Etiket: Mücadelede

  • Güvenlik korucuları terörle mücadelede daha aktif olacak

    Van Güvenlik Korucuları ve Şehit Aileleri Derneği Başkanı Ayhan Kahraman, çözüm sürecinde kaldırılması gündeme gelen geçici köy korucularının özlük hakları, isim değişikliği ve 5 bin yeni kadroyla terörle mücadelede daha aktif hale getirileceğini söyledi.

    Yaklaşık 35 yıldır bölgede PKK ile mücadelede aktif rol alan ve bugüne kadar binlerce şehit veren güvenlik korucularının verilen haklardan memnun olduğunu dile getiren Van Güvenlik Korucuları ve Şehit Aileleri Derneği Başkanı Kahraman, “Gece gündüz, kar kış demeden askerlerimizle ve özel harekatçılarımızla bütün operasyonlara katılmaktayız. Biz korucular 22 ilde bölgenin coğrafik yapısını iyi bildiğimiz için askerlerimizin önünden giderek operasyonlarda aktif rol almakta ve terörle mücadeleye devam etmekteyiz. Bu uğurda 2016 yılı içerisinde yaklaşık olarak 44 arkadaşımızı şehit verdik. Bu da bizlerin terör örgütü PKK ile ne kadar aktif mücadele ettiğimizin bir göstergesidir. İnşallah yeni kadro, isim ve statümüzle bu anlamda çok daha aktif olarak rol alacağız” dedi.

    “Artık güvenlik korucuları da tabanca taşıyabilecek”

    Çözüm sürecinde koruculuk sisteminin kaldırılmasının gündeme geldiğini hatırlatan Kahraman, şunları söyledi:

    “Çözüm sürecinde koruculuk sistemi kalktı kalkacak derken, devlet terörle mücadelede korucuların ne kadar elzem olduğunun farkına varmış olmalı ki bu süreçte 5 bin yeni kadro bizlere verildi. Daha düne kadar korucularımız emekli olduklarında 280 TL maaş alırken, bugün devlet yetkilerimizin gayretleri ile asgari ücret olan bin 300 lira maaş almaktalar. Daha önce korucularımıza 840 TL gibi bir maaş verilirken, şimdilerde maaşları en düşük memur maaşına endekslenmiş durumda. Yine korucularımıza tanınan haklardan en önemlilerinden biri de silah ruhsat hakkıdır. Biliyorsunuz özellikle çözüm sürecinde savunmasız olan 13 arkadaşımız şehit edildi. Başkale ilçesinde geçtiğimiz gün katledilen arkadaşlarımız yine silahsızdılar. Çünkü arkadaşlarımız uzun namlulu silahlarını kendileriyle taşımamakta ve sokak ortasında ya da evlerinin önünde alçakça saldırılarla şehit ediliyorlar. Bu sayede korucularımız da tabanca taşıyabilecekler.”

    “35 yıldır koruculara verilen ‘geçici’ ve ‘köy’ ibareleri kaldırıldı”

    35 yıldır koruculara verilen ‘geçici’ ve ‘köy’ ibarelerinin kaldırıldığının altını çizen Kahraman, “Artık korucularımız ‘güvenlik korucusu’ olarak isimlendirildi. Onun için de ben buradan Sayın Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza ve Dışişleri Bakanımıza teşekkür etmek istiyorum. Bunun camiamıza hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.

    Yeni alınacak olan korucularda aranacak şartlar

    Yeni alınacak olan güvenlik korucularının da rastgele alınmayacağını kaydeden Kahraman, “Yeni kadroya alınacak olan korucularımızda askerlik şartı aranacak, şehit yakınları, emekli korucularımızın çocukları, bunların yakınlarına öncelik tanınacak. Herkes korucu olamayacak. Tabi bunların GBT’sinde kişisel bilgileri kadar her şeyleri araştırılarak özenle seçilecek. Her önüne gelen korucu olamayacak. Kısacası güvenlik korucularımızdan oluşan özel timler olacak ve operasyonlarda en saflarda askerimiz ve özel harekatçılarımızla birlikte operasyonlarda aktif olarak yer alacaklardır” diye konuştu.

