Etiket: MŞÜ’de

  • MŞÜ’de “Reform ile Aydınlanma Arasında İslam” konferansı

    Muş Alparslan Üniversitesinde (MŞÜ), “Reform ile Aydınlanma Arasında İslam” konferansı düzenlendi.

    Muş Alparslan Üniversitesi (MŞÜ) Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (SOSPOL) tarafından “Reform ile Aydınlanma Arasında İslam” temalı konferans düzenlendi. İslami İlimler Fakültesi Vali Erdoğan Bektaş Amfisi’nde düzenlenen ve Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Bedri Gencer’in konuşmacı olarak katıldığı konferansa; akademisyenler ile çok sayıda öğrenci katıldı.

    Konferansta konuşan Prof. Dr. Bedri Gencer, İslam’ın kendisinde modernleşmenin olamayacağını, modernleşmenin ancak İslam dünyasında olabileceğini vurguladı. Modernleşmenin nasıl olduğuna vurgu yapan Gencer, “İslam’da modernleşme olmaz, İslam dünyasında modernleşme olur. Müslümanların zihniyetinde modernleşme olur. İslam dünyasındaki modernleşme 2 çeşittir. Müslümanların yaşantısındaki modernleşme ki asıl modernleşme budur. Bir de bunun inanç sahasına nasıl yansıdığı konusudur ki buna da sekülerleşme diyoruz. Yani kısaca bizim ülkede, inandığı gibi yaşamayan, yaşadığı gibi inanır olarak ifade edilen gerçek modernleşme ve sekülerleşme ilişkisidir. Dolayısıyla İslam’da modernleşme Müslümanların dünyaya bakış açısının değişmesi demektir. Bu açıdan modernleşme arızi bir durumdur” diye konuştu.

    “Sünnet bilinmeden bidat bilinmez”

    Tarihin bir süreç olduğunu söyleyen Gencer, “Sünnet bilinmeden bidat bilinmez. Yani olmalı, yani norm bilinmeden olan, yani olgu bilinmez. Bu İslam’ı bilmeden İslam’daki değişimi anlayamayız demektir. Dolayısıyla modern İslam, yani Muhammed Abduh ve Cemalettin Afgani ile başlatılan bu İslam’da modernleşme akımı ki bu süreç günümüze kadar devam ediyor, bunu anlayabilmek için hemen asrı saadetten sonrasına bakmak gerekiyor. Çünkü tarih bir süreçtir. Örneğin Tanzimat bir günde başlamış ve bitmemiştir. Biz halen Tanzimat’ı yaşıyoruz veya halen asrı saadetin hemen sonrasındaki olayları yaşıyoruz. Biz daha dün Muhsin Yazıcıoğlu ve Turgut Özal cinayetlerini aydınlatılmamış bir toplumken, kalkıp Cemel ve Sıffin Savaşı’nda Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasında hakem olmaya kalkıyoruz. Önce 5 yıl önceki olayı aydınlatalım” şeklinde konuştu.

    Gencer’in konuşmaları sonrasında konferans, karşılıklı görüşmelerin yapılmasıyla sona erdi.

  • MŞÜ’de “Gelin Tanışalım Hayra Ortak Olalım” etkinliği

    Muş Alparslan Üniversitesi (MŞÜ) bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Hayırda Buluşanlar Topluluğu (HBT), düzenlediği “Gelin Tanışalım Hayra Ortak Olalım” etkinliği ile yeni öğrencilerle bir araya geldi.

    Muş Alparslan Üniversitesi (MŞÜ) bünyesinde birçok farklı alanda gerçekleştirmiş olduğu çalışmalarla adından söz ettiren Hayırda Buluşanlar Topluluğu (HBT), üniversiteye yeni kayıt yaptıran öğrencilere yönelik bir etkinlik düzenledi. “Gelin Tanışalım Hayra Ortak Olalım” başlığı altında Kongre ve Kültür Merkezinde düzenlenen tanıtım ve tanışma etkinliğine; Muş Alparslan Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Hayırda Buluşanlar Topluluğu Danışmanı Hatip Erdoğmuş, topluluk üyeleri, öğretim görevlileri ile yeni öğrenciler katıldı.

    Çeşitli ikramların yapıldığı tanıtım ve tanışma etkinliği ile ilgili açıklamalarda bulunan Erdoğmuş, “2018-2019 eğitim öğretim yılında üniversitemizi kazanan yeni öğrencilerimize yönelik ‘Gelin Tanışalım Hayra Ortak Olalım’ başlığı altında topluluğumuzu tanıtmak ve yeni öğrencilerle tanışmak anlamında bir etkinlik düzenledik” dedi.

