Etiket: Müfredat”

  • Uğur Okulları Yeni Müfredat Değerlendirme ve Öneriler Çalıştayı

    Uğur Okulları, Yeni Müfredat hakkında Milli Eğitim Bakanlığı’na sunulmak üzere 200 sayfanın üzerinde 500’e yakın öneri ve değerlendirme raporu hazırladı.

    Uğur Okulları Akademik Kurulu, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından askıya çıkarılan taslak öğretim programına ilişkin değerlendirme ve öneri çalıştayı geniş katılımla düzenledi.

    Uğur Okulları Akademik Kurulu ve branş öğretmenleri, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ilkokul, ortaokul ve liseyi kapsayan 172 sınıf düzeyi için 53 dersin taslak öğretim programını askıya çıkarmasına ilişkin değerlendirme ve öneri çalıştayını Ankara Yaşamkent Kampusünde düzenledi. 10 Şubat’a kadar kamuoyunun görüş ve önerilerine açılan taslak için Türkiye genelindeki 180’e yakın kurumunda bin 500’ü aşkın öğretmen ile yaklaşık 20 gündür yeni müfredat üzerinde çalıştıklarını ve yeni müfredatı incelediklerini söyleyen Uğur Okulları Lise ve Ortaokuldan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Nevzat Kulaberoğlu, “Bilindiği gibi Milli Eğitim Bakanlığı, ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarımızda uygulanmakta olan müfredatlarla ilgili yeni bir taslak çalışma başlattı ve bu taslak çalışmayla ilgili bütün paydaşların, kamuoyunun önerilerini ve beklentilerini almak üzere bir tarih verdi. Biz Uğur Okulları olarak 13 Ocak tarihinde ilan edilen bu taslaklar üzerinde detaylı bir şekilde çalışma başlattık. Uğur Okulları’nın Türkiye genelindeki 180’e yakın kurumunda bin 500’ü aşkın öğretmen yaklaşık 20 gün yeni müfredat üzerinde çalıştı. Yeni müfredatı detaylı inceleyerek Milli Eğitim Bakanlığı’na öneride bulunmak arzusundaydık. Yaşamkent Kampüsümüzde sabah erken saatlerde başlayan çalıştayda Uğur Okulları’nın İlköğretim, Orta Okul ve Lise Akademik Kurulları öğretmenlerimiz okullarımızdan gelen bu raporların üzerinde son değerlendirmelerini yaptı ve Milli Eğitim Bakanlığı için 200 sayfanın üzerinde ve 500’e yakın öneri raporu oluşturdular” ifadelerini kullandı.

    “Raporumuzda önemli bazı önerilerimizi var”

    Çalıştayı önemsediklerini belirten Kulaberoğlu, “Herkes münferit olarak, bireysel olarak ya da okul olarak Milli Eğitim Bakanlığı’na önerilerde bulunabilir. Bu öneriler düşündüğünü ifade etme şeklinde olur ama biz bunu tabandan gelen, uygulayıcılarından gelen, okuldan gelen, öğretmenlerin değerlendirmeleri ile ve bu öğretmenlerimizi yönlendiren akademik kurulumuzun yine öğretmenlerle beraber yaptığı çalışmasıyla raporumuzu konsolide ettik. Akademik ve güçlü bir rapor olduğunu düşünüyoruz. Raporumuzda önemli bazı önerilerimizi var. Örnek vermek gerekirse bir öğrenci lise öğrenimi boyunca 8 kitap okuması zorunluluğu getirildi. Biz bunu çok değerli olarak kabul ediyoruz, detaylarını raporumuzda paylaşıyor olacağız. Bir diğer konu; Milli Eğitim Bakanlığı, bir süredir kitaplarını farklı yayınevlerine, farklı yazarlara yazdırıyor ama baktığınızda bu kitapların her birinin içeriğinde dahi farklılıklar gözlemlenebiliyordu, bizim bu çalıştayımızdan çıkan konsolide bir öneri; Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir komisyon oluşturarak her tarafa aynı yönergeyi verecek, her tarafta aynı içeriklerin kullanılacak olduğu bir komisyon kitabının gerekliliğini vurguluyoruz. Şu bakımdan önemli: Okullar arasındaki senkronizasyonun içerik ve uygulama senkronizasyonunu sağlayacak olduğu gibi Milli Eğitim Bakanlığı ile ÖSYM’nin de senkronize olması gerekiyor. Çünkü yine geçmiş yıllarda zaman zaman bunu tecrübe ettik Milli Eğitim Bakanlığının içeriğinde olmayan ama ÖSYM’nin içeriğinde olduğunu düşündüğü sorular sorduğu ya da Milli Eğitim Bakanlığının içerikte olduğunu söylediği ama ÖSYM’nin olmadığını düşünerek soru sormadığı konular var. Bu çalışmamızdaki önerilerimizden bir tanesi de önümüzdeki yıldan itibaren kademeli olarak uygulanacak olan müfredatla ilgili olarak ÖSYM’nin de bir geri bildirim vermesinin gerekliliğini özellikle paylaşıyoruz” şeklinde konuştu.

