Etiket: muhammet hanifi aksakal

  • Erzurum ihmale gelmez

    ERZURUM & SAĞLIK

    1990’lı yılların ortalarındayız…

    Henüz emekli olmuş hac farizasını yerine getiren babam için zor yıllardayız…

    Kayseri Polis Okulu’nda eğitim gören abimi ziyarete giden babamın özafagus kanserine yakalandığı ve boyutunun ilerlediğinin öğreniyoruz…

    Aslında ölümüne kadar babamın kanser hastası olduğunu bilmiyordum…

    O yıllarda Dahiliyeci İsa Yalçın ve sonrasında ise Salih Kocaoğlu’nun umuduna bıraktığımız babamın sağlığına kavuşmasını bekliyoruz…

    Hijyenik koşullardan uzak şimdiki Palandöken Devlet Hastanesi’nin o yıllarda ten rutubet kokan odalarında tedavi gören babamın yanında refakatçi kalmak bile oldukça zordu…

    Hasta için ne denli zor olduğunu ise varın siz düşünün…

    Film çektirmek tahlil vermek saatlere yayılan zaman dilimi içerisinde hastayı daha da hasta etmeye yeterdi bile…

    Öyle ki o yıllarda yemek kokusu ile ilaç kokusunun bir arada tiksindirici hijyenden uzak Numune Hastanesi ile kıyas yaptığınızda SSK Hastanesi modern görüntü arz ediyordu…

    Doktorların hastaları aşağılayıcı tavrı, neredeyse önlerinde diz çökmelerini beklemeleri ise asıl hastanın sağlık sektörünün bizzat kendisi olduğunu ortaya koyuyordu…

    Mumcu’da ki muayenelerine gitmediyseniz doktorunuzu sabah poliklinik yapması bir yana odasına bile uğradığını göremezsiniz…

    Her ne kadar hastalık sisteme zuhur etmiş olsa da, hekimlik mesleğini yapanların bu mesleğin hakkını veremediklerini her fırsatta söylerim…

    Aslına bakarsanız son yıllarda hekimlere ve sağlık personellerine karşı sağlıkta şiddetin o yıllardan ekilen nefret tohumları ile alakalı olduğunu düşünüyorum…

    Birçok sosyoloğunda yaptığı araştırmalarda benimle aynı kanıda olduğuna iddiaya girebilirim…

    Neticede hiçbir çözüm üretmeyen yalnızca aylık periyotlarla kür uygulamak dışında bir beceri sarf etmeyen basiretlerini tartışacağım hekimler babamın 14 aylık acısına katkı sağlamaktan başka bir şey veremediler…

    1996 senesinin bahar aylarında kaybettiğim rahmetli babamın derin acısını yaşamakla birlikte, son yıllarda ki sağlık alanında ki gelişmeler yüreklere su serpiyor…

    1990’ların acımasız yıllarının aksine bugün hastasıyla büyük bağ kuran hekimlerimizin varlıkları gelecek adına da ümitleri yeşertiyor.

    Sağlık Eski Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ’ın Ak Parti hükümetiyle birlikte başlattığı büyük dönüşüm insana ve insan sağlığına ne kadar değer verilmesi gerektiğinin en bariz örneği olmuştur…

    Dünya devi Amerika Birleşik Devletlerinin bile dev sağlık projesini özümseyip uygulama düşüncesi Akdağ’ın başarısının kanıtıdır…

    Özel sağlık kuruluşlarını bile kıskandıracak boyuta ulaşan devlet hastanelerindeki modern yapılanmalar ve bununla beraber ortaya çıkan yüzde 75’lere varan hasta memnuniyetlerini yazmakla bitiremeyiz…

    Muhalefet partilerinin bile her fırsatta sağlıktaki dönüşüme övgüsünün yeni güzel projelere ilham olacağını düşünüyorum…

     

     

    Erzurumlu olmak ayrıcalıktır

     

     

    Sevgili okurlarımız ‘PORTRELER’ başlıklı yazı dizisi devam ediyor. A’dan Z’ye tüm meslek ve sektörlerden Erzurum’un seçkin simaları ile yaptığımız söyleşilerimizden sizlere bu hafta Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Prof. Dr. Fazlı Erdoğan ile yaptığımız röportajı yayınlıyoruz. Sağlık alanında Türkiye genelinde olduğu gibi Erzurum’ da görülen büyük değişimin ve dünyanın taktirle karşıladığı proje hakkında bilgi veren Prof. Dr. Erdoğan’ı sütunlarımıza konuk ettik.

     

    Prof.  Dr. Fazlı ERDOĞAN KİMDİR?

    1970 yılında Tokat ili, Reşadiye ilçesi, Bozçalı Kasabasında doğdu. İlkokulu Bozçalı ve Reşadiye’de, ortaokul ve liseyi Ankara Hasanoğlan Atatürk Öğretmen Lisesi’nde okudu. 1987’de Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesine girdi. 1993’de 23. dönem fakülte üçüncüsü olarak mezun oldu. 1993-1995 yılları arasında Tokat Reşadiye Bozçalı Sağlık Ocağı’nda mecburi hizmetimi tamamladı. 1995 Nisan TUS’unda başarılı olarak 04.09.1995 tarihinde Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’na araştırma görevlisi olarak girdi. 28.10.1998’de “Kronik Viral Hepatitlerin Geçmişte ve Günümüzdeki Sınıflandırılmaları” konulu tezi hazırlayarak uzman oldu. 02.02.1999 tarihinde Patoloji Anabilim Dalı’na yardımcı doçent olarak atandı. 14.04.2005 tarihinde doçent oldu. 14.03.2008 tarihinde görevlendirme ile Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliğine atandı. 14.11.2008 tarihinde  Patoloji Klinik Şefliğine atandı ve ikinci görevle Başhekim olarak görevlendirildi. 05.06.2012 tarihinde Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’na profesör olarak atandı. 02.11.2012 tarihinde Erzurum Kamu Hastaneleri Birliği Genel sekreteri olarak görevlendirildi. Halen bu görevi yürütmektedir. İngilizce biliyor.  Evli ve üç çocuk babasıdır.

     

    SAĞLIK HİZMETLERİ 3 BİRİM TARAFINDAN YÜRÜTÜLÜYOR

    Sayın Erdoğan, öncelikle Kamu Hastaneler Birliğinin genel yapısı ve işlevi hakkında bilgi verir misiniz?

    Bilindiği üzere 663 sayılı kanun hükmündeki kararname ile sağlık bakanlığının merkez ve taşra teşkilatı yeniden yapılandırıldı. Merkez haricinde taşrada sağlık müdürlüğü eliyle yürütülen işler 3 ayrı birim tarafından sürdürülmeye başlandı. Birincisi Halk Sağlığı Müdürlüğü. İsmiyle müsemma halkın sağlığı aile hekimliği gebe takibi aşılamalar gibi konularda kendilerine düşen işleri yapıyorlar. Bizimde ismimizle müsemma işlerimiz var. Kamuya ait hastaneleri birlikte yönetiyoruz. Tüm Türkiye’de 88 tane kamu hastaneleri birliği var İstanbul’da 6 Ankara’da 2 tane yakın zamanda üç olacak. Çünkü planlama öyleydi. İzmir’de iki tane diğer illerde ise birer tane kamu hastaneleri birliği var. Erzurum, Türkiye’nin coğrafi açıdan dördüncü büyük ili. 23 bin kilometrekarelik bir alana sahip, 400 kilometre bir ucundan ötekine varan büyüklüğü var. Üçüncü birim olarak sağlık müdürlüğü ise merkez sağlık hizmetleri ve üçlü yapının koordinasyonundan sorumlu.

     

    5 BİN PERSONELLE HİZMETLERİMİZ YOĞUNLUKLA SÜRDÜRÜLÜYOR

    Sağlık hizmetlerinde eksiklik duyduğunuz konular oluyor mu?

    Erzurum’da ise dediğim gibi sağlık ve hastanecilik hizmetleri yürütmek mümkün değil. Mekânsal sorunlarımız neredeyse yok. Nitelikli sağlık hizmet sunum kapasitesi mevcut. Merkezdeki ve ilçelerdeki hastanelerimizde görüyorsunuz. İlçelerimizdeki bazı hasta odaları merkezden daha konforlu diyebiliriz. Erzurum’daki kamu hastaneler birliğine bağlı olarak çalışan toplam 15 sağlık tesisimiz var. Bu sağlık tesislerimizden bir tanesi merkezde Palandöken Devlet Hastanesi Nenehatun Kadın Doğum Hastanesi ve bölge araştırma hastanesi. 6 ilçemiz bize ait hepsi bizim uhdemizde değil. Güney ilçelerimizin tamamı bize ait. Kuzeydeki ilçelerimizden Pazaryolu, Şenkaya ve Uzundere bize bağlı değil. Çok ciddi bir personel yoğunluğuna sahibiz. 5 bin civarında personelimiz var. Oldukça yoğun ve donanımlıyız. Zaman zaman hekim açığı yerleri mecburi hizmet için gelen personelle sürdürmeye çalışıyoruz.

     

    HEKİM AÇIĞININ ÖNLENMESİ KONUSUNDA KÖKLÜ TEDBİRLER ALINDI

    Türkiye’de adeta kangren hale gelmiş olan hekim açığı konusunda sorunlar yaşıyor musunuz?

    Yıllarca en azından benim öğrencilik ve hocalık dönemimde 14 Mart tıp bayramında hep şu konuşuluyordu hekim açığı yok ama dağılım dengesinde problem var. İkinci kısmı elbette doğru ama hekim açığı olduğu da yadsınamaz mir gerçek. Sanırım 2006 da YÖK DPT ve Milli Eğitim ve sağlık bakanlığı bir araya gelerek Türkiye’de bazı meslek gruplarındaki açığı ve bunlara ilişkin neler yapılabilir konuşuldu. Çünkü biliyorsunuz tıp fakültesi 6 yıl sürüyor. Bugün aldığınız karar tam 6 yıl sonra ancak devreye girecek bir karar. Yavaş yavaş semerelerini görüyoruz. İlk kez bir pratisyen hekimi bugün sisteme dahil etmeye karar verseniz tam 6 yıl sonra ancak devreye girer. İlk kez geçen ay 4 bin 600 tane pratisyen hekim mezun oldu bu ülkede. Bu mezuniyetler peyden pey artmaya devam edecek. Dediğim gibi bu hiç kolay değil. Bugün aldığınız karar pratisyen hekim açısından 6 yıl uzman hekim açısından 10 yıl sonra netice bulursunuz.

     

    ÜNİVERSİTE HASTANELERİNDEN BİR ADIM DAHA ÖNDEYİZ

    Bir zamanlar köhne vaziyette olan devlet hastanelerinin şimdiki durumunu nasıl görüyorsunuz?

    Son dönemde sağlıkta dönüşüm programı açısında inşa edilen hastanelerimizin birçoğu üniversite hastanelerinin çok daha önünde. Sağlık hizmet sunum kapasitesi niyet ve kapasite olarak hekimlerimiz bir adım daha öndeler. Üniversitelerdeki doktorlarımızın eğitim sorumluluğu da var şüphesiz bunu görmezden gelemeyiz. Bölgede tüm insanlarımıza eşit adaletli en kaliteli sağlık hizmeti sunmanın gayretindeyiz. Bizim tekelimizde olan bir şey değil. Şu kanaatteyim ki bir şekliyle sağlık hizmetleri hem sağlık insan gücünü teknolojik hizmetleri takip etmeliyiz. Hizmet sunumu pahalıdır. Üniversitenin varsa bizde alalım bu çok yanlış bir şey. Rekabetçi anlayışla sürdürmenin anlamı yok. İkinci üçüncü dördüncü hastane açılsa özel çabalar içinde gireriz bu son derece tabidir. Sağlık hizmeti sunucuları meblağları yüksek ticari işletmelerdir. Bu seneki muhtemelen bütçemiz 300 milyon civarında olacak. Üniversite oyunlarının tüm yatırımlarının yarıcısı kadar bütçemiz var. Yaptığımız işin büyüklüğünü görmek lazım herkesin bilmesi lazım.

     

    İTHAL HEKİM TALEBİ YERLİ HEKİM GÖÇÜNÜ ENGELLER

    Erzurum’da devasa sağlık yatırımlarına rağmen hekim açığının halen daha devam etmesini nasıl karşılıyorsunuz?

    Başka yerlerde de hekim açığı çok olduğu için hekimler alternatif üretiyor. Şuna inanın İstanbul’daki hekim açığı Erzurum’dan çok daha fazladır. 18 milyon kişi ve bu nüfusa paralel çalışan personel. Elbette ki çözülebilecek sorunlar ama hemen çözüleceğini söyleyebiliriz. Bakanlık seviyesindeki yöneticilerimizin bu sorunların farkına varmış olması ve bunun için çabalamalarını görmek lazım. Ben fakülteye girdiğimde 202 kişi girdik. Ancak 12 kişi hiçbir sorun olmadan mezun olabildik. Tıp fakültesi zordur. Bunu göz ardı edemezsiniz. O zaman süreyi geniş tutarsak 12 senede geri dönüş ancak mümkün. Hatırlarsanız eski bakanımız Recep Akdağ’ın yurtdışından hekim ithalini konuşuyorduk. Bir ihtiyaçtı bu çünkü. Bizim Mehmet öz hekimimiz Amerika’da hekimlik yapıp onların diliyle onlara hizmet veriyorsa bunun tersi neden olmasın.

     

    TANZANYA’DA EĞİTİM GÖREN TÜRK DOKTORU TANZANYA’DA DAHA VERİMLİ OLUR

    Kriterlerinizi net şekilde belirtirseniz ona uyuyorsa görev yapacak ithal hekimler bulunabilir. Türkiye’de özel hastaneler var. A hastanesi B hastanesi adı altında belli ölçekte hastaneler var. Oralarda yabancı hekimler çalıştırılabilir. Böylelikle bizim yerli hekimlerin kaçışı önlenebilir. Hekimlik açısından belli zafiyet gösterileceğini düşünürseniz neden hastanızı emanet edesiniz. Başka bir şey söyleyeyim Türkiye’de yüzlerle ifade edilecek kadar insanlar tıp fakültelerinde eğitim alıyorlar. Türkçeyi öğrenip Türkçe eğitim alıyorlar. Tanzanya’da eğitin gören Türk’ün Tanzanya’da çalışması daha doğrudur.