    Ayda bir defa jandarma birliklerinde eğitim

    Kahraman, ayda bir defa jandarma birliklerinden korucuların silahlı eğitimleri ve denetlemeleri olacağını da dile getirerek, “Özet olarak yeni korucu profili eskisi gibi köylerinde nöbet tutan yaşlılardan oluşmayacak. Yeni korucu profili dinamik, genç, silah ve teçhizatlarıyla askerimiz ve polisimiz gibi eğitimli ve donanımlı olacak” şeklinde konuştu.

  • Başbakan Yıldırım, uyuşturucuyla mücadelede Avrupa’ya seslendi

    Başbakan Binali Yıldırım, uyuşturucu ile mücadele konusunda Avrupa’ya seslenerek, “Uyuşturucunun asıl hedefi Avrupa ülkeleridir, Avrupa’nın gençleridir. Sizden beklenen teröre destek olmak değil, terörü şımartmak değil geleceğinizi karartan bu alçak örgüte karşı sesimizi yükseltmektir” dedi.

    Başbakan Binali Yıldırım, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Pancar ekicilerini yakından ilgilendiren bir müjdeyi vermek istiyorum. Şekerpancarının 2017 avans alım fiyatını ton başına 210 lira olarak belirledik. Geçen sene bu rakam 190 TL’ydi. Dolayısıyla önemli ölçüde artış sağlayarak çiftçimizin alın terini muhafaza ettik. Üreticilerimin bol kazançlı mahsul yılı geçirmelerini diliyorum Her zaman köylünün, çiftçinin yanında olduk” ifadelerini kullandı.

    Bakanlar Kurulu’nda dün uyuşturucu ile mücadele konusunun kapsamlı bir şekilde ele alındığını hatırlatan Yıldırım, “Uyuşturucu ile mücadelede en önemli çalışmalardan bir tanesi, toplumda farkındalığın oluşturulmasıdır. Sigara ile mücadele konusunda geçtiğimiz yıllarda başlattığımız çalışmalar kısa sürede semeresini vermiş, Türkiye sigara ile mücadele konusunda örnek olmuştur. Bi kez de uyuşturucu ile mücadelemizi sürdürmek için Başbakan yardımcılığımız koordinasyonunda ilgili 8 bakanımızla uyuşturucu ile mücadele yüksek kurulu oluşturduk. Bu kurul gerekli bütün çalışmaları her alanda gerçekleştirecek. Yüce Meclis’in gündeminde bu konuyla ilgili yeni düzenlemelerimiz olacak. Uyuşturucu ile mücadelede topyekün bir hareket söz konusu olmalıdır. Sadece güvenlik, ceza, sağlık alanında alınan tedbirler toplumsal farkındalık olmadığı müddetçe başarısı sınırlı olacaktır. Bu nedenle gerek devletin gerekse STK’ların enerjisi biraraya gelecek. Vatandaşlarımızın da desteğini alarak bu bela ile mücadeleyi başarıya ulaştıracağız” şeklinde konuştu.

    Başbakan Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “PKK ve FETÖ gibi terör örgütlerinin coğrafyamız üzerinden 2 milyar dolar gelir elde ettiğini bu vesileyle hatırlatmak istiyorum. PKK’ya arka çıkan, Avrupalı dostlarımıza buradan selam gönderiyorum, bırakın Türkiye’nin hukuk meselesi ile uğraşmayı da gençliğimizi, geleceğimizi zehirleyen PKK, uyuşturucu tacirlerine karşı bir laf edin, birşey söyleyin. Bizim bu topraklardaki mücadelemizin sadece milletimizin huzuru güvenliği değil, aynı zamanda sizin de geleceğinizin mücadelesidir. Uyuşturucunun asıl hedefi Avrupa ülkeleridir, Avrupa’nın gençleridir. Sizden beklenen teröre destek olmak değil, terörü şımartmak değil geleceğinizi karartan bu alçak örgüte karşı sesimizi yükseltmektir.”