    “18 alandan öğretmen değerlendirdi”

    Çalıştayda ilkokul, ortaokul ve lise bünyelerindeki 18 alandan öğretmenin değerlendirmelerini ve önerilerini konsolide ettiklerini kaydeden Kulaberoğlu, bunların her birinin raporlarını oluşturduklarını ve Milli Eğitim Bakanlığı’na sunulmak üzere sonuçlandırdıklarını söyledi.

    “Rapor, Pazartesi günü Milli Eğitim Bakanlığı’na teslim edilecek”

    Kulaberoğlu, raporu 6 Şubat Pazartesi günü Milli Eğitim Bakanlığı’na teslim etmeyi düşündüklerini de bildirdi.

    Kulaberoğlu, evrim teorisinin müfredattan çıkarılması ile ilgili ise şu değerlendirmelerde bulundu: “Evrim teorisi gördüğümüz kadarıyla müfredattan çıkarılmış, Milli Eğitim Bakanlığımızın, devletimizin uygun gördüğünün bu olduğunu düşünürsek bizlerin de buna paralel olarak hareket etmesi gerekiyor ama tabii ki şunu da söylemek gerekir: Evrim teorisi ya da buna benzer konuların müfredatta olmaması, herhangi bir öğretmenimizin ya da öğretmen arkadaşlarımızın öğrencileri araştırmaya yöneltmek amacıyla bu veya benzeri konuları araştırtmalarında bir sakınca olmadığını düşünüyoruz. Nitekim, proje ödevleri, performans görevleri, araştırma ödevleri eğitim öğretimin önemli bir parçası, bu görevler kapsamında bence isteyen öğretmenlerimiz, isteyen okullarımız bunları araştırma olarak öğrencilerine araştırma yaptırtıp yine öğretme şansına sahip olabilirler.”

    Çalıştay sonrasında Kulaberoğlu ve Uğur Okulları Akademik Kurulu, Milli Eğitim Bakanlığına teslim edilmek üzere hazırlanan raporun içeriğine ilişkin bir sunum gerçekleştirdi.

    Genel değerlendirme ise şöyle:

    “Yeni müfredatta genel anlamda kazanımlar azaltılarak öğrenciye verilecek kazanım sayısında azaltmaya gidildiği, daha anlamlı ve sade bilgilerle sınırlandırılmaya çalışıldığı gözlemlenmiştir. Bilgi temelli ve bilgi aktarmaya yönelik müfredat yerine bilgiye erişim becerisini geliştirmeyi öne çıkaran yaklaşım gözlemlenmiştir. Öğrencilerimize bilgi aktarmak olduğu kadar yaratıcı ve etkin düşünmeyi, bilgiyi yaşama uyarlayabilmeyi sağlayacak, değer, tutum ve becerileri kazandırmaya yönelik düzenlemelere daha çok ihtiyaç duyulmaktadır ve gelecekte buna daha çok yönelecek düzenlemeler yapılmalıdır. Müfredat değişiklikleri değişen nesillerin eğitim ihtiyaçları göz önüne alınarak belirli aralıklarla, uzun ve akademik çalışmalar ile güncellenmeye devam edilmelidir. Uğur Okullarının tavsiyesi, Bakanlığımızın Müfredatlarla ilgili geri bildirim alma süresi ve şekli bir buçuk aylık zaman dilimi yerine bir döneme hatta bir eğitim öğretim yılına pilot uygulamalarla desteklenebilecek şekilde yayılmasıdır.

    Akademik anlamda Müfredat veya Öğretim Programı, içerikle birlikte bu içeriğin öğretileceği süreçler, yöntem ve teknikler, araç ve gereçler, fiziksel, sosyal ve psikolojik ortamlar ve ölçme ve değerlendirme araçlarını da kapsayan bir bütünüdür. Toplum olarak müfredata bakışımız içerikle sınırlı kalmaktadır. Oysa ki müfredat belirleme ve revizyon çalışmalarında müfredatın içerik dışındaki unsurlarının da belirlenmesi, geliştirilmesi ve uygulayıcıların bu konularda güncel eğitimlerle iyileştirilmesi gerekmektedir. Örnek vermek gerekir ise ilkokul ve ortaokul programında yazılım ve kodlamanın ağırlığı arttırılmıştır. Ancak öğretmenlerimizin yazılım ve kodlama eğitimi vermeleri konusunda yeterlilikleri ve bu eğitimi vermek için teknolojik alt yapının yeterli olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.