     

    ERZURUM HİÇBİR KESİM TARAFINDAN HİZMETLERİN İHMAL EDİLECEĞİ YER DEĞİLDİR

    Yıllar önce temeli atılan ve halen bitirilemeyen Sağlık Kampüsü’nün geciktirilmesinin sebebi nedir?

    2014’ün 9. Ayında hastanenin içinde olmalıydık. Tahmin edersiniz ki hukuki süreçler var. Hiçbir ithamı kimse hak etmiyor. Bu keyfiyet değil mecburiyettir. Pasif kalındığı eleştirisini kabul edemeyiz. Biraz yerel ve art niyetli olumsuz eleştiriler yapıldı. Yatırımın kaydırılması mümkün değildir. Erzurum hiçbir kesim tarafından ihmal edilecek yer değildir. Erzurum fiziki olarak çevresinin tamamının hizmet bölgesidir. Adına ne derseniz deyin Ağrı’da ki insan Bayburt’ta ki insan buraya gelip tedavi olmaya geliyor. Böyle sağlık bölgesi olması 50-100 yılın kazanımıdır.

     

    DAHA GÜÇLÜ İNSANLARIN BİR ARAYA GELME KÜLTÜRÜ OTURTULMALI

    27 yıldır Erzurum’da yaşayan birisi olarak söylüyorum. Hizmet kesintisi olmuştur ama Erzurum varken Konya, Kayseri, Adana yoktu. Bugün hepsi var. Nedeni iyi araştırmak gerekiyor. Erzurumlulara da bunu sormak gerekiyor. İnsanların karakterleri olduğu gibi şehirlerinde karakterleri vardır. Konya dediğiniz kayseri, Trabzon, Konya dediğiniz zaman bir tipleme belirir. Erzurum denilince de insanlar gülümser Erzurum der. Gel gör ki bu dinamiği içeride daha tutmak lazım. Daha güçlü insanların bir araya gelme kültürünün oturtulması lazım.

     

    HİZMETLER SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMALI

    AK Parti iktidarı ile birlikte son 12 yılda büyük değişimler geçirdik. Hormonlu büyüdüğümüzü düşünüyor musunuz?

    Çok iyi planlanmış ve uygulanmış bir proje ile karşı karşıyayız. Örneği sağlıkta yeni bir şey yapılıyor bunun sürdürebilir olmadığından bahsediliyor. Örneğin performans geri ödeme görüntüleme sisteminden bahsediliyor hormonlu büyüme değil. Ayağı basan yere basan projelerle hizmet veriyoruz. Niye bu kadar hızlı büyüdük? Nasıl oldu diyecek olursanız çok net. 1, sıfırdan büyüktür. Dün bir şey yoktu bugün yaptığınız her şey daha çok dikkat çeker. yüzde 30’larda olan memnuniyeti yüzde 75’lere getirdik. Bunu yüzde 81’lere getirmek buraya getirmekten daha zordur. Yüzde 30’luk kazanım bundan sonraki yüzde birlik kazanıma tekâmül eder. Bu sistemi hem sürdürebilir kılmanız hem de ihtiyaçları  anında karşılayıp bunu telafi etmeniz çok yerinden bire bir takip eden yönetim portföyü ile mümkündür. İnsanların sağlıkta dönüşümde kazandıkları en önemli şeylerden birisi zihniyet dönüşümüydü. Merkez bir zamanlar sağlık çalışanı odaklıydı. Şimdi hasta odaklı çalışıyor.

     

    MEMNUNİYETLERİ YÜZDE 98’LERE ÇIKARMAK HAYALCİLİK OLUR

    Özellikle Eski bakanımız Recep Akdağ sonrasında sağlık alanında gerileme olduğu görüşü hakim. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

    Buna cevap vermem doğru olmaz. Sonuçta belli noktaya gelmiş hizmetin daha iyiye taşınması daha zordur. Yüzde 98’lik memnuniyete çıkacağız dersek hayalcilik olur. Asıl olunan bundan geriye düşmemektir. Devletin hangi sisteminde yüzde 70’lerde memnuniyet var? Sormak lazım. Bugün yeni bir cihaz kuruldu. Yarın bakarsınız şu hastalarda bu cihaza alınabilir. Canlı organizmadan bahsedebiliyoruz günübirlik revizyonların hatta olması gereken organizasyondan bahsediyoruz.

     

    HİZMET SUNUMLARINI ÇEŞİTLENDİREBİLİYORUZ

    Türkiye’nin en büyük illerinden biri olan Erzurum’da sağlık hizmetlerinin verilmesinde çekilen zorlukları asgariye indirmek için neler yapıyorsunuz?

    Bu coğrafyayı elbette değiştiremezsiniz. Ama neler yapılabilir size uzakta kalan 200 kilometre mesafeye yakın yerlerdeki sağlık hizmetini o yere yetecek boyutta sunar biraz daha modernize ederek sağlarsınız. Hizmet aksamasına müsaade etmezsiniz. Örneğin güneyde Karaçoban’da her branşı bulundurmazsınız ama Hınıs’ta bulundurmalısınız. Bizde ona göre çalışıyoruz zaten. İkincisi ise tabi ki sağlığın teknolojisi ile çok iyi entegre olmak gerekir. Orda örneğin radyoloji hekimini Hınıs’ta tutamayabilirsiniz ama cihazınızı bulundurup görüntüyü çeker, buradaki hekime yorumlatırsınız ona göre tedavi sağlarsınız. Ayrıca kar üstü araçları helikopterlerle ile hastaya ulaşabilirsiniz. Hekimlerimizi oraya gönderebiliyoruz ameliyat için. Sunumları çok çeşitlendirmek mümkün. Kapasitemizde imkanımızda var.

     

    KOMŞU ÜLKELERDEN ANCAK DİREKT UÇUŞLA SAĞLIK TURİZMİNDE İDDİALI OLABİLİRİZ

    Son yıllarda Erzurum’da sağlık turizmi alanında  ki kat edilen büyük mesafeler çevre ülkelerdeki potansiyelleri ortaya çıkarıyor. Bu potansiyelleri harekete geçirmek için sizce neler yapılmalı?

    Gerçekçi olmak lazım. Nedir bu gerçekçilik size fiziki olarak yakın olan çevrelerden hasta almak daha mantıklıdır. Sınırdaki illerimiz dururken Suriye’den hasta talep etmek hayalciliktir. Ama size yakın olan Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan Türkmenistan gibi yerleri düşünebilirsiniz. Şunu belirtmek lazım siz Türk Cumhuriyetleri ile Erzurum arasında direkt bir bağlantı kurmadıktan sonra potansiyellere erişemezsiniz. İstanbul aktarmalı uçak aktarması mümkün değildir. Çünkü hasta İstanbul’da zaten aradığını bulur Erzurum’a gelmesi mümkün olmaz. Makul olmak lazım. Bakü’den İstanbul’a giden hasta İstanbul’dan Erzurum’a gelmez. Orda her şeyi bulur. Anlayacağınız direkt bağlantılar ile ancak potansiyel mümkün.

    Kamu Hastaneleri bünyesinde 2014 yılı içerisinde kaç hastaya sağlık hizmeti verildi?

    Mesela geçen sene 1 milyon 396 bin hasta bakmıştık. Ancak ocak şubat gibi bilgiyi paylaşmak doğru olur.

     

    Başarılı bir idarecisiniz. Görev yaptığınız süre boyunca da sağlık alanında köklü değişimlere imza attınız. Malumunuz 2015 yılında milletvekili genel seçimleri yapılacak. Bu başarınızı perçinlemek için siyasete atılmayı düşünüyor musunuz?

    İşimi iyi yapmaya çalışıyorum bu soruya şimdilik cevap vermek istemiyoruz. İnsanların bir şekilde bize erişimlerini kolaylaştırmak tedavilerini çok daha iyi yapmaya çalışıyoruz.

     

    ACİL SERVİSLERİN DOĞRU KULLANIMI ÇOK ÖNEMLİ

    Sağlıkta son yıllarda artan şiddet konusunda neler söyleyeceksiniz?

    Bir yönetici olarak değil hekim olarak söylüyorum. Herkesin hastaneye gelmesi gerekmez. Sağlık ocaklarımızda küçük çaptaki sağlık merkezlerimizde iyi seviyede tedavi görebilirsiniz. Herkes bir yere yığılırsa sunduğunuz sağlık seviyesinde düşmeler olur. Aklıma gelmişken acil servislerin doğru kullanımı çok önemli. Acillere gerçekten acil durumdaki hastaların gelmesi gerekiyor. Acillerimizin kullanımı kadar bizim hasta hekim ilişkilerinde asgari saygıyı tesis etmek gerekiyor. Hasta hekim ilişkilerinde insanların saygı duymaları gerekiyor. Gerçekten insanlar bizden birinci sınıf sağlık hizmeti beklemesi en tabi hakkıdır. Bir taraftan bunu beklerken bir taraftan magandalık yapması kabul edilemez. Erzurum’da sağlıkta şiddet fazla rastlanmıyor ama insanlarımızın bu anlamda duyarlılığını bekliyoruz.

     

    HEKİME ŞİDDETE GÖZ YUMAMAYIZ

    Biri doktoru döverken öteki vatandaşın buna tepki göstermesi gerekir. Aksi halde istediğiniz sağlık hizmetini alamazsınız. Doktoru dövüp sövüp hizmet beklemek kabul edilemez. Bölge  Eğitim Hastanesine günde 5 bin kişi geliyor toplam 15 bin kişiye yakın hastası refakatçısı ile bir yoğunluk oluyor. Binde bir bile olsa 15 tane ciddi olay beklenir. 15 ciddi olay 365 günde bile olmaz. Vatandaşımızın hakkını teslim etmek gerekir. Biz istiyoruz ki hekimin yada sağlık çalışanlarının tavrı yada yanlış hareketi olmasın. Hekim sıkıntılarının bazıları bu tür sorunlar yüzünden oluyor. Çoğunlukla bayan hekimlerimiz korkuyor yada korkutuluyorlar istifa ediyorlar. Hep kötü tarafından bakmayalım bunları kanıksamak gerekir. Bunlarında olabileceğinin farkında olmamız daha profesyonel yaklaşmak gerekir. Sağlık hizmet sunucularının insan olduğunu unutmamak gerekir bunlarında insan olduğunu ağlayabileceğini, düşünebileceğini unutmamak gerekir. Bunlar bizim insanımız bizden birileri.

     

  • “Türkiye’de demokrasi ve siyaset komedi”

    SİYASETİN GETİRDİKLERİ VE ERZURUM…

    Birçok yazımın Erzurum menşeli olmasından rahatsızlık duyanlara rastlıyorum…

    Erzurum’un dışında koskoca bir dünya daha var diyorlar…

    Sadece gülümsemekle yetiniyorum…

    Öyle ya haleti ruhiye mi bilmeyenler için eleştirmek kolay.

    Zira Erzurum benim için dünyanın tamamından bile daha büyük ayrı bir dünya…

    Havasını teneffüs ettiğim acısını tatlısın yediğim bir şehir…

    Her fırsatta bu şehri terk edeceğim diye hayallere kapılıp yeni bir dünya arasam da görüyorum ki;

    Dahasını bulamıyorum…

    Ankara’nın bürokratik havasından İstanbul’un kutsiyetinden İzmir’in gülümseyen güneşinden Antalya’nın maviliğinden mütevellit zaman zaman bu şehirleri hicret etmeyi düşünmüşümdür…

    Lakin bir ayağımı atmak istediğimde öteki hep mani olup bu şehirden daha alasını bulamayacağımı hatırlatır…

    Babasını gençliğinizde, annenizi ise en ihtiyaç duyduğunuz bir zamanda kaybettiğinizde onları misafir eden bu şehir sizin için katmerli kutsiyet arz ediyor…

    Bu kadar duygusallığın elbette ki siyasi uzantılarıda olacaktır…

    Siyaset mi dediniz…

    Hiç şüphesiz Erzurumlu olma ayrıcalığı ile gururumun en üst zirvesinde olan ben bu şehrin efradı olarak ta şehrin sorunlarını dile getirmek zorunluluğunu hissediyorum…

    Erzurumlu olmak, Erzurum’u anlamak için İbrahim Hakkı’nin Erzurumlu Emrah’ın Alvarlu Hace Muhammed Lütfi Hazretlerinin dizelerini iyi okuyup anlamaktır…

    Erzurumlu olmak devletini, milletini canı pahasına koruyup göğsünü siper edebilmektir…

    Bunları yapabilmek bile başlı başına şehir ahalisi olmasına yeterdir…

    Siyaset denildi mi güç kuvvet zeka akla gelir…

    Dimağı güçlü vefakar sadık Erzurum insanı tarihin her döneminde de siyaset sahnesinde her daim ön saflarda yerini almıştır…

    Ne kadar eleştirilirse eleştirilsin hatta stadyumlardan ismi kaldırılsa bile bu şehrin yetiştirdiği Cemal Gürsel Paşa’nın ülkeye katkılarını da yok sayamazsınız…

    Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Cemal Gürsel’in yanı sıra nice komutanlar nice devlet adamlarının isimlerini sayabiliriz…

    Tarihin her döneminde kurtuluş mücadelelerinde önemli kararların altına imzasını atmış Erzurum insanının varlığı inkar edilemeyecek görmezden gelinemeyecek kadar büyüktür…

    Ülkenin yıkılmaz kalesi ve ülkenin bütünlüğünün teminatı olan Erzurum’u anlaşılır hale getirdiğimiz vakit ülkenin daha ileri medeniyetlere erişebileceğini söylemek istiyorum…

     

     

    Sevgili Okurlarımız her hafta aralıksız olarak gazetemiz Milletin Sesi’nde yayınladığımız ‘PORTRELER’ başlıklı yazı dizimizde sizlere bu hafta Erzurum’un bağrından çıkıp siyaset sahnesinde bende varım diyen Hukukçu Profesör Abdurrahim Karslı ile yaptığımız söyleşiyi yayınlıyoruz. Prof. Dr. Abdurrahim Karslı, Cumhuriyet döneminde siyasi parti kuran ve genel başkan olan ilk Erzurumlu.