    Mülteciler konusu

    Bugün küresel problemlerin başında göçün geldiğini anlatan Yıldırım, “Bu küresel probleme maalesef dünya duyarsız. Sadece konuşuyorlar, sadece Türkiye’nin mülteciler konusunda ne kadar fedakarlık yaptığını söyleyerek vakit geçiriyorlar. Kardeşim söyleneceğinize bir az yük alın biraz yük. Bugün biz 3 milyon kardeşimize kucak açtık. Bundan da şikayetçi değiliz, çünkü biz dünyada insanı yücelt ki devlet yücelsin anlayışını 6 asır yerleştirmiş, bu yönüyle de dünyada barışı hakim kılmış Osmanlı’nın torunlarıyız. Bize yakışan da budur. 20 milyar doların üzerinde bir harcama yaptık. Helali hoş olsun, daha fazlasını da yaparız ama istiyoruz ki bu ortak sorunun, bu insanlık dramı artık tek başına Türkiye’nin olmasın. Bölgesel orunların çözülmesi için herkes daha fazla elini taşını altına koysun. Bunun için Türkiye, bundan sonra da çözüm arayıcı tutumunu sürdürecek” diye konuştu.

  • Azeri Milletvekili Paşayeva: “Avrupa’nın terörle mücadelede bu çifte standartlardan kurtulması gerekir”

    Azerbaycan Milletvekili Ganira Paşayeva, “Avrupa’nın terörle mücadelede bu çifte standartlardan kurtulması gerekir” dedi.

    Denizli Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaret eden Azerbaycan Milletvekili Ganira Paşayeva, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Cemiyet Başkanı Ümit Varol ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşen Paşayeva, Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sinin hala Ermenistan’ın işgali altında olduğu için 1 milyon insanın 25 senedir evine dönemediğini, Ermenistan’ın tüm bunları uluslararası güçlerin gözü önünde yaptığını kaydetti. Avrupa Birliği’nin terör konusunda gerçekçi olmadığını ve çifte standart uyguladığını belirten Paşayeva, “Maalesef ki Avrupa’nın terörle mücadelede çifte standartları var ve Avrupa terörle mücadelede bu çifte standartlardan kurtulması gerekir. Eğer terör nerede olursa olsun, terör örgütleri ile mücadelede çifte standartlar olmasın. Maalesef ki Avrupa birçok konuda Türkiye’ye karşı, Azerbaycan’a karşı biz bunu yaşamışız, bugün aynı şeyi Türkiye’ye karşı görüyoruz. Yeterli destek vermiyorlar. Ben bunu Strasbourg’ta bunu açık bir şekilde söyledim. Siz Türkiye’ye teröre karşı gereken desteği vermiyorsunuz. Bu çifte standartları bitirmeniz gerekir, terörle böyle mücadele olmaz. Türkiye’nin terörle mücadele ettiği dönemde bazı Avrupa ülkelerinin hatta başkentlerinde terör örgütüne destek çadırları kuruldu. Basında bunun nasıl servis edildiğini de görebiliyoruz. Bu terörle mücadele değil, açık ve dolayısıyla teröre bir destektir. O yüzden bazı Avrupa ülkelerinin terörle mücadele konusundaki yaklaşımları bizi rahatsız ediyor. Bunu da açık söylüyoruz, bu çok üzücü bir şeydir. Terör örgütü neredeyse onun adına terör örgütü denilmesi gerekir” diye konuştu.

    Türkiye’nin terörle mücadele ettiği dönemlerde bazı Avrupa ülkelerinin destek verdiğini belirten Paşayeva, “Bu konuda tabi terör örgütü ile de mücadelede biz her zaman bazen görüyoruz ki, o terör örgütü Avrupa’da her zaman siyasi, finans, basın destekleri başka bazı Avrupa ülkelerinde de buluyor. Terör bir insanlık suçudur, insanlık aleyhine cinayettir ve buna da suskun kalmak olmaz. Nerede kim tarafından, kimlere karşı yapılırsa, hiç fark etmeden terör konusunda düşüncenin aynı olması gerekir. Terörle mücadelede farklı yaklaşımın olmaması gerekir” şeklinde konuştu.