    Müfredata dair gündemimizde Uğur Okulları olarak bir diğer önerimiz de Müfredat değişikliklerinden etkilenecek olan velilerin, üniversitelerin, ve iş dünyasının da geri bildirim ve geliştirme sürecine dahil edilmesinin gerektiğidir.

    Uğur Okulları olarak eğitim sistemimizin içerisinde yer almakta olan STEM eğitimi, kodlama ve robotik eğitimi gibi öğretim yaklaşımlarının Bakanlığın yeni müfredatında yer almıştır. Bu maddeler Uğur Okullarının ne kadar yenilikçi, vizyoner ve lider bir kurum olduğunu bir kez daha göstermiştir”.

  • Eğitim Bir-Sen yeni müfredat taslağını değerlendirdi

    Eğitim-Bir-Sen Genel Başkan Vekili Latif Selvi, yeni müfredat taslağına ilişkin, “Ne yazık ki müfredatın ideolojisine ilişkin bir değişiklik yapılmamış ve değişiklikler daha çok teknik düzeyde kalmıştır” dedi.

    Eğitim-Bir-Sen Genel Başkan Vekili Latif Selvi, Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın 13 Ocak 2017 tarihinde 53 dersin taslak öğretim programının askıya çıkarıldığını, taslak programların 10 Şubat 2017’ye kadar askıda kalacağını; eğitimciler, sivil toplum örgütleri ve toplumun tüm farklı kesimlerinden taslak programlar için görüş alacaklarını, gelecek görüşler ekseninde programlarda iyileştirmeler yapacaklarını açıklamasının ardından taslak programların sendikaları tarafından incelendiğini belirterek, “Toplumun farklı kesimleri, kapsamlı bir müfredat reformuna ihtiyaç olduğu konusunda neredeyse hemfikirdir. Eğitim-Bir-Sen olarak yıllardır müfredat reformunun kaçınılmaz olduğunu vurguladık ve bu çerçevede ’Gecikmiş Bir Reform: Müfredatın Demokratikleştirilmesi’ başlıklı kapsamlı raporumuzu Ocak ayının başında kamuoyuyla paylaştık. Müfredatları ve ders kitaplarını inceleyen araştırmalar, müfredatın ve kitapların tek tipçi olduğunu, endoktrinasyonu hedeflediğini, çoğulculuğu dışladığını, farklılıklara izin vermediğini, sivil ve demokratik bir vatandaş perspektifini içermediğini; aşırı milliyetçi, devleti ve devlet otoritesini yücelten bir özelliğe sahip olduğunu ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı.

    “Taslak programlar için görüş alınması demokratik olgunluk açısından önemlidir”

    Taslak programların kamuoyunun görüşü alınmak üzere askıya çıkarılmasının son derece yerinde bir adım olduğunu kaydeden Selvi, “2015 yılında başlayan öğretim programlarını askıya çıkarma uygulaması, demokratik olgunluk, çoğulcu, farklı kesimlerin sürece katılımına imkân vermesi açısından önemlidir. Eğitim Bir-Sen olarak, programların askıya çıkarılmasını ve kamuoyundan görüş alma sürecini olumlu bulmaktayız. Bakanlığın kamuoyundan gelen tüm görüşleri dikkatli bir şekilde incelemesi ve toplumsal talepleri dikkate alarak programlarda revizyona gitmesi gerekmektedir. Bakanlık, bundan sonraki çalışmalarını olgunlaştırırken de görüş almaya devam etmelidir” açıklamasında bulundu.

    “Müfredat reformunun amacı ve temel ilkelerinin ne olduğu belli değildir”

    Bakanlığın 53 öğretim programında değişiklik yaptığını kaydeden Selvi, “Ancak değişimin temel gerekçesinin ne olduğu açık bir şekilde ortaya konulmamıştır. Programların amaçları, hedefleri ve felsefesi incelendiğinde eski programlardan önemli bir farklılaşmanın olmadığı görülmektedir. Önemli sayıda dersin öğretim programının değiştirildiğinin ilan edildiği bu süreçte değişimin amacı, hedefi ve kapsamının açık bir şekilde ortaya konulması gerekmektedir. Dahası, Bakanlık programlarda yaptığı güncelleme çalışmasında sadeleştirmeyi amaçladığını ifade etse de birçok programda sadeleştirme yapılmadığı, bazı kazanımların birleştirildiği veya bazı kazanımlar çıkarılırken yeni kazanımların eklendiği görülmüştür” dedi.