    Geçtiğimiz ayın başında Merkez Parti adıyla bir parti kuran hukukçu ve aynı zamanda da işadamı olan Prof. Dr. Abdurrahim Karslı, çarpıcı iddialarla ortaya çıktı. Karslı’nın Erzurum ve ülke gündemine ilişkin cesur açıklamaları dikkatlerinizden kaçmayacak.

     

     

    MERKEZ PARTİ GENEL BAŞKANI ABDURRAHİM KARSLI KİMDİR?

    1964 tarihinde Erzurum ilinin, Horasan kazasının Yıldıran köyünde doğdu. İlkokulu köyünde bitirdikten sonra, ortaokulu Erzurum, Yavuz Selim Orta Okulu’nda, liseyi Erzurum ilinin Pasinler kazasında bitirdi. 1980 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kayıt yaptırdı. Dört yıllık lisans tahsilimi 1984 tarihinde, Haziran döneminde bitirdi. 1986-1987 eğitim yılı yaz döneminde, Almanya’da Freiburg Albert Ludwigs Üniversitesi’nde üç aylık yaz dönemi dil kurslarına katıldı. Daha sonraki yıllarda hemen hemen her yıl ve 2011 yılı dahil olmak üzere yaz aylarında bir müddet bu Üniversitede (Albert Ludwigs) çalıştı. 1996 tarihinde Yardımcı Doçentliğe atandı. Bu zamana kadar birçok tez danışmanlığı, Lisans ve Yüksek Lisans ve Doktora dersleri de dâhil olmak üzere mesleki faaliyetlere katıldı.  İstanbul Barosunda Fakülte sonrası avukatlar için hazırlanan programlarda ders, seminer çalışmaları ve tez savunmalarına katıldı. İstanbul merkez ve ilçe adliyeler başta olmak üzere, yurdun birçok yerinden bilirkişi olarak tayin edildiğim dosyalarda görev yaptı. İstanbul Üniversitesi Enformatik Enstitüsünde Bilişim Hukuku adı altında yüksek lisans ve doktora programında derslerim devam etmektedir.  2011 yılı içinde çok sayıda yüksek lisans, doktora, doçentlik ve profesörlük atama jürilerinde bulundu. 2010 yılında İcra İflas Hukuku Ders Kitabını, teori ve pratiğe yönelik olmak üzere neşretti ve 04. Mart 2010 tarihinde Profesör kadrosuna atandı. En son anabilim dalında yapılan görev taksimine göre, çift numaralı öğrencilere üçüncü sınıfta Medeni Usul Hukuku ve dördüncü sınıfta İcra İflas Hukuku derslerinin anlatılmasında görev üstlenmiş bulunmaktadır. Ayrıca idari göre olarak, anabilim dalı başkanlığı, fakülte yönetim kurulu üyeliği, Adalet Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevini yürütürken siyaset arenasında bende varım diyerek Merkez Parti’yi kurup genel başkanlığına getirildi.

     

    MERKEZ PARTİ TÜRKİYE’NİN SON ŞANSIDIR

    Merkez Parti’sini kurmanızda ki amaç neydi. Merkez Parti’nin AK Parti’nin alternatifi olduğu doğru mu?

    Sadece AK  Parti’nin değil Türkiye’de şimdiye kadar olan siyasetin alternatifi. Merkez Parti, ben ve arkadaşlarımın siyaseti AK Parti’nin alternatifi olamaz. AK Parti zaten bizim alemimizde yok. Dinciyim diyen, dine zarar veriyor. Milliyetçiyim diyen, millete, Atatürkçüyüm diyen, Atatürk’e zarar veriyor. Türkiye, Merkez Parti’yi görmez ve bu imkanı değerlendirmezse başka sıkıntıları görür.
    HERŞEYİN BAŞI ADALET!

    Sürekli adalet kavramını vurguluyorsunuz? Sizin siyasetinizin temeli nedir tam olarak?

    Türkiye’de adaleti bırakın yaratılışa aykırı fıtrata aykırı işler var. Şuraya ekilmiş bir tohum var. Bu tohumun özelliği neşv ü nema bulup çiçek olmaktır. Tohumun fıtratında var. Sunun fıtratında donunca genişlemek var. Tunç demirin içine de koysanız o su tunç demiri de parçalar. Veya yumurtanın fıtratında civciv olmak özelliği var. İnsanın fıtratında da adaleti hürriyeti arama meyli var. Fıtratına uygun bir hayatı arama özelliği var. Bir şeylerle münasebet tesis etme arzusu var. Hürriyet arzusu var. Kuran’ın dört esası var. Biri tevhid biri nübüvvet biri haşir biri de adalettir. Adaletiniz yoksa sizin rüku ve secdenizin de bir kıymeti yok. Adaletinizin yoksa İstanbul’un tapusu elinizde olsa da bir kıymeti yok. Ben adaleti çok anlatıyorum. Siyaseti de kendim için mecburi istikamet olarak görüyorum. Türkiye’de hiçbir şey adetullah kanunlarına adalete uygun yapılmıyor.

     

    TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ VE SİYASET KOMEDİ

    Akademisyen olarak görevinizi sürdürürken neden siyasete atıldınız?

    Benim siyasete girme sebebim çaresizlik. 40 yıldır okuduğumu ve bildiğimi söyleyeceğim. Dar dairede ne okudumsa geniş dairede de bunu söyleyeceğim. Türkiye’de hiçbir şey ne bugünkü pozitif hukuka, temel hak ve hürriyetlere, ne de fıtrata uygun yapılıyor. Herkes kendi fikrinin müfsidi olmuş. Müslümanım diyen bir insan kendi inancını tatbik etmiyor. Ama inancıyla söylediği ve yaptığı arasında çok fark var. Milliyetçilik mesela milletini sevmektir. Ama sadece İstanbul’da milletini sevmek değildir. Diyarbakır’da dağa kaçırılmış bir çocuk varsa onun annesi ağlıyorsa onunla birlikte üzülüp ağlamaktır. Milliyetçilik kaybolan günlerdir haber alınmayan rehinelerin durumunu merak etmektir sormaktır. Yoksa milliyetçilik bir cumhurbaşkanı adayı açıklanacak çok güzel bir salonda dört bin kişinin içinde olmak değildir. Bunları bilen insan vicdanen rahatsızlık duymalı. Bu kadar hadise varken biz kendi kendimize bir şeyler oynuyoruz. Türkiye’de demokrasi ve siyaset komedi. İnsanlar için önüne koyulan bir oyun. Ara ara basamaklar rol yapılan bir işler ve o rollere göre devam eden bir hayat.

     

    HER FİKRE AYNI MESAFEDEYİZ

    Partinizin ismini Merkez Parti olarak belirlerken çok düşündünüz mü?

    Merkez bütün noktalara aynı uzaklıkta olan demektir. Biz her fikre aynı mesafedeyiz aynı mesafede duruyoruz demek için bu ismi kullandık. İkincisi merkez aynı zamanda bir şeyin üretildiği yerdir. Bu parti hem herkese aynı uzaklıkta hem de bundan sonra güzelliklerin hayrın adaletin hukukun ahlakın hayatta ne ihtiyaçsa ve güzel ne varsa onların üretildiği bir yer. Merkezde biz evvela kendimizden başlayarak düşündüğümüz fikirleri tesis ederek sonra geniş daireye açılarak gitmek istiyoruz. Merkez bir başka manada herkesin bulunduğu fotoğrafın içinde göründüğü bir yerdir. Yani Merkez ismini kullanmamızın birçok sebebi var. Din üzerine siyaset yapmayacağız, milliyetçilik üzerine siyaset yapmayacağız, ideolojiler üzerine yapmayacağız.

     

    ERZURUM’A SAHİP ÇIKILMALI

    Erzurumlu olmanız hasebiyle şunu sormak istiyorum. Bu şehrin sizin hayatınızda ki önemi nedir?

    Tarihin her döneminde adını altın harflerle yazdırmış bu şehir, ülkemizin de teminatıdır. Fakat Erzurum’un verdiğine karşılık Erzurum’a layık görülenleri tasvip etmek mümkün değildir. Erzurum sanki Suriye’nin bir şehri yeni harpten çıkmış gibi yıkık binalar, doğru dürüş tamir edilmemiş yollar Erzurum şehir olarak böyle bir şeye layık değil. Çünkü kaç yıldan beri iktidarın tarafında olanların yanında olan bir şehir Erzurum. Büyükşehir belediye başkanı olarak AKP iktidarı tarafından yönetildi. Şu an 6 milletvekili var, 5 tanesi AKP milletvekili ve bu iktidar döneminde en az 1 tane bakan vardı, buna rağmen böyle bir görüntü Erzurum’a yakışmıyor. Erzurum’da yaşayanlar belki göremeyebilirler ama dışarıdan bir bunu daha iyi görür.

     

    ERZURUMLULAR TETİKÇİ OLARAK KULLANILDI

    Parti yönetiminizde Erzurumlu eski siyasetçileri de görmek mümkün. Yıllarca önceki partilerinde kurucu sıfatında bulunan bu isimlerin Erzurumlu olması tesadüf mü?

    Hiç şüphesiz Erzurum insanı devlet ve millet meselelerine bakış açısı itibariyle kendinden feragat etmiş ve herşeyi göze alarak fikirleri için savaşmıştır. Ömer Haluk Pirimoğlu, Necati Güllülü gibi siyaset aranasında kendini ispatlamış isimlerin Erzurumlu oldukları için partimizde bulunduğunu söyleyemem. Fakat meclise girmeleri ve halinde Erzurum’a çok şey vereceklerine inanıyorum. Şimdiye kadar Erzurumlu siyasetçileri tetikçi olarak kullanan partiler var. Erzurumlu ve Erzurum bu muameleyi hak etmiyor.

     

    HUKUKÇULAR ORDUSU KURUYORUZ

    Gerek kurucular kurulunda gerekse il yönetimlerinde hukukçuların çokluğu tesadüf mü?

    Merkez Parti şekilde başlattığımız bir etkinlik var. Biz bir hukukçular ordusu kuruyoruz. Neden mi? Çünkü bu memlekette azami hukuk ihlal ediliyor. Ne demek bu hukukçular ordusu? Evvela partinin umumi merkezinde sonra il merkezlerinde ve her ilçe merkezinde derdinizi anlatacağınız bir hukukçu arkadaşımızı bulacaksınız.  Erzurum’da da bilhassa mesken sektöründe usulsüzlükler yapılmaktadır, yapı yapılırken devletle müteahhitler kapı kapı gezerek icraat yapmışlar sonra da ulus perişan olmuş. Erzurum’da da yeni kurduğumuz partinin il merkezinde hukukçu arkadaşlarımız var. Kimin sorunu varsa katiyen politika unsuru şekilde düşünmüyoruz, biz hukukçuyuz diyoruz. Evvela her şeyin bir zekatı sadakası var, biz de ilmimizin zekatını sadakasını eda etmek istiyoruz, her dertli arkadaşımızın derdini dinlemek istiyoruz.

     

    HER PARTİ’DEN KATILIM BEKLİYORUZ

    Partinize katılımlar bekliyor musunuz?

    Bizim hedefimiz önce partiyi kurmak, sonra teşkilatları oluşturmak ve partinin kapılarını bizim duygu ve düşüncelerimize uygun kişilere açmaktı. Partiyi kurduk, teşkilatları oluşturduk, şimdi milletvekillerinin katılımları olacak. Milletvekilleri geldiği zaman merkez partinin şemsiyesi altına girsin istedik. Şu anda hazırız. Bayramdan sonra her partiden katılımlar olacak. ve inşallah Meclis’te grubumuzu kuracağız. AKP, CHP ve MHP’den katılım olacak. Bizim partimizde her görüşten insanlar var. Ekim ayı sonunda, ya da Kasım ayı içerisinde büyük kongremizi yapmak istiyoruz. Şu anda 60 ilde çalışmalarımızı tamamladık. Ekim sonu itibarıyla 81 ile ulaşmak istiyoruz. Türkiye’nin tamamına tabelamızı asacağız ve bütün gayretimizle çalışmalara başlayacağız. Trabzon, Hatay, Eskişehir gibi illerin de açılışını yapacağız. Bu illeri diğer iller de takip edecek.

     

    SINIRLARDA TEHLİKE VARSA BU YETKİ KABUL EDİLEBİLİR

    Sınır ötesi tezkerenin kabulünü nasıl karşılıyorsunuz?

    Ülkeye bir tecavüz veya yakın sınırlarda tehlike varsa belki bu yetki kabul edilebilir. Fakat sınırsız ve yabancı askerlerin de geçmesini temin eden bir yetki olmamalıdır. Türkiye’nin böyle bir gücü varsa, şimdiye kadar tarihten kaynaklana sebeplerle ve birbirimizle olan akrabalık veya diğer bir çok sebeplerle kendi programını yapıp, istediği yere kadar girebilir ve orada kalabilirdi. Fakat bunu yapmadı ve yapamadı. Eskiden beri söylenilen bir söz vardır. Bağdada sefer olur, fakat zafer olmaz. Aman dikkat edelim. Bizim irademiz dışında planlanan bir savaşta evlatlarımızı öldürtmeyelim. Memleketimizi sonucu meçhul şekilde yabancılara açmayalım. Başkalarının senaryolarının hizmetkarı olmayalım.

     

  • Ankara’da dayın yoksa…

    ERZURUMLULUK BİLİNCİ..

    Yıllardan beri âdeta kanayan yaramız oldu…

    Kimine göre bir hastalık,

    Kimi ise daha radikal yaklaşıp Ermeni mirası diyor…

    Adına siz ne derseniz deyin.