    Fetullahçı Terör Örgütü’nün Azerbaycan’da faaliyet göstermesi konusunda da konuşan Paşayeva, “Azerbaycan, Türkiye’nin aleyhine olan herhangi bir faaliyete izin vermez. Böyle bir şey 25 yıldır, hiç kimse getirip de şu olmuştu da, şuna izin verilmişti de diyemez. Çünkü bu konuda Azerbaycan Cumhurbaşkanımız, Türkiye ziyaretinde açık bir şekilde söyledi. ‘Türkiye’nin gücü bizim gücümüz, sizin gücünüz de bizim gücümüz’ dedi. Türkiye’yi zayıflatacak, Türkiye’ye zarar verecek hiçbir şey Azerbaycan’da olamaz ve Azerbaycan’da kimse ona destek veremez” ifadelerini kullandı.

    Son olarak HDP’li milletvekillerinin tutuklanmasıyla ilgili konuşan Paşayeva, teröre destek verenlerin milletvekili olması veya politikacı olmasının kişiyi hiçbir şeyden uzak tutmayacağını kaydetti. Paşayeva, “Terör örgütü Türkiye’ye çok zarar verdi. Ne zarar verdiğini hepimiz biliyoruz. Ne kadar insanımızı kaybetti, Türkiye’ye her konuda çok zarar verdi ve terör örgütüne destek verilmemesi gerekir. Dünyanın her yerinde terör örgütüne destek verenler cezalandırılır. Terör örgütüne destek verenlere dokunmayan bir ülkeyi dünyanın hiçbir ülkesini tanımıyorum, terör örgütüne kim destek verirse, hepsi cezalandırılır. Burada başka bir yaklaşım yok. O yüzden Türkiye’nin hakkı vardır, terör örgütüne destek veren insanların sorgulanması lazım. Sizin milletvekili olmanız, politikacı olmanız sizi hiçbir şeyden uzak tutamaz. Azerbaycan’da da bu böyledir, eğer herhangi bir insan terör örgütüne destek verirse, ne milletvekili kimliği onu kurtarır ne de başka bir şey onu korur, işin adı terör ise hiçbir şey de onu koruyamaz. O yüzden Türkiye devleti de araştırmaya başlamış ve terör örgütüne desteği varsa tabi ki cezalandırılacaklar. Bir şeye destek vermeyen insan mahkemeden korkmaz. Eğer bir insan suçsuzsa mahkeme 10 sefer çağırsa da onun korkusu olmaz, gene gider. Yani o yüzden Türkiye Devletinin bu konuda hakkı var, buna da başka bir şey ilave etmemize gerek yok” dedi.

  • Gazi Üniversitesinden FETÖ ile mücadelede yetersiz kalındığı iddialarına cevap

    Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Uslan, “Bugün itibariyle Gazi Üniversitesinde açığa alınan ve ihraç edilen personel sayısı toplamda 228’e ulaştı. Komisyonumuzun çalışmaları sonucu 23 personel daha 31 Ekim tarihinde üniversitemizce açığa alındı. İşin ilginç tarafı bu haberin yayımlandığı gece ile bizim açığa aldığımız gündüzün aynı tarihi içermesi” dedi.

    Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Uslan, bazı internet sitelerinde ’Gazi Üniversitesinde toplu istifa’ başlıklı haber, Gazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İlhan Üzülmez’in istifası ve Gazi Üniversitesi’nin FETÖ ile mücadelede yetersiz kaldığı iddialarına cevap verdi. Göreve 29 Temmuz 2016’da başlayan Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Uslan, 31 Ekim akşamı bazı internet sitelerinde ve tek merkezden yayıldığı anlaşılan tek tip bir metnin dolaştığını belirterek, “Burada sadece rektör yardımcımızın değil, üç dekanın, genel sekreter yardımcısının, üç müdürün istifa ettiği belirtiliyor. Tabii haberde Gazi Üniversitesinde FETÖ terör örgütüyle mücadelede yetersiz kalması nedeniyle istifaların gerçekleştiği ifade ediliyor. Bu haber ya da haber niteliği olmayan internet sitelerinde dolaşan bu bilgi baştan sona kirlilik içermektedir. Bir kere ilgili rektör yardımcımız istifasının FETÖ ile ilgili olmadığını, tamamen yönetsel uyuma bağlı bazı problemlerden kaynaklandığını ifade etmiş ve internet sitelerinde dolaşan bu haberin tamamen asılsız olduğunu ve gerçeği yansıtmadığını kendi Twitter hesabından yayımlamıştır. Biz de Gazi Üniversitesi olarak kendi Twitter hesabımızda ve Facebook sayfamızda yayımladık. Haber sadece FETÖ kaynağı nedeniyle değil, aynı zamanda verilen rakamlarla ilgili de baştan aşağı sıkıntılı bir yazıdır. Zira sadece bir rektör yardımcımız ve bir dekanımız istifa etmişken, bir rektör yardımcısı ve üç dekan şeklinde ifade edilmekte. Sadece bir yüksekokul müdürümüz istifa etmişken, üç müdür istifa ettiği şeklinde ifadeler içermektedir. Dolayısıyla bu haber niteliği bile taşımayan yazı baştan aşağı gerçek dışı bilgiler içermektedir” diye konuştu.

    Gazi Üniversitesindeki ihraçlar

    FETÖ ile üniversitelerde verilen mücadele kapsamında Gazi Üniversitesinde neler yapıldığı ile ilgili de Prof. Dr. Uslan, şunları kaydetti:

    “Ben 29 Temmuz 2016 tarihi itibariyle rektörlük görevini teslim aldım ve o gün itibariyle mücadelemize başladık. 5 Ağustos’a geldiğimizde yani sadece görevi teslim aldıktan bir hafta sonra arkadaşlarımızın titiz, yoğun bir çalışması neticesinde Gazi Üniversitesinde FETÖ’yle mücadele kapsamında 120 akademisyen açığa alındı, bunların 107’si ihraç edildi. Benzer şekilde 60 kişiyi aşkın idari personelimiz de açığa alındı. Daha sonrasında yine devlet tarafından devletin ilgili kurumlarınca üniversitemize verilen belgeler üzerinden titiz çalışmalarımız sürdü ve bugün itibariyle Gazi Üniversitesinde açığa alınan ve ihraç edilen personel sayısı toplamda 228’e ulaştı. İşin ilginç bir yanı bu internet sitelerinde dolaşan metnin yayımlandığı tarih 31 Ekim 2016 akşamıdır. Oysa bir önceki hafta burada ilgili komisyonlarımız çok titiz ve gece yarılarına kadar yoğun bir çalışma yürüttü ve 23 personel daha 31 Ekim tarihinde üniversitemizce açığa alındı ve bunlarla ilgili yasal süreç devam ediyor. İlgili birimlere bu açığa almalar bildirildi. Yine işin ilginç tarafı bu haberin yayımlandığı gece ile bizim açığa aldığımız gündüzün aynı tarihi içermesi. Tabii ki tesadüf denilemeyecek kadar manidar olduğunu düşünüyorum.”

    “Gazi Üniversitesi, FETÖ ile mücadelesine devam ederek, sorumluluğunu yerine getirmeye devam edecektir”

    Gazi Üniversitesinin Türkiye’nin başkentinde, Türkiye’nin en önemli üniversitesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Uslan, “Gazi Üniversitesi kurulduğundan bugüne kadar milli, yerli, aynı zamanda evrensel temellere dayalı bilginin üretiminde, araştırma faaliyetlerinin yürütülmesinde öncü rol üstlenmiş Türkiye’nin en büyük ikinci üniversitesi. Dolayısıyla bu terör örgütleriyle de, Fethullahçı Terör Örgütü ile de dün olduğu gibi ciddi ve kararlı bir şekilde mücadelesine devam ederek, ülkemizin, milletimizin ve devletimizin istiklaline ve istikbaline sahip çıkarak sorumluluğunu yerine getirmeye devam edecektir” ifadelerini kullandı.

