Etiket: Mirası

  • Hıdırellez, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alındı

    Hıdırellez, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne kaydedildi.

    Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, 2010 yılında Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi’ne ve ardından 2011 yılında Selimiye Camii’nin Dünya Mirası Listesi’ne alınmasından sonra, şimdi de Hıdırellez’in UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi’ne alınmasının Edirne’nin kültürel ve turizm kimliğine büyük değer katacağını kaydetti.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı, Hıdırellez’in UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi’ne kaydedildiğini duyurdu.

    Bakanlıktan yapılan açıklamada, “Türkiye ile Makedonya’nın birlikte hazırlayıp 2016 yılında UNESCO’ya sunduğu ‘Bahar Kutlaması: Hıdırellez’ çok uluslu ortak dosyası, Güney Kore’nin Jeju Adası’nda gerçekleştirilen Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması 12. Hükümetlerarası Komite Toplantısı’nda değerlendirildi ve UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne kaydedildi” denildi.

    Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Hıdırellez’in UNESCO’ya kaydedilmesi için başlattığı çalışmalar sırasında, Edirne Belediyesi’nden Hıdırellez ile ilgili belge ve dokümanları talep ettiğini ve bunu bakanlığa gönderdiklerini dile getirdi. Belediye olarak altında kendi imzasının olduğu bir de niyet mektubu hazırladıklarını belirten Gürkan, “Edirne halkı adına, 2016 yılında Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Hükümetlerarası Komitesi’ne, dünya genelinde toplumlar arasında aynı amaçla, ancak farklı isimlerle kutlanan Hıdırellez’in, çok uluslu bir dosya vasıtasıyla UNESCO listesine alınması konusundaki adaylığını desteklediğimizi ve gerçekleşmesini istediğimizi belirten bir niyet mektubunu göndermiştim. Bu mektup Bakanlık aracılığıyla UNESCO’ya iletilmişti” dedi.

    “Gurur kaynağıdır”

    Uzun zamandır Hıdırellez’in UNESCO listesine girmesini heyecanla beklediklerini ifade eden Recep Gürkan, şöyle dedi: “8300 yıllık tarihe sahip olan Edirne’mizin adını sadece tarihi ile değil aynı zamanda kültürel değerleri ile de tüm dünyaya duyurmaya devam ediyoruz. Her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti Edirne’ye çeken böylesine özel bir değerin UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınması bizim için gurur kaynağıdır. 2010 yılında Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi’ne ve ardından 2011 yılında Selimiye Camii’nin Dünya Mirası Listesi’ne alınmasından sonra, şimdi de Hıdırellez’in UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi’ne alınmasının Edirne’nin kültürel ve turizm kimliğine büyük değer katacak. Emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Bu şehir için gerçekten büyük heyecan duyuyoruz”

  • Dünya Mirası Listesi’ne giren Afrodisias’ın havadan görüntüleri etkiledi

    Türkiye’nin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren 17’nci kültür varlığı olan Afrodisias Antik Kenti’nin havadan çekilen görüntüleri etkiledi.

    2009 yılında UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’ne alınan Aydın’ın Karacasu ilçesindeki Afrodisias Antik Kenti arkeolojik alanı, Polonya’nın Krakow şehrinde gerçekleştirilen UNESCO 41. Dünya Miras Komitesi toplantısında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi. Afrodisias Türkiye’den listeye giren 17’nci, Aydın’dan ise ilk kültürel değer oldu.

    UNESCO Türkiye’nin sitesinde Aphrodisias Antik Kenti’nin “Yunan-Roma dönemi mimari ve kent özelliklerini çok iyi yansıtan bir yerleşim yeri” olduğu belirtiliyor. Kentteki Afrodit Tapınağı milattan önce 3. yüzyıla, kent ise bir yüzyıl sonraya dayanıyor. Bölge, Afrodisias Arkeolojik Kenti ve kentin kuzeyindeki mermer ocaklarından oluşuyor. Zenginliği ise mermer ocaklarından geliyor.

    UNESCO Türkiye’nin sitesinde kentin özelliklerinden en önemlisinin “varlık alanı içinde bulunan ocaklardan çıkartılan mermerden yerel okullarca işlenen heykeltıraşlık eserlerinin yayıldığı, Akdeniz havzasında bıraktığı derin kültürel etki” olduğu kaydediliyor. Afrodisias Arkeolojik Kenti’nde tapınaklar, bir tiyatro, bir toplanma yeri ve iki hamam bulunuyor.

    Eski Yunan ve Roma dönemlerine ait en görkemli antik kentlerden biri olan Afrodisias, tarihte kentin en önemli tanrıçası olan Afrodit Tapınağı ile ünlü. M.Ö. 2. yüzyıldan M.S. 6. yüzyıla kadar görkemini korumuş olan kentin kesintisiz olarak bu kadar uzun yerleşim görmüş olması, antik dönemde pek çok önemli gelişmeye tanıklık etmesi açısından da önem taşıyor.