  • MŞÜ’de akademik genel kurul ve cübbe giyme töreni

    Muş Alparslan Üniversitesi (MŞÜ) 2016-2017 eğitim öğretim bahar yarıyıl akademik genel kurul toplantısı ve cübbe giyme töreni düzenlendi.

    MŞÜ Kongre ve Kültür Merkezinde düzenlenen programa Rektör Prof. Dr. Fethi Ahmet Polat ile fakülte dekanları ve akademik personel katıldı. Öğretim üyeliğine terfi edenlere plaket takdimi ve cübbe giymeyle başlayan programda bir konuşma yapan MŞÜ Rektörü Prof. Dr. Fethi Ahmet Polat, kendisini hem çok gururlandıran hem de duygulandıran bir sahne ile karşı karşıya olduğunu ifade etti. Göreve geldiği dönem olan 18 Mart 2015 tarihinde 75 olan öğretim üyesi sayısının 2 yıla varmadan 148’e çıkmış olmasının son derece büyük bir başarı olduğunu dile getiren Rektör Polat, “Alınan öğretim üyelerinden 40’ının ilk defa üniversitemizde göreve başlamış olması, daha önce dışarıya göç veren üniversitenin göç alan bir yapıya dönüşmesi, öğretim üyeleri arasında branş çeşitliliğinin çoğalmış olması ve alanında nitelikli isimlerin Muş’a gelmiş olması çok sevindirici. Her branştan akademisyen ile yeni eğitim öğretim döneminde de akademik alanda pek çok başarıya imza atacağız” dedi.

    Yeni dönemde dikkat edilmesi gereken hususlara değinerek üniversite hakkında genel değerlendirmeler yapan Rektör Polat, akademisyenler ile kendi akademik tecrübelerini paylaştı ve üniversitede fiziki, teknolojik, sosyokültürel çalışmalar hakkında bilgiler verdi. İslami İlimler Fakültesi, hangar, açık spor tesisleri projelerinin çalışmalarının başladığını belirterek, sonraki ihalelerde ise yeni lojman binaları, kış bahçesi, hobi bahçeleri gibi projelerin çalışmalarının başlayacağını vurgulayan Polat, ayrıca Sultan Muhammed Alparslan Camii ve Gazze Camii’nin de bu yaz biteceğini belirtti. Üniversitenin taban puanlarındaki artışa da vurgu yapan Polat, hocaların öğrencileri evlatları, kardeşleri olarak görmeleri gerektiğini, danışmanlık ve akademik rehberlik konusunda tüm akademisyenlerin daha fazla çaba harcamasının vatani bir görev olarak algılanması gerektiğini sözlerine ekledi.

  • MŞÜ’de Modernite Konferansı

    Muş Alparslan Üniversitesi’nde (MŞÜ), ’Avrupa Merkezli Modernitenin Oluşumu, Batılı Modern Sosyal Teoride Ötekili’ konulu konferans düzenlendi.

    Prof. Dr. Sabahattin Zaim Konferans Salonu’nda düzenlenen konferansa konuşmacı olarak katılan İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Genel Sosyoloji ve Metodoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Lütfi Sunar, bir bakıma hepimizin moderniteye yaklaşımlı olmadığını söyledi. Mülteci sorununu örnek gösteren Yrd. Doç. Dr. Lütfi Sunar; “Aslında bir bakıma hepimiz zaman zaman bir takım beklentilerle de moderniteye yaklaşımlı değiliz. Mülteci sorunu olduğunda, Avrupalıların mültecileri kabul etmemesini, Avrupalı moderniteye ihanet olarak görebiliyoruz. Avrupa’da İslam karşıtlığı yükseldiğinde bunun modern olmaya aykırı bir şey olduğu, zihnimizde bir şekilde bulunuyor. Çoğu kez onları kendi ilkelerine uymamakla suçluyoruz. Avrupalıları çoğu kez tutarsızlıkla itham ediyoruz. Büyük büyük teorisyenlerimizin bu hususta Avrupa’ya tutarsızlık eleştirileri yönelttiklerine hepimiz şahit olmuşuzdur. Bugün neredeyse Avrupa içinde pek çok sorun ortaya çıktığında, moderniteyi suçlamak bir gelenek halini almış vaziyettedir” dedi.

