Etiket: Modern

  • Ehram’ın şehir tartışmaları devam ederken Erzurumlu hanımlar ehrama modern dokunuşlarla bir geleneği sürdürüyor

    Ehram’ın şehir tartışmaları devam ederken Erzurumlu hanımlar ehrama modern dokunuşlarla bir geleneği sürdürüyor

    Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü Erzurum Olgunlaşma Enstitüsü Müdürlüğü kaybolmaya yüz tutmuş Ehram geleneğini modern dokunuşlarla sürdürüyor.

    2019 yılında kurulan Enstitü 6 öğretmen ve 24 usta öğretici ile çalışmalarına devam ediyor. Kurum Müdiresi Fatma Taşbaşı ve müdür yardımcısı Fatıma Yeşilyurt Enstitüde modern dokunuşlarla hem geleneksel Ehramı yaşatıyor hem de farklı ürünlerle ilgi odağı haline geldi.

    Enstitüsü bünyesinde giyim, nakış, el sanatları, sanat tasarım, Hüsnü Hat, Tezhib, Kuyumculuk, Oltu Taşı, Gümüş İşlemeciliği, Geleneksel El Sanatları, Ehram, Bardız kilimi ve Bardız halısı üretimi yapılıyor.

    Erzurum Olgunlaşma Enstitüsünde üç farklı yönde hizmet verdiklerdini belirten Fatma Taşbaşı, “Birincisi eğitimde açık lise ve Meslek edindirme kurslarının verilmesi, İkincisi Üretim alanında, tema projesi doğrultusunda üretim faaliyetleri, üçüncüsü ise Sipariş alanları, Enstitüsü bünyesinde üretimi yapılan ürünler kurumun arşiv bölümünde arşivlenerek gelecek nesillere tanıtımı sağlamaktadır. Ehram sanatının önemli bir parçası ise yünün taranması, ehram iplerinin eğirilmesi, makaraya sarılmaları ve ardından da ehramın örülmesi ve ehrama desenlerin verilmesi ile son buluyor” dedi.

    Üretim atölyelerinde müşteri olarak gelenler seçtikleri her hangi bir ürünü beğenerek aynı ürünün imalatı yapılarak müşteriye sunuluyor. Ayrıca Enstitü bünyesinde bir de satış ofisi yer alıyor. Ehramların 500 ile 800 TL arasında değişen fiyatlardan satılırken, ehramdan yapılan farklı ürünlerinde vatandaşlardan yoğun ilgi gördüğü belirtiliyor.

    Enstitünün vizyonunun kültürel değerlerimizi koruyarak gelecek nesillere aktarmak, ulusal ve uluslararası alanda tanıtımını sağlamak olduğunu ifade eden Fatma Taşbaşı, “Enstitünün Misyonu ise kaybolmaya yüz tutmuş geleneksel sanatlarımıza tekrar hayat vermek” dedi.

    Erzurum Olgunlaşma Enstitüsü Müdiresi Fatma Taşbaşı, kurumun çalışmaları hakkında İHA’ya bilgi verdi. Taşbaşı, “Zengin bir kültüre sahip olan Erzurum’un geleneksel el sanatlarını yaşatması adına Erzurum Olgunlaşma Enstitüsünde ilk hedefimiz ehram dokuması adına çalışmalar yapmak, sonuç olarak ehram unutulmaya yüz tutmuş bir dokuma sanatıdır. Biz ehramı ilk aşamasından son aşamasına kadar geleneksel olarak faaliyetlerini yürütmek istiyoruz. Anneannelerimizin yapmış oldukları işlemlerin aynısını birebir uygulamak hedeflerimiz arasındadır. Hem ulusal hem de uluslararası bazda ehramı tanıtmak istiyoruz” diye konuştu.