    “Öğretim programlarının amaç ve ilkelerinde bir değişim görülmemiştir”

    “Öğretim programının felsefesinde, amaç ve ilkelerinde önceki öğretim programlarının amaç, hedef ve felsefesinden bir farklılaşma ve değişim görülmemektedir” ifadesini kullanan Selvi, şunları kaydetti:

    “Örneğin Türkçe öğretim programında 2015 programına göre taslak Türkçe programında herhangi bir değişiklik yoktur. İçerikteki cümleler, hatta kelimeler bile aynıdır. 2015 programında vizyon şeklinde ifade edilen terim, 2017 programında amaç halini almıştır. 2015 programında Öğretim Programının Temel Yaklaşımı başlıklı içerik 2017 programında Öğretim Programının Temel Felsefesi başlığına aynı açıklamalarla dönüşmüştür. Değişiklik olarak öne çıkan husus, 2015 programında temel beceriler, değerler eğitimi ve rehberlik konularına değinilmemişken, 2017 programında toplam iki sayfada bahsedilmesidir. TC İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersinde eski programda amaç olarak tanımlanan 14 husus hemen hemen aynı ifadelerle yeni programda da yer almaktadır. Örneğin 1. Atatürk’ün üstün askerlik yeteneklerini, devlet adamlığı ve inkılapçı niteliklerini öğrenerek onun kişilik özelliklerini örnek alır. 3. Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen Türk inkılabının tarihi anlamını ve önemini kavrar. 8. Atatürk’ün dünya görüşünü ve düşüncelerini benimseyerek, Atatürkçü düşünce sisteminin bir savunucusu olur. 10. Ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini Atatürk ilke ve inkılaplarının oluşturduğunun bilincine varır. 14. Günümüzün sorunlarına Atatürkçü bir yaklaşımla çözümler üretmesini sağlayacak ve kendisini geleceğe hazırlayacak bilgi, beceri, değer ve tutumlar kazanır. Öğretim programlarına dair en büyük yenilik olarak değerler eğitiminin dahil edilmesi olduğu ifade edilmiştir. Değerler eğitimine bakıldığında, eski programlarda öğretilmesi gereken değerlerden bahsedilmekte ancak ayrı bir bölümde öğretilmesi hedeflenen değerler yer almamaktadır. Yeni programda ise ayrı bir değerler bölümü açılmıştır. Öğretim programında yerleştirilmesi istenen değerlerin eskisine benzer olduğu görülmektedir. Örneğin, Hayat Bilgisi eski programında 20 değer yer almışken, yeni programda 26 değer sayılmıştır. ’Vefalı olma’, ’vicdanlı olma’ gibi ifadeler eklenmiştir.”

    “Taslak programlarda beklentileri karşılayacak bir değişiklik bulunmamaktadır”

    Taslak öğretim programları incelendiğinde programlarda kısmi bir değişimin olduğu görüldüğünü ifade eden Selvi, “Birçok programda hemen hemen hiçbir değişiklik yapılmadığı (örneğin matematik öğretim programı), bazılarında ise ifade ve anlatım biçimlerinde (örneğin Hayat Bilgisi ve Türkçe dersi öğretim programı) değişiklik yapıldığı tespit edilmiştir. Genel olarak, öğretim programlarında önceki ile kıyaslandığında değişiklik oldukça sınırlıdır. Yukarıda da ifade edildiği gibi, birçok derste taslak programda kazanım sayılarında sınıf düzeyi ve kazanım alanına göre birkaç artma ya da azalma meydana gelmiştir. Burada, daha çok kazanımların yer değiştirmesi söz konusudur. Daha somut bir ifadeyle ilkokul Türkçe 2015 programında birinci sırada verilen kazanıma 2017 programında dördüncü sırada verilmekte ya da önceki programın kazanım uyarısında yer alan ifadenin yeni programa ayrı bir kazanım olarak verilmesi gibi nedenler dolayısıyla kazanım sayılarında değişim yaşanmış, öğretim programının mantığında ise bir değişim görülmemiştir. Örneğin, 2015 programında yer alan T.1.2. Okuma/İlk Okuma kazanımları toplam 6 iken, bunların 5’i aynen 2017 programına alınmıştır. 2015 programından ’T.1.2.5. Metni canlandırarak okur’ kazanımı programdan çıkarılmıştır. Birinci sınıf düzeyi için bu kazanımın çıkarılması yerinde olmuştur. Ancak bu tür rutin değişiklikler için kapsamlı bir program değişim sürecine gerek yoktur. Hayat Bilgisi ders programında da benzer şekilde asgari bir değişiklik vardır: ’Ben ve Okulum’ ünitesi ’Okulumuzda Hayat’ olarak değiştirilmiştir. Bu ünitedeki 14 olan kazanım sayısı 15’e çıkarılmış. Kazanımlar ise birbirine benzerdir. Örneğin ’Öğretmeniyle ve arkadaşlarıyla tanışır’, ’Sınıf içi tanışma etkinliğine katılır’ olarak değiştirilmiş ve şu açıklamaya yer verilmiştir: ’Kendini tanıtarak, öğretmeniyle ve arkadaşlarıyla tanışır’” değerlendirmesinde bulundu.