     

    Erzurumluluk ağır bir sıfat olmakla beraber bunu kaldırmakta bir o kadar zordur…

     

    Gazeteci Yazar abimiz Sayıl Narmanlıoğlu’nun ‘Kar’a iz bırakanlar’ bir tespite takılıp kalıyorum…

    Yüksek irtifada olan bu şehir erbabı liderlik psikolojisini barındırdığı için bencil olup çıkıyor…

    Öyle midir gerçekten…

     

    Bilakis bu şehir insanının topyekûn hareket edebilecek bir gücü olduğuna inanıyorum…

    Bu şehirde halen yaşayan ekmeğini yiyip suyunu yudumlayan havasını teneffüs eden biri olarak yıllarca bendede oluşan bir ön yargı vardı…

     

    Erzurum’u bırakıp gidenlerin yatırımlarını batıya taşıyanların gururla Erzurumluyum demelerine hep içerlemişimdir…

    Kendimce haklı gerekçelerim vardı şüphesiz…

    Zira gurbette ki akrabalarımı da incelediğimde yalnızca bu şehirde doğmuş olma ayrıcalığı taşıdıklarını yaşantılarında bir nebze bile Erzurumluluk kalmadığını gözlemlemişimdir…

    Yıllarca gazete sütunlarında ve haber sitelerinde yazdığım yazılarda da

     

    Fakat Erzurum denildiğinde burnunun direği sızlayan her tatil döneminde sıla-i rahim yapıp memleketime ne gibi katkı sunarım diyenlerin varlığını inkar edemezsiniz…

     

    Erzurumluluk bilinci şüphesiz Kurtuluş mücadelesinde düşmana aman vermeyen, her milli görevde varlığını hissettiren şuur demektir…

    Bu şuuru taşıyan her Erzurumlunun da doğup büyüdüğü bu kadim şehire vefasını göstermesi elzemdir..

     

    Bu şehirin gelişimi ancak vefa ile istek ve arzu ile olur…

    Kimilerinde iklimsel olumsuzluklar gerekçe gösterilerek sadece şehri türbe misali görüp ziyaret etmeyi marifet bilen zihinlere ihtiyaç olmadığını düşünüyorum…

     

    Bir süre önce Ankara Atatürk Kültür Merkezi kampüsünde gerçekleştirilen ‘Ankara Erzurum Günleri’ organizasyonunu yalnızca eleştirmeyi marifet bilen zevatların yapıcı hiçbir eleştirisinin olmaması Erzurumluluk şuuruna da aykırıdır kanaatindeyim…

     

    Her biri bir öncekinden daha profesyonelce gerçekleştirilen Erzurum Günleri’nin amacına ulaştığını söylemek istiyorum…

     

    Dört gün boyunca Atatürk Kültür Merkezi’nde ki tüm organizasyonları tamamıyla takip etmiş biri olarak emeği geçenlerin bu şevklerinin dahada artmasını temenni ediyorum.

    Bizatihi Erzurum’dan giden basın mensuplarının gözü kulağı olan onları tüm isteklerine ve tüm keyfiyetlerine cevap verebilen değerli abimiz Yaşar Çelik’e mesaisinden zaman ayırmasından dolayı da ayrıca teşekkür ediyorum…

    Şüphesiz Erzurum’un tanıtıma ihtiyacı yoktur…

     

    Fakat Erzurumluların tanışma kaynaşma ve bir arada sorunlara çözüm bulup ortak paydayı bulmaları anlamda bu tür organizasyonlara (Adı ne olursa olsun) ihtiyacı kati surette gereksinimi vardır…

    Erzurumluluk şuuru tarihte görüldüğü gibi köstek olmak değil, tıpkı ahilik kültüründe olduğu gibi yapılan kusurlar sahibinin kulağına iyilikler ise herkese söylenmelidir…

     

    Sevgili okurlarımız her hafta sizlerin de beğeni ile takip ettiği ve gazetemiz ‘Milletin Sesi’nde’ yayınladığımız ‘PORTRELER başlıklı yazı dizisi devam ediyor. Hemen her meslek grubundan yaptığımız söyleşilere bir yenisini daha ekledik.  Erzurum İktisadi Sosyal Araştırma Ve Yardımlaşma Vakfı (ESAV) Başkanı Veysel Karani Aksungur ile Erzurum Paydaşlı yaptığımız söyleşiyi sizlere yayınlıyoruz. Her Erzurum denildiğinde bu şehire ne verebilirim  düşüncesinde olan ve Erzurum ile yatıp Erzurum ile kalkan Aksungur’un Erzurum derneklerine yönelik eleştirilerine verdiği cevaplarıda soluğunuzu tutarak okuyacağınızı umut ediyoruz.

     

     

    VEYSEL KARANİ AKSUNGUR KİMDİR?

    İlk, orta ve lise tahsilini, ailesinin eğitim ve ekonomik nedenlerle 1968 yılında taşındığı Kırşehirde tamamladı. 1981 yılında Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden mezun oldu. 1979 yılında Kırşehir Müzesinde göreve başladı. Maliye Bakanlığı’nın açtığı yarışma sınavını kazanarak 1984 yılında Stajyer Gelirler Kontrolörlüğü’ne atandı. 1994 tarihinde Gelirler Genel Müdürlüğü’ne Daire Başkanı olarak atandı. 2003 yılında vekaleten Gelirler Genel Müdür Yardımcılığı’na getirildi. Görevleri sırasında ülkemizi temsilen yurt içinde ve yurt dışında bir çok toplantı, görüşme ve kursa katıldı. Kanun, tebliğ, tüzük ve yönetmelik tasarı ve teklif çalışmalarının içinde yer aldı.         Başbakanlık’ta “Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma” çalışmaları çerçevesinde Başbakanlık Müsteşarının başkanlığı altında çalışmalara katılarak “Mahalli İdare Gelirleri Kanunu Tasarısı Taslağı Çalışma Grubu”nda yer aldı. Bu görevi kapsamında “İl Özel İdaresi ve Belediye Kanunu Tasarısı Taslağı”nın hazırlanmasında aktif görev üstlendi.  Bir çok vakıf ve derneğin kurulmasında ve faaliyetlerinde aktif görevler aldı. 1997 yılında arkadaşlarıyla birlikte kurduğu ESAV Erzurum İktisadi Sosyal Araştırma ve Yardımlaşma Vakfının günümüze kadar, başkanlığını aralıksız olarak yürütmektedir. İktisadi ve Sosyal Araştırmalar Vakfı bünyesinde Yeni Dergi unvanı ile bir dergi yayınlamış, Yeni Kuşak Yayınları adı altında 25 adet kitabı kültür dünyasına kazandırmıştır. Evli ve dört çocuk babasıdır.

     

    ERZURUMLU OLMANIN AYRICALIĞINI YAŞIYORUZ

    Sayın Aksungur, öncelikle Erzurumlu olmanın sizde bıraktığı etkileri öğrenmek istiyorum. Sizce Erzurumluluk neyi gerektirir?

    Erzurum’dan çıkıp batıya doğru ilerledikçe, insanlarla sohbet etmeye başladığınız an klişe bir soru olarak : ”Nerelisin?” diye sorarlar. ‘Erzurumluyum” diye cevap verince ”dadaş mısın gardaş?” diye bir soru daha yöneltirler. Erzurumlu olmak dadaşlıkla özdeşleşmektir. Biz Erzurumlular dadaşlığı bir ırkın değil bir kimliğin sembolü olarak görürüz. Bu bizim için kullanılan yöresel bir sıfattır aslında. Cesur oluruz fakat saldırgan değilizdir. Muhafazakarızdır fakat tüm dinlere saygılıyızdır. Bütün erdemlikleri yiğitlikleri kendinde toplayan adamdır dadaş. Vatanını sever, dinine bağlıdır. Bu iki mefhum dadaşın olmazsa olmazıdır ; et ve tırnak gibi artık iç içe geçmişlerdir. Erzurum dadaş ve bar üçlemesi birbiriyle yoğrulmuş tek sözcük gibidir. Birinden bahsedilirse hemen diğeri akla gelir. Dadaşlık Türk medeniyeti ve İslamiyet’le şekillenmiş bir kavramdır.

     

    BİZ HİÇBİR ZAMAN ERZURUM’DAN KOPMADIK

    Uzun bir süredir Erzurum İktisadi Sosyal Araştırma Ve Yardımlaşma Vakfı (ESAV)’ın başkanlığı görevini yürütüyorsunuz. Erzurumluların bir araya gelmesinde vakıf olarak katkılarınız oluyor mu?

    Öncelikle şunu herkesin bilmesinde fayda olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar vücut olarak Erzurum’da yaşamıyor olsak ta Erzurumluluğun bilinci ile hareket ediyoruz. Bu şehrin efradı olarak çoluk çocuğumuza yakın çevremize Erzurumluluk bilincini aşılamaya çalışıyoruz. Vakıf olarak elimizden geldiği kadar herkesi tanıştırmayı, bir araya getirmeyi, birlikte iş yapma kültürünü geliştirmeye, ortak faaliyetlerde bulunmaya, sosyal ve kültürel zenginliklerimizi aktarmaya ve arttırmaya, dostluk, kardeşlik ve akrabalık duygusunu geliştirerek ekip olmayı sağlamaya yönelik çalışmalarımız aralıksız olarak devam etmektedir. Gençleri eğitmenin yanında, yetişmiş elemanların değerlendirilmesi, işadamlarımızın işlerini geliştirmeleri, bürokratlarımızın yükselmeleri, siyaset adamlarımız, fikir adamlarımız ve sanatçılarımızın kamuoyuna tanıtılması için elimizden gelen gayreti sarf ediyoruz. Yaygın örgütlenmeyi benimsediğimiz için Ankara’nın merkezinde ve Ankara dışında bir çok yerde şube ve merkezlerimiz bulunmaktadır. Hemşerilerimizin ilçe ve köy dernekleri başta olmak üzere, örgütlenmelerine özel önem vermekte ve onları desteklemekteyiz.

     

    ERZURUM’A HİZMET KAÇMAK İÇİN MAZERET ÜRETENLER VAR

    Erzurum’dan sürekli olarak gurbetçiler için yapılan eleştiriler oluyor. ‘Erzurum’u yalnızca öldüğü zaman defnedileceği yer olarak gördüğünüze yönelik. Bu eleştiriler sizi üzüyor mu?

    Bunlar benim görüşlerim değil. Kendine mazeret bulmak isteyenlerin görüşleridir. Bende bir gönül koymuşluk söz konusu değildir. Dışarıdaki Erzurumlu insanların Erzurum’a yönelişine engel bir durumdur. Erzurum’u Erzurumluları tanıyorum. Kültürünü tanıyorum. Emrah’ın, Yaşar Reyhani’nin İbrahim Hakkı’nın mezarı Erzurum’da değildir. Buna karşılık Sümmani’nin mezarı Erzurum’da. Sümmanı gibi geniş bir derviş kimliğinde insanların olmasını istiyorum. Kimsenin doğduğu yere küsmemesi gerektiğini düşünüyorum. Alvarlı Muhammed Lütfü Efendi gibi geniş bir tefekkür içerisinde  en ufak bir şeyden yılmamalı. Alvarlı Efe şöyle diyor; Aşık der inci tenden, incinme incitenden. Kemalde noksan imiş, incinen incitenden. Yani incinen noksandır. Çünkü incitenin amacı incitmek için söylemiyor. Dolayısıyla hoşgörünün yaratandan ötürü felsefesi bu duruma yakın diyebiliriz. İnsanlarda geniş bir hoşgörü derin bir sevgi olması lazım. Ufak tefek şeylerden kırılmayacak saygı olması lazım.

     

    YAPAMAYACAĞIMIZ HİÇBİR SÖZÜ VERMEDİK

    Erzurum’un sorunlarının çözümü anlamında ve yatırımcıların şehre kazandırılması anlamında sultan sekisi toplantıları yapıldı. Zaman zamanda bu toplantılara eleştirilerde geldi. Sizce toplantılar amacına ulaştı mı?

    Şimdi bu sultan sekisini fikrini atan insanlar ortaya koyanlar insanlar aradan 15-20 geçtiği halde teşekkür ediyorum. Onların amacı ortak aklı Erzurum’a yönlendirmek dikkatleri Erzurum’a çekmek yatırımları Erzurum’a çekmek şehrin kalkınması gelişmesi için çaba içerisinde olmak. Fikirleri ortaya atan ile uygulayanlar farklı olabiliyor. O zaman kısır bir döngü içerisinde hareket kalabiliyor.  Hâlbuki yurdun çeşitli yerlerinde insanların gelip tanışması bile kazanımdır gözüyle bakmak lazım. İlle de yatırım yapacak beklentisi değildir. İnsanların gelmesi bile bana göre bir fayda sağlıyor. Yığınla faydalarını sayabiliriz. Dolayısıyla bu tür toplantıların gelişerek devam ettirilmesi beklentiyi ve çıtayı fazla yüksek tutmamak gerekir. Bir büyüğümüz kavgada kaldıramayacağı taşa sarılmak vurmayacağının delilidir. Çok büyük şeyler konuşmak yapmayacağının delilidir anlayacağınız. Biz hep yapabileceğimiz sözler vaat ettik.

     

    ANKARA’DA DAYIN YOKSA…

    Ankara’ya gelen Erzurumlular için nasıl çalışmalarınız oluyor. Destekleriniz sürüyor mu?

    Erzurum’a yönelik olarak hani bir deyiş vardır. Ankara’da dayın yoksa Hamido gurban niye doğdun diye bir türkü var Mahsuni Şerif’in. Biz Ankara’da Erzurumlunun abisi dayısı kardeşi olmaya çalıştık. Merkezdekilerinde ilçelerinde de. Başı sıkışan hastanede işi olan iş kurmak isteyen işinde sıkıntı yaşayan öğrencisine ev sahipliği işadamına müşavirlik memuruna hamilik işçisine çiftçisine hamilik kendi imkanlarımız çerçevesinde hiçbir şeyi esirgemeden yaptık. Erzurum’u gezerken şöyle bir şey aklıma geldi. Hani dağlarda çeşmeler olur ya, dedim ki biz Erzurumlulara çeşmeleri gösteriyoruz. Bizimkilerde bekler ki ille de biz götürüp içirelim diye. İşadamlarını gösteriyoruz Polat’lar, Şahsuvaroğullar’ı var diyoruz. Şurada mühendisimiz şurada daire başkanımız, belediye başkanımız var diye yol gösteriyoruz. Becerenler gidip bu çeşmelerde suyunu içebiliyor. Bizlerden önce bunlar pek belirgin değildi. Erzurumlu olanları bilinir hale getirdik. Hangi hastanede kim var sorduğunuz zaman bilebiliyor. İlle kardeşiniz olması gerekmiyor. Dolayısıyla topyekûn bir birlikteliği sağladık. Ankara’daki bürokrata sahip çıktık elimizden geldiği kadar.