    Erzurum Girişimci Kadınlar Derneği Başkanı Zekiye Çomaklı ise Ehramın yörelere göre hanımların farklı örtünmeleri konusunda bilgi verdi “Ehram sadece Bayburt veya Erzurum’un değil, bu konuda Erzincan ve Gümüşhane’nin de sayılması gerekir. Ehram kumaşı en önemli yöresel ögelerimizden birisidir. Sahip çıkmalıyız. Bizim çocukluğumuzda hemen hemen on evden en az beşinde veya altısında ehram tezgahları vardı. Bayburt tarafı ise başka bir taraktır. Çok kaliteliydi. Daha sonra 30 yıldan fazla oldu bu tezgahlar ortadan kalktı. Ehram kumaşı tarihe karışacak gibi oldu. 2017 yılında Erzurum Aziziye Belediyesi Coğrafi işaret alınmış ve tescili yapılmıştı. Bu tür yöresel ögeler ne kadar gündemde tutulursa unutulması da zor olur. İçişleri Bakanlığı Proje Destekli olan Prodesten onaylı projemizi bitirdik. Ehram tezgahlarımızı kurduk. 5 ay süreli ehram dokuma projemizi yürüttük. Erzurum Büyükşehir Belediyesi ve Erzurum Olgunlaşma Enstitüsü bunu en iyi şekilde devam ettiriyor. Özellikle Erzurum Olgunlaşma Enstitüsünün kurulması çok yerinde bir karardır. Yeter ki yöresel öğelerimiz kaybolmasın. Ehram kumaşı Erzurum’un olsun” şeklinde konuştu.

  • Modern Çağın Utancı; Hocalı Soykırımı

    Modern Çağın Utancı; Hocalı Soykırımı

    Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMED) Başkanı Savaş Eğilmez, Hocalı soykırımının modern çağın utancı olduğunu söyledi.

    936 kilometrekarelik alana sahip ve 2 bin 605 aileden ibaret 11 bin 356 kişinin yaşadığı Hocalı kasabasının, 26 Şubat 1992 tarihinde tehcire ve katliama maruz kaldığını ve kasaba tamamıyla yok edildiğini belirten Savaş Eğilmez, “Hocalı bu katliamın yaşandığı sırada Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin koruması altında değildi ve tamamen savunmasız bir durumdaydı. Hocalı da dağınık halde elinde hafif silahlar bulunan 150 kişi bulunmaktaydı. Azerbaycan silahlı kuvvetleri Hocalı halkına yardım edemedi, hatta uzun süre cesetlerin alınması bile mümkün olmadı” dedi.

    Ermenilerin coğrafi konumu itibariyle bölge için stratejik önemi olan Hocalı kasabasını ele geçirmek için, 25 Şubat gecesi katliam gayesiyle harekete geçerek büyük bir kıyım gerçekleştirdiğini anlatan ASİMED Başkanı Savaş Eğilmez, “Son yıllarda yapılan araştırmalar sonucunda hazırlanan raporlarda korkunç detaylar ortaya çıkmıştır. Buna göre 25 Şubat 1992 tarihinde saat 22:00 sularında ermeni güçleri Azerbaycan sınırını geçerek saldırıya başlamışlardır. Bu saldırıya Dağlık Karabağ’daki ermeni militanlarla beraber SSCB 366.alayı da katılmıştır. Hocalı kasabasına yapılan bu saldırıya 366. piyade alayının komutanı Zarvigorov Yuri Yuryeviç ve Binbaşı Ohanyan Seyran Muşegoviç’in komutanlığındaki birliğin 2. taburu, Nabokih Yevgeni Aleksandroviç’in komutanlığındaki 3. tabur, aynı zamanda 1. tabur komutanı Çitçiyan Valeriy İsaakoviç ile birlikte 50’den fazla Ermeni ve Rus subaylar da katılmıştır.

