsilen görev yapar. Bir taraftan Türkiye’nin değişim ve dönüşümünü gerçekleştirirken, diğer taraftan millete ait hazineyi doldurmak için iş dünyasının aktörlerinin önündeki engelleri kaldırdık. Rekabet gücünü artırıcı tedbirler aldık. Teşvik programları uyguladık. Hep bu süreçleri paylaşımcı bir anlayışla idare ettik” şeklinde konuştu.

    7 Haziran sonuçlarına değinen Yazıcı, ”7 Haziran’da bir seçime gittik. Millet koalisyonu uygun gördü. Saygımız sonsuz. Peki, kim koalisyon kuracak? Herhalde AK Parti’nin tek başına iktidar olmasını engellemek için paralel yürüyen muhalefet partileri kuracak. Ortak politikalarıydı. Sayısal yeterlilikleri de vardı. Ama yüzde 60 blok dediler ama meclis başkanı bile seçemediler” dedi.

    AK Parti’nin HDP ile koalisyon kurmasının mümkün olmadığını belirten Yazıcı, “Milletvekili talimatı milletten alır. Ama onlar talimatı İmralı’dan, Kandil’den ya da Avrupa’dan alıyor. Yani hukuk diliyle fiil ehliyetinde muazzam bir eksiklik var. Fiil ehliyetleri yok ya da kısıtlı. Terör örgütünü yönlendirenin bir vesayeti var. Dolayısıyla bizim HDP ile koalisyon kurmamız mümkün değildir” ifadelerini kullandı.

  • Kanserde 2 yıl erken teşhis mümkün hale geldi

    Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) geliştirilen MULTIMODAL HYPERSPECTROSCOPY (MHS) Işıkla Tarama Teknolojisi, Rahim Ağzı Kanserinin erken evrede tespit edilmesinde devrim niteliğinde gelişmeler sağladı.

     

    Yöntem, dünya ile aynı anda Türkiye’de kullanılmaya başlandı. Ankara Özel Koru Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, Işıkla Tarama Teknolojisi ile Dijital Servikal Haritalama sistemini birleştirdi. Bu sayede rahim ağzı muayenesi ile şüpheli görülen durumların ileri incelemeleri aynı anda yapılıyor. Gerek görülürse eş zamanlı biyopsi alma imkanı da sağlayan bu teknolojiler, sonuçları hemen veriyor.

    BİR KAÇ DAKİKADA SONUÇ ALINIYOR
    Ankara Özel Koru Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği’nde eşzamanlı olarak uygulanmaya başlanan Işıkla Tarama Teknolojisi ile Servikal Haritalama yöntemi, rahim ağzı kanserinin erken tanısında devrim niteliğinde büyük kolaylık sağlıyor. Buna göre Işıkla Tarama Teknolojisi yardımı ile rahim ağzı taranıyor. Bu tarama yöntemi smear testine nazaran çok erken evrede, yani atipik hücre dökülmesi gerçekleşmeden evvel dahi kanser öncülü hücresel değişiklikleri yakalayabiliyor. Ayrıca bu yönteme dair bilimsel çalışmalar da özellikle rahim ağzı kanalındaki kanser öncülü değişikliklerin yüzde 100 doğruluk oranı ile tespit edilebileceğini kanıtlamıştır. Bu suretle uzmanlar, geleneksel tekniklere göre 2 yıl öncesinden rahim ağzı kanseri veya öncü lezyonlarının tanısının ve takip eden süreçlere hızlıca geçişin mümkün olabileceğini belirtmişlerdir. Muayenede tarama yöntemlerine dair bilgi veren Ankara Özel Koru Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Direktörü Prof. Dr. Aydan Biri şu şekilde konuştu.” 1-2 dakika içerisinde muayene masasında uygulanan Işıkla Tarama Teknolojisi hiçbir ön hazırlık gerektirmiyor ve sonuçlar hemen veriliyor. Dolayısıyla gereken tedaviler hemen başlatılıyor. Geleneksel teknik olan smear testinde ihtiyacımız olan örnek alma, örneğin yeterli olması ve inceleme için bulunması gereken hücre tiplerini içermesi, bekleme süresi gibi durumlar bu yöntemde gerekmiyor. Özellikle derin tabakadaki hücresel değişikliklerin olup olmadığı rahatlıkla tespit ediliyor. Geleneksel yöntemlere göre 2 yıla varan erken tanı avantajını yüksek oranda ve kesin olarak sağlıyor. Ayrıca sonuçlar hastaya anında raporlanarak teslim ediliyor. Hastalığın erken evrede tespit edilmesi durumunda, hastalar ileri inceleme ve tedavi yöntemleri için hızlıca yönlendirilerek, minimal cerrahi yöntemler ile tedavi edilebilmeleri mümkün oluyor.”