     

    ANKARADA Kİ BÜRROKRATLARA SAHİP ÇIKTIK

    Erzurum menşeli vakıf ve derneklerin artış göstermesini nasıl karşılıyorsunuz?

    Yıllardır siyasi angajmanlara girmeden yaptık. Hangi iktidar gelirse gelsin diyaloğumuzu kesmedik. Devletin kurumları gibi çalıştık. Fonksiyonlarımızı azaltmadık. Ankara’da 6 genel merkezimiz 6 tane şubemiz var. Bizim vakfımız siyasi kaygılı vakıf olmayacak demiştik. Öyle sivil toplum örgütlerdi var ki siyaset zamanlarında kapılarını açarlar. Sonrada arasanız bulamazsınız.  Şubelerimizde genel merkez gibi çalışıyor. Genel merkezde de burs verebiliyorlar şubelerde de veriyorlar. Genel merkezde de yardımcı olabiliyorsunuz şubelerde de yapıyorsunuz. İnsanlar muhatap arıyorlar ya siyasetçilerde muhatap arıyorlar. Şubelerde de zemin oluşturuyoruz. Dolayısıyla isteseniz de istemeseniz de kapınız açık ise bu işleri yapacaksınız. Az yada çok yapacaksınız. Mutlaka ve mutlaka insanların ihtiyacını giderecek bir fonksiyon olmak zorundasınız. Bunlar basit konular ama insanlar dernek vakıfları küçümsedikleri için söylüyoruz. Vasıfsız bir köy derneğine gidin Ankara’da İstanbul da ki de aynıdır. Rahatlıkla ihtiyacınızı anlatabilirsiniz. Dolasıyla dernek ve vakıfları küçümseyenlere gülüyorum. Hayatında birine yemek bile ısmarlamamıştır fonksiyonlarınızı küçümserler.

     

    ERZURUM İÇİN ELİMİZİ TAŞIN ALTINA KOYDUK

    Dernek olarak çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz?

    Sultan sekisi ile ilgili ERVAK ile beraber programlar yaptık. Buradan on tane değişik üniversitelerden öğretim üyesini Erzurum’a götürdük Erzurum’un sorunlarını tartıştık. Hem Ankara’da hem de Erzurum’da gündeme getirdik. AB projeleri çerçevesinde genç istihdamın desteklenmesi projesini gerçekleştirdik. Ciddi anlamda kurs verdik bir kısmına da iş imkanı sağladık. İşadamlarının Erzurum’a yatırım yapması için ön ayak olduk. Bir tanesi akasya vadisidir. Belediye başkanı ile Kadirhan beyi biz buluşturduk. Dolayısıyla birçok girişimlerimiz oldu. Hepsini buradan söylememiz mümkün değil.

     

    ERZURUM’DAN ÇOK CAĞ KEBAPÇI ANKARA’DA VAR

    Erzurum’u Ankara’da yaşatabiliyor musunuz?

    Erzurum ile ilgili çalışmalarda mecburiyet hissediyoruz. Birçok arkadaşımız Erzurum’a gidip yazlıklar yaptılar. Bugün Ankara’da Erzurum’dan fazla cağ kebapçı var. Hepsi bizim eserimiz faaliyetlerimiz. Erzurum kültürünü tanıtmada Erzurum’u bile etkiledik. Bizden sonra cağ kebabı revaç gördü. Mc Donalds nasıl gelmiş buralarda marka olmuşsa Erzurum ürünleri de artık markadır. Ankara’da Erzurum türküsü çalınmayan hiçbir düğün yoktur iddia ediyorum. En az 20-30 tane Erzurumlu kişilerden oluşan sanatçılar topluluğu Ankara’da kültürel faaliyet yapıyor. Bugün Ankara’da Erzurumluların düğünlerinin çoğunda Erzurum barı oynanır. Davul zurna çalınır bar şiiri okunur dadaşlarımda bar oynuyor. Bugün kadayıf dolması zaten meşhurdu alma bugün Ankara’da rahatça kadayıf dolmasını bulabilirsiniz. Bunlar yapılan faaliyetlerin aslında bir görünümü. Erzurum kültürü insanların farkında olmasa da mücevher altın gibi. Kullandığınız zaman değeri daha da artıyor. Bunlar gibi değerlerimizi de kamuoyuna mal ederek Erzurum etkinliğini artırıyoruz. Erzurum’un yetiştirdiği insanları biz unutmuyoruz.

     

    ÖRGÜTLÜ İNSANLAR ÖRGÜTSÜZ İNSANLARI YÖNETİR

    Erzurum için çok çalışmamız gerekiyor?

    Erzurumlu sivil tolum örgütleri Erzurum kültürünü Ankara’da yaşatıyor. Örgütlü insanlar örgütsüz insanları yönetir çerçevesinde örgütlü hale getiriyor. Birlikte iş yapma kültürünü getiriyor. Yönetici olma vasıflarını artırıyor. Erzurum ile ilgili kurulacak STK’ları destekliyoruz. Bizim vakfımızdan faaliyetleri çok etkili olan bir vakıf yok. Küçük derneklerin bile çok önemi var. Diyelim ki cenazesi olan bir ihtiyaçta küçük dernekler devreye giriyor. Derneklerin fazla olmasında sıkıntı yok amaç hedef bir olsun yeter ki bunlar bir ise sorun olacağını düşünmüyorum. Ankara’da da şunu söylemek istiyorum sivil toplum örgütleri birbirlerinin hoşuna gitmeyen davranışlarda olabilir ama bu herkese mal edilmemesi gereken şeyler. Birlik ve beraberlik içerisinde siyasi olarak ta ekonomik olarak ta bir hedefe ulaşmıştır. Mamak belediye başkanımız Erzurumludur. Geçen dönemlerde de CHP’den Erzurumlu milletvekillerimiz vardı. İnşallah daha etkin hale gelecektir.

     

    ERZURUM GÜNLERİ ERZURUM İÇİN BİR KAZANIMDIR

    Dört gün süren Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdiğiniz Erzurum Günleri ile ilgili neler söyleyeceksiniz?

    Erzurum günleri ile ilgili şunu söyleyeyim tarihi tayin etmek bizlerin yetkisinde değil. Bu Atatürk Kültür Merkezinin kendi takvimi çerçevesizinde uygun yer varsa verebiliyorlar. Ancak bu tarih tahsis edilebildi. Ramazan bayramından sonra bu faaliyet ile ilgili çalışmaya girdik. 1,5 ay gibi kısa bir süre içerisinde bu faaliyet gerçekleşebildi. Bunların program ayağı dokümanları çok büyük özveri ile gerçekleştirilebildi. Davetiye bile tam olarak dağıtmamız mümkün olmadı. İnternet ortamında falan iletişimi sağladık. Buna rağmen iyi bir program oldu. Çok iyi demiyorum.

     

    DAHA İYİSİNİ YAPACAK KAPASİTEMİZ VAR

    Geçen yıllardan farkı ne oldu sizce?

    Erzurum firmalarının katıldığı en fazla Erzurum ürünlerinin yer aldığı bir program oldu. Kültürel anlamda kamuoyuna mal etmek anlamında ciddi olarak yer buldu. 2 saat Erzurum televizyonları canlı olarak yayınlandı. CNN Türk TRT bu imkanları sağladılar. Kısa sürede gerçekleşti. Oluşmasında katkısı olan İçişleri Bakanımız Çevre Şehircilik Bakanı İdris Güllüce Valimiz ve diğer milletvekillerimiz bunların desteklerini ciddi anlamda gördük. Kısa dönemde gerçekleşti. Katılım olarak ta iyi bir katılım oldu. Ama biz daha iyisini yapacak kapasitedeyiz. Mevcut kapasitemizi kullanamadık. Bilgi birikimimiz potansiyelimiz ve vizyonumuzu tam olarak yansıtamadık. Yine de belli bir çıtayı da yakaladık diye düşünüyoruz. Erzurum insanımız buna layık. İhtiyaçta vardır.

     

  • “Demokratik açılımı sabote ediyorlar”

    ESKİ TÜRKİYE’Yİ UNUTMADAN YENİ TÜRKİYE’YE KUCAK AÇMAK…

    Son yılların moda söylemi…

    Öyle ya Adalet ve Kalkınma Partisi ile değişim rüzgarı yakalayan Türkiye’nin artık eskisinden sçok farklı olduğunu söyleyebiliriz…

    Yer yer muhaliflerde bu tezi kabul ediyorlar…

    Etmemek için kör olmak bile kifayetsiz kalıyor…

    Darbelerin Türkiye’sinden artık çağ atlayan yeni bir ülkenin temellerine kadar gelebildik…

    Şükür ki ne şükür…

    Hani birçoğunuz bilirsiniz;

    Hiçbir şeyden çekmedi dünyada nasırdan çektiği kadar Süleyman Efendi dizeleri varya..

    Tıpkı onu hatırlatıyor…

    Darbelerden çektiği kadar hiçbir şeyden çekmeyen bir Türkiye vardı bir zamanlar…

    Sağcıların darbesi mi?

    Solcuların darbesi mi?

    Sahi en çok hangisi daha etkiliydi?

    Kenan Evren Paşa’nın (paşalığı kaldıysa eğer)

    Bir sağdan bir soldan astık ki dengeleri kuralım sözlerini hatırlar gibiyim…

    Siyah beyaz tv ekranlarında bir gece ansızın yapılan darbelerle bir anda ters köşe olan bir Türkiye’den neler kaldı sahi…

    Yazımın başlığından bahsettiğim gibi,

    Eski Türkiye’yi unutursanız yeni Türkiye’ye kucak açamazsınız…

    Seksenli yılların gördük ama tevellütlümüz gereği hatırlamıyoruz belki…

    Ama bugün yeni darbelerin olmayacağı bir Türkiye hayali içindeyiz…

    Dostluk kardeşlik ortamlarının tesis edildiği,

    Tek bayrak, tek millet, tek devlet esasına dayalı yepyeni bir Türkiye…

    Tıpkı Keşanlı Ali Destanının dizeleri gibi,

    Lazı kürdü pomağı,

    Maraşlısı Vanlı’sı,

    Erzincanlı Kemahlı

    Hepsi kader yoldaşı…

     

     

    Sevgili okurlarımız, her hafta sizlerin teveccühü ile devam ettirdiğimiz ‘PORTRELER’ başlıklı yazı dizimizde bu defa belki de Türkiye’nin geçmişine kara leke olarak sürülen darbelerden en çok zarar gören o dönemlerdeki silah tutan askerlerin ne yapmaya çalıştığından bihaber dönemin milletvekili Fethullah Taşkesenlioğlu’nun ortanca oğlu Fahrettin Taşkesenlioğlu ile yaptığımız söyleşiyi yayınlıyoruz. Onlarca yıl geçmesine rağmen ülkede etkisini sürdüren dönemin başbakanını dar ağacına kadar götüren 1960 darbesinin izlerini taşıyan Taşkesenlioğlu’nun babasına dair hatıratlarına yer verdiğimiz söyleşide tüm merak edilenleri bulabileceksiniz.

     

    FAHRETTİN TAŞKESENLİOĞLU KİMDİR?

    1953-Erzurum doğumlu Fahrettin Taşkesenlioğlu, evli ve 3 çocuk babasıdır.

    İlk, orta ve lise öğrenimimi Erzurum’da tamamlayarak 1972 yılında Başbakanlık Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nde (Ankara) göreve başladı.

    1975 yılında Türkiye Elektrik Kurumu (Erzurum) İşletme Grup Müdürlüğü’ne naklen tayin olarak idare amirliği, 1985-1987 yıllarında il müdür yardımcısı olarak görev yaptı. 1987 yılından 2002 yılına kadar aynı kurumda Sivil Savunma Müdürü olarak görev yaptı.

    Siyasetle bire bir tanışık bir ailenin evladıdır. Babası merhum Fethullah Taşkesenlioğlu; 1957-1960 Demokrat Parti, 1969-1974 Adalet Partisi olmak üzere iki dönem Erzurum milletvekilliği yapmıştır.

     

    Ailesi Erzurum,Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri”nde yüzyıllara dayanan büyük bir itibar ve etkinliğe sahiptir. Bu nedenle terör olaylarının başlangıcından bu güne kadar terör hadiselerinin karşısında büyük bir gayret göstererek devletimize bağlılığımızı üstün gayretiyle devam ettirdi.

    Erzurum’un coğrafi ve siyasi yapısında Güney ilçeleri önemli bir konuma sahiptir. (Pasinler, Horasan, Tekman, Karayazı, Hınıs, Karaçoban). Ailesinin de bu bölgelerde gerek ilmi gerekse siyasi bakımdan etkinliği itibar görmektedir. Mensubu bulunduğum Taşkesenli ailesinin, her kesimi kucaklayan çevresine ilim dünyevi hizmet veren; Güneylisini Kuzeylisi ile, Batılısını Doğulusu ile buluşturan ve birleştiren Taşkesenli Kültür Eğitim ve Dayanışma Vakfı”nında başkanlık görevini yürütmektedir.

     

    DARBELER ÜLKEMİZE ZARAR VERDİ

    Sayın Taşkesenlioğlu, kısaca darbe dönemini yorumlamanızı istesek nasıl adlandırırsınız?