    Bu saldırıda en az 90 tank, çok sayıda zırhlı araç, top, D-30 havanlar ve diğer teknik unsurla da kullanılmıştır. Hocalı kasabasına ilk olarak ağır topçu birlikler saldırmış ve hemen sonra zırhlı kuvvetler kasabaya girmişlerdir. Ve bütün bu askeri güç, çocuk, kadın, yaşlı demeden masum insanlar üzerine ölüm kusmuşlardır. Kuşatmadan kurtulan Türkler yollarda, Ketik ormanında, Nahçivanik yolunda, Garayagaya çevresinde, Dehraz köyü yakınlarında, Şelli köyü istikametinde, Esgeran yolunun 86. kilometresinde ve diğer yerlerde vahşice katledildiler. Esir alınanlardan 18’i Esgeran Polis Şubesi’nde işkence edilerek öldürüldü. Saldırı sırasında sivillere işkenceler yapıldı, insanların başlarının derisi soyuldu, gözleri çıkarıldı. Kadınların karınları yarıldı, insanlar diri diri toprağa gömüldü veya yakıldı. Hocalı’dan kaçıp kurtulan siviller önceden hazırlanmış olan pusulara düşürülerek kurşuna dizildiler” diye konuştu.

    Hocalı’nın 5 bin 379 sakininin mülteci durumuna düştüğünü, öldürülen 613 kişiden 63’ü çocuk, 106’sı kadındı. 8 aile tamamen yok edildiğini, 487 kişinin çeşitli yaralar aldığını, 1275 kişinin esir alındığını dile getiren Eğilmez, “Esir alınan 68 kadın ve 26 çocuk toplam 150 kişiden hala haber alınamıyor. Bu kadar vahşiliği yapan bir grubun, bu 150 kişiye neler yapabileceğini düşünmek bile insanın nefesini kesiyor.

    Bu saldırı içerisinde bulunan Zori Balayan, yazdığı kitapta şunları aktarıyor: “Biz arkadaşımız Haçatur’la ele geçirdiğimiz eve girerken askerlerimiz 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilemişlerdi. Türk çocuğunun bağırış çağırışları çok duyulmasın diye, Haçatur çocuğun annesinin kesilmiş memesini çocuğun ağzına soktu. Başından, sinesinden ve karnından derisini soydum. Saate baktım, Türk çocuğu yedi dakika sonra kan kaybından öldü. Türk çocuğuna yaptığım bu işkencelerden dolayı kendimi rahatsız hissetmedim. Haçatur daha sonra ölmüş Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı ve bu Türkle aynı kökten olan köpeklere attı. Akşam aynı şeyi üç Türk çocuğuna daha yaptık. Ben bir Ermeni vatansever olarak görevimi yerine getirdim. Haçatur da çok terlemişti, ama ben onun gözlerinde ve diğer askerlerimizin gözlerinde intikam ve güçlü hümanizmin mücadelesini gördüm.”

    Bu anlatılar açıkça gösteriyor ki bunlar insandan çok birer vahşi hayvan durumundular. Önce Ermeni çeteciler, sonra Ermeni teröristler, sonra diasporanın kuklası Koçaryan’ın yönetimindeki Ermenistan, arkalarına başka güçleri alarak, 1850’den beri Türkleri vahşice öldürdüler. Şimdi ise masum ve mazlum rollerine bürünmeye çalışıyorlar. Biz bu katillerin gerçek yüzünü bütün dünyaya anlatmaya devam edeceğiz ve Hocalı da yapılan vahşilikleri asla unutturmayacağız.

    Beş yıldır yaptığımız gibi, 4 dilde hazırladığımız kısa belgeselle, bu katillerin gerçek yüzünü bütün dünyaya yeniden anlatacağız. Bu belgeseli Amerika Birleşik Devletleri Senatosunun 100 üyesine ve 435 temsilciler meclisi üyesine göndereceğiz. Ayrıca ABD’de faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin 28 ine, yine ABD’nin önde gelen medya temsilcilerinin 15 ine ve Ermeni diasporası çatısı altında faaliyet gösteren 20 vakıf ve derneğe, Fransa, Almanya ve İngiltere’deki medya temsilcileri ve önde gelen sivil toplum örgütlerinden 100 tanesine göndereceğiz Böylelikle ilk aşamada 698 merkeze 26 Şubat 1992 tarihinde Hocalı’da yaşanan insanlık dışı olayları yeniden anlatmış olacağız” şeklinde konuştu.