  • Kadınların alınmadığı Japon adası UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde

    Japonya’da kadınların girmesine izin verilmeyen Okinanoşima adası Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alındı.

    Japonya’nın güneybatısındaki Kyushu adası ile Kore Yarımadasına yer alan Okinanoşima adasına dini amaçlarla yalnızca erkekler alınıyor. Kadınların alınmadığı ada Birleşmiş Milletler Eğitim, bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alındı. Yaklaşık 700 metrekare büyüklüğündeki ada, Polonya’nın Krakow kentinde düzenlenen yıllık zirve toplantısında Dünya Mirası statüsüne kavuştu. Adanın listeye alınmasının ardından listede Japon kültür ve tabiat alanların sayısı 21’e yükseldi. Ada, Dünya Kültür Mirası Listesine girse dahi kadınların adaya giremeyeceği ifade ediliyor.

    Kadınların girmesine izin verilmeye adaya, 1904-1905 yıllarında Rus-Japon savasında hayatını kaybeden denizcileri onurlandırmak için her yıl 37 Mayıs’ta 200 kadar erkeğin girişine izin veriliyor. Adaya girişine izin verilen erkekler, soyunup arınma ayinine katılmak zorunda. Ziyaretçilerin adadan herhangi bir şey alması ya da adada neler yaşandığını anlatması yasak.

  • Salman: “Yürüyen Köşk UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girecek”

    Yalova Belediye Başkanı Vefa Salman, “Yürüyen Köşk eninde sonunda Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girecek” dedi.

    Yürüyen Köşk’ün UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne kabul edilmesi için çalışmalar yeniden başladı. UNESCO’ya yapılan müraacatı değerlendiren Belediye Başkanı Vefa Salman, “Yürüyen Köşk’ü önce Yalovalılara tanıtmamız gerekiyor. Yalovalı olup da hala görmeyen var. Ben misafirlerimin turunu öncelikle Yürüyen Köşk’ten başlatıyorum. Orada yeni düzenleme yaptık. Yolunu tamamen yeniledik, ışıklandırmasını yaptık. Kafeterya şu anda bitmek üzere. Elimde Yürüyen Köşk’ün tanıtımıyla ilgili ne kadar imkan varsa, onu hayata geçirebilmek için elimden geleni yapıyorum. UNESCO Dünya Kültürel Mirası’na girmesi bunlardan bir tanesiydi. Geçen sene geç kalındığı söylendi, başvurduk, olmadı. Bu sene bir çalışma daha yaptık. Bu sefer bazı ayaklarının oluşmadığı gelen yazıda ifade edildi. Ama bizde vazgeçmek yok. Daha ısrarcı olmamız gerekiyor. Belki daha çok çalışmamız gerekiyor. Onun arkasında kulis faaliyeti de yapmamız gerekecek. 20 yılda UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmeyi başarmış örnekleri var Türkiye’de. Biz bundan vazgeçmeyeceğiz. Önümüzdeki sene tekrar başvuracağız ve dosyayı daha çok bilgiyle donatacağız” dedi.

    “Eninde sonunda Yürüyen Köşk Dünya Kültürel Mirasına girecek”

    Köşk’ün UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne kabul edilmese de adının organize edilen çeşitli programlarda geçirilmesine özen gösterdiklerini belirten Başkan Salman, “Sağolsun Türkiye Jokey Kulübü beni bu konuda kırmadı. Yarış takvimine aldı. Yürüyen Köşk koşusunun geçen sene ilki koşuldu. Bu sene 12 Kasım’da ikincisi koşulacak. Ben elimden ne gelirse yaptım, yapacağım ve yapmaya devam edeceğim. Benim Yürüyen Köşk’le ilgili yapacaklarım belediye başkanlığımla da sınırlı değil. Ben Yalovalı bir insan olarak, burada yetişmiş, buranın ekmeğini yemiş, suyunu içmiş, havasını solumuş bir insan olarak Yalova’ya çok şey borçluyum. İnanıyorum eninde sonunda Yürüyen Köşk Dünya Kültürel Mirasına girecek, çünkü bana göre çok şey ifade ediyor” dedi.

    Yürüyen Köşk’te yapılan nikahlar hakkında da bilgi veren Salman, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biraz gereksiz abartıldı. Ben orada az miktarda nikaha izin veriyorum. Yürüyen Köşk; sünnet olacak çocukların, nişanlanacak çiftlerin, evlenecek çiftlerin fotoğraf çekim cazibe merkezi haline geldi. Öyle güzel ki Cumartesi-Pazar 7-8 tane gelin oluyor. Bu da keyifli bir olay. Verdiğimiz nikahlardan para kazanmıyoruz. Bir ücret talep etmiyoruz. Hatra binaen sembolik olarak veriyoruz. O da zaten belirli bir sayıda oluyor. Köşke en ufak şekilde zarar verecek bir olaya önce ben izin vermem. Orada 400 yaşındaki çınar ağacı önemli olan. Korumaya devam edeceğiz” dedi.