    İLERİ İNCELEME EŞZAMANLI OLARAK GEÇEKLEŞİYOR
    Ankara Özel Koru Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği hekimlerinden Prof. Dr. Tamer Mungan kanser öncülü hücresel değişikliklerin saptanması durumunda yapılan uygulamalara değinerek,”Kanser öncülü hücresel
    değişikliklerin tespiti sonrasında, hasta daha detaylı inceleme için kolposkopiye
    yönlendiriliyor. Rahim ağzındaki anormallikler yoğun ışık ve mikroskop altında asetik asit solüsyonu uygulanarak gözlemlenip ve inceleniyor, dokuların beyazlaşma derecesine göre gerektiğinde biyopsi alınıyor. Ancak, bu yöntemde biyopsi alanının belirlenmesi ve değerlendirmelerdeki sübjektiflik nedeniyle yüzde 50’lere varan yanlış pozitif ve yanlış negatif sonuçlar alınabiliyor. Öte yandan yeni uygulanmaya başlanan bir teknoloji olan (DySISmap) Dijital Servikal Haritalama sistemi ile de, rahim ağzında oluşan şüpheli bölgelerin gerçek zamanlı, ileri incelemesi objektif olarak Dinamik Spektral Analiz yöntemi ile yapılıyor.
    Rahim ağzında, 1 milimetre kare içinde 120 bin piksel keskin görüntü her 7 saniyede kayıt altına alınarak, kolposkopik değerlendirmenin çok daha mükemmeli elde ediliyor ve şüpheli lezyonlar işaretleniyor. Yapılan renk kodlu servikal haritalama ile olası atipik bölgelerden, biyopsi alınması eş zamanlı olarak mümkün oluyor. Aynı zamanda, bu renk kodlu haritalama ve biyopsi sonucu kaydedilerek hastaya rapor ediliyor.”dedi.
    KADINLARDA EN SIK GÖRÜLEN KANSERLERDEN
    Rahim ağzı kanserinin kadınlarda sık görülen kanserlerden biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Aydan Biri ve Prof. Dr. Tamer Mungan,”Gelişmiş ülkelerde rutin tarama programları sayesinde kadın kanserleri içinde 3’üncü Sırada yer alırken, gelişmekte olan ülkelerde ilk sıralarda görülüyor. Dünya genelinde, kadın kanserleri içinde rahim ağzı kanseri taranabilmesi ve dolayısıyla erken tanı konulabilmesi açısından oldukça önemlidir. Geç tanı konulduğunda ölümcül sonuçlar veren bu kanserler erken dönemde tanı ile tamamen tedavi edilebiliyor. Erken tanıya yönelik geleneksel değerlendirme yöntemleri ile yüzde 40’ lara varan olgu atlaması ve yanlış değerlendirmeler nedenine bağlı olarak önemli sıkıntılar da yaşanmıyor değil. Geleneksel rahim ağzı kanseri değerlendirme metodu smear adı verilen sitolojik bir incelemedir. Bu yöntemle yüzde 60-65 oranında erken tanı mümkün olabiliyor. Bu yöntemin ana mantığı, yüzeye dökülen hücrelerdeki atipik değişikliklerin değerlendirilmesidir. Diğer bir deyişle, eğer hücresel bozukluklar derinde ise ve yüzeye dökülmemişse, geleneksel yöntemlerle tespiti mümkün olamamaktadır. Böylelikle, yüzde 20 ila yüzde 45’ e varan yanlış negatif sonuçlar nedeniyle, ileri inceleme ve tedavi yöntemlerine hızlı bir şekilde geçiş gecikmekte, dolayısı ile erken dönemde uygulanabilecek kolay tedavi süreci de gecikmektedir. Diğer yandan mevcut geleneksel yöntemler yüzde 35 oranında da yanlış pozitif sonuçlar verebilmekte ve bu nedenle gereksiz müdahalelerin yapılması söz konusu olmaktadır.”şeklinde önemli bilgiler paylaştılar.

    “DÜZENLİ JİNEKOLOJİK MUAYENE OLMAZSA OLMAZ.”
    Düzenli jinekolojik muayenenin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Aydan Biri,”Aktif cinsel yaşamı başlayan tüm kadınlar her yıl düzenli jinekolojik muayeneyi hayatının olmazsa olmaz kuralı haline getirmelidir. Rahim ağzı kanseri oldukça yavaş ilerlediği gibi erken evrede maalesef çok belirti vermiyor ve büyük oranda rutin tarama ve muayenelerde tespit ediliyor. Bu aşamada tespit edilen kanser öncüsü erken lezyonlar yüzde 100 tedavi edilebiliyor. Fakat rutin kontrollerin ve tarama testlerinin atlandığı durumlarda kanser öncüsü lezyonların, kansere dönüşümü söz konusu oluyor. Bu durumda belirtiler ortaya çıkıyor. Bunlar genelde; özellikle cinsel ilişki sonrası kanama olmak üzere, anormal kanamalar şeklinde karşımıza çıkıyor. Adet arası kanama, normalden daha fazla kanama ve daha uzun süren adet dönemleri, cinsel ilişki sonrası kanama, menopoz sonrası kanama, devamlı vajinal akıntı, cinsel ilişki sırasında ağrı, bacaklarda ağrı gibi bulgular verebiliyor. Tekrar üzerinde durmak gerekirse, düzenli tarama ile erken teşhis edilebilen ve önlenebilen tek jinekolojik kanser türü rahim ağzı kanseridir. Bu yüzden rahim ağzı bölgesinde oluşabilecek hücresel anormallikleri erken dönemde tespit ederek, kansere dönüşmeden tedavi etmenin en önemli ayağını düzenli ve etkili bir jinekolojik muayene ve tarama programı oluşturmaktadır. Önemli olan şu ki, rahim ağzı kanseri önlenebilir bir kanserdir ve en çok dikkat edilmesi gereken husus erken tanıdır.”şeklinde konuştu.