  • Modern tekniklerle sebze üretilecek

    Modern tekniklerle sebze üretilecek

    Atatürk Üniversitesi ile Erzurum İli Sebze Üreticileri Derneği arasında, sebzelerin daha modern teknikler uygulanarak üretilmesine yönelik protokol imzalandı.

    Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı ve Erzurum İli Sebze Üreticileri Derneği Başkanı Zafer Özgeriş tarafından Rektörlük makamında imzalanan protokolde, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sezai Ercişli, Bitkisel Üretim Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Adem Aksoy ile Sebze Üreticileri Derneği üyeleri hazır bulundu.

    Atatürk Üniversitesi uhdesinde bulunan arazinin, yine Atatürk Üniversitesi Bitkisel Üretim Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından yıllık münavebe (ekim nöbeti) sistemine göre belirlenecek kısımlarının, modern sebze üretim teknikleri uygulanarak ortaklaşa kullanımını kapsayan protokolde, yapılacak çalışmalarda her türlü teknik destek, bitkisel üretim, demonstrasyon, araştırma ve akademik çalışmaların yer alacağı kaydedildi.

    Atatürk Üniversitesi tarafından tahsis edilen arazide üniversitenin teknik desteği ve teknolojik donanımlarından faydalanılarak ortak modern sebze tarımının gerçekleştirileceği protokol çerçevesinde, yapılacak işlerin plan ve koordinasyonunu yapmak üzere taraflardan birer üyenin bulunacağı Sebze Üretimi Planlama ve Koordinasyon Komisyonunun kurulması kararlaştırıldı.

    “Hem Üretim, Hem Bilim Yapılacak”

    İmza töreninin ardından konuşan Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı, sebze ve meyve üreticiliğinde devamlılığın ve kararlılığın büyük önem arz ettiğini, birinci altın kuralın ise toprağın yapısı ve iklim koşullarına uygun ekimin yapılması olduğunu belirterek, bilimsel destek ve teknolojik donanımlardan faydalanılması hususunun da üreticilikte önemli olduğunu söyledi.

    Protokol kapsamında Ziraat Fakültesi öğrencilerinin bölgeye uygun sebze çeşitlerinin üretimi konusunda yapacakları Ar-Ge, tez ve staj çalışmaları için Bitkisel Üretim Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından her yıl belirlenen arazilerde sağlanacak iş birliği ile çeşit ve ürün geliştirme konusunda ortak çalışmalar yürütüleceğini aktaran Rektör Çomaklı, arazi üzerine yapılacak üretim, demonstrasyon ve araştırma planlamasının yıllık olarak komisyon tarafından belirleneceğini ifade etti.

    “İmzaladığımız Protokol, Topluma Katkı Misyonuna Güç Katıyor”

    Atatürk Üniversitesinin tarım ve hayvancılık anlamında üreticinin daima yanında olduğunu vurgulayan Çomaklı: “Topluma katkı misyonuna güç katan söz konusu protokolle, bir taraftan bilimsel ve teknolojik anlamda üreticimize destek olurken, diğer taraftan da öğrencilerimize AR-GE, tez ve staj çalışmaları için altyapı oluşturmuş olacağız. Veteriner Fakültesi, Ziraat Fakültesi ve Bitkisel Üretim Uygulama ve Araştırma Merkezi sayesinde tarım ve hayvancılık konusunda bölgede önemli ölçüde ilerleme kaydedildi. Akademisyenlerimiz tarafından çiftçilerimize verilen eğitimler ve destekler sayesinde üretimin arttığını ve kayıpların azaldığını görmekteyiz. Bu durum da bizleri halkın hizmetinde olan bir üniversite olarak ziyadesiyle memnun ediyor” ifadelerini kullandı.

  • Atatürk Üniversitesi modern teknikler kullanarak üretim gerçekleştiriyor

    Atatürk Üniversitesi modern teknikler kullanarak üretim gerçekleştiriyor

    Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı birim ziyaretlerine devam ediyor. Çalışmaları yakından takip eden Çomaklı, eksikliklerin hızlı bir şekilde tamamlanması adına yöneticilere ve yüklenici firmaların temsilcilerine çeşitli tavsiyelerde bulunuyor.