  • (Özel haber)Osmanlı mirası Mahyalar Ramazan’a hazır

    Ramazan ayı için İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü Elektrik ve Mahya Atölyesi’nde son hazırlıkları tamamlanan mahyalar, İstanbul’un tarihi camilerine asılmayı bekliyor.

    Osmanlı Hükümdarı Sultan 1.Ahmed zamanından bu yana bir gelenek haline dönüşen Mahya Ustalığı her yıl Ramazan ayında ve dini günlerde cami minarelerini süslüyor. Özlü sözler ve hadisler ile derin mesajlar veren mahya’ların yapımı ise bir hayli meşakkatli. Yıllara direnen ve yeni ustaların çok fazla yetişmediği mahyacılar ise Ramazan ayına doğru yoğun mesai harcıyor. Taksim’de bulunan İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü 50 metrekarelik atölyesinde Kahraman Yıldız ve ekibi Aziz Tosyalı, Ramazan Kızılkaya da Selatin Cami’lerine mahya yapıyor. Din işleri yüksek kurulu tarafından yapılması belirlenen sözler, camilerin büyüklüğüne göre ve günün anlamına göre hazırlığı yapılıyor.

    Mahya geleneğini anlatan 62 yaşındaki Mahya Ustası Yıldız, “Mahya 2 minare arasında açılan yazılardır. Osmanlı sanatıdır. İlk, kandillerle uygulanarak Sultanahmet Camisine asılmıştı. O günden ferman buyuran padişah sSelatin camilerin mahya asılmasını uygun görmüştür. Dini günlerde hadisli yazılar asılıyor. Osmanlı’nın bir döneminde de 15’in de yazı diğer 15 günde ise resim şekilde mahyalar asılmıştır. Bu iş yıllarca yürümüş ilk zeytinyağı kullanılarak yazılar yanmış. Her cami de ayrı mahyacı ve istihkak çıkarmış. Bunlarda Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından karşılanıyor. Hali hazırda Vakıflar Genel Müdürlüğünde bu işlem devam ediyor” dedi.

    Osmanlı döneminde yetişen ustanın öğrencileri

    Mahya mesleğinin ağırlıklı olarak İstanbul’da olduğunu ve kendi ustasının da Hacı Ali Ceyhan olduğunu ifade eden Yıldız, “ Ustamız 2 padişahı görmüş Osmanlı döneminde. Cumhuriyet döneminde de elektrik gelmesi ile teknisyenlerden destek alarak yağ kandilinden bu sistemi elektrik sistemine çevirmiş. Klasik mahyayı yapan sadece biz varız İstanbul’da” diye konuştu.

    “Ortalama 200-250 ampul kullanıyor”

    Ortalama olarak 250’ye kadar ampul kullandıklarını söyleyen Yıldız, “ Minarelere halat atıyoruz. Sonrasında yazımızı yazıp asıyoruz. İlk yazılarımızı atölyede yazıyoruz. İkinci yazılarımızı minarede takımları toplayarak duyların yerini değiştirerek ikinci yazıyı oluşturuyoruz. O da bir gün sürüyor. Yazının büyüklüğüne göre 200- 250 ampul kullanıyoruz” şeklinde konuşuyor.

    “Mahya işi, beceri, sabır ve ahlak istiyor”

    Mahya ustalığının, inceliklerini aktaran Usta Yıldız ustalığın devamının gelmediğini gençlerin meslek ile ilgilenmediğini kaydederek, “ Mahya işini, beceri sabır ve ahlak istiyor. Fırtına da kar, yağmur ve yazında güneşte çalışmak gerekiyor. Biz bu mesleğe 1975’ten bu yana ara vermeden devam ettik. Mahya işi de artık benimsendi. Mahya Ramazan ayının bir simgesi oldu. Gençler biraz rahat iş istiyor. Cefa istemiyor, toz toprak istemiyor. Aslında bu iş bir sanat ve büyük bir sanattır. Allah ömür verdikçe bu işi devam ettireceğim. 400 yıldır bu sanat ölmemiş bundan sonrada bu sanatın devam etmesini istiyorum. 2010 yılında İstanbul kültür başkenti olayında bir jüri kurulmuştu. Jüride ben de vardım. Led mahya ile ilgili bir konu var. Bu sisteme bende karşı geldim bu çok farlı bir şey yani hazır sistem. Ama bizim sanatımız el sanatına giriyor birer birer işlemek gerekiyor sanatı. Yürüyen bir yazı değil bizimkisi klasik bir yazı, bakıldığında mesajı alıyorsunuz” diye konuştu. Hazırlıklarını tamamlanan mahyalar tarihi camilere asılmayı bekliyor.