    “Daha empatik ve eleştirel bir tarih anlayışı, toplumsal taleplere duyarlı, tarihi ve kültürü ile barışık bir müfredatın oluşturulduğunu söylemek güçtür”

    Selvi, öğretim programlarında eğitim içeriğinin aktarılan değerler konusunda pek bir değişiklik yaşanmadığını belirterek, “Eğitim-Bir-Sen’in öteden beri talep ettiği üzere çoğulcu, farklılıklara izin ve imkân veren, daha empatik ve eleştirel bir tarih anlayışı, toplumsal taleplere duyarlı, tarihi ve kültürü ile barışık bir müfredatın oluşturulduğunu söylemek güçtür. Bu anlamıyla müfredattaki değişim daha çok şekli olmuştur. Zaten ciddi bir değişim yaşanmayacağı, Bakan Yılmaz’ın açıklamalarında ve sonraki günlerde Bakanlık tarafından kamuoyuna yapılan açıklamalarda görülmüştür” ifadelerini kullandı.

    “Ne yazık ki müfredatın ideolojisine ilişkin bir değişiklik yapılmamış ve değişiklikler daha çok teknik düzeyde kalmıştır”

    Selvi, açıklamasının devamında şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Kapsamlı bir müfredat reformu konusunda önemli bir toplumsal talep vardır. Böyle bir talebin varlığını, hazırladığımız raporda da ifade etmiştik. Ancak hazırlanan taslak programların mantalite değişimini ve toplumsal talepleri karşılamaktan uzak olduğu, tarihi ve kültürü ile daha barışık bir müfredatın hazırlanmadığı, önceki müfredatlardan ilke, amaç ve içerik olarak pek bir farklılaşma içinde olmadığı görülmektedir. Eğitim-Bir-Sen olarak baskıcı, aşırı ideolojik, tek tipçi ve farklılıklara izin vermeyen bir eğitim sistemi yerine öğrencilerimizin kendi değerleriyle barışık yetişmesini, kendilerini en iyi şekilde gerçekleştirebilmelerini, yeni gelişmelere açık olmalarını ve böylece dünyayla rahatlıkla rekabet edebilmelerini sağlayacak bir eğitim sistemi istiyoruz. Maalesef taslak programlar bu talepleri karşılamaktan uzaktır. Müfredat reformunun tanıtımında ‘Beyaz Kitap’a atıfta bulunulması ve söz konusu kitabın belli bir ideolojinin öğretilmesinde temel olarak alındığının ifade edilmesi, müfredatlarda bir ilerlemenin olmadığının/olmayacağının göstergesidir. Biz, Atatürk’ün efsanelerden, mitlerden ve tarihsel yanlışlardan arınmış bir şekilde tarihsel gerçeklere uygun olarak öğretilmesinden yanayız. Ne yazık ki müfredatın ideolojisine ilişkin bir değişiklik yapılmamış ve değişiklikler daha çok teknik düzeyde kalmıştır. Burada dile getirilen hususların, programlar revize edilirken, bakanlık yetkilileri tarafından dikkate alınmasını umuyoruz. Ayrıca, programların nihai şekillerine kavuşturulmasından sonra ders kitaplarının hazırlanma sürecine özel önem verilmesi gerekmektedir. Ders kitaplarında tek tipçi, ayrımcı, insan haklarına aykırı, otoriteyi ve devlet otoritesini yücelten, her daim devleti bireye önceleyen perspektiften vazgeçilmelidir. Son olarak ders kitapları hazırlanırken bilimselliğe riayet edilmeli ve kitapların herhangi bir bilimsel yanlış içermemesi noktasında hassas davranılmalıdır.”

  • Bakan Yılmaz: “Önümüzdeki yıldan itibaren 15 Temmuz’u müfredat kapsamına alacağız”

    Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, “Önümüzdeki yıldan itibaren ilkokulda, ortaokulda ve lisede 15 Temmuz şanlı demokrasi destanını müfredat kapsamına alacağız” dedi.

    Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci ve eski Turizm Bakanı Güldal Akşit, Malatya Kongre Kültür Merkezinde gerçekleştirilen 17. Dönem AK Parti Siyaset Akademisi ‘Büyük Güç Türkiye’ eğitim programına katıldı.

    Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, AK Partinin erdemliler hareketi olarak yola çıktığını ve kısa sürede iktidara gelerek bu millete hizmet ettiğini söyledi.

    Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz ise AK Partinin birçok alanda Türkiye’ye çok büyük hizmetler yaptığını belirtti. Bakan Yılmaz, “Eğitimde bakan sayısı çok değişti. Çok değişince bir şey yapılmadı veya o sınav gitti bu sınav geldi gibi bir istikrarın yakalanmadığı ifade ediliyor. Bununda doğru olmadığını çok net bir şekilde söyleyeyim” dedi.

    1960 yılında yapılan 27 Mayıs darbesinin 38 tane insanla yapıldığını belirten Bakan Yılmaz, “27 Mayıs darbesin de sokaklara dökülen kimse oldu mu? Kaldı ki o zaman böyle tank top yoktu. Bu kadar teknolojik imkanlarda yoktu. Dış konjonktür de böyle değildi. Hamdolsun bu milletin mayası güçlendirildi. Bu milletin birbirine olan bağı güçlendirildi. 15 Temmuz ruhu Yeni kapı ruhu Kuva Milliye ruhunun bugüne taşınmış halidir. Cumhurbaşkanımızın ve Başkanımızın çağrı üzerine devletine istiklaline istikbaline sahip çıkan bu aziz milletin direnişi ve kararlılığı bu ülke üzerine plan yapanların planlarını boşa çıkardı. Dünyada eşi benzeri görülmemiş bir destan yazıldı. Bunu yapa bilmek için ölümden korkmamak lazımdı. Bu millet ölümü öldürdü. Korkuyu korkuttu. Tankların üzerine çıktı. Silahların üzerine çıktı. Askeriyenin elindeki silahları gördünüz. Tankın altına yatanı gördünüz. Milli Eğitim Bakanlığımızda bizde anlatacağız. Önümüzdeki yıldan itibaren ilkokulda ortaokulda ve lisede 15 Temmuz şanlı demokrasi destanını müfredat kapsamına alacağız. Her şeyi okuldan beklersek yanılırız. Aynı eğitim sisteminde çıkan hem darbeci hem de darbeye karşı koyanlar çıktığı gibi bu ne demek oluyor. Sadece eğitim insanları yönlendirmeye yetmiyor. Eğitim dışında aile de üstüne düşeni mutlaka yapması gerekiyor” şeklinde konuştu.

  • Eğitim-bir Sen Genel Başkan Vekili Selvi: “Yeni Anayasaya Ve Müfredat Değişikliğine Öncelik Verilmelidir”

    Eğitim-Bir-Sen Genel Başkan Vekili Latif Selvi, “Yeni anayasaya ve müfredat değişikliğine öncelik verilmelidir” dedi.

    Eğitim-Bir-Sen Genel Başkan Vekili Latif Selvi, yaptığı yazılı açıklamada, 2015-2016 eğitim-öğretim yılının birinci kanaat döneminin angaryaya son verilerek nöbete ücret ödenmesi, sınav ücretlerindeki adaletsizliğin ortadan kaldırılması, cuma namazı konusunda yaşanan mağduriyetin giderilmesi gibi sorunların çözüme kavuşturulması dolayısıyla eğitim çalışanları açısından ümit verici gelişmelerin yaşandığını belirterek, “Ancak hala çözüm bekleyen birçok sorun bulunmaktadır. Eğitim, bütün bir milleti, ülkeyi ilgilendirmektedir. Eğitim sisteminin temel sorunlarına çözüm aramak ve bulmak konusunda çaba harcanmalı, sonuç alıcı adımlar atılmalı. Çünkü temel meseleler çözülmediği takdirde pansuman tedaviler mesabesinden öteye gitmeyen ve gitmeyecek olan önerilerin bizi asıl amaca götürmediği anlaşılmıştır. Baştan beri Milli Eğitim müfredatının geciktirilmemesi gereken bir mesele olarak milli ruh, kültür ve hayatımıza uygun düzenlenmesi gerektiğini söyledik, söylüyoruz. Fiziki imkânlar ve araçlar bakımından bariz iyileşmeler yaşanan eğitim sistemimiz, ruh ve felsefe olarak da milli dokumuza uygun bir mahiyete sahip olmalıdır. Vesayetçi, totaliter anlayışları muhafaza eden, değerlerimizle çatışan paradigmaların belirgin olduğu müfredat programları ile ideal birey ve nesil yetiştirmek zordur. Bugün yaşanan kimi sıkıntıların temelinde yatan sebebin başında da bu meselenin milli bünyemize uygun çözüme kavuşturulmaması gelmektedir. Yeni anayasa tartışmalarının belli bir olgunluk düzeyinde sürmesi, yarının hak ve özgürlüklere dayanarak güçlenen Türkiyesi adına bizi ümitlendirmektedir. Eş zamanlı olarak müfredat meselesinin de çözüme kavuşturulması, ümidimizi gerçekliğe dönüştürecektir. Bu nedenle, sadece temel eğitimde değil, yükseköğretim de dâhil, eğitim ve öğretimin her kademesinde demokrasilerde ve çoğulcu bir yapıda olmaması gereken ve gerçekte herhangi bir etki de oluşturmayan ideolojik endoktrinasyonun sona erdirilmesini amaçlayan, çoğulcu düşünmeyi ve farklılıklara saygıyı, empatiyi hedefleyen bir müfredat değişikliği zorunludur” dedi.