    Yaşanılanların modernitenin özünde olduğunu dile getiren Sunar; “Halbuki ben bugün size, bu yaşananların asli olduğunu, beklenmeyen bir durum değil, aksine modernitenin özünde var olan bir hadise olduğunu ve modernitenin kendi varlığını zaten tam da ötekinin varlığı üzerine inşa etmiş olduğunu, dilim döndüğünce anlatmaya çabalayacağım” ifadelerini kullandı.

    “Modernite dediğimizde esasında, biz çoğu kez evrensel zamanı aşan, cihanşümul bir hadiseden bahsediyor gibi bahsederiz” diyen Sunar, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Okuduğumuz pek çok kitapta, dünya tarihindeki gelişmeler ana kronik bir şekilde, sanki moderniteyi ortaya çıkartmak üzere şekillenmiş hadiselermiş gibi anlatılır. Sanki bütün dünya tarihinin amacı moderniyeti ortaya çıkartmakmış gibi kurgulanır. Bir felsefe tarihini okursunuz. Bir dünya tarihi okursunuz, oradaki bütün gelişmeler moderniteyi ortaya çıkartmak üzere ortaya çıkmış, amaçlı, başlangıçtan itibaren amaçlanılmış hadiselermiş gibi sunulur. Dolayısıyla zihnimizde her zaman, biz moderniteyi evrensel, cihanşümul, zamanı ve zihni aşan bir hadise gibi algılarız. Bize böyle sunulur. Dünya tarihinin maksadı, moderniteyi ortaya çıkartmakmış gibi sunulur ve biz aslında çoğu kez farkına varmadan bunu kabul ederiz.”

    Modernitenin doğum tarihinin 1789 olduğunu belirten Sunar, “Esasında modernitenin evrensel bir olgu olmadığını kabul etmekle işe başlamak belki de en iyisi. Öncelikle zamansal olarak evrensel bir olgu değildir modernite. Belli bir zamanda ortaya çıkmış olan bir toplum biçimini, bir uygarlığı, bir yaşayış biçimini ifade eder. Üzerinde çok tartışılsa da bazen erken modern çağ denilerek 1500’lere, hatta 1200’lere kadar geri getirilse de hiç şüphesiz bunun üzerinde uzlaşılan en önemli zaman Fransız ihtilalıdır. Ancak biz Fransız ihtilalından sonraki ortaya çıkmış toplum biçimlerini, Fransız ihtilalından sonra oluşmuş olan siyaseti, devleti modern olarak adlandırabiliriz. Eğer bir doğum tarihi arayacaksak modernitenin kafa kağıdına doğum tarihi olarak 1789 olarak yazabiliriz” diye konuştu.

    Dünya tarihindeki gelişmelerin, büyük oluşumların bir günde oluşmadığını dile getiren Sunar; “Elbette dünya tarihindeki gelişmeler, büyük oluşumlar bir günde oluşmaz. Mutlaka geriye doğru tarihsel gelişimlerin izlerini sürmek, izleri geriden takip etmek, bu gelişimi, dinamikleri geriye doğru bulmak mümkündür. 1789’u biraz daha genişletecek olursak, 1600’lerin sonundan itibaren, 1700’ler boyunca modernitenin Avrupa’da oluşmuş olduğunu söyleyebiliriz. Tanımın bu son kısmında aslında moderniteye zamansal olanın ötesinde mekansal olarak da bir kısıt getirmiş olduk. Modernitenin bir mekanı da vardır. Modernitenin mekanı Batı Avrupa’dır ve bu Batı Avrupa’nın uzantısı olan Kuzey Amerika’da modernitenin yine öz coğrafyasına dahil edilebilir. Yani öncelikle karşımızda evrensel bir yaşam biçimi, evrense bir toplum biçiminin bulunmadığını kabul etmekle işe başlayabiliriz. Bu çok zor bir hadise. Çünkü, elimizdeki bütün tarihsel veriler, bilimlerin, düşüncenin, siyasetin tarihi modernitenin dünya tarihinin nihai amacı olduğu fikrinden hareketle yazılmış durumdadır. Bu yazım biçimine, biz teoride Avrupa merkezcilik adını veriyoruz. Avrupa’nın, her şeyin merkezine alındığı, Avrupa’nın, her şeyin nihayetine konulduğu ve bir geçerlilik ölçütü olarak kabul edildiği teorik yaklaşım, Avrupa merkezcilik olarak adlandırılabilir” şeklinde konuştu.