  • Davutoğlu: “PKK ve DEAŞ’a karşı yapılacak mücadelede Türkiye’nin yer almasından daha doğal bir durum olamaz”

    Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, Başika’daki Türk askerinin uzun süren müzakerelerin ardından görevlendirildiklerini belirterek, “Irak’ın toprak bütünlüğü bizim için önemlidir ama Türkiye’nin kendi güvenliği ve Irak’ta PKK ve DEAŞ terör örgütlerine karşı yapılacak mücadelede Türkiye’nin yer almasından daha doğal bir durum olamaz” dedi.

    Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, eşi Sare Davutoğlu ve çocukları ile birlikte Üsküdar Belediyesi tarafından düzenlenen Üsküdar 3. Sahaf Festivali’ni ziyaret etti. Davutoğlu’na burada Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, Üsküdar Kaymakamı Musta Güler eşlik etti. Davutoğlu, festivaldeki sahafları dolaşarak kitapları inceledi ve çok sayıda kitap aldı. Basın mensuplarının sorularını cevaplayan Davutoğlu, festivalle ilgili olarak, “Her şeyden önce fikrin kendisi güzel. Sahaf kültürü bizde çok köklü kitap kültürümüzün ayrılmaz parçası. Maalesef son dönemde sahaf kültüründe tabii yeni teknolojinin kitap alım satımında kullanılması dolayısı ile ister istemez bir zayıflama olmuştur. Üsküdar Belediyemizin bu son derece yerinde insiyatifi ile sahaf kültürümüzü canlandırmak, ayakta tutmak ve bir kitap aşkı ile sahaf işini yapan sahaflarımıza bir imkan sağlamak bakımından son derece güzel bir teşebbüs. Ben de çocukluğumdan beri hiçbir sahafı kaçırmamış, kitap festivallerini kaçırmamış biri olarak bundan istifade etmek istedim. Üsküdar Belediyemizi ve katılan tüm sahaflarımızı tebrik ediyorum. Dünyada iki güzel koku vardır. Biri kitap kokusu biri çocuk kokusu. Çocuklarımızı da sahaflarımıza alıştırmak lazım. İnşallah bu güzel geleneğimiz yaşayacak” şeklinde konuştu.

    “Türkiye’nin Musul ve Halep ile ilgilenmesinden daha doğal bir durum yoktur”

    Son günlerde Musul’da yaşanan gelişmeler ve Başika’daki askerlerimizle ilgili bir soruya ise Davutoğlu, “Bugün ileride iki şehrin kaderi, iki ülkenin ve bölgenin kaderini belirleyecek. Birisi Musul, birisi Halep. Musul bütün unsurları ile bizim tarihi mirasımızın uzantısı olan bir şehirdir. Irak’ın bir parçasıdır evet. Irak’ın toprak bütünlüğü bizim için önemlidir ama Türkiye’nin kendi güvenliği ve Irak’ta PKK ve DEAŞ terör örgütlerine karşı yapılacak mücadelede Türkiye’nin yer almasından daha doğal bir durum olamaz. Ayrıca Başika’daki askerlerimiz uzun müzakereler sonucunda oraya gitmiş askerlerimiz. Türkiye’nin hiçbir ülkenin toprağında gözü yoktur fakat, Musul ve Halep’in kaderini de kesinlikle de teröristlerin eline bırakmaz. Bu bakımdan Başika’daki askerlerimizin yürüttükleri faaliyetler dolayısı ile Allah muhafaza eylesin. Başarılar diliyoruz. Yine bugün Dabık, TSK’nın desteği ile Özgür Suriye Ordusu’nun eline geçti. Böylece DEAŞ terör örgütü çok önemli bir mevziini kaybetti. Bu vesile ile de silahlı kuvvetlerimizi ve Özgür Suriye Ordusunu tebrik ediyorum. Hem Suriye’de hem Irak’ta kritik bir eşikten geçilirken, bu ülkelerin kaderleri belirlenirken, Türkiye’nin Musul ve Halep’le ilgilenmesinden daha doğal bir durum yoktur. Bu ilgi başka ülkelerin topraklarında gözümüz olduğu anlamına gelmez ancak hem kendi güvenliğimiz hem bu ülkelerdeki kardeş halklarımızın geleceği bağlamında bu ilgi devam edecektir” diye konuştu.