    Kılık ve kıyafet dayatma ve sendikal hak ihlallerinin sona erdirilmesi gerektiğini savunan Selvi, “Yıllardır kamusal alan yalanıyla kadınlara ve kız öğrencilere yönelik uygulanan kılık ve kıyafet dayatmaları, Eğitim-Bir-Sen’in çeşitli eylem ve etkinlikleri neticesinde kamuda çalışan kadınlara yönelik ‘başı açık’ dayatmasına son verilerek, kadının kamu hizmetine katılımında önemli bir eşik aşılmıştı” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelik’te de yapılan değişiklikle öğrencilere kılık ve kıyafet dayatmasının kaldırılmasının son derece önemli bir adım olduğunu bildiren Selvi, bir yasağın daha tarihe karıştığını, kamu personelini ilgilendiren çerçeve yönetmelikte de acilen değişiklikler yapılarak, sivil itaatsizlik gerekçelerinden erkek kamu çalışanlarına da kılık ve kıyafet dayatmalarından vazgeçilmesi gerektiğini bildirdi. Selvi açıklamasında şunları kaydetti:

    “Öğretmen atamaları, ihtiyaç kalmayacak şekilde yapılmalıdır. Şubat ayında 30 bin öğretmen ataması yapılması beklenmektedir. Ara dönemde 30 bin öğretmen ataması azımsanacak bir rakam olmamakla birlikte öğretmen ihtiyacı dikkate alındığında bunun yeterli olmayacağı açıktır. Eğitim sistemindeki reformları kalıcı kılacak olan okullarda boş ders kalmaması ve sınıflarda sadece kadrolu öğretmenlerin olmasıdır. Bunun nedenle öğretmen ataması, imkânlar zorlanarak ihtiyaç kalmayacak şekilde yapılmalıdır. 2010 yılında yapılan 18. Milli Eğitim Şûrası’nda sendikamızın teklifleri doğrultusunda yeni eğitim sistemine geçiş, Milli Güvenlik Dersi’nin kaldırılması, Kur’an-ı Kerim, Siyer ve Temel Dini Bilgiler derslerinin müfredata girmesi gibi önemli kararlar alınmış ve kısa sürede yapılan düzenlemelerle hayata geçirilmişti. 19. Milli Eğitim Şûrası’nda alkollü içki ve kokteyl hazırlama dersinin kaldırılması, ilkokul 1, 2 ve 3. sınıflara da din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin konulması, ortaokulda hafızlık eğitimi alacak öğrenciler için ara verme süresinin 1 yıldan 2 yıla çıkarılması ve ara verilen sürelerde öğrencilere dışarıdan sınav hakkı verilmesi, değerler eğitimine öğretim programlarında etkin bir şekilde sarmallık anlayışla yer verilmesi, öğretmenlere 3600 ek gösterge verilmesi, öğretmenlere 4 yıla bir yıpranma payı verilmesi, Osmanlı Türkçesinin Anadolu İmam Hatip Liseleri ve Sosyal Bilimler Liselerinde zorunlu, diğerler liselerde ise seçmeli ders olarak okutulması, ortaokullarda 5, 6 ve 7. sınıflarda birer saat rehberlik dersinin konulması gibi önemli kararlar alınmıştır. Bu ve diğer kararlar bir an evvel hayata geçirilmelidir. ‘Karma’ dayatmasından vazgeçilmelidir. Avrupa’da sorgulanan ve bilimsel araştırma sonuçlarıyla da yüzyılın pedagojik yanlışı olarak nitelendirilen karma eğitim mecburiyetine son verilmelidir. 1739 sayılı Temel Eğitim Kanunu’nda yer alan ’Okullarda kız ve erkek karma eğitim yapılması esastır’ ibaresi değiştirilmeli, karma eğitim dayatması yerine demokratik, veliye ve öğrenciye seçme hakkı tanıyan bir düzenleme yapılmalıdır. “

    Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde devam eden çatışmalar sebebiyle ara verilmek zorunda kalınan eğitim-öğretim faaliyetlerine bir an önce başlanması gerektiğini bildiren Selvi, “Güven ortamı tesis edilerek, öğretmenlerin görevlerinin başına dönmesi sağlanmalı, çatışmalar nedeniyle eğitim-öğretim hakkından mahrum kalan öğrenciler için telafi eğitimi verilmelidir. Özellikle 8 ve 12. sınıf öğrencilerine yönelik kapsamlı eğitimlere süre gözetilmeksizin derhal başlanmalıdır” dedi.