    Bu kapsamda Edebiyat ve İletişim Fakültelerinin yeni binaları ile Bowling Salonunda yapılan çalışmaları yerinde inceleyen Rektör Çomaklı ayrıca çiftlik ürünlerinin satış noktasını da ziyaret etti.

    Atatürk Üniversitesinin kendi birimlerinde üretilen ve tamamı organik olan çiftlik ürünlerinin yer aldığı satış noktasında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Çomaklı sağlıklı bir beslenme için, organik tarımın gün geçtikçe önem kazandığını, bölgemizde organik tarımın daha bilinçli yapılabilmesi ve bu konuda eğitimin verilebilmesi için yoğun gayret sarf ettiklerini söyledi.

    Üretimde kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretimi öngören bir anlayışla çalışmaların sürdüğünü belirten Rektör Çomaklı: “Organik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır. Amacımız; ekolojik dengenin sağlanması, her türlü bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretimi ile kullanılacak girdilerin organik tarım metoduna uygun olarak üretilmesi ve bu ürünlerin işlenmesi, çevre ile insan sağlığına zarar vermeyen modern üretim tekniklerini kullanarak üretimin gerçekleştirilmesidir. Bu noktadan hareketle üniversitemizin tarımsal ürünlere yönelik yaptığı çalışmalara ara vermeden devam ederek ülke tarımına desteğimizi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

    Ziyaretlerine devam eden Rektör Çomaklı, ülkemizin en büyük eğitim yerleşkelerinden Edebiyat Fakültesi ile yapımı büyük ölçüde tamamlanan ve bu yıl eğitime yeni binasında devam edecek olan İletişim Fakültesinde incelemelerde bulunarak sınıflarda ve stüdyolarda yapılan çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı.

    Son olarak tadilata giren ve çalışmaların hızla devam ettiği Bowling Salonunu gezen Prof. Dr. Ömer Çomaklı, öğrencilerin eğlenceli vakit geçirebilecekleri bir alan oluşturma ve yaşam merkezleriyle zamanlarını daha verimli kullanmaları adına Bowling Salonunda yenileme çalışmaları gerçekleştirdiklerini vurguladı.

  • Türkiye’nin fabrika baca atığı ile ısıtılan ilk modern serası hizmete açıldı

    Türkiye’nin fabrika baca atığı ile ısıtılan ilk modern serası hizmete açıldı

    Son teknoloji , organik tarım yapımı amacıyla Kale Seramik Fabrikaları bünyesinde Çan ilçesinde kurulan Mavruz sera yapılan tören ile hizmete girdi.