    27 Mayıs 1960 darbesi, mağdur milletimizin adı konulmamış “matem günüdür”. Diğer adıyla 87 yıllık Cumhuriyet tarihimizin en zalim, hüzünlü, bir o kadar da devletimize ve her alanda gelişmemize zarar veren bir süreçtir. Milletimizin adeta sevgilisi olmuş Başbakan Adnan Menderes ile iki bakanı idam edilmiş milletvekilleri ve birçok devlet yöneticisi (bürokrat) uzun yıllar Yassı ada ve diğer cezaevlerinde hapis yatmış ve hüküm giymişlerdir. Peki, ne yapmıştı Menderes? Milletini fevkalade seven, milletinin refahı ve huzuru için azami gayret sarf etmiş yüce Türk milletine demokrasiyi ve hürriyeti getirmek için olağanüstü çalışmış, milletimizin milli ve manevi değerlerine önem verip büyük Türkiye’min temelini atmıştır. Menderes iktidarı döneminde Türkiye altın çağını yaşamış, Anadolu insanı çarıktan kara lastiğe, çiftçisi ise orak ve tırpandan traktöre kavuşmuştur. Aynı zamanda, yatırımlar hızlanmış her ilde bir fabrika bacası, bir eğitim alanı inşa edilmiştir. Bu harcın içinde ve kurulmasında rahmetli babam Fetullah Taşkesenlioğlu’nunda üstün gayretleriyle kendi seçim bölgesi olan Erzurum’da Atatürk Üniversitesi ve şeker fabrikası açılmış ve bu ilimizin ekonomik ve sosyal yapısında büyük gelişme sağlanmıştır. Türkiye o dönemin altın çağını yaşarken, 27 Mayıs 1960 günü kendimizi milletçe zifiri karanlıkta buluyorduk.

     

    JANDARMAYI KARŞIMIZDA GÖRÜNCE…

    O yıllarda ilkokul öğrencisiydiniz. Darbenin sonrasında çevrenizdekilerin size bakışı nasıldı. Değişiklik göster dimi?

    Şöyle ki; Henüz ilkokul öğrencisi iken, ailem ile birlikte, “darbe, suç, hapishane vs.” gibi kelime anlamını dahi bilmediğim olguların zulmü ile karşı karşıya kalmıştık. 1957 seçimlerinde rahmetli babam Fetullah Taşkesenlioğlu Demokrat Parti’den milletvekili seçilmiş, aziz milletimizden almış olduğu yetki ile TBMM’de görevine başlamıştı. Annem, ağabeyim ve kardeşlerimle birlikte Erzurum Demirevleri mahallindeki mütevazı evimizde ikamet ediyorduk. Babam ise o zaman Milletvekili lojmanları olmadığından Ankara-Ulus’ta Gençlik Parkının karşısındaki Vakıf Evleri’nde diğer milletvekili arkadaşları ile birlikte kiraladıkları dairede kalıyordu. Erzurum’a geldiği zamanlar yoğunlukta olmak üzere evimiz günün her saatinde hemşerilerimiz ile dolar taşardı. Ta ki demokrasi tarihimize izi kolay kolay çıkmayacak olan o kara lekenin sürüldüğü tarihe kadar. Evet, radyodan darbenin ilanı, hayatımızda karanlık günlerin başlangıcı olmuştu. O gün çalan kapının ardında misafir yerine iki jandarma eri vardı. Hiç unutamıyorum, tüylerimiz ürpermişti, adeta kanımız donmuştu. Çünkü vatana hizmet etmeyi şiar edinmiş olan babam merhumun diğer milletvekili arkadaşları ile birlikte yaka-paça hakaretler ile tevkif edilip Kara Harp Okulu’na götürülmesi haberini almıştık. O günden itibaren kaderimiz ile baş başa bırakılmıştık.

     

    EVİMİZE GİREN EKMEK BİLE PARÇALANARAK ARANIYORDU

    Babanızın idam ile yargılanması nasıl bir psikolojik etki bırakıyordu sizde?

    Evimiz, sürekli gözetim altında tutulan, gelen ekmeğin bile parçalanarak içinin arandıktan sonra girmesine müsaade edilen, mimlenme korkusuyla sokağından bile kimsenin geçmeye cesaret edemediği bir ev olmuştu. Bu psikoloji ile hangi nedenden dolayı karşı karşıya kalmıştık, bunu dahi bilmiyorduk. Acaba babam ne yapmıştı? Tam bu noktada hiç unutamadığım bir anımı paylaşayım. Hayatımıza bir şekilde devam etmeliydik ki öyle de oldu. Öğrenim hayatımız yarım kalmamalıydı. Ağabeyim ile ben, okulumuza devam ettik. Fakat bizim halet-i ruhi yetimizin aksine sınıfa gelen bayan öğretmenim son derece keyifliydi. Neden keyifli olduğu ise tüm sınıfa sarf ettiği şu sözlerde saklı idi: “Biliyor musunuz Fahrettin’in babası hapiste, yakında asacaklar!”. Ağlayarak itiraz ettiğimde ise saçlarımdan tuttu, beni tahtaya kadar sürükledi ve başımı tahtaya vurmak suretiyle hala izini taşıdığım kırığı bu anın nişanesi olarak bıraktı. Bu ve bunun gibi elim hikâyeler hayatımızda oluşmaya başlamıştı.

     

    BABAMIN MEKTUPLARI 13 SATIRDAN İBARETTİ

    Babanız ile nasıl iletişime geçiyordunuz?

    Asıl sıkıntıyı yaşayanın babam olduğunu çok iyi biliyorduk. Arada bir mektubu geliyordu. Ancak 13 satır yazma izni verilen, içinde bulunduğu durumu anlatması yasaklanan ve bizden önce bir sürü askerin okuduğu mektupları… Derken geçmeyen bir buçuk yıl geldi geçti. Vefakâr, cefakâr anamın kanatları altında gözyaşları ile geldi geçti… Babasının, doğumunu görmediği, kendisini ancak doğumundan 1 yıl sonra gördüğü küçük kardeşime (adı Adnan’dır) annemin ağlayarak söylediği ninnilerle geldi geçti… Darbeci yardakçılarının suçlar bakışları altında geldi geçti…

    1961 sonlarına doğru aldığımız babamın tahliye haberi, uzun zamandır unuttuğumuz gülmeyi hatırlamamıza vesileydi. Bir müddet de İstanbul’da mecburi ikamete tabi tutulduktan sonra mahşeri bir kalabalık, vekillerini Erzurum İstasyon Meydanı’nda bayramvari bir şölen ile karşılamıştı. Her şey bitmiş miydi? Hayır! Babamın dönüşünden sonra, bu sefer de Yassıada Otellerinde! Konakladığı! Süre zarfında yaptığı masrafların! Faturalarını ödemeyle cebelleşmiştik. Aslında en büyük fatura, olayların ailemiz üzerinde bıraktığı travmatik etkiydi. Babamın birçoğunu anlatmasa da maruz kaldıkları olayları zaman zaman anlattığı hatıralar zihnimize kazınıyordu. Onlarla birlikte yaşamanın verdiği acının unutulması mümkün mü?

     

    İDAM BEKLERKEN AİLESİNİN GÖNDERDİKLERİNİ ELİNE VERMİŞLER

    İdam ile yargılanmalarının babanızda oluşturduğu etkiler nelerdi?

    Babamın yassıada da yaşadığı olayların birçoğu içinizi titretecek cinstendi. Bunlardan birini babamın ağzından anlatmak istiyorum:

    Koğuşta 8 arkadaştık. Hiçbirimizin akıbeti belli değildi. Nöbetçi askerlerin tahakkümü altında verilecek kararı bekliyorduk. Askerler arasında yayılan idam fısıltıları koğuşlarımızdan duyuluyordu. Her an infaza götürüleceğimizi beklerken bir gece yarısı içeri giren subayın beni anons etmesiyle irkildim. Yatağımdan kalkınca, beni götüreceğini söyledi. Diğer arkadaşlarım da bu sırada uyandılar. Elbiselerimi giyinip arkadaşlarımla helalleştim. Sarıldığım her arkadaşım hüngür hüngür ağlıyordu. Dışarı çıktığımızda bir manga asker nezaretinde uzunca yürüdük. Artık infazımın gerçekleşeceğinden şüphem kalmamıştı. Nihayet nöbetçi subay odasına götürüldüm. Kimlik tespitinden sonra ailemin Erzurum’dan göndermiş olduğu elbise ve çamaşırların bulunduğu bir torbayı bana teslim ettiler. Bütün hengâme bu teslimat içinmiş. Zaten elbiselerimin omuz teraları ile birlikte astarları dahi tamamen sökülmüş vaziyetteydi. Aynı şekilde koğuşuma döndüğümde arkadaşlarımın bir kısmı idama götürüldüğümü düşündüklerinden bana dua ediyordu.

     

    DARBENİN YILDÖNÜMLERİNDE BABAM KÖYE GİDERDİ

    Babam 1979’da vefatına kadar hiçbir 27 Mayıs günü Erzurum’da ya da Ankara’da kalmadı. Daha doğrusu radyonun olduğu veya kalabalık yerlerde durmadı. Çünkü bu tarih yani 27 Mayıs “bayram!” olarak kutlanan resmi tatil günüydü ve babam için bu gün bayram değildi. 1969-1973 yılları arasında Adalet Partisi’nden bir dönem daha Milletvekilliği yaptı ve sonra siyaseti bıraktı. Onun hayatındaki en büyük üzüntüsü rahmetli Adnan Menderes’in, Fatin Rüşdü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idam edilmeleriydi. Bu olay babamın her aklına gelişinde, gözlerinden süzülen yaşlara şahadet etmek bizim için hiç de kolay değildi…

    Son olarak; yaşantısı ve duruşunu, vatan-severliğini, memleketine verdiği hizmetleri bize miras bırakan babamı rahmetle anarken, yüce Allah’dan bu acı günleri bir daha ailemize ve milletimize yaşatmamasını niyaz ederim.

     

    DEMOKRATİK AÇILIMI SABOTE ETMEYE ÇALIŞIYORLAR

    Sayın Taşkesenlioğlu, son günlerde Türkiye’de tartışma konusu haline gelen demokratik açılım ve demokratik özerklik hakkında ki düşünceleriniz almak istiyorum. Demokratik açılım sizce gerekli midir?

    Demokratik açılımda teşkil edilen heyet her ne kadar toplumun her kesimini kucaklamadıysa da toplumun her katmanlarıyla görüş alışverişi ile sonlandırılmadıysa da hükümetin programın doğru yapıldığına inanıyorum. Bugün demokratik açılım programı sabote edilmektedir. Provokasyonlar bugünde Türkiye’nin birçok vilayetinde devam etmektedir.

    Demokratik açılım ve demokratik özerklik kavramları birbirine “veya” bağlacı ile bağlı değil; iki farklı kavram ve ikisinin de ortaya çıkış süreci aynı temele ve sebebe dayanmıyor. Dolayısı ile her ikisinin fiilî hal almasından doğacak sonuçlar da bir olamaz. “Demokratik açılım” mevcut hükümetin halkına sunduğu programın adıyken “açılımcın “özerklik” olarak değiştirilip yeni bir program haline getirilmesi ile başka bir durum ortaya çıkıyor. Bu yeni ifade, kendisini etnik bir kökene hasretmiş ya da madalyonun diğer yüzü çevrildiğinde bu etnik kökeni kendisine bağlamaya çalışan yasal bir parti ve sivil toplum örgütü şeklinde örgütlenen bir yapının söylemi oluveriyor.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de açıldığında Anadolu’nun birçok seçim bölgesinden Ankara’ya gelen mebuslarda ön plana çıkan ortak noktalardan birisi de aynı dine (İslam) mensup olmalarıydı. Yani Osmanlı Mebusan Meclisi’ndeki etnik kökenlerin, farklı din ve mezheplerin, mecliste temsil edilmesi anlayışı 1320lerin Türkiyesi için söylenemezdi, Lozan Konferansımda azınlık meselesinin çözümü Türkiye’de ulus-devlet sürecini hızlandırırken bu coğrafyada yaşayan insanlarda “vatandaş” olma duygusunun kapılarını da aralamıştı. Fakat yakın dönemlere gelinceye kadar temsil mekanizması içinde herhangi bir etnik gruba hitap eden siyasal bir oluşum TBMM içinde yer almamıştı (MHP’yi sadece Türk kökenli vatandaşlara hasretmek bütünüyle doğru bir düşünce olmasa gerek). Hadep’in kurulmasıyla başlayan süreçte Kürt kökenli vatandaşlarımızı siyasi bir oluşum etrafında toplama projesinin sadece Cumhuriyetin temellerinin atıldığı 19201er Türkiyesi değil, bugünkü Türkiye ile de bağdaştığı söylenemez.

     

    ANADOLU KÜLTÜRLER MANZUMESİDİR

    Sizce provokasyonları önlemek ve Demokratik açılım için neler yapılabilir?

    Ulus-Devlet oluşturma çabalarının Anadolu ruhuna aykırı olduğu su götürmez bir gerçektir. Bir nehir yatağının biriktirdiği verimli topraklara benzer Anadolu. Yüzyıllardır birçok millet, birçok toplum, kültürleriyle Anadolu hamurunu yoğurmuştur. Velhasıl bu topraklarda bir “kültürler manzumesi” şekillenmiştir. Yüzyıllar boyu farklı kültürleri, farklı etnik grupları bünyesinde barındırabilen topraklarımız üzerinde yaşayan insanları yönetirken bu gerçeği göz ardı etmek ciddi bunalımlara davetiye niteliği taşır. Bu noktada devletin işi “ortak paydalarda ortak çatı” oluşturmaktan mütevellittir. Cumhuriyet tarihimiz boyunca hatta Anadolu tarihi boyunca görmemiz gereken tarihi bir gerçek vardır. Her ne zaman Anadolu’da siyasi birlik bozulmuşsa, millet-devletin istikran da aynı oranda zayıflamıştır. Fetret devri, celali isyanları, Mondros Mütarekesi dönemleri buna sadece birkaç örnektir. Bahsettiğim çatıyı oluşturmak içinse temelde iki anahtar kelimeye ihtiyaç vardır, hoşgörü ve adalet. Osmanlı Devleti’nin cihanşümul devlet olmasının perde arkasında bu iki sözcüğün büyük yeri vardır.

     

    HER ALANDA KALKINMA YAŞIYORUZ

    AK Parti hükümetinin son dönemlerde yaptığı atılımları nasıl buluyorsunuz?