  • “Bilim Temelli Ve İhtiyaca Yönelik Yeni Müfredat” Önerisi

    Eğitim ve istihdam ilişkisini değerlendiren Kadir Has Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi Sosyal Sorumluluk Birimi Yöneticisi Serdar Dinler, eğitimde hayatın değişimlerine ve ihtiyaçlara yönelmeyi önerdi. Fen bilimleri alanından mezunların işsizlik oranının yaklaşık yüzde 8.4 iken sosyal bilim mezunlarında bu oranın yüzde 25 olması da eğitim eğilimlerinin değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

    Türkiye’deki eğitim yönelimlerinden söz eden Serdar Dinler, yaşamın hızlı değişimleriyle uyumlu eğitim sisteminin özelliklerini paylaştı.

    DEĞİŞİME ÖRNEK: SOSYAL MEDYA BÖLÜMLERİ

    Türkiye’de 114’ü devlet üniversitesi olmak üzere yaklaşık 193 civarı üniversitede 5,5 milyonun üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğunu belirten Serdar Dinler, 54 bin civarındaki yabancı öğrenci sayısının oran olarak düşüklüğüne dikkat çekti.

    Eğitimdeki değişim sürecinin hızlılığını vurgulayan Serdar Dinler, müfredatın yenilenmesi gerektiğini anlattı:

    “Değişim sürecinin gerisinde kalırsak rekabetçi olamayız. Rekabetçi olabilmek için değişimlere ayak uydurmak lazım. Bugün ilkokula giden bir çocuğun üniversiteyi bitirdiği gün bugünkü mesleklerin yüzde 65’i olmayacağı söyleniyor, bu da müfredatın yenilenmesi gerektiğine işaret ediyor. Özel sektörün ihtiyaçlarını öğrenerek sektörlerin değişimini, hayatın değişimini izleyerek yeni eğitim programı tasarlamamız gerekir. Örneğin, sosyal medya popülerleşti ve üniversiteler sosyal medya bölümleri açmaya başladılar. 4 yıllık eğitim veren bu bölümlerin sayısı ise şu an az.”

    “ÖĞRENCİLER FEN BİLİMLERİNE MOTİVE EDİLMELİ”

    Eğitimde sosyal bilimlere eğilimin yüksek olduğunu belirten Dinler, durumun işsizlik oranlarına yansıyan bilgilerini paylaştı:

    “1970’lerden beri hem Türkiye’de hem Avrupa’da sosyal bilimler eğitimine yönelme başladı, fen bilimlerine ilgi azaldı. Bunun sonucunda şu an çok fazla sosyal bilimci, az sayıda fen bilimci var. Sosyal bilimler alanından mezun olanların işsizlik ortalaması yüzde 25 civarındayken, fen bilimlerinde işsizlik oranı yüzde 8.4 civarında. Bu da fen bilimi mezunlarına ihtiyaç olduğu anlamına geliyor. Bugünün eğitim sisteminde ilkokullardan başlayarak gençleri fen alanında motive etmemiz lazım. Müfredatı fen bilimlerine paralel ve sektörlerle bir araya gelerek ilkokuldan üniversiteye yeniden oluşturmak lazım.”

    Hayatın değişimine eğitimi uyumlamanın öneminden söz eden Dinler, üniversitede açılan sosyal medya bölümünün gelişimini şöyle aktardı:

    “Teknoloji çok hızlı gelişiyor ve çoğu şey teknolojiyle yapılıyor. Cep telefonuyla uzun metrajlı film çekip yarışmalara katılan gençlerimiz var, burada değişim sürecini görüyoruz. Kadir Has Üniversitesi’nde bu tip yeni konularda Yaşam Boyu Eğitim Merkezi sertifika programları düzenliyor. Bu program ilgililik oranına göre bölümleştiriliyor. Sosyal Medya Uzmanlığı Sertifika Programı 5 yıl önce açıldı ve 14 dönem süresince programın kontenjanı tamamen doluydu. Bu yoğun talep üzerine Yeni Medya Bölümü açıldı, bu bölüm mezunlarını da verdi, yakında yüksek lisans programı da başlayacak.”

    Serdar Dinler, eğitim alanında yapılabilecek değişimlere ilişkin, “Müfredat, eğitim içerikleri ve üniversitede açılacak bölümler bilim ve teknoloji temelinde kurgulanmalı. Bu yenilikleri yaparken de sektörle konuşulmalı ve onlarla birlikte hazırlanmalı” diye konuştu.