    Kale Grubu tarafından 27 Temmuz 2017 tarihinde temelleri atılan Mavruz Sera eski Başbakanlardan Yıldırım Akbulut, Çanakkale Valisi Orhan Tavlı, Kale Grubu Başkanı (CEO) Zeynep Bodur Okyay, Kale Grubu Teknik Grubu Başkanı Osman Okyay, Çan Kaymakamı Mustafa Gürdal, Çan Belediye Başkanı Bülent Öz, Kale Grubu üst düzey yöneticileri ve Çan halkının katılımıyla düzenlenen tören ile açıldı. Kale Grubu Başkanı Zeynep Bodur Okyay törende yaptığı konuşmada, “Altyapı çalışmalarını tamamladığımız ve bugün yaklaşık 4,5 hektarlık bir alanda faaliyet gösteren Mavruz Tarım’ın açılışını yapmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Bu mutluluğumuzun sebebi yalnızca yeni bir işletmeyi hayata geçirmek değil. Esas mutluluk sebebimiz, bölgemizin zenginliğini koruyarak; yaşadığımız çevreye ve ekosisteme sahip çıkarak yaptığımız işe değer katmak. Aranızda bilenler vardır: Mavruz, Kurucumuz İbrahim Bodur’un doğduğu ve büyüdüğü köy Nevruz’un eski ismi. 1934 yılında ise, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından Farsça’da “yeni gün” anlamına gelen Nevruz ismini almış. Umuyoruz, yeni yatırımımız bölgeye “yeni bir gün” gibi yenilikler ve güzellikler getirir. Gerek sanayi üretimi olsun, gerek tarımsal üretim olsun, üretmeden var olmamız mümkün değil. Bir ülkenin tarım politikalarının, sosyo-ekonomik yapı üzerinde hiç şüphesiz çok büyük etkileri var. Tarım politikaları, kentleşme oranından sanayide istihdam edilen nitelikli çalışan sayısına; ekonominin yapısından ülkenin dış ticaret dengesine kadar birçok denklemde kilit bir rol oynuyor. Malumları olduğu üzere, ülkemizde de geçmişten bu yana çeşitli tarım ve arazi politikaları uygulandı. Tüm bu politikalar sonucunda bugün geldiğimiz noktada ise tarımsal üretim açısından zayıfladığımızı, bir yandan tarım arazilerini ve yerli tohum çeşitliliğini kaybederken diğer yandan tarımda ithalata dayalı bir modele döndük. Gelişmiş ülke örneklerine baktığımızda, tarımın ekonomilerinde büyük bir yere sahip olduğunu görüyoruz. Hepinizin bildiği gibi, Hollanda bunun en iyi örneklerinden bir tanesi. Bizim de doğru modellerle bugün bulunduğumuz noktadan, Anadolu’nun bereketli topraklarının bize sunduğu olanakları daha iyi değerlendirdiğimiz bir yapıya geçmemiz şart. Ünlü bir atasözünde söylendiği gibi, “bu topraklar bize atalarımızdan miras kalmadı, biz onu torunlarımızdan ödünç aldık. Kale Grubu olarak, sürdürülebilirlik kapsamında değerlendirdiğimiz bu yatırım sözünü ettiğim bu hedefe tam olarak hizmet ediyor. Her zaman olduğu gibi, Kurucumuz İbrahim Bodur’un geleneğine sahip çıkıyor ve doğduğumuz topraklara yatırım yapmaya, bölgemizin ve ülkemizin kalkınması için çaba göstermeye devam ediyoruz. Mavruz Tarım’ın bölgesel kalkınmaya, istihdama ve sürdürülebilirliğe katkı sağlamasını arzu ediyoruz. Mavruz Tarım, ülkemizin fabrika bacasından çıkan sıcak su buharıyla ısıtılan, döngüsel üretim anlayışı ile faaliyet gösteren modern bir sera. Fabrika bacasından çıkan ısının yeniden kullanılmasıyla sağladığı enerji tasarrufunun yanı sıra, yüzde 95 kadın çalışan oranı ile bölgede kadın istihdamına da katkı sağlıyor. Önümüzdeki yıllarda bu sayının artmasını ve bölgemize daha fazla değer katmasını temenni ediyoruz. Bölgemizin, ülkemizin ve dünyanın sürdürülebilir bir şekilde büyümesi için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek için çaba göstermekten büyük mutluluk duyuyoruz. Bu vesileyle Mavruz Tarım’ın Grubumuza, bölgemize ve ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum” dedi.

    Mavruz Tarım Genel Müdürü Cengiz Genç, sera hakkında yaptığı bilgilendirmede, “4.4 hektar büyüklüğünde olan ilk faz modern topraksız seranın kış aylarında ihtiyacı olan ısı 4.5 km mesafedeki Çanakkale Seramik fabrikalarının bacalarından elde ediliyor. Fabrika ile arasında kapalı sistem bir jeotermal boru hattı bulunan sera bu yatırım ile üretim maliyetlerinin önemli bir kalemi olan ısıtma sorununu çözmek ile kalmıyor. Aynı zaman da çok önemli bir çevre ve sürdürebilirlik yatırımı yapmış oluyor. Bu anlamda bölgemiz ve Türkiye için önemli bir örnek teşkil etmiş oluyor. Proje aynı zamanda bölge kadınları içinde önemli bir istihdam sağlıyor” dedi.