    Son 15 senenin 7-8 yılının ekonomik krizlerden, bunalımlardan post modern darbe sürecinden sıyrılarak her alanda kalkınma sürecinin başladığı biliniyor. Halkın büyük çoğunluğu, sürece darbe vuran veya sürecin sağlıklı bir şekilde yürümesine engel teşkil eden unsurlardan mümkün olduğunca kaçınmaya çalıştı. Bu süreçte Hükümet, Doğu’ya, özellikle Güneydoğu’ya sistemli bir program ve anlayış ile el attı. ‘Demokratik açılım’ bu programın adı oldu. Buna, adı anıldığında genelde Güneydoğu’nun hatıra gelmesine rağmen esasen Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde eksik kalan öğelerini tamamlama niyetiyle de bakılabilir. Zaten öyle de olması gerekir. Atılan adımlar ortadadır. Bunlardan uzun uzadıya bahsetmeyeceğim. Ancak açılım sürecinde Kürt kökenli vatandaşlarımızın hamiliğini üstlendiğini iddia eden, onlar adına karar mekanizması rolünü üstlenen bir kesim bu olayı çok daha farklı algılamakta ısrar ediyor. Hem de bölücü terör örgütü ile organik bağını inkâr etmeden! Adeta örgütün siyasi sözcülüğünü üstlenmiş durumdalar. Devlet geçmişte yaşanmışlıklara, acılara, kederlere bir son vermek adına vatandaşını kucaklamak için son birkaç yıldır olağanüstü gayret sarf etmektedir. Bu doğrultuda Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne yapılan yatırımlar Cumhuriyet tarihi boyunca alışılagelmişin dışında bir ivme kazandırdığı bir gerçektir.

     

    KENDİMİZİ ÖTEKİLEŞTİRMEMELİYİZ

    Halkımız hiçbir zaman “ben ve öteki” duygusunu yüreğinde taşımamalıdır. Kendimizi ötekileştirmek, içimizdeki ötekini canlandırmak Türkiye’nin ve Anadolu’nun genlerine aykırı düşer. Milletimiz bin yıllık tarihinde; Mevlana Halid-i Bağdadîyi sevdiği kadar Hacı Bektaş-ı Veli’yi de, İdris-i Bitlisîyi sevdiği kadar Mevlana Celaleddin Rumîyi de, Ahmed-i Hanîyi sevdiği kadar İbrahim Hakkı Hazretlerini de sevmiş bağrına basmıştır. Çocukluğumuzda gaz lambası veya mum ışığı altında dinlediğimiz, gecelerimizi süsleyen Kerem ile Aslı hikâyelerine olduğumuz kadar Mem-u Zin hikâyelerine de meftunluğumuz aşikârdır. Netice itibariyle bu coğrafyada yaşayan bütün vatandaşlarımıza da düşen görevler var tabii. İlkin provokasyonlara alet olmamak gerekir. Aklıselim davranıldığında bu ülkenin geçmişte olduğu gibi bugün de gelecekte de vatandaş kimliğini taşıyan ve aidiyetlik bilinci ile yaşayan herkesin olduğunu unutmamak lazım.

    IMG_0447 IMG_0449 IMG_0448 IMG_0444 IMG_0440 IMG_0438 IMG_0437 IMG_0438

  • Aziziye için büyük hayallerim var!

    Aziziye için büyük hayallerim var!

    HAYAL ETMEDEN ŞEHRÜL EMİN OLAMAZSINIZ

    Yıllardan beridir yazılarımda sürekli olarak belediye başkanlarına ve yaptıkları çalışmalara yer vermekle beraber eleştirilerimin olduğunu birçok okuyucularım yakinen bilirler.

    Belediye başkanlığı seçimleri öncesinde Ak Parti’den aday adayı olan zatlardan birinin çok girdiği mülakatla ilgili tespitini hatırladım…

    Öyle ki mülakatının yapılmasını beklediği esnada kendisine verilen tüyolardan bahsediyordu…

    Tüyolarda özetle gireceği heyete hayallerinden bahsetmesi isteniyordu…

    Mülakat heyetinin hayali olan aday adayları konusunda daha kararlı olduğu dile getirilmiş…

    Bunu duyunca söz konusu  heyetin tespitlerinin yerinde olduğuna kanaat getirdim…

    Öyle ya şehrül eminlik gibi bir müessese de hizmet vermeden önce vereceğin hizmeti mübalalı  bir şekilde hayal etmelisiniz…

    Aksi taktirde değil hizmet vermek mevcut olan çalışmalarınızı da zora sokarsınız…

    Hasılı şudur ki hayal gücünüzü geliştirebildiğiniz sürece belediye reisliğine talip olabilirsiniz…

     

    ***

    Hayal etmeden şehrül emin olamazsınız dedik ya…

    Hayal etmeden şehrül emin olmak en çok ta Erzurum’da daha zor diyebilirim…

    Yıllarca yanlış belediyecilik çalışmaları yüzünden ortaya çıkman çarpık yapılaşma ve buna paralel sürdürülen yığınla hata…

    Neresinden tutsanız elinizde kalıyor…

    Hayal etmeye kalktığınızda imar hatalarından yada gecekondulaşmadan kaynaklı önünüze dizilen yanlışlar adeta diz boyu…

    Yakutiye Belediyesinin ilk başkanı Muhyettin Aksak’ın Cumhuriyet Caddesi’nin yükünü azaltmak için açtığı Saraybosna Caddesi’nde ki canhıraş çabalarını yıllarca taktir etmiştik…

    Öyle ya yılların Dere Caddesi bir iki yıllık bir sürede tarihe karışacaktı…

    Ve hiçte sanıldığı kadar kolay olmamıştı…

    Nice kavgalar nice hakaretlere maruz kalmıştı o denimin belediye başkanı…

    Belki de ikinci kez seçilemeyişi riskini bile göze almıştı….

    Hayal etmek kadar risk almak ta belediye başkanlığı çok elzem bir meziyet olsa gerek…

     

    ***

    Yeni göreve gelen yada ikinci dönemini sürdüren belediye başkanlarımız ile yeni söyleşilerle yeni hizmetlerini anlatmaya devam ediyoruz.

    Yıllardan beri çeşitli gazete ve internet siteleri ile birlikte Erzurum’da yayın yapan bir çok haber dergisinde sürdürdüğümüz PORTRELER başlıklı yazı dizimizde bu hafta Aziziye Belediye Başkanımız Muhammed Cevdet Orhan’ı konuk aldık…

    Beş aylık bir görevi süresince son derece başarılı grafik sergilediğini düşündüğümüz Başkan Orhan ile Aziziye ilçe ile ilgili hayallerini ve yapmak istediklerini sütunlarımıza taşıdık…

    Geniş vizyonu ve birikimleri ile 5 yıllık görevi süresince büyük işler yapacağına inandığımız Başkan Orhan’ın özellikle belediyenin 50 milyon TL’ye yaklaşan borçlarının ödenmesi konusundaki kararlılığını gözlemledik…

     

    MUHAMMED CEVDET ORHAN KİMDİR?

    1984 yılında Erzurum’da doğdum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Erzurum’da tamamladı. Erzurum Atatürk Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği bölümünden 2004 yılında mezun oldu. Öğrenciliğim süresince özel sektörde proje koordinatörü olarak çalıştım. Bu yıllarda Erzurum Genç Müsiad yönetim kurulu üyeliği yaptı. 2005-2007 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisinde Danışmanlık görevi yaptı. 2007 yılında AK Parti Genel Merkez Teşkilat Başkanlığında Danışman olarak çalışmaya başladı. 2011 yılına kadar Seçim İşleri Başkanlığı ve Genel Sekreterlik birimlerinde aynı görevde çalıştı. 13 Nisan 2008 tarihinde gerçekleştirilen AK Parti Genel Merkez Gençlik Kolları 2. Olağan Büyük Kongresinde MKYK Üyeliğine seçildi. Gençlik Kollarında 16 Eylül 2011 tarihine kadar Seçim İşleri Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü.  16 Eylül 2011 tarihinden itibaren İçişleri Bakanlığı Bakan Müşavirliği görevini yürüttü. Evli ve 1 çocuk babası.

     

     

    Sayın Başkanım ilk göreve geldiğinizde makama oturduğunuzda belediyede eksik gördüğünüz şeyler nelerdi?

    Gerek Vahdettin Yaylalı bey gerekse Fatih Cengiz bey benden önceki belediye başkanları bölgenin kalkınması için güzel çalışmalar yapmışlar. Göreve geldiğimizde ilk olarak eksiklikten ziyade işleyiş ile ilgili kavramları değiştirdik diyebilirim. Ben sistemli çalışmayı seven birisiyim. Faydalarını ve avantajlarını görmüş birisi olarak Kurumsallaşma anlamında bir sistem oturtmaya çalıştık bütün müdürlüklerimizde. Yapmış olduğumuz çalışma kendi iç işleyişimizde faydalar sağladı. Vatandaştan gelen talepleri güzel bir şekilde değerlendirip cevap verme anlamında devam ettiriyoruz. Otomasyon sistemlerini değiştirip beyaz masa kuracağız. Kendi işleyişimizi değiştirmeden faydalı olmamız beklenemezdi. Belediye başkanı olarak her vakaya müdahil olmamız lazımdı benim her şeyden haberdar olmam gerekiyordu. Arkadaşlar arasında görev değişikliklerimiz oldu. Belediyecilikte vatandaşlara yapacağımız hizmetler boyutunda planlar yapmak gerekiyordu.

     

    50 YILLIK STRATEJİK PLANLAR HAZIRLIYORUZ

    Nedir bu planlar?

    İlk kez ilçe nüfusu 50 bini geçtiği için stratejik plan hazırlamak zorunda aldık. Bunları hazırlarken iç ve dış paydaşlarımızla görüştük. 5 yıllık stratejik planda neler olması gerekiyor diye. Tamamına yakınında bize geri dönüldü. İhtiyaçları da tespit ettik. Temel olarak planı ciddi şekilde oluşturduk. Stratejik plan çerçevesinde asfalt ve karo bordür gibi ihtiyaçlar konusunda çalışmalar tamamlandı. Park bahçeler müdürlüğümüzün yeni parkları devreye alması gibi işler rutin belediyecilik anlamında yapılması gerekenler zaten. Benim amacım 50 yıllık proje çerçevesinde ne başlatabilirim düşüncesindeyiz. Çöp toplama temizlik gibi bir takım belediyecilik hizmetler zaten yürütülüyor. Amacımız bu projeksiyonu yakalamak için çalışmalar başlatmak.

     

    KENTSEL DÖNÜŞÜM İLE ILICA SİL BAŞTAN

    Sizden önceki dönemde Ilıca’da kentsel dönüşüm çalışmaları başlatıldı. Devam ettirmeyi düşünüyor musunuz?

    Ilıca’da kentsel dönüşüm başlatılmış. Artarak devam etmesi gerekiyor. Mesela çarşının giriş sağ tarafı protokol kapsamında değildi. Protokol kapsamına aldık. Şu anda bulunduğumuz termal tesislerin arka tarafına denk gelecek şekilde yeni çarşı oluşturuyoruz. Yeni otoparklar yeni akslar geniş ferah çift yönlü ticari faaliyetlerin güzel bir şekilde sunulacağı yeni bir çarşı meydana getirmeye çalışıyoruz. Yerli ve yabancı turistlerin tesislerden ve otellerden faydalanmasını istiyoruz. Hizmetin standartlarını artırdık yeni tesis kazandırdık. Sadece Erzurumlulara değil yerli ve yabancı turistlere ev sahipliği yapmaya çalışıyoruz. Yabancı turistlerde getirdik. Termal tesislerimizi gezdirdik.

     

    YANLIŞ ‘ILICA’ ALGISINI DEĞİŞTİRMELİYİZ

    Ilıca’nın termal turizminde hak ettiği payı alması için ne gibi tanıtım çalışmaları yapıyorsunuz?

    Ilıca’nın görüntüsünü değiştirmeden reklamını yapamazsınız. Bende istiyorum ki büyük yatırımcılar gelip 3 bin 4 bin yataklı projeler yapsınlar. Oteller zinciri olan birkaç grupla görüştük ama Palandökene yatırım yapmayı daha cazip görüyorlar. Örnek bir tesis kurmamız gerekiyor. Bu sektör hizmet sektörüdür, insan eliyle yürüyen bir sektördür. Ne kadar iyi konfor sunarsanız o kadar çok insanı çekersiniz. Otelimizde ki kaplıcalarımızda öyle. Aile kabinlerimizi de yakında açıyoruz. İlçenin de cazibe merkezi haline gelmesi gerekiyor. Bu  çarşının başına geldiğinizde termal tesislere gelmeden o yanlış algı oluşuyor. İsterseniz 5 yıldızlı tesis kurun o algıyı yıkamazsınız. TOKİ’yi bu konuda ikna ettik.

     

    YIKIMLAR DEVAM EDİYOR

    Ilıca’nın değişimi konusunda vatandaşlar ve esnaflarla sıkıntı yaşıyor musunuz?

    Esnafın yüzde 65 ile anlaştık. Sıkıntımız yok. Azda olsa devlet çok para verir düşüncesinde oldukları için bazıları diretiyor. Bu kadar yüksek kamulaştırma ücretleri verilmesini de sağlıklı bulmuyorum. Metrekaresini 1300 liraya alıyoruz üstelik üzerindeki yapısı da hariç. Vatandaşların mağdur olmamasını amaçlıyoruz. Yeni açılacak yerlerinde maliyetlerinin de artmasına neden oluyor. Termal tesislerde bir bahçemiz var. O bahçenin de görünümünün değişmesi gerekiyor. İnsanlarımızın termal sulardan faydalanması için yeni yaşam alanları oluşturmak şart. Ilıca’da dinlenme alanlarına ihtiyaç var. Bunu düşündük inşallah bu yolda emin adımlarla ilerliyoruz. Yıkımlar devam ediyor. 114 işyeri 380 konut eski mahalle ikinci etapta devreye girecek. Bunlar tamamlandıktan sonra Ilıca’nın reklamını o zaman yapabileceğiz. Kültür ve turizm bakanlığının teşvikleri var. Yapılacak olan tesislerin ayağına kadar tesisleri yapacaklar.

     

    SULARIMIZIN ÜÇTE İKİSİ BOŞA AKIYOR

    Termal turizmde iddialısınız. Kaplıcalar için yeni kuyular açmayı planlıyor musunuz?

    Zaten iki kuyumuz var termal su konusunda hiç sıkıntımız yok. İki kuyudan biri kapalı onu devreye çıkarabiliriz. Üçte ikisini zaten kullanamıyoruz. Jeolojik araştırmalar yaptırdık. Yapılacak sondaj çalışması ile güzel su elde edebiliriz. Çok sıcak ve çok soğuk olmamasından dolayı mineral maddeler kaybolmuyor. Şifalı su oluyor dolayısıyla bu konuda avantajımız fazla.

     

    BELEDİYE UHDESİNDE ÇOK BÜYÜK YATIRIMLAR YAPAMAYIZ

    Kaplıca sularının tanıtımı konusunda girişimleriniz oldu mu?

    Doktor heyeti sağlık ekibi getirtmedik ama suyun analizi için birçok kişiyi çağırttık. Daha öncede bunun analizini yaptırdık. Özellikle sağlık alanında hangi konularda bizim suyumuz daha ileride çalışmalar yaptırdık. Otelimizde de misafir ettiğimiz yabancı konuklarımız var. Kimileri kendi gelmiş kimileri tur operatörleri ile iletişimleri ile getirdik. Otelimiz butik otel seviyesine getirdik. Belediye uhdesinde çok büyük yatırımlar yapamayız. Ama biz buraya büyük yatırımcıların gelmesi için her türlü alt yapı imkanını sağlarız.

     

    İMAR ÇALIŞMALARIMIZDA DADAŞKENT VE ILICA’NIN ENTEGRESİNİ HEDEFLİYORUZ

    Dadaşkent’in şehirden ve Ilıca’dan  kopuk oluşu belediyecilik hizmetlerinde sıkıntı oluşturuyor mu?

    Belediye olarak en büyük dezavantajlarımızdan bir tanesi. İki yerleşim alanı var 69 köyümüz var mahalle statüsünde. Tamamına hizmet götürmek bizim var olan bütçemiz açısından mümkün gözükmüyor. Bütçe ile ilgili kısımlara çok fazla takılmadan ajanslar kanalıyla çalışmalarımız sürüyor. Dadaşkent’in imar planlarını yaparken de Dadaşkent’in yapılaşmasını ılıcayla entegre edecek şekilde yapmak istiyoruz. İlçenin elli yıllık vizyonunda bunu gerçekleştirmek için çalışmalar yapacağız. İkisiyle entegre etme çabasıyla da entegre mecburiyetinde olmadık. Hizmetleri aksatmadık.

     

    DADAŞKENT’DE SOKAK AVM’LERİ YAPACAĞIZ

    Bundan sonraki süreçte Dadaşkent için ne gibi hizmetler öngörüyorsunuz?

    Dadaşkent’in avantajları şehrin diğer noktalarına göre daha güzel yapılaşması var. Bunu devam ettirmek istiyoruz. Oyun alanları ile desteklemek yaşam alanı satın almasını Gezköy projesi ile sağlamayı düşünüyoruz. Sadece konut değil de yaşam alanı projesi ile yapmayı planlıyoruz. Modern klasik AVM’ler değil de. Sokak AVM’leri düşünüyoruz. Çarşılar sokak biçiminde birbirlerinin yanında duruyor. Onun arkasında çok katlı yapı olmamak kaydıyla en fazla üç dört katlı konutların yer almasını istiyoruz. Konuta boğmak istemiyoruz. İçerisinde yürüyüş alanları rekreasyon alanlarını bulunduğu proje. İstanbul Maslak projesinin minyatürü gibi düşünüyoruz. Sabah evden çocuğu ile birlikte dışarı çıktığı zaman oyun oynatacağı yer aramayacak. Konutundan dışarı ailesiyle çıktığı zaman mekan aramayacak.

     

    YENİ MESİRE ALANLARI İÇİN HAZIRLIK YAPIYORUZ

    Şehirden kopuk olan bir Dadaşkent’de şehri aratmayacak çalışmalar düşünüyor musunuz?

    Dadaşkent’in en büyük eksikliği çocukların vakit geçireceği parklar fazla ama insanların vakit geçirebilecekleri alan yok denecek kadar az. Büyükşehir belediyesi ile birlikte bir park alanımızı beraber çocukların oyun alanı değil de geniş bir park yapmayı planlıyoruz. Yeni yapılacak yerlere yakın olacak bir park alanının gelecek yıl yetiştirmek amacındayız. Büyük bir şey yapmak lazım. Şehirde birkaç örneği var. Ama konsepti biraz farklı olursa batıdaki gibi. İnsanlarımız daha fazla rağbet gösterir. Mesela özel sektör eliyle sosyal donatı alanları yapmaya başladık. Mesela hamam gibi bir ihtiyacı yapmaya başlayacağız. Bir kısmının inşaatları hazırlık aşamasında. Gezköy ile birlikte Dadaşkent’i entegre edebilirsek hem emekli kesimin hem de diğer vatandaşların yararlanacağı alanlar oluşturmalı. Cadde üzerinde insanlar beton yığınlarına hapsolmuş vaziyette.

     

    ULAŞIM SIKINTISI ÇÖZÜM BEKLİYOR

    Şehir merkezi ile mesafesi bir hayli fazla olan Dadaşkent’te baş gösteren ulaşım sorunun çözümü için neler önerirsiniz?

    Herhalde Erzurum’da bir anket yapılsa Erzurum genelinde olduğu gibi ilçemizde de birinci gelir. Ulaşım ile ilgili sıkıntılar bize aksettirildiği zaman kısa vadeli çözüm yolları ile UKOME aracılığı ile çözümler öneriliyor. Tabi bunlar köklü çözümler değil. Kısa vadeli çözümden ziyade büyükşehirin yeni havuz sistemi ile çözümün olacağını düşünüyoruz. Erzurum’da ki ulaşım sorununa köklü bir çözüm lazım. Tabi ki oturup üzerinde çalışmak gerekiyor. Mevcut sistemi geliştirmemiz gerekiyor. Hafif raylı sistem olabilir.

     

    BORÇLARIN ÖDENMESİ İÇİN TORBA YASAYI BEKLİYORUZ

    Aziziye belediyesinin borçları konusunda ortaya çıkan sıkıntıları nasıl aşmayı düşünüyorsunuz?

    50 milyon TL’ye yakın borcumuz var. Bu borçların büyük kısmı SSK ve maliye borçları oluşturuyor. Taksitlendirmesi dahi yapılmamış. SSK ve maliye borçları belediyeye gelen iller bankası payından kesiliyor. Kesilen bedeller ancak büyük borcun faizinin faizine gidiyor diyebiliriz. Bu borçların yapılandırılması ile ilgili merkezi hükümet milletvekillerimizle görüştük. Önümüzdeki günlerde torba yasa çıkacak. Bu şekilde borçların ödeme planı çerçevesine getirdik. Özel sektör borçlarını taksit taksit ödüyoruz sıkıntımız yok. SSK ve maliye borçları çok fazla bunların taksitlendirmesi noktasında görüşmemiz devam ediyor. Belediyenin gayrimenkullerinin tamamında haciz var. Bunların kaldırılması ile ilgili çalışma yapıyoruz. Bir takım gayrimenkullerin devri ile ilgili görüşmeler yapıyoruz. Bu tabi süreç devam ediyor. Her kurum kendi menfaatleri doğrultusunda hareket ediyor. . SSK ve maliye borçları devlete ait olduğu için belediyeler ödememiş adeta gelenek haline gelmiş. Bu mağduriyeti gidermek açısından çok görüşmelerimiz oldu. Borcu olmayan bir belediye tamamen gelirlerini yalnızca yapmış olduğu hizmetleri yapan belediyeler iyi hizmet yaparlar.

     

     

    TERMAL TESİSLERİ KÂRA GEÇİRDİK

    Borçlarınızı ödeyebileceğiniz 50 milyon TL’lik gayrimenkulünüz yok mu?

    Elbette 50 trilyonluk gayrimenkulümüz var. Ayrıntılı bir eksper çalışması yapılırsa borçlarımızı ödeyecek durumda gayrimenkul var. Belediyelerin gelirleri çok değil. Nüfusa göre iller bankasında gelen payımız çok az. Gelirlerde diğer belediyelerden az. Bizim kaynak üretmemiz lazım. Mesela termal tesisimiz zarar ederken son üç aydır hizmet standarttı artırınca kara geçtik. Otelde doluluk oranımız yüzde yüze ulaştı. Geçen gün halk otobüslerinden şoförler ile memnuniyetlerini dile getirdiler. Buralardan gelirimizi artırmaya çalışıyoruz. Arsalarımızın takasını gerçekleştirerek borçların ödenmesi için çalışıyoruz. Yapılandırma bizim işimize gelirse yapılandıracağız. Elbette harp vurup harman savurmamamız lazım. İhtiyacı olan yere asfalt çalışması da ışıklandırma park bahçe çalışması da yapılması lazım. Bu aşamada bir bu planlamayı yaptık.

     

    NÜFUSUMUZ ARTIŞ EĞİLİMİNDE

    Nüfusun artışını sağlamak için çalışmalarınız var mı?

    Aslında nüfus bundan sonraki projeksiyonla artacak artık. İhtiyacın üzerinde konut yapacağız. Dadaşkent de müteahhitler eliyle konut çalışmaları devam ediyor. Biz konut çalışmalarını durdurmadık. Bodrum katlarını iptal ettik. Bodrumu yukarı çektik zemin  dahil üç kat en yük kotu belli ettik üç katlı binalar oluşturduk. Son katları dubleks yaptırdığımız konutlarda var. Hem müteahhit para kazanıyor hem de halkın beklentileri karşılanması gerekiyor. Nüfus artışı Erzurum’un nüfus artışı ile alakalıdır. Buraya yerleşimin artacağını tahmin ediyoruz. Şehirler batıya doğru gelişir bizim böyle bir avantajımız var. Dubleks konutlar siteler var bunun önünü açıyoruz. Oralarda yaşamayı tercih edenler Dadaşkent’e geliyor.

     

    ASFALT İÇİN KOLLARI SIVADIK

    Yaz dönemi ile birlikte asfalt ve karo bordür çalışmalarınız ne aşamada?

    Dadaşkent’e yerleşim yerlerinin olduğu çoğu yerde asfalt çalışması yapılmış. Kısmi yerlerde asfaltımız yok. İmarlı arsalarımız için imar yolları açacağız. Kaldırımlar ile ilgili çalışmalar yapacağız. Bordur ve tretuvarlarımızın yenilenmesi çalışmalarımız olacak. Onarım şeklinde sıfır asfalt şeklinde de olacak. Asfalta ihtiyaç olan kısım çok fazla değil. Ilıcada asfalt düşünmüyoruz.

     

    ILICA TURİZM MERKEZİ DADAŞKENT YAŞANABİLİR BİR KONUMA GELECEK

    Belediye Başkanlığı yaptığı süre içerisinde yapmayı istediğiniz en büyük hayaliniz nedir?

    Benim en büyük hayalim Aziziye ile ilgili Erzurum’un kalkınma planları turizm üzerine olduğu için Dadaş kentin Erzurum’un yaşanabilir bir mekanı olmasını istiyoruz. Ilıca’nın da turizm merkezi olmasını hayal ediyoruz. Beş yıllık bir sürede bir kısmını yapabiliriz. Biz Dadaşkent’te ılıcada büyük hırslarımız yok. Ülkenin gelecek 50 yılına ışık tutacak işler yapmalıyız. Kurumun içindeki bürokratlar bile değişse o vizyonla hareket etmeli.

     

    KÖYLERİMİZİ UNUTMADIK

    Köylere hizmet konusunda bu yıl için neler yapacaksınız?

    Köylerimizdeki en büyük sıkıntı grup yollarının asfaltlama çalışması devam ediyor. İmam evleri cami onarımları gibi istekler var onları karşılamaya çalışıyoruz. Onun haricinde köylerin yapılaşması ile ilgili ciddi çalışmalarımız olmadı 1/5000 lik planlar çerçevesinde köylerimizin tamamına gidip kilit taş döşemesi yapmayı amaçlıyoruz. Bunları sıraya koyarak yapma amacındayız. Alaca köyünün kilit taşı döşemesi işini başlattık. Diğer köylerimizle de devam ettireceğiz. 1702 kilometre alana sahibiz en uzak köyümüz 98 kilometrede. Hizmet götürmede zorlanıyoruz.

     

    BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ İLE UYUM İÇİNDEYİZ

    Kış için hazırlıklarınız var mı?

    Makine ekipman karla mücadele hazırlıkları yapıyoruz. Büyükşehir belediyesi ile en küçük işlerde ortak çalışıyoruz. Başkanımız tecrübesi ve deneyimi ile bize destek oluyor. Abi pozisyonunda destek olması lazım. Acil ihtiyaçlarda destek oluyorlar. Bundan sonrada yapacağımız projelerde büyükşehir belediye başkanımızın görüşlerini dikkate alıyoruz. Ekip noktasında sıkıntı olduğu zaman biz gideriyoruz. Entegrasyonumuz tam diyebiliriz. Temizlik konusunda yetkimizi büyükşehir devrettik. Destekleyici olarak yardımcı olacağız yalnızca.

     

    ILICA’NIN TAMAMINI YIKMAK İSTERDİM

    Bir belediye başkanı olarak elinizde sihirli değnek olsa ne yapmak isterdiniz?

    Elimde sihirli değnek olsa ılıcanın tamamını yıkar Gezköy ve Dadaşkent’e projeyi yapmak isterim. Dadaşkent’in bundan sonraki projeksiyonda ilk adım atılmış olur. Konutları boğmayacak yaşam alanları olacak. Yeşil alanların artırılması gerektiği kanaatindeyim. Yeşil alanları benim için önemlidir.

     

    IMG_7965 IMG_7967 IMG_7970 IMG_7971 IMG_7977 IMG_7980 IMG_7988 IMG_8000 IMG_8001 IMG_8002 IMG_8005 IMG_8014 IMG_8025 IMG_8039 IMG_8042 IMG_8043 IMG_8048 IMG_8049 IMG_8057 IMG_8062 IMG_8067 IMG_8089 IMG_8091 IMG_8094 IMG_8096 IMG_8104 IMG_8105 IMG_8121 IMG_8122